Resul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in M. 622’de hicretiyle kurduğu Hilâfet
Devleti ümmetin bağrında kök salarak asırlarca varlığını korudu. Toplumda
fikrin yükselip inhitata uğramasına bağlı olarak İslâm Devleti de yükselip
geriledi. Kitap ve Sünnet’e bağlı kalınıp kalınmaması oranında güçlendi veya
zayıfladı. Her şeye rağmen İslâm’ı bağrına basan halkları asırlarca hayır ve
rahmetle yönetti ve onları korudu.
Ancak dünyanın
kuruluşundan beri süre gelen karanlık ve aydınlığın, nur ve zulmetin mücadelesi
devam ede durdu. Nitekim Hilâfet Devleti’nin varlığını sürdürdüğü takriben bir
buçuk milenyum zarfında bu mücadelenin nur ve aydınlık tarafını teşkil ettiğine
tarih şahittir. Tarih, aynı zamanda Hilâfet Devleti’nin ortadan kaldırıldığı
günden beri insanlığın gün yüzü görmediğine de şahittir.
Batı’nın İslâm âlemine
yönelik komplo ve entrikaları bitmek bilmedi. Ancak bütün plan ve tezgâhlar, Hilâfet’in
kaim ve Halifenin varlığı sayesinde en az zararla püskürtüldü.
Batı; Hilâfet’i ilga
etmeden İslâm Ümmeti’ni parçalayıp sömüremeyeceğini anlamıştı. Bu nedenle bütün
planlarını bunun üzerine kurdu. Ancak dışarıdan gerçekleştireceği fikrî
saldırılarla amacına ulaşamayacağını da anlamıştı. Bu nedenle Müslüman
evlatlarından bazılarını Batı düşüncesine inandırmaları gerekiyordu.
İşte yıl 1889 idi. Askeri Tıbbiye Mektebi'nde İttihad-ı
Osmanî Cemiyeti adlı gizli bir örgüt kurdurdular. Daha sonra İttihat ve
Terakki Cemiyeti adını alacak olan ve Masonik bir yapılanmaya giden örgüt, aynı
devirde kurulmuş irili ufaklı diğer pek çok örgütle birleşerek Osmanlı
coğrafyasının en güçlü teşkilatı haline geldi.
Batı değer yargılarının ve
Batı hadaratının İslâm âlemine egemen kılınmasıyla kalkınmanın gerçekleşip
adaletin sağlanacağına inandırılan bir avuç Müslüman evladı kendi amentülerine,
medeniyet köklerine, hayat tarzlarına ve bunların hepsini koruyup kollayan Hilâfet’e
kastetmişlerdi. Zaman zaman ülkenin yönetiminde
inisiyatif sahibi olan örgüt Halife Abdulhamid’i tahtan indirebilmiş, ülkeyi
maceradan maceraya sürüklemiştir.
Nihayet I. Dünya Savaşı’na
sokarak Batılı devletler tarafından paylaşılmasına zemin hazırlamıştır. Neticede Hilâfet ilga edilerek İslâm âlemine
vurulabilecek en büyük darbe indirilmiştir. Batı; İttihat ve Terakki üzerinden İslâm
coğrafyasını dizayn ederek pilot bölge olarak seçtiği Anadolu topraklarını laik
ve ulus temelinde kurduğu Cumhuriyetle bu coğrafyada yaşayan halkların arasında
ötekileştirme, ayrışma ve bölünmeyi tetikledi.
İşte laik ulusçu bir
örgütün Batı ile iş tutarak sürdürdüğü gizli faaliyetlerin İslâm Ümmeti’ni
getirdiği son nokta: Elli üç küsur
devletçiğe bölünmüş ve her birinin başına birer işbirlikçinin atandığı bir coğrafyaya
dönüşen İslâm ülkesi!
Bir asra yakın bir
zamandır Hilâfetsiz /kalkansız savrulup duran ümmetin yeniden Allah’ın ipine
sarılmaya azmettiği şu günlerde çok yönlü komplo ve tezgâhlarla yolu kesilmek
istenmektedir.
İşte bu tezgâhlardan
birisi de kırk yılı aşkın bir zamandır dış güçler tarafından palazlanan PKK
oluşumudur.
PKK
( Partiya Karkerên Kurdistanê /Kürdistan İşçi Partisi ) Marksist-Leninist ideoloji temelinde 1974
yılında Abdullah Öcalan tarafından kurulmuştur.
Söz konusu örgüt amacını;
Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı ve Kürdistan olarak anılan, Türkiye'nin
doğu ve güneydoğusu, Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin
kuzeydoğusu ve İran'ın kuzeybatısındaki bölgede, bağımsız sosyalist bir Kürt devleti kurmak
olarak belirlemiştir.
PKK ve benzeri
yapılanmaların ortaya çıkmasını hazırlayan sebeplerin başında bu coğrafyada
halka rağmen Türk ulusu ekseninde ihdas edilen laik demokratik rejim
gelmektedir. Nitekim bu yeni rejim ile başlayan Şeyh Said, Koçgiri, Ağrı
Dağı ve Dersim gibi isyanları bertaraf etmek için Takrir-i Sükun kanunu ile
kurulan İstiklal
Mahkemeleri devreye sokularak pek çok insan vatan hainliği ile
suçlanarak idam edilmiştir. Diğer taraftan 1980 darbesinin oluşturduğu
Diyarbakır Cezaevi şartlarının da PKK’nın varlığını pekiştiren bir unsur olduğu
açıktır.
Rejim, kendi varlığını
pekiştirmek için aradığı düşmanı bulduğuna sevinirken Avrupa ve ABD terör
örgütü olarak ilan ettikleri PKK’yı dönemsel olarak desteklemeye devam ettiler.
Nitekim 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle gelişen olaylar, Saddam’ın
cezalandırılması, Şii isyanı ve ardından başlayan Kürt isyanı ve Kürtlerin
Saddam’dan korunması adına kurulan Çekiç Güç de PKK örgütüne lojistik destek
sağlamakta bir beis görmemiştir. Ayrıca Kuzey Irak’ın uçuşa yasak bölge ilan
edilmesi de PKK’nin işini kolaylaştırmıştır.
Avrupa siyasi sığınmacı
olarak kendisine gelen PKK mensuplarına kapılarını açmakla yetinmemiş ayrıca
onların Kürtçülük bağlamında sürdürdükleri siyasi, kültürel ve sosyal
faaliyetlerine arka çıkmıştır. Bu hareketin laik temeller üzere kurulu olması
ve İslâm coğrafyasını zayıflatan etkin bir faktör olması Avrupa’nın dikkatinden
kaçmamıştır. Bu hareket üzerinden İslâm coğrafyasına müdahil olabileceğini
hesaplamıştır. Öyle ki; bu açıdan ABD ile aralarında bir rekabet ve çatışma
bile söz konusu olmuştur. Nitekim son evrede Amerika PKK kartını Avrupa’nın
elinden almıştır. Şahinler diye addedilen Avrupacı örgüt mensupları çözüm
süreci aşamasında tasfiye edilmiş, direnenler faili meçhul suikastlarla
bertaraf edilmişlerdir.
Diğer taraftan İslâm
dünyasında sömürgeci devletlere ve onların yerli işbirlikçilerine karşı biriken
öfkenin patlamasıyla başlayan Arap Baharı, İslâm yıldızının parlamasına neden
oldu. Tunus, Libya, Mısır, Suriye derken Müslümanların dinlerine olan güvenleri
yenilendi. Hilâfet talebi bütün İslâm ümmetinde yankılandı. Râşidî Hilâfet
Devleti’ni yeniden kurmak için yarım asırdır fikrî ve siyasi faaliyet gösteren
Hizb-u Tahrir’i ümmet bağrına bastı. İslâmî Yönetim talepleri kuvvet buldu.
Özellikle Suriye Devrimi büyük sömürgeci güçlerin hesaplarını tehlikeye soktu.
Avrupa, ABD, Rusya ve dahi İran’ın bölge üzerindeki politikaları deşifre oldu.
Bu bağlamda PKK terör
örgütünü sadece Türkiye üzerinde etkili bir hareket olarak görmek yanlıştır.
Nitekim şimdilerde koalisyon güçlerinin ön açmasıyla Kuzey Irak ve Suriye’de
oldukça etkili olmaktadır. Laik, etnik ve bölücü bir terör örgütü olarak dış
güçlerin bölgedeki eli kolu olmuş durumdadır.
İşte tam da bu günler için
palazlanan PKK, Hilâfet’in ikame
edilmesini engelleyecek veya geciktirecek bir faktör olarak devreye
sokulmuştur. Kürt halkının Hilâfet’in yeniden ikamesine sağlayacağı katkıyı
bertaraf edecek bir unsur olarak önü açılmıştır. Bulunduğu yerlerde koalisyon
uçaklarıyla önü temizlenerek alan hâkimiyeti kazanması sağlanmaktadır. Türk
ulusçuluğu ve laisizm üzerinden kurulanan İttihat
ve Terakki Hilâfet’in ilga edilmesinde kullanılmıştı. Kürt ulusçuluğu ve
laisizm üzerinden kurgulanan PKK ise Hilâfet’in yeniden kurulmasını
engelleyecek bir unsur olarak kullanılmaktadır.
Kürdüyle Türküyle ve
Arabıyla İslâm Ümmeti Hilâfet çağrılarına kulak verdikçe bu nevi ırkçı örgütler
muhatap bulmakta zorlanacaktır.
Geçek şu ki Hilâfet gibi
birleştirici ve bütünleştirici evrensel bir düşünce dışında hiçbir fikir Kürt
halkını bu girdaptan kurtaramayacaktır. Laik, vatancı, ulusalcı rejim partilerinin
bu saatten sonra Kürt halkına vereceği hiçbir şey kalmamıştır. Sair kardeş
halklar gibi Kürt halkının da kurtuluşu Hilâfet’in ikamesiyle gerçekleşecektir.
Şehid Şeyh Said Rahimehullah’ın hemşerileri olan Kürt halkının İslâm’dan
daha aziz davaları olmamıştır.
Gerçek şu ki; İslâm davası
Hilâfet’in ikamesiyle kemale erecek ve onu ikame eden halklara izzet ve şeref
bahşedecektir.
Müslüman Kürt halkının bu
şereften mahrum yaşayabileceğini hayal bile edemiyorum!
Allah Celle Celâlehû şöyle buyurdu:
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ
وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ
قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا
حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ
آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
“Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın;
parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize
düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti
sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında
iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki
doğru yolu bulasınız.” (Âli İmran Suresi 103)


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış