İLMİ İLE ÂMİL BİR TALEBE MÜCAHİD İBNİ TEYMİYE

Mustafa Küçük

18. yüzyıla kadar mesleki eğitim olması gerektiği gibi iş yerinde, işbaşında yaparak yaşayarak alınırdı. İslâm toplumunda da durum aynıydı. Ahilik teşkilatı vb. günümüzün deyimiyle sivil toplum teşkilatları meslek ve sanata hazırlama ve meslek ve sanat edindirme faaliyetini yürütürlerdi. Kendi içinde geliştirdikleri mekanizmalarla işin ahlak, terbiye ve edep boyutuna göz kulak olurlardı.

Çocuk medrese öncesi eğitimini çoğu kez ailesinden alırdı. Medrese çağına gelmiş ve eğer mesleğe değil de fıkıh, Kur’an, hadis, tefsir, tarih, mantık, hendese, aritmetik, kimya vb. hayata dair ilimler tahsil edecekse çevresinde bu nevi ilimlerin verildiği bireysel ve kurumsal merkezlere yönelirdi. Bu söz konusu bireysel ve kurumsal çevreler İslâm toplumunda her zaman bolca bulunmuşlardır. Örgün eğitim kurumları çağdaş deyimiyle okullar eğitim-öğretim faaliyetini belli düşünme kalıpları üzerinden yürüttüğü için bugün daha yeni yeni zararları keşfedilmeye başlanmıştır. Kaldı ki; ülkenin doğru yönetilip siyaset edilmesi eğitim ve öğretim faaliyetinin gidişatını doğrudan etkilemiştir.

İşte bu makalede belli bir döneme karşılık gelse de İbn Teymiye’nin hayatı üzerinden İslâm tarihinde eğitim-öğretim faaliyetleri, yetiştirdiği insan unsuru üzerindeki etkileri ve doğurduğu sonuçlarını harmanlamış olacağım. Ayrıca İslâm’ın gölgesinde yetişen bir âlimin içinde yaşadığı toplumla, yönetimle ve hayatla ne kadar içi içe olduğuna şahit olacağız.

İbn Teymiye’nin doğup büyüdüğü ve mücadele ettiği atmosferi daha iyi anlayabilmek adına 65 yıllık ömrünü tükettiği dönemde siyasi egemenliğin seyrine kısaca bir göz atmak gerekir. Nitekim Şeyh Rahimehullah’ın doğumundan 13 yıl önce Mısır ve Biladüşşam’a Memlüklüler egemen olmuştu. Moğolları kesin bir şekilde yenilgiye uğratan Sultan Seyfüddin Kutuz’un ardından Rükneddin Baybars devlet idaresini eline aldı. O da Moğollara ve Haçlılara karşı arka arkaya zaferler kazan­dı.

İbn Teymiye doğduğunda Mısır ve Biladüşşam’a Baybars idaresi hâkim idi. Baybars öldüğünde İbn Teymiye 15 yaşını doldurmuş bir genç idi. Baybars’ın 18 yıllık hâkimiyetinin ardından Mısır ve Biladüşşam yönetimi sekiz kez el değiştirdi. Diğer bir ifade ile hicri 644 yılın­dan 709 yılına kadar 15 yıl zarfında Mısır devlet idaresine 8 sultan egemen oldu. Bu süre zarfında Mısır, Biladüşşam ve Hicaz bölgesine güçlü bir şekilde egemen olan yegâne sultan Mansur Seyfeddin Kalavun oldu.

Hicri 709 yılında Mansur Kalavun'un oğlu ve İbn Teymiye’nin muassırı Melik Nasır Muhammed b. Kalavun devlet idaresini ele aldı.[1]

İbn Teymiye’nin tam adı Ebu'l-Abbas Takıyyuddîn Ahmed bin Abdülhalîm bin Mecdüddîn bin Abdüsselâm bin Teymiye’dir. İbn-i Teymiye H. 661 / M. 1263 de Harran’da doğmuştur.  H. 728  / M. 1328’de Şam’da vefat etmiştir. 

İbn Teymiye Rahimehullah Kuzey Irak’ın Moğol­ların istilasına uğradığı, memleketi Harran’nın da bu istilaya maruz kaldığı, pek çok aile gibi ailesinin de Moğolların zulmün­den kurtulmak için Şam’a doğru yola çıktığı, her tarafın Moğolların dehşet izlerini taşıdığı bir dönemde büyüdü.

Daha çocuk iken Moğol istilası yüzünden ailesiyle birlikte göç ettiklerinde Şam’ı şerif bilim ve kültür açısından çok önemli bir merkez idi. Çağdaşı olan âlimler dedesi Mecduddin için mutlak müctehid olduğunu kaydetmektedirler. Aynı şekilde babasının da büyük bir âlim olduğu ve Şam’a gelir gelmez Sükkerriyye Mederesesi’nde müderrislik yapmaya başladığı ve İbn Teymiye’nin ilk eğitimini burada aldığı bilinmektedir.

İbn Teymiye ailesi tarafından küçük yaşlardan itibaren bilinçli bir şekilde mesleki eğitimden ziyade ilim tahsil etmeye yönlendirilmiştir. Talebesi İbn Abdulhadi hocasının Şam’da iki yüzden fazla âlimin dersine katıldığını ve bunların arasında çok büyük âlimlerin mevcut olduğunu kaydeder. 

İbn Teymiye Kur'an tahsili ile ilme başlamış, özellikle Kur’an’ı ezberlemiş ve daha sonra hadis ilmine yönelmiştir. Aynı zamanda Arap dili ve edebiyatı konusunda müstesna bir seviyeye erişmiş, Arap tarihiyle de yakından ilgilenmiştir. Dahası Sibeveyh'in Arapça grameri ile ilgili ortaya koyduğu eşsiz eserinin bazı hatalarını tespit ederek Arap diline ne denli hâkim olduğunu ispatlamıştır. Yaptığı tenkitler baz alındığında felsefe ve mantık ilimleriyle ilgi de araştırmalar yaptığı anlaşılmaktadır. Henüz 21 yaşındayken babası vefat ettiğinde babasının ders verdiği halakaya hocalık yapmış olması dirayet ve yetkinliğini ortaya koymaktadır.

Kendisine ait şu ifadeler ihlasına ve ileride başaracağı büyük icraatların habercisidir:  "Bir ayeti yüz kadar tefsirden mütalaa eder, sonra Allah'tan anlayış ister ve şöyle dua ederdim ‘Ey Adem'e ve İbrahim'e öğreten Allah’ım bana da öğret.’ Bazen de tenha bir mescide giderdim. Toprağa yüzümü sürer ve Allah'a şöyle dua ederdim: ‘Ey İbrahim'e ilim veren Allah’ım! Bana de ince anlayış ve ilim ver."

İbn-i Teymiye Rahimehullah fakih ve muhaddis olmakla birlikte itikadi konularda da görüşler serdetmiştir. Nitekim yaşadığı dönemlerde yaygınlık kazanmış olan sufiliğe karşı isim vermeden genel manada eleştirilerde bulunmuştur. Bu konuda bazı risaleler telif ederek halkın beklentilerini karşılamıştır. Nitekim itikadi konularda akli, felsefe ve mantıki yorumlardan kaçınmış ve böylece ortaya koyduğu düşüncelerin Eş'ariyye mezhebine ters düşmesine rağmen bunları beyan etmekten çekinmemiştir. Eş'ariyye mezhebine bağlı olan idarecilerin ve halkın büyük tepkisini göğüslemeyi de bilmiştir.

İbn Teymiye Rahimehullah üretim araçları ve hayat araç gereçlerinin değişmesiyle ortaya çıkan yeni problemlerin çözümsüz kaldığı, batıl inanç fraksiyonlarının cirit attığı, tasavvuf ve tarikatların göz boyama ve sihirbazlık gibi dalavereci gösterilere kadar düştüğü ve halkın mugalataya kurban gittiği bir dönemde Kitap ve Sünnet’i, ilim ve irfanı, lügat, fıkıh, hadis, tefsir ve tarihi gerçek manada özümsemiş bir âlim olarak içinden çıktığı topluma rahmet olmuştur.

Diğer taraftan Moğol istilasına karşı aktif tavır alması, halkı savaşa katılmaya çağırması O’nu çağdaşı olan birçok âlimden farklı kılmıştır. Hayata müdahil olan ve suya sabuna dokunan bir kişiliğe sahip olması hasebiyle seveni ve düşmanı çok olan mücahit âlim kimliğini ona kazandırmıştır.

İbn Teymiye’nin yetiştiği ortam ve yaptığı tahsil ona yönetim otoritesinin gücünden kokmayan, onlara bağlılık gösterenlerin çokluğundan etkilenmeyen, yanlışlarını tenkit ve demagojilerini deşifre edebilen bir kişilik kazandırmıştı. Nitekim İslâm toplumunda meydana gelen fikrî donukluğu ateşlemiş, zamanına kadar gelen müktesebata saygı duymakla beraber mezheplerin oluşturduğu blokajı aşarak içtihat mekanizmasını faal hâle getirmiştir.

Mesela; Şeyh Rahimehullah’ın yaşadığı dönemde Mısır Vahdet-i Vücûd düşüncesinin merkezlerinden biri idi. İbn Teymiye ise vaaz ve irşadında bu inancı kesin bir şekilde reddediyordu. Bunun üzerine Mısır’ın ünlü tarikat şeyhi İbn Atâullah el-İskenderî İbn Teymiye’yi resmen şikâyet eder. Adliyede dava açıla­rak mesele görüşülürken İbn Teymiye bu davaya bizzat katılarak kendini savunur ve mahkemeyi ikna eder. Arkasından Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem dahil Allah’tan başka hiçbir kimse­den yardım dilenemeyeceğine dair görüşleri yaydığı suçlaması yapılır. Onun bu düşüncesine katılan dönemim âlimleri de ona destek olur. Hapse atılmaya delil bulunamayınca Şam’a göç etmesi istenir. Lakin göç ettiği aynı gün geri getirildiğinde ortalık yatışsın diye kendi isteğiyle hapishaneye girmeyi kabul eder. Bir süre sonra Salihiye Medresesi’nin fakih ve kadıları yaptıkları bir toplantıda görüş bir­liği ile aldıkları bir kararla İbn Teymiye’yi serbest bırakırlar. Böylece halkın ona olan ilgi ve sevgisi bir kat daha artar.

İbn Teymiye’nin kendisini Moğollarla savaşmaya ikna ettiği Nasır Muhammed b. Kalavun İbn Teymiye’nin faziletini ve samimiyetini görmüştü. Ne var ki sultan kendisini huzursuz eden birtakım siyasi ne­denlerden dolayı Hicri 708’de saltanattan çekilmeyi tercih eder. Böylece siyasi rakibi olan Rükneddin Baybars Câşengir’in Mısır’ın sultanı olmasının önündeki engel kalkmış olur. İbn Teymiye’nin çağdaşı Şeyh Nasır el-Müncebâ ise yeni sultanın has adamı idi. İbn Teymiye’nin yaydığı düşünceler Şeyh Nasr el-Müncebâ’nın anlayışlarına açıkça aykırı düşmekteydi. Yani siyasi ve fikrî ortam İbn Teymiye’nin aleyhine dönmüş oluyordu.

Çok geçmeden İbn Teymiye’nin aleyhine resmî karar çıkarıldı. Bu kararda İskenderiye’ye sürülmesine ve gözaltında tutul­masına hükmedilmişti. Karar Hicri 709. Safer ayında uygulanmaya konuldu. Bu kararla Şeyh Rahimehullah’ın İskenderiye’deki fanatik tasavvufçular tarafından bir faili meçhule kurban gitmesi amaçlanmıştı.

Şey Rahimehullah orada da emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker görevine devam eder. Kitap ve Sünnet’en istinbat ettiği görüşlerle halkı irşat eder. Beklenenin aksine Şeyh Rahimehullah İskenderiye’de de çok sevilir. Nitekim kardeşi ve aynı zamanda hapishane arkadaşı olan Şerefüddin İbn Teymiye Şamlılar için yazdığı bir mektup­ta şöyle diyor: “İskenderiye halkı muhterem kardeşime büyük ilgi gösterdi. Onların kalbinde ona karşı büyük bir saygı var. O her zaman müminlerin gözlerini aydınlatan ve düşmanlara darbe olan Kitap ve Sünnet’i yayma işi ile uğraşmaktadır. Şeyhe saygı ve sevgi, halk ve müminlerin gönlünde yerleşmiştir. Hâkim, kadı, fıkıhçı, müftü ve şeyhler topluluğu şöyle dursun, her şeyden habersiz cahillerden başka herkes onun etrafında toplandı ve ona güven duyan bir toplu­luk oluşturdular. Onun sözlerini beğenmekteler, onun verdiği emirleri yerine getirmekteler.[2]

11 ay gibi kısa bir süre sonra Muhammed b. Kalavun tekrar yönetimi ele geçirince Şeyh Rahimehullah yeniden Kahire’ye davet edilir. Kendisi için muhteşem bir karşılama meresimi tertip edilir.

Merasim sona erince Nasır Muhammed b. Kalavun zimmilerin ek bir ödeme karşılığında beyaz sarık giymelerine izin veren kanunun yürürlükte kalması konusunda İbn Teymiye’den fetva isteyince salona büyük bir sessizlik hâkim olur. Şey Rahimehullah büyük bir öfke ve hiddetle bunun derhal son bulmasını ister. Nitekim sultan söz konusu uygulamaya son verir.

Yeni yönetim nezdinde kadir ve kıymeti iyi takdir edilen İbn Teymiye bunu fırsat bilerek asla düşmanlarından intikam almaya tenezzül etmemiştir. Melik Nasır b. Kalavun,  Rükneddin Câşengîr zamanında Melik Nasır ve taraftarları hakkında ölüm fetvalarını verenlerin öldürülmesi ile ilgili İbn Teymiye’den fetva isteyince o bunu şiddetle bunu reddeder. Af yolunu seçmesi konusunda onu ikna eder.

İbn Teymiye’nin Mısır’daki en müzmin muhalifi Mâliki mezhebi kadısı İbn Mahlûf  şu itiraflarda bulunur: “İbn Teymiye gibi anlayışlı, iyi niyetli birini tanımadım. Zira biz saltanatı, devleti onun aleyhine çevirdik ve kışkırttık. Fakat o söz sahibi olup fırsat eline geçince intikam almadı. Bizi tamamen affetti. Bununla da kalmadı bizi savundu.[3]

Tıpkı bunun gibi tasavvufçular tarafından bir çapulcu güruhu kışkırtılarak Şey Rahimehullah’a saldırılmaları tertiplendi. İbn Teymiye tartaklanır ve dövülür. Bunun üzerine mahalle halkı bunu yapan çapulculardan intikam almak ister. Lakin İmam Rahimehullah buna izin vermez. Hakkını onlara helal ettiğini beyan eder.

İbn Teymiye’nin esas ağırlık verdiği konu kuşkusuz İslâm fıkhı idi. İbn Teymiye ailece Hanbelî mezhebine bağlı olmasına rağmen şöyle diyordu: "Hadis sahih ise o benim mezhebimdir." Nitekim onun müçtehitliği konusunda dönemin çoğu âlimleri ittifak etmiştir. Nitekim bazen meşhur dört fıkhi mezhebin görüşlerinden farklı içtihatları da oluyordu. O Rahimehullah bunları açıklamakta tereddüt etmezdi. Bu saf ve temiz karakteri idareciler kaldıramadı. İbn Teymiye birkaç aylığına Şam kalesine hapsedip serbest bırakıldı. Ancak muhalif gruplar boş durmadı. Eski bir fetvasını güncelleyerek idare ile aralarını açmakta başarılı oldular ve tekrar hapsedildi. Ancak bu daha önce yaşadığı hapis süreçlerinden daha acımasızdı. Şeyh’in hapishanede okuyup yazmasına da engel olundu. Böylece imam, müçtehit ve mücahit İbn Teymiye Rahimehullah geride maalesef çoğu zamanımıza ulaşmayan 300 eser bırakarak ümmetin hayırlı bir evladı olarak 1328'de hapsedildiği Şam-ı Şerif zindanında yakalandığı bir hastalık sonucunda ruhunu Rahman’a teslim etti.

En meşhur eseri, Münteka’l-Ahbâr isimli kitabıdır. Ayrıca Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e dil uzatanlara karşılık Essârimül Meslûl Alâ Şâtimirresûl (Peygambere Sövene Yalın­kılıç Hücum) risalesini kaleme almıştır.



[1] el-Bidâye ve'n-Nihâye, c.13, s.276

[2] el-Bidâye ve’n-Nihâye, c.14, s.50

[3] Ebu’l-Hasan En-Nedevi, İslâm Önderleri Tarihi


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz