Tarih boyunca
yeryüzünde iki tür medeniyet ortaya çıkmıştır. Birincisi vahyin gölgesinde
yaşamını sürdüren toplumların ortaya koyduğu medeniyet, diğeri ise putperest
toplumların oluşturduğu medeniyettir.
Bugün Batı diye
addedilen medeniyet; tahrif edilmiş Hristiyanlık ve kadim putperest
medeniyetlerin iç içe geçmesiyle ortaya çıkan medeniyettir. Bir ayağının
Protestan akılın diğer ayağının tanrıdan ateşi çalan Prometheus felsefesinin
teşkil ettiği, Yaratıcıyı ve doğayı kendine rakip gören kutsal insan düşüncesi
üzerine kuruludur. Bu melez düşüncenin temelinde, insan, hayat ve kâinatı güya
yine insan adına kontrol altına alma anlayışı yatmaktadır. Nihai hedefi insan,
hayat ve kâinata hükmetmektir. Dini motifler onu putperest bir medeniyet
olmaktan kurtaramamıştır. Bu yüzden geçmişteki putperest medeniyetlerin bütün
karakteristik özelilerini üzerinde taşımaktadır. Dayandığı kadim putperest
medeniyetler gibi günümüz Batı medeniyeti de fikrî, kültürel, ahlaki, sosyal ve
ekonomik kalkınmayı gerçekleştirememiş, hayata dair sorunlara çare olamamış,
insanlığı huzur ve refaha erdirememiştir.
Bu düşünce insanı yaratıcı
yerine konumlandırarak kutsarken, gerçekte onu esfeli safiline yuvarlamıştır.
Huzuru Rabbine itaatte bulan insanı ters taraftan kuşatarak ebedi azaba sürüklemiştir.
Tarih bu iblisçe düşüncenin insanı sürüklediği felaketlerle doludur. Sair beşerî
kaynaklar yanı sıra ilahi kitaplar bu zulüm, savaş, yıkım, talan, açlık,
hastalık, altüst oluş, tufan vb. felaketleri anlatan sahifelerle doludur. Allah
Azîmü’ş Şan Kerim olan
Kitabı’nda şöyle buyurmaktadır:
[ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ
وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي
عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ] “İnsanların kendi işledikleri kötülükler sebebiyle karada
ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı
kötü sonuçlarını dünyada onlara tattıracaktır.”[1]
Çağlar boyu suret
değiştiren bu dünya görüşü bugün kapitalizm olarak insanlığı esir almıştır.
Düşünmeyi unutturduğu insana, kontrol altına aldığı itibari sermeye ile
hükmetmektedir. Nitekim laik düşünceyle insanı yaratıcısından koparan kapitalizm,
türlü özgürlüklerle onu baştan çıkarıp âdeta hayvandan daha aşağı bir seviyeye
düşürmüştür. Demokrasi ile de toplumu bir bütün olarak sermeye sahiplerinin
kontrolü altına sokmuştur. Toplumları kalkındırarak yaşatmak yerine düşünme
kabiliyetinden yoksun birer yığın hâline getirmiştir.
Allah Celle Celâlehû’nun salgın hastalıkları
Batı medeniyeti mensuplarına bir uyarı ve azap İslâm âlemine bir rahmet kıldığından
şüphe yoktur.[2]
Covid 19 salgını da böyledir. Geçek şu ki bu küresel salgın karşısında da Batı medeniyeti
bütün karakteristik özelliklerini sergilemiştir. Tarih boyunca sergilediği aynı
reflekslerle hareket etmiştir. Böylece şeytanca taktığı o insancıl maskesi
düşmüş, yüzündeki makyaj yukardan aşağıya akmıştır.
Bu salgının
putperest kadim bir inancın çağdaş materyalist bir felsefe ile harmanlanarak
ortaya çıkan Çin komünizminin hüküm sürdüğü bir coğrafyada ortaya çıkması
tesadüf değildir. Zira yaşam tarzları ve beslenme kültürleri bu salgına neden
olmuştur. Çin hükümeti hayat felsefesi doğrultusunda ekonomik çıkarlarını
önceleyerek insanlığı tehlikeye atmaktan geri durmamış, salgının dünyaya
yayılmasına zemin hazırlamıştır. Nitekim Wuhan kentinde bir hastanede görevli
Dr. Ai Fen’in bu konuda verdiği röportaj, koronavirüs salgınının dünyaya
geç ilan edilmesinin altında Çin’in ekonomik kaygılarının olduğunu ele
vermiştir.[3]
AB ülkeleri de aynı
refleksleri sergilemiştir. Bir müddet D.S.Ö’nün salgının üssü olarak ilan
ettiği İtalya, İspanya, Fransa, Almanya ve diğer AB ülkelerinin normal
şartlarda bile halkına insanca yaşama koşullarını sağlamadığı, yeteri boyutta
bir sağlık alt yapısı ve ekipmanına sahip olamadığı ortaya çıkmıştır. Kitle
imha silahlarını üretmekte yarışan bu ülkeler virüsle baş edememiş, zaten
yeterli olmayan sağlık personeline bile önleyici tıbbi malzeme sağlayamamış
böylece yüzlerce hastane personeli ve doktorun ölümüne neden olmuştur. Nitekim
Fransa’da bazı doktorlar bu nedenle Sağlık Genel Müdürü’ne dava açmıştır.[4]
Buna rağmen AB ülkeleri
evrensel çapta çatırdayan kapitalizmi kendi ulusal sınırları içinde kurtarma
çabasına düşerek ikinci kez halklarının hayatlarını hiçe saymışlardır. Sıkı
karantina vb. önlemleri almayarak salgının yayılmasına neden olmuşlardır. “Virüsten
sonra dünya eskisi gibi olmayacaktır…Salgın, gemisini kurtaranın kaptan olduğu,
virüsün sınır tanımadığı ama ülkelerin sınırlarından çıkmadığı bir ortamın ne
olduğunu gösterdi bize. Siyasal mesafeler sosyal mesafelerden daha uzun.”[5] diye
çaresizliği dile getiren Amerika’nın beyin takımından H. Kissinger’ı haklı
çıkarmışlardır. Salgını önlemek yerine ekonomik sistemlerini ayakta tutmak için
gemisini kurtaran kaptan mantığıyla hareket etmeye başlamışlardır. Kocaman AB küçücük
bir virüs testinden geçer not alamamıştır. Salgınla mücadele etmek için ortak
bir fon kurma düşüncesinde bile birliktelik oluşturmaktan aciz kalmışlardır.
Dahası, AB Komisyonu Başkanı U. Leyen: “Avrupa bilinmeyen bir düşman ve
benzersiz bir krizle beklenmedik bir sırada karşı karşıya kaldı. Avrupa için
bir Marshall Planı’na ihtiyaç vardır.”[6]
diye itirafta bulunmuştur. İmdada çağırdıkları ABD, Almanya ve Fransa'nın
maskelerine el koyarken, Fransa da İtalya'nın maskelerini müsadere etmiş,
İtalya Tunus'un tıbbi alkol gemisine, Çekya ise İtalya'nın maskelerine el
koymuştur. Küresel kapitalizmin uzantısı Türkiye’de devlet ricali, kapitalist
yönetimin mahalli kurucusu şahsı kutsama adına Anıtkabir’e çıkarak pandemi
yasalarını çiğnemiş, halkın sağlığını hiçe saymışlardır.
Batı medeniyetinin
bayraktarı ve kapitalizmin başoyuncusu konumundaki ABD’nin sergilediği tutum
daha karakteristiktir. Böylesi küresel bir salgın dünyayı kasıp kavururken
kendisinden beklenen evrensel vizyonu icra etmek bir yana, kendine yetmekte
bile aciz kalmıştır. Bu yazının yazıldığı sırada salgının üssü olma şerefini AB’den
almış olan ABD, dünyayı kendine güldürmeye devam etmektedir. Koronavirüs vaka
sayısının bir milyonu, ölü sayısının 64 bini aştığı ülkede son bir gün içinde
873 kişi Koronavirüsü nedeniyle hayatını kaybetmiştir.[7] Bu duruma rağmen Başkan Tump kapitalizmin
çatırdadığını görmekte ve hayatın bir an önce normale dönmesini kuvvetle talep
etmektedir. Hastalara çamaşır suyu enjekte etme pahasına olsa dahi bunu
istemektedir. Bunu sağlamak için sosyal izolasyonu protesto eden birtakım
gönüllü grupları dahi harekete geçirmiştir. Çünkü koronavirüs salgını
kapitalizmi can evinden vurmuştur. Halkı eve hapseden virüs, üretimi durma
noktasına getirirken hizmet sektörünü çökertmiş, petrol piyasasını altüst
ederek sanal ekonomi balonunu patlatmıştır. Kapitalizmin oyun kurucusu ABD
paniklemiş ve halkın canı pahasına sistemi ayakta tutmak için sosyal izolasyonu
savsaklamıştır. Sıra dışı vaka sayısı ve ölüm oranları Başkan Trump’ın umurunda
olmamıştır. Bu da vaka ve ölü sayısını artırarak panik durumunu tetikleyen bir
kısır döngüye dönüşmüştür. 21. yüzyılda Batı medeniyetinin bir numaralı
sömürgeci kâfir devleti ABD’nin de halkına bile henüz adil, eşit ve insana
yakışır bir sağlık hizmetini vermekten aciz olduğu ortaya çıkmıştır. Âlemlerin
Rabbi’nin kodladığı covid 19’dan en büyük darbeyi yiyen ABD bu kriz karşısında
aciz kalarak halkını ceset ceset toplu mezarlara gömmektedir. Çin ile siyasi
gerginlik çıkararak çaresizliğini örtmeye çalışırken, aynı zamanda Çin’in
kapitalizmin çöküşünü hızlandıracak reflekslere başvurup vurmayacağı konusunda
endişe içinde olduğunu gizleyememektedir.
Krizleri göğüslemede
maddi güçten ziyade işin sosyo-psikolojik hazırlığı önemlidir. Yani toplum
bireyleri sahih bir ideolojiye sahip ise ve insanlar arası ilişkiler doğru bir
nizamla düzenlenmiş ise böyle kriz anlarında ve sonrasında yönetimin işini
kolaylaştırır. Zira böyle bir durumda bireyler arası güven ve bireylerin
yönetim ve yöneticilere güveni tamdır. Bu güven yöneticilerin elini
güçlendirir. Daha rahat hareket etmelerini sağlar. Çözüm için daha radikal
kararlar alma konusunda cesaretlendirir.
Ne var ki Batı medeniyeti,
tarihin hiçbir döneminde bu kıvamı yakalayamamıştır. Zira yönettiği toplumun
zihin yapısını bozuk bir ideoloji ile dejenere edip bireyler ve hatta kurumlar
arası ilişkileri bozuk bir nizamla düzenlemiştir. Bu yüzden aynı potada
erimeyen toplum, sınıflardan oluşan bir yapı arz etmektedir. Liberal düşünce ve
hayat tarzı ile toplum atomize edilmiştir. Bireyler âdeta pimi çekilmiş birer
el bombası, serseri ve doyumsuz bir vaziyettedirler. Manevi varlıkları olmayan
bu bireylerin bir de açlık, hastalık, savaş ve kriz gibi durumlarla fiziki
varlıkları tehdit altına girmesi hâlinde hiçbir kuvvet onları kaos çıkarmaktan
alıkoyamaz. Nitekim liberal bir hayata alışmış olan bu toplumlar salgın baş
gösterdiğinde marketlere saldırmış toplumsal sorumluluk duygusuyla hareket
etmemişlerdir. Aile kurumunun yok hükmünde olduğu ABD ve Avrupa’da ev kültürü
de mevcut olmadığından hastalığın önünü almak mümkün olmamıştır.
Evet, bugün dünyada
küresel ölçekte egemen olan sözüm ona büyük Batı medeniyeti sosyo-psikolojik
açıdan da çaresiz kalmıştır. Çünkü ne bireysel ne ailevi ne de toplumsal
boyutta insanoğluna böylesi krizlere karşı mukavemet gösterecek bir donanım
kazandırmamıştır. İnsanlık bu küçücük virüs karşısında sahipsiz, korumasız bir
başına kalmıştır. Bu hayati tehlikeye karşı direnecek ne bireysel donanımı ne
sığınacak bir ailesi ne de kendisini koruyacak bir yönetim nizamı vardır. Kaldı
ki insanlığın bu çaresizliği gerçekte Batı medeniyetinin çaresizliğidir.
Aslında Batı
medeniyeti hep aciz idi. Ne var ki türlü entrikalarla acizliğini kamufle
edebilmekteydi. Bugün bu küçük virüs bu imkânı ellerinden almıştır. Artık
acizliğini gizleyememektedirler. Kralın çıplak olduğunu haykıran o masum çocuk
gibi bu küçücük virüs Batı medeniyetinin üzerindeki kamuflaj giysiyi paramparça
ederek gerçek yüzünü âleme ifşa etmiştir. Hilâfet’in ilgasıyla dünyadan el
çektirilen İslâm medeniyetinden bugüne değin, insanlığa hiçbir katkı
sağlamadığı ayan beyan ortaya çıkmıştır.
Yüksek teknolojiye,
dev silah sanayisine, yıkıcı nükleer silahlara sahip olmayı, putperest
kapitalizmin simgesi yüksek binalar dikmeyi, denizlerde dev savaş filolarını
gezdirmeyi, medeniyetin ölçüsü olarak gören Batı zihniyeti insanı değil gücü
merkeze almıştır. Uluslararası şirketlerle yer altı ve yer üstü kaynakları
kontrol etmeyi, güce dayalı para politikasıyla sanal bir ekonomik hegemonya
kurmayı, terörü finanse ederek savaş çıkartıp ülkeler işgal etmeyi
kalkınmışlığın ölçüsü olarak gören Batı felsefesi insanı yaşatmayı değil onu
kontrol altına almayı amaçlamıştır. Ancak insan hayatının her şeyin üzerinde
olduğu dersini veren bu küçücük virüs, bir tokat gibi Batı’nın yüzüne inmiştir.
Sahih bir fikirle yönetilmediği zaman nasıl ölüm olup yağdığını bütün
bariyerlerini nasıl yerle bir ettiğini göstermiştir.
Sonuç olarak;
çaresizlik Batı’nın zihin kodlarının içinde saklıdır. Batı çare olmak bir yana
küresel felaketlere davetiye çıkaran bir medeniyettir. Bu yüzden küresel insani
buhranlara, krizlere, salgınlara çare olacak kabiliyette değildir. Hep
sorun üreten bir bataklık olmuştur. İlim ve teknoloji ilerleye dursun, o,
bunlar üzerinden kendini yeniden konumlandırarak beşeriyeti yıkım, bela ve
musibetlere sürüklemeye devam etmiştir. Bir zamanlar monarşi, teokrasi,
oligarşi yönetim biçimleriyle beşeriyeti kırıp geçirirken bugün demokrasi
yönetimi ile de aynı yönde ilerlemeye devam etmektedir.
Kısacası “Kraliyet
Tacı” anlamına gelen covid sillesi ansızın insanlığın suratına inmiştir. Geçek
şu ki; insanlığın bu salgın karşısındaki çaresizliğinin kaynağı Batı
medeniyetinin mutasyona uğramış şekli olan kapitalizmdir. Unutmayalım ki asıl
küresel salgın, çatırtısını duyduğumuz demokrasidir. Koronavirüsün oluşturduğu
bu sıra dışı imkânları bir fırsata çevirmek mümkündür. Er ya da geç elbette koronavirüsten
kurtulacağız. Ancak eğer insanlığı tehdit eden bütün virüslerin kaynağı
kapitalizmden ve onun siyasi hakimiyet tarzı olan demokrasiden kurtulmadığımız
sürece insanlık güven, refah ve huzura ermeyecektir.
Bu küresel salgının
oluşturduğu zemin [وَتِلْكَ
الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِۚ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَٓاءَۜ] “…İşte Biz galibiyet ve hakimiyet
dönemlerini Hakkı tutan veya batıla uyan toplumlar arasında imtihan gereği
döndürüp dururuz…”[8] şeklindeki
Allah Azîmü’ş Şan’ın
hitabının bir tecellisi olarak önümüzde durmaktadır. II. Küresel Râşidî Hilâfet’i
kurarak bu fırsatı köklü bir inkılapla taçlandırmak neden olmasın!
[وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا
اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ] “Zalimler, nasıl bir inkılabla devrileceklerini pek yakında
bileceklerdir.”[9]
[1]
Rum Suresi 41
[2]
Buhârî, Tıb 31
[3]
NTV HABER / 12.03.2020
[4]
Cumhuriyet / 19.03.2020
[5]
Wall Street Jurnal / 06.04.2020
[6]
Anadolu Ajans / 05.04.2020
[7]
NTV HABER / 27.04.2020
[8]
Âl-i İmran Suresi 140
[9]
Şuara Suresi 227


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış