BÜYÜK(!) BATI MEDENİYETİNİN KÜÇÜK VİRÜS KARŞISINDAKİ ÇARESİZLİĞİ

Mustafa Küçük

Tarih boyunca yeryüzünde iki tür medeniyet ortaya çıkmıştır. Birincisi vahyin gölgesinde yaşamını sürdüren toplumların ortaya koyduğu medeniyet, diğeri ise putperest toplumların oluşturduğu medeniyettir.

Bugün Batı diye addedilen medeniyet; tahrif edilmiş Hristiyanlık ve kadim putperest medeniyetlerin iç içe geçmesiyle ortaya çıkan medeniyettir. Bir ayağının Protestan akılın diğer ayağının tanrıdan ateşi çalan Prometheus felsefesinin teşkil ettiği, Yaratıcıyı ve doğayı kendine rakip gören kutsal insan düşüncesi üzerine kuruludur. Bu melez düşüncenin temelinde, insan, hayat ve kâinatı güya yine insan adına kontrol altına alma anlayışı yatmaktadır. Nihai hedefi insan, hayat ve kâinata hükmetmektir. Dini motifler onu putperest bir medeniyet olmaktan kurtaramamıştır. Bu yüzden geçmişteki putperest medeniyetlerin bütün karakteristik özelilerini üzerinde taşımaktadır. Dayandığı kadim putperest medeniyetler gibi günümüz Batı medeniyeti de fikrî, kültürel, ahlaki, sosyal ve ekonomik kalkınmayı gerçekleştirememiş, hayata dair sorunlara çare olamamış, insanlığı huzur ve refaha erdirememiştir.

Bu düşünce insanı yaratıcı yerine konumlandırarak kutsarken, gerçekte onu esfeli safiline yuvarlamıştır. Huzuru Rabbine itaatte bulan insanı ters taraftan kuşatarak ebedi azaba sürüklemiştir. Tarih bu iblisçe düşüncenin insanı sürüklediği felaketlerle doludur. Sair beşerî kaynaklar yanı sıra ilahi kitaplar bu zulüm, savaş, yıkım, talan, açlık, hastalık, altüst oluş, tufan vb. felaketleri anlatan sahifelerle doludur. Allah Azîmü’ş Şan Kerim olan Kitabı’nda şöyle buyurmaktadır:

[ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ] “İnsanların kendi işledikleri kötülükler sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını dünyada onlara tattıracaktır.”[1]

Çağlar boyu suret değiştiren bu dünya görüşü bugün kapitalizm olarak insanlığı esir almıştır. Düşünmeyi unutturduğu insana, kontrol altına aldığı itibari sermeye ile hükmetmektedir. Nitekim laik düşünceyle insanı yaratıcısından koparan kapitalizm, türlü özgürlüklerle onu baştan çıkarıp âdeta hayvandan daha aşağı bir seviyeye düşürmüştür. Demokrasi ile de toplumu bir bütün olarak sermeye sahiplerinin kontrolü altına sokmuştur. Toplumları kalkındırarak yaşatmak yerine düşünme kabiliyetinden yoksun birer yığın hâline getirmiştir.

Allah Celle Celâlehû’nun salgın hastalıkları Batı medeniyeti mensuplarına bir uyarı ve azap İslâm âlemine bir rahmet kıldığından şüphe yoktur.[2] Covid 19 salgını da böyledir. Geçek şu ki bu küresel salgın karşısında da Batı medeniyeti bütün karakteristik özelliklerini sergilemiştir. Tarih boyunca sergilediği aynı reflekslerle hareket etmiştir. Böylece şeytanca taktığı o insancıl maskesi düşmüş, yüzündeki makyaj yukardan aşağıya akmıştır.

Bu salgının putperest kadim bir inancın çağdaş materyalist bir felsefe ile harmanlanarak ortaya çıkan Çin komünizminin hüküm sürdüğü bir coğrafyada ortaya çıkması tesadüf değildir. Zira yaşam tarzları ve beslenme kültürleri bu salgına neden olmuştur. Çin hükümeti hayat felsefesi doğrultusunda ekonomik çıkarlarını önceleyerek insanlığı tehlikeye atmaktan geri durmamış, salgının dünyaya yayılmasına zemin hazırlamıştır. Nitekim Wuhan kentinde bir hastanede görevli Dr. Ai Fen’in bu konuda verdiği röportaj, koronavirüs salgınının dünyaya geç ilan edilmesinin altında Çin’in ekonomik kaygılarının olduğunu ele vermiştir.[3]

AB ülkeleri de aynı refleksleri sergilemiştir. Bir müddet D.S.Ö’nün salgının üssü olarak ilan ettiği İtalya, İspanya, Fransa, Almanya ve diğer AB ülkelerinin normal şartlarda bile halkına insanca yaşama koşullarını sağlamadığı, yeteri boyutta bir sağlık alt yapısı ve ekipmanına sahip olamadığı ortaya çıkmıştır. Kitle imha silahlarını üretmekte yarışan bu ülkeler virüsle baş edememiş, zaten yeterli olmayan sağlık personeline bile önleyici tıbbi malzeme sağlayamamış böylece yüzlerce hastane personeli ve doktorun ölümüne neden olmuştur. Nitekim Fransa’da bazı doktorlar bu nedenle Sağlık Genel Müdürü’ne dava açmıştır.[4]

Buna rağmen AB ülkeleri evrensel çapta çatırdayan kapitalizmi kendi ulusal sınırları içinde kurtarma çabasına düşerek ikinci kez halklarının hayatlarını hiçe saymışlardır. Sıkı karantina vb. önlemleri almayarak salgının yayılmasına neden olmuşlardır. “Virüsten sonra dünya eskisi gibi olmayacaktır…Salgın, gemisini kurtaranın kaptan olduğu, virüsün sınır tanımadığı ama ülkelerin sınırlarından çıkmadığı bir ortamın ne olduğunu gösterdi bize. Siyasal mesafeler sosyal mesafelerden daha uzun.”[5] diye çaresizliği dile getiren Amerika’nın beyin takımından H. Kissinger’ı haklı çıkarmışlardır. Salgını önlemek yerine ekonomik sistemlerini ayakta tutmak için gemisini kurtaran kaptan mantığıyla hareket etmeye başlamışlardır. Kocaman AB küçücük bir virüs testinden geçer not alamamıştır. Salgınla mücadele etmek için ortak bir fon kurma düşüncesinde bile birliktelik oluşturmaktan aciz kalmışlardır. Dahası, AB Komisyonu Başkanı U. Leyen: “Avrupa bilinmeyen bir düşman ve benzersiz bir krizle beklenmedik bir sırada karşı karşıya kaldı. Avrupa için bir Marshall Planı’na ihtiyaç vardır.”[6] diye itirafta bulunmuştur. İmdada çağırdıkları ABD, Almanya ve Fransa'nın maskelerine el koyarken, Fransa da İtalya'nın maskelerini müsadere etmiş, İtalya Tunus'un tıbbi alkol gemisine, Çekya ise İtalya'nın maskelerine el koymuştur. Küresel kapitalizmin uzantısı Türkiye’de devlet ricali, kapitalist yönetimin mahalli kurucusu şahsı kutsama adına Anıtkabir’e çıkarak pandemi yasalarını çiğnemiş, halkın sağlığını hiçe saymışlardır.

Batı medeniyetinin bayraktarı ve kapitalizmin başoyuncusu konumundaki ABD’nin sergilediği tutum daha karakteristiktir. Böylesi küresel bir salgın dünyayı kasıp kavururken kendisinden beklenen evrensel vizyonu icra etmek bir yana, kendine yetmekte bile aciz kalmıştır. Bu yazının yazıldığı sırada salgının üssü olma şerefini AB’den almış olan ABD, dünyayı kendine güldürmeye devam etmektedir. Koronavirüs vaka sayısının bir milyonu, ölü sayısının 64 bini aştığı ülkede son bir gün içinde 873 kişi Koronavirüsü nedeniyle hayatını kaybetmiştir.[7]  Bu duruma rağmen Başkan Tump kapitalizmin çatırdadığını görmekte ve hayatın bir an önce normale dönmesini kuvvetle talep etmektedir. Hastalara çamaşır suyu enjekte etme pahasına olsa dahi bunu istemektedir. Bunu sağlamak için sosyal izolasyonu protesto eden birtakım gönüllü grupları dahi harekete geçirmiştir. Çünkü koronavirüs salgını kapitalizmi can evinden vurmuştur. Halkı eve hapseden virüs, üretimi durma noktasına getirirken hizmet sektörünü çökertmiş, petrol piyasasını altüst ederek sanal ekonomi balonunu patlatmıştır. Kapitalizmin oyun kurucusu ABD paniklemiş ve halkın canı pahasına sistemi ayakta tutmak için sosyal izolasyonu savsaklamıştır. Sıra dışı vaka sayısı ve ölüm oranları Başkan Trump’ın umurunda olmamıştır. Bu da vaka ve ölü sayısını artırarak panik durumunu tetikleyen bir kısır döngüye dönüşmüştür. 21. yüzyılda Batı medeniyetinin bir numaralı sömürgeci kâfir devleti ABD’nin de halkına bile henüz adil, eşit ve insana yakışır bir sağlık hizmetini vermekten aciz olduğu ortaya çıkmıştır. Âlemlerin Rabbi’nin kodladığı covid 19’dan en büyük darbeyi yiyen ABD bu kriz karşısında aciz kalarak halkını ceset ceset toplu mezarlara gömmektedir. Çin ile siyasi gerginlik çıkararak çaresizliğini örtmeye çalışırken, aynı zamanda Çin’in kapitalizmin çöküşünü hızlandıracak reflekslere başvurup vurmayacağı konusunda endişe içinde olduğunu gizleyememektedir.

Krizleri göğüslemede maddi güçten ziyade işin sosyo-psikolojik hazırlığı önemlidir. Yani toplum bireyleri sahih bir ideolojiye sahip ise ve insanlar arası ilişkiler doğru bir nizamla düzenlenmiş ise böyle kriz anlarında ve sonrasında yönetimin işini kolaylaştırır. Zira böyle bir durumda bireyler arası güven ve bireylerin yönetim ve yöneticilere güveni tamdır. Bu güven yöneticilerin elini güçlendirir. Daha rahat hareket etmelerini sağlar. Çözüm için daha radikal kararlar alma konusunda cesaretlendirir.

Ne var ki Batı medeniyeti, tarihin hiçbir döneminde bu kıvamı yakalayamamıştır. Zira yönettiği toplumun zihin yapısını bozuk bir ideoloji ile dejenere edip bireyler ve hatta kurumlar arası ilişkileri bozuk bir nizamla düzenlemiştir. Bu yüzden aynı potada erimeyen toplum, sınıflardan oluşan bir yapı arz etmektedir. Liberal düşünce ve hayat tarzı ile toplum atomize edilmiştir. Bireyler âdeta pimi çekilmiş birer el bombası, serseri ve doyumsuz bir vaziyettedirler. Manevi varlıkları olmayan bu bireylerin bir de açlık, hastalık, savaş ve kriz gibi durumlarla fiziki varlıkları tehdit altına girmesi hâlinde hiçbir kuvvet onları kaos çıkarmaktan alıkoyamaz. Nitekim liberal bir hayata alışmış olan bu toplumlar salgın baş gösterdiğinde marketlere saldırmış toplumsal sorumluluk duygusuyla hareket etmemişlerdir. Aile kurumunun yok hükmünde olduğu ABD ve Avrupa’da ev kültürü de mevcut olmadığından hastalığın önünü almak mümkün olmamıştır.

Evet, bugün dünyada küresel ölçekte egemen olan sözüm ona büyük Batı medeniyeti sosyo-psikolojik açıdan da çaresiz kalmıştır. Çünkü ne bireysel ne ailevi ne de toplumsal boyutta insanoğluna böylesi krizlere karşı mukavemet gösterecek bir donanım kazandırmamıştır. İnsanlık bu küçücük virüs karşısında sahipsiz, korumasız bir başına kalmıştır. Bu hayati tehlikeye karşı direnecek ne bireysel donanımı ne sığınacak bir ailesi ne de kendisini koruyacak bir yönetim nizamı vardır. Kaldı ki insanlığın bu çaresizliği gerçekte Batı medeniyetinin çaresizliğidir. 

Aslında Batı medeniyeti hep aciz idi. Ne var ki türlü entrikalarla acizliğini kamufle edebilmekteydi. Bugün bu küçük virüs bu imkânı ellerinden almıştır. Artık acizliğini gizleyememektedirler. Kralın çıplak olduğunu haykıran o masum çocuk gibi bu küçücük virüs Batı medeniyetinin üzerindeki kamuflaj giysiyi paramparça ederek gerçek yüzünü âleme ifşa etmiştir. Hilâfet’in ilgasıyla dünyadan el çektirilen İslâm medeniyetinden bugüne değin, insanlığa hiçbir katkı sağlamadığı ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Yüksek teknolojiye, dev silah sanayisine, yıkıcı nükleer silahlara sahip olmayı, putperest kapitalizmin simgesi yüksek binalar dikmeyi, denizlerde dev savaş filolarını gezdirmeyi, medeniyetin ölçüsü olarak gören Batı zihniyeti insanı değil gücü merkeze almıştır. Uluslararası şirketlerle yer altı ve yer üstü kaynakları kontrol etmeyi, güce dayalı para politikasıyla sanal bir ekonomik hegemonya kurmayı, terörü finanse ederek savaş çıkartıp ülkeler işgal etmeyi kalkınmışlığın ölçüsü olarak gören Batı felsefesi insanı yaşatmayı değil onu kontrol altına almayı amaçlamıştır. Ancak insan hayatının her şeyin üzerinde olduğu dersini veren bu küçücük virüs, bir tokat gibi Batı’nın yüzüne inmiştir. Sahih bir fikirle yönetilmediği zaman nasıl ölüm olup yağdığını bütün bariyerlerini nasıl yerle bir ettiğini göstermiştir. 

Sonuç olarak; çaresizlik Batı’nın zihin kodlarının içinde saklıdır. Batı çare olmak bir yana küresel felaketlere davetiye çıkaran bir medeniyettir. Bu yüzden küresel insani buhranlara, krizlere, salgınlara çare olacak kabiliyette değildir. Hep sorun üreten bir bataklık olmuştur. İlim ve teknoloji ilerleye dursun, o, bunlar üzerinden kendini yeniden konumlandırarak beşeriyeti yıkım, bela ve musibetlere sürüklemeye devam etmiştir. Bir zamanlar monarşi, teokrasi, oligarşi yönetim biçimleriyle beşeriyeti kırıp geçirirken bugün demokrasi yönetimi ile de aynı yönde ilerlemeye devam etmektedir.

Kısacası “Kraliyet Tacı” anlamına gelen covid sillesi ansızın insanlığın suratına inmiştir. Geçek şu ki; insanlığın bu salgın karşısındaki çaresizliğinin kaynağı Batı medeniyetinin mutasyona uğramış şekli olan kapitalizmdir. Unutmayalım ki asıl küresel salgın, çatırtısını duyduğumuz demokrasidir. Koronavirüsün oluşturduğu bu sıra dışı imkânları bir fırsata çevirmek mümkündür. Er ya da geç elbette koronavirüsten kurtulacağız. Ancak eğer insanlığı tehdit eden bütün virüslerin kaynağı kapitalizmden ve onun siyasi hakimiyet tarzı olan demokrasiden kurtulmadığımız sürece insanlık güven, refah ve huzura ermeyecektir.

Bu küresel salgının oluşturduğu zemin [وَتِلْكَ الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِۚ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَٓاءَۜ] “…İşte Biz galibiyet ve hakimiyet dönemlerini Hakkı tutan veya batıla uyan toplumlar arasında imtihan gereği döndürüp dururuz…”[8] şeklindeki Allah Azîmü’ş Şan’ın hitabının bir tecellisi olarak önümüzde durmaktadır. II. Küresel Râşidî Hilâfet’i kurarak bu fırsatı köklü bir inkılapla taçlandırmak neden olmasın! 

[وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ] “Zalimler, nasıl bir inkılabla devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.”[9]



[1] Rum Suresi 41

[2] Buhârî, Tıb 31

[3] NTV HABER /  12.03.2020

[4] Cumhuriyet / 19.03.2020

[5] Wall Street Jurnal / 06.04.2020

[6] Anadolu Ajans / 05.04.2020

[7] NTV HABER / 27.04.2020

[8] Âl-i İmran Suresi 140

[9] Şuara Suresi 227


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz