TARİHİN TEKERRÜRÜ İÇİN DÜNYA HİLÂFET’E MUHTAÇTIR

Mustafa Küçük

وَقُلْنَا اهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ “…Kiminiz kiminize düşman olarak inin!..”1 emir ve fermanıyla başlayan hayat süreci, tarihî seyri içinde günümüze gelene dek binlerce alt üst oluşlara şahitlik yapmıştır.

Âlemlerin Rabbi her şeye egemen iradesiyle hayat denen bir süreç başlatmış, bu süreç beraberinde bir mücadelenin fitilini ateşlemişti. Bu mücadele, kıyamete kadar devam edecek olan hayat sürecini yönetme mücadelesiydi. Bu mücadeleyi esas anlamlı kılan Allah Celle Celâlehû’nun ta ezelden takdir ettiği şu hüküm idi: وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “…Allah inkârcılara, inananlar üzerine egemen olma fırsatını vermeyecektir.”2 Bu hüküm, aynı zamanda inananlara kâfirlerin egemenliği altında yaşamayı haram kılmaktaydı.

Bu mücadelenin yasaları sünnetullah olarak ifadesini bulmuştu. Buna bağlı olarak hayat sürecini ya rahmani veya şeytani güçler yönetecekti. Daha açık bir ifade ile hayata ya rabbani yasalar veya yasa karakterine bürünen nefsanî arzular hâkim olacaktı. İşte, düşmanlığın ve ilan edilen mücadelenin, savaşın nedeni bu idi. Annemiz Havva ile birlikte babamız Âdem Aleyhimu’s Selam, cennetten kovulmalarına neden olan İblis ve avenesiyle bunun mücadelesini vermek için dünya sahasına inmişlerdi.  

Böylece bir yasa ve amaç doğrultusunda Allah’ın insanlar arasında döndürüp dolaştırdığı zafer günleri, inananları imtihandan imtihana vura vura arındırıp durdu. Nice rasuller, nebiler, âlimler, önderler, komutanlar ve sıradan müminler bu imtihan sürecine müdahil olarak sabikunlar ve mukarrabunlardan olma şerefine nail oldular.

Âdem Aleyhi’s Selam, Allah’ın yeryüzündeki ilk halifesi olarak on sahifelik bir ilahi hayat rehberi ile yönetti. Onun yönetimine rağmen yıkıcılığın kolaylığına sığınan Kabil gibi iblis aveneleri kan döküp fesat çıkarmaya yol bulabildiler. 

Ardından Nuh Aleyhi’s Selam şeytani ve nefsani güçlere karşı bin yıllık çetin bir mücadeleye girişti. Şeytan ve taraftarları az sayıda mümin hariç bütün dünyayı ele geçirmişlerdi. Allah Azze ve Celle’nin kader kalemiyle levh-i mahfuza كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي “Ben ve peygamberlerim elbette galip geleceğiz!”3 diye yazdığı yasa hükmünü icra etti ve İblis’in aveneleri tufana boğduruldu.

Allah’ın ağır imtihanlarla kadrini kıymetini yücelttiği İbrahim Aleyhi’s Selam, İblis ile iş tutan asrın zalimi Nemrut ile ve onun putperest halkıyla dillere destan bir mücadele içine girdi. Öyle ki; Allah Celle Celâlehû şu sözünden dolayı O’nu ve beraberindeki inananları kendisinden sonra gelen müminlere örnek gösterecekti: إِنَّا بُرَاء مِنكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاء أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir, demişlerdi.”4

İlahlık iddiasında bulunan Nemrut’un, bir sivrisineğe yenik düşerek hayata egemen olma iddiasının koca bir yalan olduğu ortaya çıkmıştı. İbrahim Aleyhi’s Selam’a inen nur ve rahmet yasaları ve onların gölgesinde şekillenen örf ve âdet günümüze kadar kadir kıymetini korudu. Öyle ki bugün bile insanlar İbrahim Aleyhi’s Selam’a intisap etmekte yarışmaktadırlar. Nemrut zalim olarak tescillenirken İbrahim Aleyhi’s Selam Halilullah olarak dünyaya nam saldı. 

Bu ihtiyar gezegen azim sahibi peygamberlerden biri olan Hz. Musa Aleyhi’s Selam’ın Firavun ile giriştiği hayatı yönetme mücadelesine de sahne oldu. Mısır halkını fırka fırka ayıran Firavun hayata egemen olma iddiasını bilfiil sürdürmekteydi. Ta ki Musa Aleyhi’s Selam karşısına dikildi. Firavun أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى “Ben sizin en büyük rabbinizim!”5 diye haddini aşa dursun, akıbet onu Kızıldeniz’in azgın sularında boğdurdu. Yapıp ettiği zulmün karşılığı; ahrette çetin azap, dünyada yenilgi ve zalim olarak lanetlenmek oldu. 

İsa Aleyhi’s Selam da Yunan felsefesinin yaratıcının kâinata müdahalesini reddeden ve sebep sonuç ilişkisini ilahlaştıran amentüsüne son vermek, İsrailoğullarının kendi aleyhlerine uydurdukları yasakları kaldırmak, Tevrat’ın tahrif edilen kısımlarını tashih etmek ve kendisinden sonra gelen adı Ahmed olan hatemu’l enbiyayı müjdelemek için sahaya indi. O da çetin bir mücadelenin sonunda yücelip yükselerek göklere erişti. 

Artık vakit ahir zamandı. Şeytani güçler dünyanın dört bir tarafında yönetimi ele geçirmişlerdi. Cahiliyenin en koyusu ise tevhidin ekseni olan Kâbe’nin yer aldığı Arap Yarımadası’nda hüküm sürmekteydi. 

Hatemu’l enbiya Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem; hayatı bir bütün olarak sahibinin emrine vermek üzere kıyama durdu. Zira âlemlerin Rabbi O’na قُمْ فَأَنذِرْ “Kalk ve uyar!”6 demişti. إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ “...Namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”7 diye haykırmasını istemişti.

Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem de Rabbinin gösterdiği yolda yürümek üzere bir kıyam etti ki; bir daha oturmadı. O hem Rasul idi hem Nebi. O, diğer peygamber kardeşleri gibi hem peygamber idi hem de yeryüzünün halifesi. Risaleti de siyaseti de evrensel idi. İnsanlığa dair her müşkülün yükü O’nun omzundaydı. Şirkten de tevhitten de O sorumluydu. Zalimden, mazlumdan, müstekbirden ve müstazaftan da sorumluydu. Şirki izale edip tevhidi hâkim kılmak, zalime ve müstekbire engel olup mazlum ve müstazafın hakkını iade etmek üzere sahaya inmişti.  Başta Ebu Cehil olmak üzere hayatı şeytani ve nefsani arzularla yöneten tiranları, kayserleri, kisraları, necaşileri, mukavkısları İslâm’a davet etmek, sorumluluklarını ve hadlerini bildirmek ile mükellef kılınmıştı. Yeryüzünde fitne kalmayıp din bütünüyle Allah’ın oluncaya dek mücadele etmekle emrolunmuştu. Dünya Allah’ın mülkü, hayat O’nun eseri, insan O’nun kulu idi. Allah’ın mülkünde Allah’ın kullarını Allah’ın bir rahmet olarak indirdiği yasalarla yönetme görevi O’nun omzunda idi.

İşte, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem eşi Hatice RadiyAllahu Anhâ’ya “Bundan sonra bize rahat yok.” demesi bundandı. “Hud Suresi beni ihtiyarlattı.” demesinin nedeni buydu. Müşriklerin teklifini kendisine sunan amcası Ebu Talib’e والله يَا عَمَّاهُ لَو وَضَعُوا الشَّمْسَ في يَمِينِي وَالقَمَرَ فِي يَسَارِي عَلَى أنْ أَتْرُكَ هذا الأمْرُ مَا تَرَكْتُه حتَّى يُظْهِرَهُ الله أو أهْلِكَ دونَهُ “Güneşi sağ elime, ayı sol elime koysalar asla bu davadan vazgeçmem! Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu uğurda ölürüm.”8 diye haykırması bunun içindi. Boykotlara göğüs germesi, karnına taş bağlaması, eziyet ve işkencelere katlanması hep bunun için idi. Ammarlar, Sümeyyeler, Bilal-i Habeşîler ve Habbab bin Eretler bunun için işkencelere prim vermiyordu. Taif yolculuğu, Akabe biatleri, Medine’ye hicreti, Bedir, Uhud, Hendek ve Mekke’nin fethi savaşları hep bu yüzden vuku buldu. Nihayet İslâm, Arap Yarımadası’nda hayatın yönetimini eline almış ve bir Asr-ı Saadet iklimini inşa etmiş olarak dünyaya açılıyordu. İnsanlığın yüz akı O yüce Rasul risalet ve Hilâfet görevini en güzel bir şekilde eda etmiş, Veda Haccı’nda tescil ettirdiği evrensel ve zaman üstü hutbesiyle kendisinden sonrasına Kitap ve Sünneti bırakarak rahmet-i Rahman’a kavuşuyordu.

Ve O Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem kendisinden sonrası için şöyle buyuruyordu: كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الانْبِيَاءُ كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ وَإِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي وَسَتَكُونُ خُلَفَاءُ تَكْثُر “İsrail oğullarını Nebiler yönetiyordu. Bir Nebi öldüğünde onu bir başka Nebi takip ederdi. Gerçek şu ki; benden sonra Nebi yoktur. Fakat benden sonra birçok Halifeler gelecektir.”9  مَنْ خَلَعَ يَدًا مِنْ طَاعَةٍ لَقِيَ اللَّهَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لا حُجَّةَ لَهُ وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً  “Kim itaatten elini çekerse, Kıyamet gününde lehine hiçbir delil bulunmaksızın Allah Teâla ile karşılaşacaktır. Kim de boynunda Halife’ye biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölmüştür.”10

Rasul’ün vefatından sonra Raşit Halifeler hayatı İslâm ile yönetme görevini yüklendiler. Dâhilde, Müslim ve gayrimüslim tebaasının hayat ile ilgili bil umum işlerini İslâm ile yürütürken, hariçte İslâm Devleti’nin bütün imkânlarını kullanarak İslâm’a davetin en güzel örneklerini ortaya koydular. Otuz yıllık Raşit Halifeler Dönemi’nde Suriye, Mısır, İran, Trablusgarp, Tunus, Kıbrıs fethedildi. Emeviler Dönemi’nde İstanbul kuşatılıp İspanya fethedildi. Ardından Abbasiler,  Irak ve Horasan Selçukluları, Kirman Selçukluları, Suriye ve Filistin Selçukluları, Anadolu Selçukluları ve nihayet Osmanlı Hilâfet Devleti kuruldu. 

Evet, Miladi 622 tarihinde Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hicretiyle Medine’de kurduğu İslâm Devleti bazen suret değiştirerek de olsa kesintisiz, Hilâfet’in ilga edildiği 3 Mart 1924 tarihine kadar sürdü. Diğer bir ifadeyle Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kurduğu İslâm Devleti tam on üç asır sürdü. Evet, tam on üç asır! Dile kolay, dünya diye addedilen bu yaşlı gezegenin tarihinde eşi ve benzeri olmayan bir hadise idi bu! 

Ancak bugün dünya yeniden bu tecrübeyi yaşamaya muhtaç! Kaldı ki bütün göstergeler dünyanın bu onurlu tecrübeyi yeniden yaşamaya hazırlandığına işaret etmektedir. Tarih bu kez İslâm nuru Hilâfet sancağı altında İslâm nurunun yeniden dünyaya nizam vermesi için tekerrür edecektir. 

Evet, tarih diyorum, tekerrür diyorum! Tarihî tekerrür diyorum! Asrı Saadet başlasın diye tarihî tekerrür!  Çağdaş cahiliye sonlansın diye tarihî tekerrür! İnsanlığın medarı iftiharı olan o güzel günler geri gelsin diye tarihî tekerrür. Şeytani ve nefsani arzuların çağdaş ifadesi olan laiklik ve demokrasinin hükümranlığı son bulsun diye tarihî tekerrür! Tarihin hak ve hakikat adına tekerrür etmesi için de II. Râşidî Hilâfet’in kurulması gerekir. Diğer bir ifadeyle; tarihin tekerrürü için Râşidî Hilâfet! Tarih tekerrür etsin diye Râşidî Hilâfet! 

Kurulsun II. Râşidî Hilâfet ki; tarih tekerrür etsin! Etsin de yaşasın yeniden Akabe biatları! Yesribler Medine’ye çevrilsin. Üzerimize dolunaylar doğsun Veda tepelerinden! Muhammed Mustafa bütün ihtişamıyla teşrif etsin ülkelerimize! Kitabıyla Sünnetiyle bir düzen versin şu yoldan çıkmış siyasal, sosyal hayatımıza! Raşit Halifeler gelsin art arda, eklesinler birbirlerine kutsal mekânlarımızı! Eklesinler Mekke-i Mükerreme’yi, Medine-i Münevvere’yi, Mescid-i Aksa’yı, Şam-ı Şerifi, İstanbul’u birbirine! Hilâfet perçiniyle bağlasınlar birini diğerine!

Tekerrür etsin tarih! Kıyam etsin Halife-i ru-i zemin, sömürgeci küfür güçlerinin çizdiği haritayı tarihin çöplüğüne gömerek birleştirsin İslâm coğrafyasını! Birleştirsin Anadolu’yu, Makedonya’yı, Bosna Hersek’i, Batı Trakya’yı! Katsın birbirine Trablusgarp, Filistin, Hicaz, Yemen’i! Tek parça kılsın Pakistan, Afganistan, Azerbaycan, Özbekistan, Tacikistan ve dahi Doğu Türkistan’ı. Avrupa’yı Asya’ya,  Asya’yı Afrika’ya bağlayarak getirsin dize Amerika’yı, Rusya’yı. Süpürsün Yahudi varlığını yeryüzünden! Kurtarsın izzetini, şerefini, çiğnenen namusunu Müslümanın! Kurtarsın mazlumu, mağduru, masum çoluk çocuğu, yaşlıyı, kadını, mustazafı kapitalizmin ve onun siyasi hâkimiyet tarzı olan demokrasi ve laikliğin sürüp giden zulmünden. Kurtarsın heva ve hevesle yöneten parlamenter ve başkanlık sistemlerinden insanlığı! 

Yeniden Hilâfet’le tekerrür etsin tarih! Ecnadin’de Amr İbnu’l Aslar Bizans’ı dize getirerek fethetsin yeniden Kudüs’ü! Hahamların ellerinden koparıp alsın Kudsü Şerif’in anahtarlarını Ömerler!

Ömerler, Sad b. Ebi Vakkaslara: “Sana ve beraberindekilere Allah’tan korkmayı tavsiye ederim. Çünkü Allah’tan korkmak, düşmana karşı en büyük hazırlıktır.”  diye mektuplar yazsın! Kadisiye’de bozguna uğratılsın Sasaniler! Terk etsin Medainleri, Hemadanları, İsfahanları Yezd-i Cürdler! 

Tarih tekerrür etsin! Gemileri yaksın Tarık bin Ziyadlar, Akdenizi Atlas Okyanusuna bağlayarak fethetsin Endülüs ülkesini! Atılsın temelleri ilmin ve irfanın! Yeniden inşa edilsin Elhamralar, Medinetü’z Zehralar, Kurtubalar! 

Tekerrür etsin tarih Hilâfet’le! Selahaddin Eyyubiler kuşatsın Hittin tepelerini! İmha etsin Tapınak Şövalyeleri’ni ve dahi Kudüs Krallığı’nın korkak ordusunu! Esir alsın Lüzinyanlı Guyları! Şifa bulsun Ümmet-i Muhammed’in gönlündeki yara! Allah’ın çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa’da dalgalansın sancağı Hilâfet’in.

Hilâfet’le tarih tekerrür etsin! Kışlalarda bekleyen Türk, Kürt ve Arap ordularını birleştirsin Alpaslanlar! “Kumandanlarım, askerlerim!  Yiğitlerim! Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben sizlerden biriyim ve sizlerle birlikte savaşacağım. Bugün burada Allah’tan başka bir sultan  yoktur.” diye nutuklar atsın. Yürüsün Romen Diyojenlerin üstüne! Şahlansın İslâm medeniyetiyle Anadolu! Âleme nasıl nizam verilirmiş, nasıl yaşarmış insanlık kardeşçesine bir arada, göstersin vahşi Batı’ya! İnsanlık neymiş göstersin Yerlilerin/Kızılderililerin katili İngiliz çapulcuların, korsanların ülkesi Amerika’ya! 

Kurulsun Bağdat’ta Nizamiye Medreseleri, İbni Sinalar, Fahrettin Raziler, İmam Gazaliler ders versin ortaçağ karanlığını yaşayan Avrupa’ya!

Şey Edebaliler Osman Gaziler yetiştirsin dergâhlarında! Osman Gaziler birleştirsin aşiretleri, beylikleri. Cihan şümul Hilâfet Devleti’nin gücüne güç katsın! 

Akşemseddinler, Fatihler yetiştirsin medreselerde. Molla Güraniler hedef göstersin baş parmaklarıyla! Toplar döktürsün II. Mehmetler! Karadan yürütsün gemileri yenilesin eskiyen pörsüyen fethi mübinleri Sultan Fatihler! Kaçışan Bizans askerlerinin ayakları altında can versin İmparator Kostantinler!

Tekerrür etsin tarih! “Ben ki, kırk sekiz krallığın hakanı Sultan Süleyman Han. Sefirimden aldığım habere göre, memleketinizde dans namı altında kadın, erkek birbirine sarılmak suretiyle, herkesin gözü önünde laubali işler işlenmekte olduğunu işitmişimdir. İş bu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali muvacehesinde name-i hümayunum elinize ulaşmasından itibaren derhal son verilmediği takdirde, bizzat ordu-yu hümayunumla gelip engellemeye muktedirim.” diye mektuplar yazsın  Kanuni Sultan Süleyman’lar Fransuvalara! Yasaklatsın yüz yıllar boyu dans denen zındıklığı.

Tarih tekerrür etsin! ABD filosunu esir alsın Atlantik’te Hilâfet bahriyesi, Amerika’yı vergiye bağlayan imzalar atsın Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayılar masalarda!

Tarih tekerrür etsin Hilâfet’le Kutu’l Amara’da Halil Paşalar İngiliz Hint Garnizonu’nu bozguna uğratsın. Teslim alsın İngiliz General Townshendleri. Çanakkale’de yedi düvele karşı top güllelerini sürsün namluya Seyit Onbaşılar! İngiliz İnflexıble ve Ocean zırhlılarını gömsün boğazın derin sularına!

Tekerrür etsin tarih Hilâfet’le yeniden! Yetişsin çağdaş silahlarla donatılmış ordularla Mutasımlar, çığlık atan mazlum kadınların imdadına! Alaşağı etsin kullarla Rableri arasına giren tekfurları, rejimleri, sistemleri! Alaşağı etsin yerli işbirlikçileri İttihatçıları, Baasçıları,  Esedleri, İbadileri, Sisileri, Karzaileri, Kadirovları, Şavkat Mirziyoyevleri, Navaz Şerifleri,  Suudları,  Abdurabbuları. Şia’yı kurtarsın ulusalcı Perslerin elinden. Yaptıklarına pişman etsin zalimlere destek olan Hamaneyleri, Nasrallahları!

Tarihin şeref levhaları, onur tabloları geçmişte hep Hilâfet’in sayesinde hayat buldu. İslâm âleminin yaşadığı zilletten kurtulup o ihtişamlı günlerine yeniden dönmesi için tarihe tekerrür gerekir. Tarihin tekerrürü için de II. Râşidî Hilâfet’in ikamesi gerekir.

Yine yeni, yine yeniden Râşidî Hilâfet ikame edilsin ki; çağdaş cahiliye ikliminde güven, huzur ve ekmeğe muhtaç bu yorgun gezegenin dermansız yolcuları, Hilâfet Sancağı altında güven, huzur ve ekmeğe doysun! Hilâfet mekanizmasıyla İslâm bir bütün olarak hayata uygulansın ki; bineğine binen her yolcu San’a’dan Hadramut’a, Kandahar’dan Fizan’a, Adriyatik’ten Çin Seddine gidip geldiğinde bile Allah’tan başka hiçbir şeyden korkup endişelenmesin. 

İşte tarihin tekerrürü için II. Râşidî Hilâfet Ensar ve Muhacirlerini bekliyor! Allah’ın vadi ve Rasul’ün müjdesi haktır.

بَدَأَ الإِسْلاَمُ غَرِيبًا وَسَيَعُودُ غَرِيبًا فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ “İslâm garip geldi ve yine garip olarak hayata dönecektir. Ne mutlu o gariplere!”11 Ne mutlu Râşidî Hilâfet’le onu hayata geri getiren gariplere! 

فَلْيَعْمَلْ الْعَامِلُونَ “İşte çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.”12 وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ “Yarışanlar işte bunun için yarışsın.”13 

1 - Bakara Suresi  36

2 - Nisa suresi 141

3 - Mücadele Suresi 21

4 - Mümtehine Suresi 4

5 - Naziat Suresi 24

6 - Müddesir Suresi 2

7 - En’am Suresi 162

8 - İbni Hişam Sireti

9 - Müslim;  K.  İmara Bab 10 H.  No: 1842

10 - Müslim K.  İmara H. No:1851

11 - Taberânî, Kebîr-Evsat

12 - Saffat Suresi 61

13 - Mutafifin Suresi 26


Yorumlar

Yorum Yaz