ÇÖZÜM SÜRECİ ALGILAR VE GERÇEKLER

Mustafa Küçük

Birer enstrüman konumunda olan maddi varlıklar bir yana, bireysel, ailevi ve toplumsal boyutuyla hayat; değer yargıları üzerinden akıp giden bir olgudur. Hayat; kıymet hükümleri üzerinden yürüyen bir ilişkiler yumağıdır. İşte bireysel, ailevi, sosyal ve toplumlar arası bütün sorunların kaynağını bu ilişkiler yumağı teşkil etmektedir.

Bu ilişkiler yumağının sahih, akli ve fıtri bir akideden elde edilen değer yargılarıyla düzenlenmesi kaçınılmazdır.

Müslümanı gayrimüslimden ayıran yegane farkın, zihin yapısı ve davranış biçimi olduğu inkar edilemez. Müslüman akli selim sahibidir. Selim akıl ile düşünür ve o minval üzere hareket eder.

İslam literatüründe akli selim; iman edilecek ilkeler söz konusu olduğunda aklı esas alan ve fakat hayatla ilgili sorunlar söz konusu olduğunda ise vahye/nasslara/Kitap ve Sünnet’e teslim olan düşünce biçimine karşılık gelmektedir.

Şu kadar ki hayat ile ilgili sorunlarda, biri sorunun tespiti, diğeri çözüm olmak üzere işin iki boyutu vardır. Müslüman ile gayrimüslim arasındaki fark, herhangi bir sorunun tespiti ve analizinde ortaya çıkmaz. Ancak sıra soruna çözüm üretmeye gelince, temel referans kaynakları ve düşünce biçimi ayrı olduğundan, fark alabildiğine kendini gösterir.

Meselelere bu esaslar çerçevesinde yaklaşıldığında, olup bitenin daha sağlıklı algılanacağı ve değerlendirileceği, daha sağlıklı çözümlere ulaşılacağı muhakkaktır.

Gerek mahalli bazda gündemimizde olan çözüm süreci bağlamında ve gerekse evrensel ölçekteki meselelerde, İslami ve güvenli hal çarelerine ulaşmak için akli selim ile hareket etmekten başka çare yoktur. Kimin hangi kaygılarla hareket ettiği kendisinin bileceği şey! Şu kadarını söyleyelim ki bu satırlar, akli selimin hakemliğinde, sırf İslam Ümmeti’nin ikbalini önceleyen kaygılarla kaleme alınmıştır.

Bu perspektifle çözüm sürecinin nasıl yürüdüğüne bir göz atalım;

Rejim, Kürt sorunu olarak yaftalanan, bilahare Türk sorununa evirilen ve şimdilerde ise Şark Meselesi olarak aslına rücu etmiş olan mesele bazında, her zaman halkı aldatmış, halkın meseleyi olduğundan farklı algılamasına çalışmıştır. Bölge için bir bidat olan ulusal siyasi varlığını kalıcı kılıp pekiştirmek için, tarihi şark meselesini, Misakı Milli sınırları içerisinde bir Kürt sorununa dönüşmesini sağlamıştır. Bir taraftan irtica diye İslami yönetim talebiyle savaşırken, diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti’nin Sünni Türkler tarafından kurulduğu aldatmacasıyla, Anadolu halkının rejimi yerli malı olarak algılamalarına çalışılmıştır. Bu aldatmacayla Kürt halkı etnik kimlik odaklı bir algı içerisine sürüklenerek, aranan düşmanın ihdasına çalışılırken, Türk halkının Müslüman Kürt kardeşlerini devleti yıkmaya çalışan hainler olarak algılamaları yoluna gidilmiştir. Dahası bu iki kardeş milletin arasına, Kuran’ın gölgesinde izzet ve şeref içinde bir hayat yaşamalarını sağlayan halifelerini yitirdiklerini onlara unutturacak fesat tohumları serpilmiştir. Buna rağmen, Kürt halkında kavmiyetçi duyguları yeşertmekle görevlendirilen PKK kadroları, bunda zorlandıklarında “bu halk adam olmaz” diyecek kadar seviyesizleşerek, Kürt halkının İslam kardeşliğine olan bağlılığına şahit olmuşlardır.

Tıpkı bunun gibi bir rejim partisi olarak AKP, içini dolduramadığı İslami söylemlerle, Müslüman halk nezdinde haksız yere kazandığı imajı suiistimal ederek, halkta kasıtlı algı yanılsamalarına neden olmaktadır. Bunu Reyhanlı’da Tarık Bin Ziyad gibi nutuk çekerek ardından meseleyi BM ve NATO’ya havale ederek yaptığı gibi Kürt sorunu ile ilgili çözüm sürecinde de yapmaktadır.

Akil insanlar grubuna, Müslüman kimliğiyle kamuoyuna mal olmuş insanlar eklemlenerek, söz konusu grubun akli selim ile hareket ettiği izlenimi verilmiştir. Halbuki bu heyet, akli selimle değil İslam’ın reddettiği ortak akıl ve demokratik anlayışla hareket ettiklerini deklare etmiştir.

Ayrıca belirsizliklerle dolu süreç, bir bütün olarak ele alınmayıp, silahların susturulması, bırakılması, yeni anayasa, başkanlık sistemi, demokratik hakların sağlanması vb. diye parçalanarak, halkın süreci sağlıklı değerlendirmesinin önüne geçilmiştir. Dahası sürece barış yaftası vurularak kutsanmış, sorgulayanlar barışa karşı olmakla, kanın dökülmesinden yana olmakla suçlanmıştır. Nasıl bir pazarlık üzerine inşa edildiğinin irdelenmesi engellendiği halde, kamuoyu sürecin şeffaf yürütüldüğüne inandırılmıştır. Bu kapalılık, süreci yöneten her iki tarafın da işine gelmiştir.

Diğer taraftan sorunun dış bağlantılarıyla bağı koparılarak, sadece ulusal sınırlar dahilinde bir mesele olarak algılanması sağlanmıştır. Meselenin, büyük güçlerin Orta Doğu’nun yeniden şekillendirilmesine paralel yürütüldüğü gözlerden kaçırılmıştır. Herhangi bir dış baskı ve telkinin yönlendirmesiyle değil de, AKP/rejimin, kendi inisiyatifiyle sorunu çözmeye karar verdiği şeklinde bir atmosfer oluşturulmuştur. PKK’yı dönemsel olarak palazlayan Avrupa’ya kurye ile ulaştırılan eş zamanlı mektuplar, ABD Dışişleri Bakanı’nın sıklaşan ziyaretleri ve gelişmeler hakkında sürekli birinci elden aktarılan bilgiler gözden kaçırılmıştır. Kandile doluşan militanların kısmen Kuzey Irak Kürt Bölgesi’nin askeri gücüne dahil oldukları, kısmen de Suriye’deki PYD’ye yönlendirildikleri bilgisi işlenmemiştir.

PKK’nın deklare ettiği; Türkiye'nin doğu ve güneydoğusu, Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin kuzeydoğusu ve İran'ın kuzeybatısını kapsayan bölgede bir devlet kurmak olan amacını (Abdullah Öcalan; "Medeniyetin Kökleri") tamamen terk ettiği izlenimi verilmiştir. Dahası AKP’nin yürüttüğü politikayla, örgüt Kürt halkının yegane temsilcisi konumuna yükseltilmiş ve meşrulaştırılmıştır. Nitekim Avrupa PKK’yı terör örgütü listesinden çıkarmıştır. Yakın gelecekte ABD’nin de aynı yönde hareket edeceği kuvvetle muhtemeldir. TC’nin hahraman(!) Başbakanı, avazı çıktığı kadar bağırarak “Devlet asla terör örgütüyle masaya oturmayacaktır” sözünün kulağımızdaki yankılanması devam ederken gelinen nokta, bugün “asla olamaz!” dediğimiz korkularımız hakkındaki endişelerimizi tahrik etmektedir. Devletin yakın, orta ve uzun vadeli stratejik planları olur da, Avrupa’da siyaset tahsili ile emzirilmiş ve büyütülmüş, uzmanlarca her fırsatı iyi değerlendirmekle mahir addedilen örgütün, sürecin ileri aşamalarında olmadık taleplerle ortaya çıkmayacağını kim garanti edebilir? Adı geçen örgütün de A, B, C planının olabileceğine dair bir değerlendirmenin seslendirilmesine tahammülün olmaması, yeteri kadar endişe verici değil midir? Örgütün bugün en itibarlı zamanını yaşadığını kim inkâr edebilir? AKP tarafından onurlandırıldığını ve adeta devlet kadar dokunulmazlık atfedildiğini söylemek çok mu abartılı olur?

Dahası en kanlı eylemler yaptığı zamanlarda bile Avrupa ve ABD’nin dışlamakta nazlandığı örgüt, yarın bir demokratik hak olarak Kürt halkı adına siyasi bağımsızlık talebiyle ortaya çıkarsa kim buna engel olabilir? Akil insanlar diye addedilen grupta, elli küsur parçaya bölünmüş olan ümmeti, daha küçük parçalara bölecek olan böyle bir talebe hayır demeyecek onlarca aktivist bulunmaktadır. Yakın zamanda sömürgeci güçlerin Sudan’da sahneledikleri faaliyetler yaşadığımız bölgeye uzak olarak değerlendirilemez. Nitekim Irak’taki fiili durum, Türkiye hakkında kaygı duymayı haklı çıkartmaktadır.

Bu süreçteki belirsizlikler, rejimin karakteri ve AKP’nin dış siyasette ve özellikle Suriye meselesinde angaje olduğu güçler, endişelerimizi haklı çıkarmaktadır. Diğer bir ifadeyle bu süreç, İslam coğrafyasını daha küçük parçalara bölecek bir tehlikeyi içinde barındırmaktadır.

Akli selimin bir gereği olarak, ümmetin bir parçası için öngörülen çözüm, aynı zamanda bütünün kurtuluşu için bir nüve olmak zorundadır. Bu anlayışı öncelemeyen her sürecin, beraberinde yıkım getirmesi işten bile değildir.

 Başlatılan bu süreç, Türk ve Kürt halkı başta olmak üzere, Anadolu halklarını demokrasi ile çevreleme hamlesidir. Sömürgeci güçler lehine, İslam Ümmeti’nin geleceğini ipotek altına alma hamlesidir.

Yarın mutlaka, İslam’ın kardeş yaptığı halkları, tek bir siyasi yapı bünyesinde birleştirecek olan Hilafet’in ikamesi önünde, engel teşkil edecek her süreç batıldır, yıkımdır.

"Müslümanlar diğer insanlardan ayrı tek bir ümmettir.” (İbn Hişam, es-Siretü'n-Nebeviyye,)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz