Ümmetin geleceğine dair dönemlerin dile
getirildiği uzun bir Hadis-i Şerifin sondan bir önceki cümlesi şöyledir: “Sonra
Zorba Diktatörlük olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği sürece olacak,
sonra onu kaldırmayı dilediğinde onu kaldıracaktır.”
Bu ifadenin yaşadığımız döneme karşılık
geldiğine dair İslâm âleminde ortak bir kanaatin olduğu inkâr edilemez. Müslümanlar
bu dönemin bir an önce sona ermesi ve peşinden “Nübüvvet Minhâcı
üzere Hilâfet” döneminin başlaması için var güçleriyle
çalışırken, İslâm düşmanları da, mutlaka başlayacak olan yeni evreyi daha fazla
geciktirebilmenin planlarını yapıp uygulamaktan geri durmamaktadırlar.
Nitekim İslâm düşmanları, biri fikrî diğeri
askerî olmak üzere iki tarz üzere plan yapıp uygulama sahasına koymaktadırlar.
Melun Demokrasi ve şeytan işi özgürlükler
adına askerî yöntemlerle en acımasız bir şekilde İslâm coğrafyasına
sardırmakta, Müslüman halkların kanlarını heder edip servetlerini talan etmeye
devam etmektedirler.
Diğer taraftan, İslâm düşüncesinin kendi içinde
sakladığı hayata egemen olmaya dair metodun dinamiklerini tahrif eden sahte
kalkınma hareketlerini dizayn ederek, Ümmet’in umutlarını yok etmeye
çalışmaktadırlar. Böylece nebevî metot ve sahih İslâmî dinamiklere dayanarak,
Ümmet’in içinden doğal olarak ortaya çıkmış ve çıkacak kalkınma hareketlerini
bertaraf etmeye veya sonuçsuz bırakmaya yeltenmektedirler. Egemen sistemin ve
hatta yer yer dış güçlerin pazarlamasıyla halka indirgenen bu sahte kalkınma
hareketleriyle, gerçek kalkınma hareketlerinin halkla kucaklaşmasına engel
olmaktadırlar. Fikrî liderliğe dayanmayan şahıs, imaj ve gizem endeksli İslâm
dışı liderliklerle halkı peşinden sürükleyen bu hareketlerin, Ümmet’in azmini kırmaya, enerjisini ve
umutlarını tüketmeye kastetmiş oldukları hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir
kesinlik arz etmektedir.
Gayri İslâmî düşünce ve metotla, İslâm’a
rağmen İslâm adına hareket etmek iddiasında olan bu hareketlerden en ilginci,
kuşkusuz bugün paralel yapı olarak ünlenen F. Gülen hareketidir. Bu hareketin İslâm’a
ve Müslümanlara verdiği zarar, içinde doğup geliştiği ülkenin sınırlarını
çoktan aşmıştır.
Söz konusu hareket; amacını, ilkelerini,
parametrelerini, nihai hedefini ve bu hedefe yürürken hangi metot üzere hareket
edeceğini ne topluma ve ne de müntesiplerine deklere etmiştir. “Hizmet”
kelimesinin toplumda çağrıştırdığı müspet mananın arkasına gizlenerek, kendini
tanımlayan ve yol haritasını belirleyen yazılı bir metin ortaya koymamıştır.
Hep ikinci şahıslar tarafından tanımlanırken, çoğu kez bu tanımlara karşı
suskun kalmayı tercih etmiştir.
İtikat bağlamında İslâm’ın kesin delillere
dayanan arı-duru sahih amentüsüne bağlı kalma endişesi taşımayan bu yapı;
yönetimden ekonomiye, eğitim politikasından dış siyasete İslâm’ın hayatı düzenleyen
nasslarını görmezden gelmiş, yerine Demokrasi ve özgürlükler doğrultusunda
seküler çözümleri tercih ederek ehl-i sünnet geleneğinin dışına çıkmıştır. Bir
şahsa ve o şahısta var olduğu farz edilen imaj ve gizeme dayanan bu hareket,
giriştiği güç mücadelesinde her yolu mubah addetmiştir. Dün doğru dediğine bugün yanlış, yanlış
dediğine de doğru demekten kaçınmamıştır. Hiç dilinden düşürmediği demokratik
temayüllere bile bağlı kalmamış, konjonktüre göre darbeleri desteklemekten
çekinmemiştir.
Dahası İslâm’ı bir bütün olarak ele alan
anlayışları, hareketleri siyasi İslâm yaftasıyla mahkûm etmiş, resmî ideolojinin diliyle onları terörist
örgüt addederek resmî ideolojinin sempatisini celp ederken aynı zamanda İslâm
düşmanlarına, kullanılmaya müsait bir yapı olduğuna dair göz kırpmıştır. İslâm’a
Kabala Yahudiliği karakteriyle yaklaşarak İslâmî nasları Bâtıni okumalara tâbi
tutmuştur. Hıristiyanlık âleminin Dinler arası diyalog projesine tam destek
vererek kendi namı hesabına İslâm’a davet zeminini ortadan kaldırmıştır. “İslâmî
Devlet” kavramına mesafe koyan bu yapının, Türkiye Cumhuriyeti Devletini gayri
meşru yollarla ele geçirmeye teşebbüs etmesi, ne kadar ilkesiz olabildiğini göstermesi
bakımından dikkate şayandır.
Hareketin lideri F. Gülen’in ağzından dökülen “Cebrail hiç görmediğim tanımadığım
bir melek. Bu bir parti kursa ben
ona diyeceğim ki, sen bir parti kurdun ama müsaadenle seni desteklemeyeceğim. Esasen benim için önemli
olan Türk toplumunun vifakı ve ittifakıdır.” şeklindeki haddini aşan ifadesi, hareketin
ırkçılık boyutunu çarpıcı bir şekilde dile getirmekle birlikte oy kullanmanın
caiz olmadığının vurgulanmak istendiği anlaşılmaktadır. Buna rağmen hareketin
zaman içinde bu ifadeleri çiğneyerek nasıl zikzaklar çizdiği ortadadır. Kaldı
ki yerel seçimlerin sath-ı mahalline girdiğimiz bu günlerde, müntesiplerine
nerede hangi parti AKP’nin güçlü rakibi ise o partiye oy vermeleri dayatılarak
siyasetin en çirkinine tevessül edilmiştir.
Kısaca özetlemek gerekirse söz konusu paralel
yapı:
1-Fikrî bir liderlik olarak değil şahıs
liderliği olarak ortaya çıkması ve insanları belli bir düşünceye değil de
lidere bağlanmaya davet etmesi nedeniyle bu yapının ortaya koyduğu liderlik
dinen caiz olmayan fasit bir liderlik olduğundan fikre dayalı İslâmî
hareketlerin halkla kucaklaşmasının önünde bir engel teşkil etmiştir.
2-Aynı şekilde müntesiplerin önüne sahih bir
metot da konulmayarak ilkeler değil de maslahatlar üzerinden hareket
edilmiş, adeta “F. Gülen’e güven
gerisini merak etme sen” denilerek bekle gör zihniyetiyle hareket edilmiştir.
Neticede bu Ümmet’in bir parçası olan müntesipler, sağa sola savrulurken hiçbir
şeyi sorgulayamayan, hakkı bâtıldan ayıramayan edilgen bireyler konumuna
getirilmişlerdir.
3-Fikir ve metot bağlamında içine düştüğü
belirsizliğin bir neticesi olarak bu hareket Ezoterik1 bir
karaktere bürünmüştür. Yani hareketin bünyesinde taşıdığı vehmedilen sözüm ona
yüksek hakikatlerin, gizem ve sırların ehil olmayan müntesiplere ulaşılmasının
engellenmesi için yapı kendi içinde sadece idari olarak değil liyakat olarak
tabakalara ayrılmıştır. Nispeten o sırlara vukuf olan veya en azından o sırlara
vukuf olanlarla bir arada olma şerefine nail olmayı bir meziyet sanan sıradan
müntesipler de kendini sair Müslüman kardeşlerinden üstün ve müstağni görmeye
başlamış, Müslüman toplumdan kopmuşlardır. Böylece Müslümanlar arasına fitne ve
ayrılık tohumları ekilmiş, toplum dış mihrakların provokasyonlarına açık hale
gelmiştir.
4-Dinler arası diyalog ve hoşgörü düşüncesinin
gönüllü ve istekli taşıyıcısı olan bu gizemli yapı, bu uğurda bazı nassları
tahrif boyutuna varan yanlış te’villere tâbi tutmaktan kaçınmamıştır.2
İhdas edilen diyalog zeminiyle İslâm’a davetin önü kapatılmış ayrıca
hoşgörü anlayışıyla emr’i bi’l ma’ruf ve nehyi ani’l-münker farziyeti ortadan
kaldırılarak Allah’ın hoş görmediğini hoş görme yoluna gidilmiştir.
Müslümanların münkere ülfet peyda etmeleri ve münkerle bir arada yaşamaya
alışmalarının sağlanmasına çalışarak Müslümanların münkere karşı olan
dirençlerini zayıflatmışlardır. Toplumun dünyevileşip yozlaşmasına çanak tutan
bir anlayışın taşıyıcısı olmuşlardır. Müslümanların İslâmî bir hayatı yeniden
başlatma azim ve gayretlerine halel getirmişlerdir.
5-“İslâm’da Devlet yoktur, Müslüman Devlet
Başkanı vardır” tezini seslendirerek Resul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve
Raşid Halifelerin Demokrasiyi uyguladıklarını söyleyip Müslümanları mevcut sistem
içinde çözümler aramaya yöneltmiştir. Ayrıca cihad kavramını sadece savunma
savaşı olarak te’vil etmekle kalmamış, çağımızda en güzel cihadın diyalog ve hoşgörü
ekseninde yürütülecek eğitim faaliyetleriyle yapılabileceği düşüncesi
aşılanmıştır. Yabancı işgallere karşı ülkesini maddi güç kullanarak savunan
Müslümanlara terörist gözüyle bakılmasına çalışılmıştır.
6-Müslüman kitleler, söz konusu gayri İslâmî
hareket tarafından iki yanlıştan birine savrulmuşlardır. Yanına çekebildiği
Müslümanların itikatlarını zayıf delil ve rüyalarla hurafelere boğup, onlara
amelî açıdan maslahatı esas alan İslâm dışı bir zihniyeti aşılamıştır. Bu İslâm
dışı anlayış ve duruş Müslümanları hayal kırıklığına uğratarak, rejim eksenli
resmî partiler dışındaki sivil davet hareketlerine olan güvenlerini derinden
sarsmış ve onları resmî partilerin kucağına savurmuştur.
Söz konusu paralel yapının İslâm’a ve
dolayısıyla Müslümanlara verdiği zarar biri diğerinden daha az önemli olmayan
bu maddelerle sınırlı değildir kuşkusuz. Ancak biz temel teşkil etmesi
bağlamında birkaç tanesini buraya aldık.
Kaldı ki;
Müslümanların dinleri uğrunda mücadele etmedeki şevk ve azimlerinin,
sahih İslâmî metotla dinin tamamına davet eden erleri fark etmelerine
yeteceğine kuşku yoktur. Hiçbir sahte hareket ve resmî ideolojinin Müslüman
halkı, Resul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i rehber edinerek İslâmî hayatı
yeniden başlatmak adına Râşidî Hilâfet’i ikame etmek için çalışan kardeşlerinin
yanında yer almasına engel olamayacağına olan inancım tamdır.
1- Ezoterizm,
bir konudaki derin bilgilerin ve sırların ehil olmayanlardan gizlenerek, bir üstat
tarafından sadece ehil olanlara inisiyasyon yoluyla öğretilmesidir.
2-
Bakınız: F. Gülen’in Al-i İmran suresi 64. ayetine getirdiği yorum.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış