بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِذْ قَالَتِ الْمَلاَئِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَاكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفَاكِ عَلَى نِسَاء الْعَالَمِينَ يَا مَرْيَمُ اقْنُتِي لِرَبِّكِ وَاسْجُدِي وَارْكَعِي مَعَ الرَّاكِعِينَ ذَلِكَ مِنْ أَنبَاء الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيكَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُون أَقْلاَمَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
“Vaktiyle melekler dedi ki: “Ey Meryem! Allah seni seçip tahir (temiz) hale getirdi ve dünya kadınlarına seni üstün kılıp tercih etti. Ey Meryem! Rabbine boyun eğ, secde et ve rükû edenlerle rükû et. Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarken sen onların yanlarında değildin, onlar tartışırken de sen onların yanında değildin.” (Âl-i İmran 42-44)
Hz. Meryem, temiz ve takvalı olan İmran ailesinden gelen bir kız idi. Annesi o kadar takvalı idi ki karnında taşıdığı bebeğini Allah’a adamıştı. Doğuracağı çocuğun kendisini Allah’a kulluk etmeye yönelmesini arzu etti. Meryem’in annesi insanların dünyada bulunmalarının geçici olup yalnız Allah’a kulluk etmelerinin gerekli olduğuna inanıyordu. Nitekim Allahu Teâlâ Yüce Kitabımızda şöyle buyurmaktadır:
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
“Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (ez-Zariyat 56)
Hz. Meryem, annesinin isteği ve duasına göre yetişip büyüdü. Meryem bu hal üzerine yaşarken bir gün melekler Ona şöyle seslendiler: “Ey Meryem Allah seni seçip tertemiz hale getirdi ve bütün dünya kadınlarına seni üstün kılıp seçti.” Bir melek değil birçok melek bu müjdeyi Meryem’e bildirdi. Bunun Manası Meryem’e büyük değer verilmesidir. Bu nedenle kalabalık meleklerden oluşan bir grup bu müjdeyi bildirmek üzere Allah Celle Celaluhu tarafından gönderildi. Eğer bir kadın tertemiz olup hep Allah’a kulluk ederse, her konuda Allah’a itaat ederse ve günahlardan uzak durursa Allah onun değerini yükseltir ve soyunu temiz kılar. Nitekim Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem evlenmekle ilgili hususlarda tavsiye ederken şöyle buyurdu:
“Dindar (kadın)’ı elde et, senin elin kazanmış olsun” (Buharî, Müslüm, vd.) Ve yine şöyle buyurdu:
“Dünya bir meta’ (bir tatmadır). Bunun en hayırlı metaı saliha kadındır.” (Müslim)
Başka bir hadis-i şerifte bu saliha kadını tarif ederken şöyle buyurdu:
“İnsanın en hayırlı hazinesinin ne olduğunu size bildireyim mi? O Saliha bir kadındır. Bu kadına bakarsa onu sevindirir, eğer onu evde bırakıp giderse onun ırzını korur ve eğer ona bir emir verirse ona itaat eder.” (Tirmizi)
Allah Celle Celaluhu Meryem’i temizliği ve takvasından dolayı üstün kıldığı gibi Onu bir nebiyi taşımak ve doğurmak için seçti. İsa Aleyhi’s-Selam’ı babasız taşıdı ve doğurdu.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Allah’ın üstün kıldığı kadınlara dair şu açıklamalarda bulundu:
“Dünyanın en hayırlı kadınları; İmran kızı Meryem’dir, (eşi olan) Huveylid kızı Hatice’dir.” (Buharî-Müslim)
Zira Hatice RadiyAllahu Anh tertemizdi. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem fakir olduğu halde onu bütün erkeklere tercih etti. Oysa kendisi çok zengin bir kadındı ve birçok erkek onunla evlenmek istiyordu. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e Risalet gelince hemen ona inandı ve ölümüne kadar bütün gücüyle ve malıyla ona destek oldu. O’ndan tertemiz ve Salih evlatlar doğurdu. Bunlar; Fatima, Rukiye, Zeynep ve Ümmügülsüm’dür. Bunlara ek olarak El-Kasım ve Abdullah adlı iki erkek doğurdu. Fakat bunlar ufak iken vefat ettiler. Başka bir hadis-i şerifte Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
“Dünyaya kadınlardan şunlar yeter: İmran kızı Meryem, Huveylid kızı Hatice, Muhammed’in kızı Fatima ve Firavun’un karısı Asiye’dır.” (Tirmizi) Başka bir hadiste şöyle buyurdu:
“Adamlardan kâmil olan erkekler pek çoktur. Fakat kadınlardan kâmil olanlar şunlardır: Firavun’un karısı Esya, İmran’ın kızı Meryem, Huveylid’in kızı Hatice ve tirit yemeği diğer yemeklerden üstün kılındığı gibi Aişe de diğer kadınlara üstün kılındı.” (İbni Merdeveyh) Buharî bu hadisi rivayet ederken Huveyd’in kızı Hatice’nin ismini aktarmadı. Şu var ki Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in dediği gibi; “Kıyamet gününe kadar hayır vardır.”
Bunun manası; kıyamet gününe kadar hayırlı, salih ve takvalı erkek yetişeceği gibi hayırlı, saliha ve takvalı Müslüman kadın da yetişecektir. Bu nedenle Müslümanlar kızlarını güzel bir şekilde yetiştirmeye çalışmalı, tertemiz, dindar ve saliha kadınlarla evlenmeyi tercih etmelidirler ki soyları, hayırlı, salih ve temiz olsun.
Melekler bu müjdeyi Meryem’e verirken şöyle dediler: “Rabbine boyun eğ, secde et ve rükû edenlerle beraber rükû et.” Oysa Meryem bunu yapıyordu. Melekler neden bunu söylediler? İki sebepten dolayı olabilir: Hem bu müjdeden dolayı Allah’a teşekkür ederek bunu yap dediler. Nitekim bizim dinimizde eğer Müslümana hayırlı bir müjde gelirse şükür namazını kılmamız vardır, bu sünnettir. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir sefer şükür secdesi etti. Bunun üzerine sahabeler bunu ona sordular, onlara şöyle açıkladı:
“Cebrail bana gelip şunu müjdeledi: şüphesiz ki Allah şöyle dedi: “Kim sana salat getirirse Allah ona salat getirir, kim bana selam getirirse Allah ona selam getirir. Bundan dolayı Allah için şükür secdesi yaptım.” (İbni Hanbel ve Beyhaki)
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir sefer fetihle (zaferle) müjdelendi ve başka bir sefer Ebu Cehlin başının kesilmesi ile müjdelendi. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem her seferinde de (şükür namazı olarak) iki rekât namaz kıldı. (El-Bazzar ve İbni Mace)
İkinci sebep ise: Meryem’in Allah’a Celle Celaluhu kulluk etmeye devam etmesi için bir uyarıdır, pekiştirmedir. Sanki melekler Meryem’e Rabbine kulluk etmede, secde etmede ve rükû etmede devam et, hiç kesilme ve usanma, Allah Celle Celaluhu senden bunu istiyor demekteler. Nitekim insan Allah Celle Celaluhu’nun de buyurduğu gibi;
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
“Ölüm sana gelinceye kadar Rabbine kulluk et.” (el-Hicr 99) Demek ki insan ölüme kadar kulluk etmeye devam etmelidir.
“Allah Celle Celaluhu, Rasulü’ne işte bu haberleri ve bilgileri gaybten sana vahyediyoruz, kalemleri atarken onların yanında değildin.” dedi. Bunun manası; Meryem’e hangisinin kefil olacağını belirlemek için kura çekerken yanlarında değildin demektir. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem direkt şahit değildir ancak vahiy yoluyla bunu öğrendi. İsrailoğullarına karşı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hücceti ve delili budur. Evet, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem orada değildi. O olaya direkt şahit de değildi. Fakat Rabbinden gelen haber doğrudur. Meryem doğunca babası olan İmran’ın hayatta bulunmamasına dair bir delildir. Bu nedenle herkes Meryem’e kefil olmak istiyordu. Kurada herkes kalem atıyordu. Fakat Zekeriyya kura da kazandı ve Meryem’e kefil oldu. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem onların Meryem’e kefil olmak için çekişmelerine şahit değildi. Fakat Allah Celle Celaluhu’nun vahyi doğrudur ve Allah Celle Celaluhu’nun şahitliği yeter. Bunu Rasulü’ne bildirdi. Bu şekilde, Yahudileri ve Hıristiyanları susturdu ve onların karışık hikâyelerini düzeltti. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ قَدْ جَاءكُم مِّنَ اللّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُّبِينٌ
“Ey Ehl-i Kitap! Kitaptan (Tevrat’tan) gizlediklerinizin çoğunu size beyan eden, birçoğunu da yüzünüze vurmayarak affeden Rasulümüz size gelmiş bulunuyor. İşte size Allah tarafından bir nur ve hakikatleri açıklayan bir kitap geldi.” (el-Maide 15)
إِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَامَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ الصَّالِحِينَ قَالَتْ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ قَالَ كَذَلِكِ اللَّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
“Melekler dedi ki: “Ey Meryem, Allah sana adı Mesih, Meryem oğlu İsa, dünyada ve Ahirette de değeri yüksek ve Bana yakınlaştırılanlardan biri olacak bir kelimeyi müjdeliyor. Ve O, beşikte iken ve genç iken de insanlarla konuşacaktır. Ve O, sâlih kimselerdendir.” O (Meryem) dedi: “Rabbim, bana hiçbir insan dokunmamışken nasıl bir çocuk sahibi olacağım?!” O (Allah) dedi ki: “İşte böyledir! Allah dilediğini yaratır. Allah eğer bir emir verirse ancak ona der ki: “Ol!” O, hemen olur.” (Âl-i İmran 45-47)
Melekler Meryem’e babasız bir çocuk sahibi olacağına dair başka bir müjde verdi. Bu Allah’tan bir kelimedir. Bunun manası; Allah Celle Celaluhu tek bir kelimeyle onu meydana getirecektir. Zira Allah Celle Celaluhu’nun emri böyledir! Eğer bir şeyin olmasını dilerse ona ol der, o şey hemen oluverir. Nitekim Allah Celle Celaluhu yaratıcıdır, her şeyi yoktan meydana getirdi. Bu çocuğun adı Mesih’tir. Meryem’in oğlu İsa’dır. Babası olmadığı için annesi olan Meryem’e nispet edilecektir. Mesih adı hakkında değişik manalar verildi. Arapça da Mesih الْمَسِيحُ “meseha” Fiilinden çıkan “feiil” fiil kalıbına uydurulmuş bir isimdir. “Meseha’nın manası, sildi, mesh etti” demektir. Mesih çok mesh eden kimseye denilir. İsa bu lakabı aldı, çokça mesh ediyordu. İsa hasta olanları mesh edince Allah’ın izni ile şifaya kavuşurdu. Bu nedenle İsa Aleyhi’s-Selam’a bu lakabın verilmiş olma ihtimali büyüktür.
İsa Aleyhi’s-Selam dünya ve ahirette pek değerli ve yüksektir. Allah’a yaklaştırılan kimselerden olacaktır. Allah Celle Celaluhu’nun Hz. Mesihi yaratmasından hayatının sonuna kadar hep bir mucizedir. Babasız olarak yaratıldı, beşikteyken insanlarla konuştu ve onları Allah’a kulluk etmeye davet etti. Büyüyünce yine insanları Allah’a kulluk etmeye çağırmak için onlarla konuştu ve onları Allah’ın hanif dinine davet etti. Şirksiz, yalnız Allah’a kulluk etmeye davet etti. Nitekim O Allah’a pek yakın bir kimse ve sâlihlerden biridir. Meryem’e öyle bir müjde verilince sevindi, fakat hiçbir insan kendisine dokunmamışken nasıl olacağına dair soru sorarak şaşırıp Rabbinden bunu açıklamasını istedi. Zira bu bir mucizedir. Allah Celle Celaluhu kendisine kendi kudretini gösterip şöyle diyor: ‘Allah Celle Celaluhu istediğini ve dilediğini yaratır, hiç aciz değildir, bir şeyin olmasını isteyince ona ol der, hemen o şey oluverir.’ Meryem Aleyhi’s-Selam inanmadığı için böyle bir şey sormuş değildir. O sadece şaşırdığı ve merak ettiği için sormuştur. Allah Celle Celaluhu ona bir çocuk verecektir, oysa Meryem evli değildi, pek iffetli bir kız idi ve bakireydi. Yoksa Allah Celle Celaluhu onu bir erkekle mi evlendirecekti. Evlenmeden nasıl bir çocuk sahibi olacak?! Böyle bir olay hiç olmamıştı. Ancak babamız Âdem Aleyhi’s-Selam babasız ve annesiz meydana geldi/yaratıldı. Nitekim, Allah Celle Celaluhu bir ayette, “nasıl Âdem’i yarattım ise İsa’yı da böyle yarattım” (Âl-i İmran 59) buyurdu. Allah Celle Celaluhu böylece kendi azametini ve kudretini gösteriyor. Biz buna inanmalıyız. Allah Celle Celaluhu bir şeyin olmasını istiyorsa ona “ol” der ve o şey hemen oluverir. Buna göre, biz İslam Hilafet Devletini kurmaya çalışırken hiç ümitsizliğe kapılmayacağız. Allah Celle Celaluhu onun olmasını isteyince ona “ol” der ve o oluverir ve müminlere kurduruverir. Yeter ki, biz Meryem kadar temiz ve takvalı olalım ve Allah’ın emrettiği şekilde çalışalım, bize gösterdiği Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem yolunda gidelim. Ondan bir kıl payı kadar bile ayrılmayalım. Nihayet, Allah Celle Celaluhu Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e İslam Devleti’nin kurulmasını nasıl nasip etmişse bize de nasip eder. Nitekim Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve sahabeleri çok çile çektiler, fakat sabrettiler ve dayandılar. Pek temiz ve takvalı idiler. Nihayet Allah Celle Celaluhu onlara yardım etti ve onlara İslam Devleti’nin kurulmasını nasip etti.
وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَرَسُولًا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنْفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللَّهِ وَأُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَالْأَبْرَصَ وَأُحْيِي الْمَوْتَى بِإِذ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَلِأُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذِي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ إِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
“(Allahu Teâlâ Meryem’e İsa’nın sıfatlarını ve değerini anlattı.) O (Allah), O’na Kitabı, Hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecektir. İsrailoğullarına Rasul olacaktır, onlara diyecek: “Rabbinizden size bir ayetle geldim, çamurdan kuş şeklinde bir şey yapacağım ve ona üfleyince Allah’ın izni ile o bir kuş olacaktır. Allah’ın izni ile de kör olanları ve alacalı olanları şifaya kavuşturacağım ve ölüleri dirilteceğim. Ne yiyeceğinizi ve evlerinizde neyi gizlediğinizi bildireceğim. Şüphesiz ki eğer siz gerçek mümin iseniz sizin için bir ayettir. Benden önce indirilen Tevrat’ı tasdik etmekle beraber ve size haram kılınan şeylerin bir kısmını helal kılmak üzere Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Şüphesiz ki Allah benim Rabbimdir ve sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin. İşte doğru yol budur.” (Âl-i İmran 48-51)
Allah Celle Celaluhu İsa’ya kitabı öğretecektir. Kitap normal kitap manasında geçtiği gibi “yazı yazma” anlamına da gelir. Zira Arapçada كتب “ketebe” yazdı demektir. Kitap yazılmış olan şeydir. “Kitabe” yazı yazmaktır. “yazdı/Ketebe” fiilinin mastarıdır. Bu nedenle “Yazı yazmayı İsa’ya öğretecektir”i; “Kitabı yazmayı öğretecektir” manasına tercih ederim. Bunun manası; Allah Celle Celaluhu İsa Aleyhi’s-Selam’a okuma yazmayı öğretti. Zira Tevrat’ı ve İncil’i öğretecektir. Bu iki kitaptan başka kitabı İsa’ya öğretmedi. Ayette Allah Celle Celaluhu kitabı, hikmeti öğretecek dedikten sonra Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek dedi. Böylece İsa Aleyhi’s-Selam Tevrat’ı ve İncil’i okuyabilecektir. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem gibi ümmi değildi. Nitekim Tevrat ve İncil tüm olarak Allah’tan birer kitap olarak indirildi. Böylece İsa bunlardan ayetler okur ve İsrailoğullarına bunları okur, anlatır ve onlardan bu ayetleri uygulamalarını talep ederdi. Fakat Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e Kur’an bir kitap olarak indirilmedi. Olaylara ve sorunlara göre ayetler indiriliyordu. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bunları ezberliyordu, insanlara okuyordu ve bu ayetlere inanıp uymalarını talep ediyordu. Zira Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu ayetlerle bir toplum ve bir devlet oluşturmaya çalışıyordu. 13 senedir böyle çalıştı ve ondan sonra İslam Devleti’ni kurabildi. 10 sene kadar bu devleti yönetti. Devleti yönetirken her soruna ayet gelip canlı olarak uygulanıyordu. Böylece Kur’an siyasi bir kitap ve bir devletin anayasasının ve kanunlarının kaynağı oldu. Bu nedenle Kur’an’a siyasi bir kitap olarak bakmak gerekir. Devlet’in anayasasının ve kanunlarının kaynağı olarak bakmak gerekir. Zira Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ona böyle baktı ve ondan sonra gelen halifeler 1342 sene buna böyle baktılar ve onu uyguladılar. Hatta Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: “İsrailoğulları nebiler tarafından siyaset ediliyordu. Bir nebi helak olunca yerine başka bir nebi geçerdi. Fakat benden sonra nebi olmayacaktır halifeleriniz olacaktır. Sahabeler; Ya Rasulullah bize ne emredersiniz?” O; İlk biat edilen Halife’ye vefakârlık gösterin. Onlara haklarını verin (itaat edin). Allah Celle Celaluhu onlara güttüklerinden soracaktır.” (Müslim)
İsa Aleyhi’s-Selam yönetici olmadı. İsrailoğullarının Tevrat’a ve İncil’e tabi olmalarını istedi. İncil Tevrat’ı tasdik eder ve tamamlar. Fakat Tevrat’ın bazı hükümlerini nesheder. Bu ayette bunu açıkladı. Size haram kılınan şeylerin bir kısmını helal kılmak üzere gönderildim. Allah Hz. Mesih’in dili ile söylüyor. Kur’an ise hem Tevrat’ı hem de İncil’i neshetti. Maide Sûresi 48. ayette beyan edildi:
وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ
“Kitabı (Kur’an’ı) sana önceki gelen kitapları doğrulayıcı ve bunlara egemen olarak hakla indirdi.”
Kur’an’ın diğer kitaplara egemen olmasının manası o kitapların hükümlerini kaldırmış olmasıdır. Her insan Yahudi veya Hıristiyan olsun olmasın Kur’an’a inanmakla sorumludur. Kur’an’ın hükümlerini uygulamalıdır. Allah’ın son hükümleri bunlardır. Allah Celle Celaluhu indirdiği Tevrat’ın bir kısım hükümlerini İncil’de nasıl neshetti veya kaldırdıysa Kur’an’la Tevrat’ın ve İncil’in bütün hükümlerini kaldırdı. Artık kıyamet gününe kadar bütün insanlar için tek şeriat Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şeriatıdır. Allah’ın ona vahyettiği dinin şeriatıdır. Yahudiler ve Hıristiyanlar kendi eski dinlerini terk edip İslam’a inanmak ve tabi olmakla mükelleftir. İslam’dan başka din Allah Celle Celaluhu indinde kabul edilmez.
Âl-i İmran Sûresi’nin 85. ayetine baktığımızda Mesih’e hikmeti öğrettiğini göreceğiz. Bakara Sûresi’nde hikmetin manasını açıklamıştım. Değişik manalarda geçmiştir fakat Arapça da lügat manası isabetli fikirdir. Allahu Teâlâ İsa Aleyhi’s-Selam’a doğru fikri öğretecektir. Bundan başka fikir söylemez. Zira İsa Aleyhi’s-Selam bir nebi ve Rasul’dür. Bu nedenle batıl veya yanlış veyahut sapık fikir söylemez. Allah’ın vahyi ile yürütülür. Allah Celle Celaluhu onu masum kıldı. Her nebi ve Rasul böyledir. Fakat İsa sadece İsrailoğullarına bir Rasul ve bir elçidir. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem gibi bütün insanlığa gönderilmedi. Ayette geçtiği gibi İsrailoğullarına bir Rasul olacaktır. Onlara Allah’ın ayetlerini gösteriyor. Burada ki ayetler mucizelerdir. İsrailoğullarına inandırmak için mucizeler gösterdi. Bu mucizeler o zamanda görüldü her zaman görülmez. Çamurdan bir kuş şekli yapıyor ondan sonra Allah’ın izni ile ona üflüyor ve böylece gerçek kuş oluyor. Körleri ve alacalı kimseleri şifaya kavuşturur ve ölüleri diriltirdi. Bütün bunlar Allah’ın izni ile olmuştur. Allah Celle Celaluhu İsa Aleyhi’s-Selam’ın elleriyle bunları gerçekleştirmiştir. Bunlar birer mucizedir. Ancak bu mucizeler sadece o zaman görülmüştür ve o zaman ki insanlar içindir. Çünkü İsa Aleyhi’s-Selam’ın risaleti Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Risalet’i gelinceye kadar devam edecek ve ondan sonra kalkacaktır. Bugün o mucizeleri hiç kimse ispatlayamaz. Bu nedenle İsa Aleyhi’s-Selam’ın varlığı nebiliği ve risaletini aklen hiç kimse ispatlayamaz. Eğer bunlar Kur’an’da geçmeseydi biz bunlara inanmazdık. Bunların delili naklidir. Kur’an bunları bize nakletti. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in mucizesi Kur’an’dır ve bu mucize her zaman aklen ispatlanır. Bu nedenle Kur’an kıyamet gününe kadar geçerlidir. Kur’an Arapçayla indirildi, buna rağmen hiçbir Arap ve Arapça bilen kimse onun gibi söyleyemedi ve söyleyemez. Hala Kur’an insanlara meydan okuyor. Kur’an’da Musa, İsa, Tevrat ve İncil’den söz edilmeseydi biz buna inanmazdık. Budizm ve Hinduizm gibi dinlerden sayardık. Zira aklen Musa ve İsa’nın nebiliğini ve Tevrat ve İncil’i Allah’ın kitapları olarak kimse ispatlayamaz. Bunlar Kur’an’da geçtiği için nasıl inandık, Tevrat’ın ve İncil’in hükümlerinin kaldırıldığına inandık. Hatta Kur’an’da Yahudiler ve Hıristiyanların Tevrat ve İncil’i değiştirildiği beyan edildiği için gerçek Tevrat’ın ve İncil’in bulunmadığına inanıyoruz. Bu nedenle Kur’an’da Yahudi ve Hıristiyanların Kâfir oldukları ilan edildi.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış