7 Haziran genel seçimleri
yapıldı ve sonuçları hakkında oldukça çok şey yazılıp çizildi. Seçimi, kimin
kazanıp kimin kaybettiği, galibiyetin ve mağlubiyetin sebepleri üzerinde
haftalarca konuşuldu ve halen konuşulmaya devam ediliyor. Seçimler ile yeni bir
siyasi tablo ortaya çıktı. Yorumlar, koalisyon şekilleri üzerinde yoğunlaştı.
Koalisyon kurulur mu, olsa nasıl olur, henüz bilmiyoruz. Bir erken seçim olur
mu, siyasi kaos yaşanır mı, akabinde ekonomik kriz çıkar mı vb. hakkında yazı
yazılabilecek birçok mesele var. Ancak ben daha önemli gördüğüm bir konuyu
hatırlatmak istiyorum.
Bu yazıda seçim ile
birlikte yükselen ve daha fazla organize olan Kürt milliyetçiliği üzerinde
durmak istedim. Her ne kadar yeni bir konu değilse de HDP'nin seçimlerde
beklenenden daha yüksek oranda oy alması, bu meselenin geldiği boyutu, doğru
okumanın önemine vurgu yapmak istedim. Artık, "Kürt halkı dindardır, İslâm'dan
vazgeçmez." ezberimizi bozup, meseleye daha reel yaklaşıp daha uygun
üsluplar geliştirmeliyiz diye düşünüyorum.
HDP'nin aldığı %13
küsurluk oy nereden ve nasıl geldi? Sosyolojik bir değerlendirmeye tâbi
tutulduğunda bunun bir çok sebebi vardır. Bu durumun kısa bir analizini yapmak
gerekirse şu hususların öne çıktığını düşünüyorum.
1- Öncelikle HDP/PKK’nin,
Kürt halkına yaşatılan zulümlerin sonucu var olduğunu ve hep yaşanan ve
yaşatılan mağduriyetler ile güçlendiğini biliyoruz. On yıllarca yaşanan
mağduriyetler ince bir şekilde işlenmiş ve halkta bir mazlumiyet duygusu
oluşturulmuştur. Bu mazlumiyet duyguları
sistematik olarak milliyetçilik duygularına evrilmiştir. Dolayısı ile devlet ve
örgüt arasında çatışmanın gerçekleşmediği dönemlerde örgüte rağbetin azaldığı,
kanlı ve çatışmalı süreçlerde ise örgüte daha yüksek bir destek verildiği
gözlemlenmiştir. Seçimlere iki gün kala HDP’nin Diyarbakır’daki miting alanında
bombaların patlaması sonucu ölü ve yaralıların olması yani kanın akması, halkta
milliyetçilik duygularının tavan yapmasını sağlamıştır.
2- Diğer bir sebep, bölge
halkının yeniden bir 6-8 Ekim olaylarının vukuu bulmasını istememesidir. Gerek
partinin yetkili ağızlarından medya aracılığı ile yapılan imalı açıklamalar ve
gerekse bir fısıltı halinde halk arasında dolaştırılan iddialar, HDP'nin barajı
aşmaması halinde, yeni bir vahşet ve vandalizm oluşacağı yönünde halkta bir
endişe ve korku meydana getirmiştir. Böylece bölge halkı daha önce yaşadığı ve
şahit olduğu vahşet ve vandalizmi tekrar yaşamaktan çekinmektedir. Öyle ki daha
önce HDP'ye hiç oy vermemiş, fikrî olarak kendisini hiç benimsemediği halde sırf
bu kaygılar ile HDP'ye oy vereceğini söyleyenlere şahsen tanıklık ettim.
3- AKP’nin tek başına
iktidar olmasını ve Erdoğan’ın Başkanlığının engellenmesinin tek yolunun
HDP'nin barajı aşmasında olduğu gerçeği karşısında AKP ve Erdoğan karşıtlarının
büyük bir çabası oldu. Buna binaen bilinçli bir şekilde CHP’den(emaneten)
HDP'ye geçen oyların yanında daha önce CHP'ye oy veren belli Alevi kesimleri de
HDP'ye oy vermiştir.
4- AKP'nin ve özellikle
Erdoğan’ın seçim öncesi milliyetçi söylemleri ve Kürt meselesine dair olumsuz
açıklamaları, daha önce AKP'ye oy veren dindar Kürtleri AKP'den
uzaklaştırmıştır. Yine AKP’lilerin kendilerine olan özgüvenleri ya da
kibirlerinden dolayı bölgede ciddi bir şekilde seçim çalışması yapmamaları,
kayda değer bir vaatte bulunmamaları, çözüm sürecini uzatmaları ve buna ilişkin
seçim öncesi yapılan olumsuz açıklamalar da buna eklenebilir.
5- AKP'nin, yukarıda
bahsettiğim sebeplerden farklı olarak, üçüncü iktidar döneminde artık devlet
ile mücadele eden mağdur bir parti olmaktan çıkıp, devletin despot zihniyetine
sahip olmaya başlayan mağrur bir partiye dönüşmesi olmuştur. Daha önce iktidar
olduğu halde, muktedir olma yolunda iken yaşadığı mağduriyetler karşısında hem
dindar Kürtlerin hem de genel anlamda halkın desteğini almıştı. Ancak son
dönemde, daha devletçi söylem ve uygulamalar, devlet ile araları iyi olmayan
Kürtleri AKP'den uzaklaştırmıştır.
Ancak, bütün bu ve bunlara
eklenebilecek diğer sebepler, HDP'nin barajı aşmasını kolaylaştırmış ise de
meseleyi sadece baraj meselesi olarak görmek doğru değildir. Artık geri
dönülmez bir yola girildiğini devletin de halkın da görmesi gerekmektedir.
Devletin olumlu adımlar
atmaması ve Kürtlere yönelik ikinci vatandaş muamelesi, örgüt tarafından iyi
kullanılmakta ve Kürt halkının daha bir milliyetçi duygulara sahip olmasını
sağlamaktadır. Bu milliyetçi duygular halkı örgüte yaklaştırmakta ve örgüt de
bu duyguları kendi bakış açısı ile yoğrularak İslâm düşmanı bir taraftar
kitlesi haline getirmektedir.
Her ne kadar kendisi için
"Türkiye partisi" olma gibi söylemleri olsa da HDP, milliyetçi bir
Kürt partisi ve KCK'nin emri altındadır. Gelinen nokta itibari ile Kürt
halkının ortalama %60-70 gibi büyük oranda desteğini almışsa hem devletin hem
de Müslümanların bu durumu iyi analiz etmesi gerekiyor. Devlet, doksan yıllık Kürtlere olan bakışını
değiştirmelidir. Kırk yıldır tekrarladığı eli kanlı, terörist, bebek katili, üç
beş eşkıya vb. repliklerinden vazgeçip gelinen noktayı fark edip daha gerçekçi
yaklaşımlar sergilemelidir ki gerginliklere sebebiyet vermeden ve doğal olarak
yeni acıların yaşanmasına engel olabilsin.
Mevcut duruma
baktığımızda, Kürt halkının çoğunluğunun talepleri haline gelen örgütün
taleplerinin, devlet tarafından karşılanması kısa vadede mümkün görünmüyor.
Çünkü mevcut durumun asıl müsebbibi devletin bizatihi kendisidir. Herkesçe
malumdur ki Kürt meselesi cumhuriyet ile ortaya çıkmış bir meseledir. Daha da
ilginç olanı örgüt, devletin kuruluş sürecinin aynısını takip etmektedir. Doğal
olarak önümüzde sıkıntılı uzun bir süreç gözüküyor.
Nasıl ki T.C. teşekkül
edilirken bir ulus bilinci oluşturuldu ve bu bilincin oluşması için bütün
dekoratif eylem ve görüntüler meydana getirildi ise bugün itibari ile örgüt de
aynısını yapmaktadır. Efsaneleşen lider! var. Uğrunda kan akıtılan vatan,
millet, bayrak var. Milleti millet yapan unsurlar! olan dil ve tarih ve her
türlü milli bayramlar var. Sinema, tiyatro, folklor gibi kültürel zemin tamam.
Radyo, TV, gazetesi ile medya organları var. Dernek, parti, kongre, ordu, gibi
kurumlar oluşmuş. Uluslar arası ilişkiler ile her türlü lobi çalışmaları vs.
vs. her şey oluşturulmuştur. Girdiği seçimde altı milyondan fazla oy alan bir
örgüte, devletin halen sadece eli kanlı silahlı bir terör örgütü olarak bakması
ve bu şekilde bir tavır içine girmesi gerçekten sıkıntılı bir durum.
Diğer taraftan örgüt,
kentlerde de silahlanmaya başlamış ve adeta polis teşkilatı seviyesinde çete
grupları oluşturmuştur. Öyle bir çete ki doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan
ayırt edecek melekeden yoksun, sadece verilen emri yerine getiren daha
benliğini bulamamış çocuk ve gençlerden oluşmaktadır. Bu kişiler genel itibari
ile hayatta bir başarı elde edemeyen ve kendisine bir statü verilmesi ile adeta
bir kahramana! dönüşen varlıklardır.
Kırsal kesimde kontrolünü
büyük oranda kaybeden devlet, artık kentlerde de emniyeti istenilen oranda
sağlayamamaktadır. Bu süreç kısa vadede karşılıklı bir anlaşma ile
sonuçlanmazsa yakın gelecekte büyük bir kaosun yaşanması işten bile değildir.
Devletin diğer bir
handikabı ise yıllardır yanlış politikalar ile sürdürdüğü çözüm süreci boyunca
örgütün daha fazla güçlenmesini sağlamıştır. Bu süre zarfında sürece bir halel
gelmesin diye devlet tarafından verilen tavizler ve göz yummalar, örgütün daha
fazla halkçı örgütlemeyi sağlamasına yola açmıştır. Ayrıca bu süre zarfında
örgüt, adeta Kürt halkının temsilcisiymiş gibi muamele görmüş ve örgüt, bu
durumu kendi lehine kullanmış ve diğer yapıları sindirmeyi meşrulaştırma yoluna
gitmiştir.
Diğer taraftan çözüm
süreci, bölgede bütün kesimler tarafından desteklenmiş ve sahiplenilmiştir. İslâmî
yapılar da bu süreçte kendilerinin de muhatap alınması gerektiği itirazının
dışında, çözüm sürecine olduğu gibi destek vermiştir. Buna ek olarak devlete
yakın veya uzak bütün İslâmî yapılar, isteyerek veya istemeyerek örgütün Kürt
halkı için dillendirdiği ana dilde eğitim, anayasal vatandaşlık vb. bütün
hususları bölgede yer edinip varlığını sürdürebilmek adına sahiplenmektedir. Bu
durum doğal olarak zımnen de olsa örgütün liderliğini kabul etmek anlamına
gelmektedir.
Hem devletin hem de
örgütün İslâmî yapılar hakkında oluşturduğu kötü imaj, halkın İslâmî yapılardan
uzak kalmasını doğurmaktadır. Buna rağmen,
bölgede İslâmî camialar az sayıda değildir. Ancak, toplumu istenilen
oranda etkileyemedikleri bir realite olarak kaşımızda durmaktadır. Bu yapıların
büyük bir kısmı sosyal ve siyasal gelişmelere karşı kayıtsız ve doğal olarak
devletçi bir konumdadırlar. Bir de son yıllarda AKP ile sisteme entegre olanlar
var ki bunların Kürt halkının desteğini kazanmaları mümkün değildir. Asıl
sorun, İslâmî yapıların bağımsız, orijinal ve kuşatıcı proje sunmaktan aciz
kalmalarıdır. Alternatif çözüm göremeyen bölge halkının, milliyetçi duygulara
kapılması ve örgüte destek vermesi kaçınılmaz olmuştur.
Bölgede İslâmî yapılar
içinde belli bir oranda etkinliği ve gücü olan tek yapı Hizbullah cemaatidir.
Ancak, Hizbullah'ın ayağındaki prangalar bölgede alternatif bir güç olmasını
engellemektedir. Uzunca bir yazının konusu olabilecek bu durumu kısaca ifade
etmek gerekirse; öncelikle kendisine yönelik halkta oluşturulan olumsuz ön
yargılar halen devam etmektedir. İkincisi, İran ile olan etkileşimi, üçüncüsü;
kuşatıcı bir projeye sahip olmaması ve son olarak da net bir fikre bağlı olarak
sabit bir metot üzere hareket etmemesi gibi hususlar kendisinin kısa vadede
geniş halk kitleleri tarafından desteklenmesini mümkün göstermemektedir.
Sonuç olarak, asırlardır İslâm'a
ve Müslümanlara sadakat ile bağlı olan Kürt halkı, Hilafet'in kaldırılması ile İslâm
şeriatının uygulanmasına son verilmesine karşın Şeyh Sait Efendinin öncülüğünde
kıyama kalkan Kürt halkı, İslâm'ın kutsal saydığı mekan olan Kudüs'ü,
kafirlerin işgalinden kurtaran Selahaddin Eyyubi'nin torunları, gelinen nokta
itibari ile devlet ve örgütün kıskacında büyük oranda İslâm'dan uzaklaşmıştır.
Hatta İslâm düşmanı yeni bir nesil meydana gelmektedir. 6-8 Ekim olayları, Kürt
gençlerinin ne şekilde İslâm'a ve Müslümanlara düşman kılındığını göstermiştir.
Halen dindar olan kişilerde ise milliyetçi duygular ağır basmaktadır. Örgüt,
Kürt halkının bugüne dek karşılaştığı bütün haksızlıkların temelinde İslâm ve
Müslümanlar olduğu algısını her geçen gün daha fazla kişiye yaymaktadır.
Dolayısı ile Kürt halkı içinde İslâmî çalışmalarda bulunanların işi gün
geçtikçe zorlaşmaktadır.
Cumhuriyetin ilanından
evvel, Müslümanlar nasıl bir fikrî buhran yaşadılar ise bugün de bir benzerini
yaşamaktadırlar. Müslümanları tek ümmet olmaktan çıkartıp sömürgecilerin
oyuncağı haline getiren milliyetçi, vatancı ve ulus-devlet anlayışı ile
mücadele etmek durumundayız. Yeni ulus-devletlerin oluşmasına karşı olduğumuzu
vurgularken mevcut olanlara karşı sessiz kalmamalıyız. Aksi takdirde mevcut
yapıları meşru gördüğümüz anlamı çıkartılabilir. Her ne kadar Kürtlerin
taleplerine karşın devletçi zihniyet, "ümmet" kavramını suiistimal
etmişse de İslâm'ın içini doldurduğu şekli ile vurgulamaya devam etmeliyiz.
Sahip olduğumuz ideolojik
ümmet anlayışımız, mevcut atmosferde akıntıya karşı kürek çekmeye benzese de
bundan başka çarenin olmadığını biliyoruz. Toplumsal muhalefete sabır
göstermediğimiz takdirde bir bütün olarak hepimiz kaybederiz. Bu durumun geçici
olduğu bilinci ile fikir ve metotta sebat edip, daha uzun vadeli stratejiler
geliştirmeliyiz. Kalkınmanın kendisi ile gerçekleştiği esasları göstermeye devam
edeceğiz.
Muhakkak ki İslâm,
akıllara ve kalplere nüfuz edebilen yegâne sahih dindir. Zaman ve mekân, bölge
ve ırk farkı gözetmeksizin Kıyamet’e kadar bütün insanlığın mutluluğunu garanti
eden tek sahih dindir. İnsanlık, onunla kalkınır, onunla izzet ve şeref bulur. İslâm'ın
kimseye ihtiyacı yok. Aksine bütün insanlık İslâm'a muhtaçtır.
Not: Şeyh Sait Efendinin
şahadetinin üzerinden 90 yıl geçti (29 Haziran 1925). Allah'tan Şeyh'in ve
arkadaşlarının şehadetlerini kabul buyurmasını diliyor, kendilerini hayırla yâd
ediyoruz. Kendisinin uğruna başkaldırdığı dava, bugün bizim davamızdır. Ancak,
kendilerini Şeyh'e nispet edenler, Şeyh'e ve davasına karşı en büyük ihaneti
yapmışlardır. Şeyh'in halk nezdindeki itibarını, kendi habis emelleri için
kullanmışlardır. Şeyh Said Efendi'nin davasını dava edinen torunlarına selam
olsun. Rabbim sayınızı ve etkinliğinizi artırsın. (Amin)


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış