KORONAVİRÜS NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Aydın Usalp

Kısa bir süre içinde dünyayı etkisi altına alan koronavirüs hakkında, herkesin bilmesinde fayda olduğuna inandığım birtakım bilgileri, işin uzmanlarından alıntılayarak bu yazıda sizler için derlemeye çalıştım. Konuya virüsün ne olduğundan başlayalım.

Latince’de “zehir” anlamına gelen virüs, yeryüzünde en çok çeşidi bulunan biyolojik bir varlıktır. Virüsler 20. yüzyılın başlarına kadar isimsizlerdi. 1898'de bir seri deney yürüten Hollandalı mikrobiyolog Martinus Beijerinck tarafından adlandırıldılar. Daha sonra yapılan araştırmalar sonucunda virüsler sınıflandırıldı.

Virüsler canlı değillerdir! Virüslerin hücreleri bulunmaz, yiyecekleri enerjiye dönüştüremezler. Taşıyıcıları olmadan etkisiz kimyasallardan fazlası değillerdir. Fakat bu durum onların ölü oldukları anlamına da gelmez. Çünkü genleri vardır ve çoğalırlar. Virüslerin milyonlarca türü vardır. Fakat bunlardan yalnızca beş bin kadarı bilim insanları tarafından detaylıca incelemiş durumdadır. İnanılması güç gelse de temizliğe dikkat etmek çoğunlukla virüsleri etkisiz hâle getirmek için yeterlidir.

Virüsler kendi kendini çoğaltabilen, en basit organizmalar olarak bilinmektedir. Sadece genetik yapısını taşıyan DNA veya RNA denilen molekülleri çevreleyen bir protein tabakasından ibarettir. 

Bazı virüslerde örneğin yeni koronavirüste olduğu gibi zarf adı verilen, onu çevreleyen bir yağ tabakası bulunmaktadır. Bu kadar basit bir organizmanın kendi kendine dışarıda çoğalma yeteneği yoktur. 

Virüsler zorunlu hücre içi parazitidirler; konak adı verilen, kendilerinin özgün bir şekilde seçtiği hücrenin içerisine girdikleri zaman çoğalma yetenekleri olan mikroorganizmalardır. Bu durumları bilgisayar virüslerine benzer. Bilgisayar virüsü de çok küçük bir programdır; tek başına bir bilgisayarı işletip, çalıştıramaz. Mutlaka kendini çoğaltabilmek için bilgisayar programı içerisine girip oradaki işletim sistemini kullanarak, kendisinin kopyalarını başka bilgisayarlara göndermeyi hedefler. 

Virüsler, çok özgül hücreleri seçerler; örneğin yeni koronavirüs, solunum yolu mukozalarını sevdiği için damlacık yoluyla insandan insana bulaşma özelliğindedir. Virüsün, solunum yolu mukozalarına girdiği zaman çoğalıp dokulara zarar vermesi belirli bir süre aldığı için bu süreye kuluçka dönemi denilmektedir.

Koronavirüs Nedir?

İlk olarak Çin’in Wuhan bölgesinde, 2019 yılı Aralık ayının başında görülüp, bu bölgedeki yetkililer tarafından tanımlandığı için gayri resmi olarak Wuhan koronavirüsü adıyla da bilinen yeni koronavirüs, solunum yolu enfeksiyonuna neden olan ve insandan insana geçebilen bulaşıcı bir virüstür.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından virüsün resmi adı SARS-CoV-2 (Şiddetli Akut Solunum Sendromu-Koronavirus-2) olarak belirlenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü virüsün neden olduğu hastalığı tanımlamak için Covid-19 terimini kullanmaktadır. 

Koronavirüs Hastalığı (Covid-19) Nedir?

Koronavirüs hastalığı (Covid-19), ilk olarak 13 Ocak 2020 tarihinde Çin’in Wuhan eyaletinde yüksek ateş ve nefes darlığı ile tanımlanan yeni viral solunum yolu hastalığı olarak tespit edildi. Hastalığın damlacık ve temas yoluyla bulaştığı bilinmektedir. Oluşturduğu küresel salgın durumundan ötürü pandemi olarak tanımlanmaktadır.

Yeni koronavirüs, hem hayvanları hem de insanları etkileyebilen, koronavirüs ailesinin bir türüdür. Geçmişe bakıldığında koronavirüs ailesinden bazı farklı virüslerin, MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu) ve SARS (Şiddetli Akut Solunum Sendromu) gibi şiddetli görülen solunum hastalıklarına sebep olduğu görülmektedir.

Koronavirüsler, elektron mikroskobuyla bakıldığından yuvarlak ve üzerinde çıkıntıları olan bir taca benzetildiği için Latince’de taç anlamına gelen korona kelimesiyle adlandırılmışlardır. 

Toplumumuzda yıllardır koronavirüsler görülmektedir. Bunların en basitleri ve en sık görüleni nezledir. Burun akıntısıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonuna neden olan, 20 farklı virüs türünün bir grubudur. 

Koronavirüs ailesinden pek çok diğer virüsler, yeni koronavirüse göre daha hafif semptomların görüldüğü, daha hafif seyirli hastalıklara neden olmaktadırlar. Bu nedenle koronavirüsler, konu soğuk algınlığı gibi hastalıklar olduğunda herhangi bir paniğe yol açmamıştır. 

Virüslerin genetik bilgisi, RNA’sının mutasyona uğraması sebebiyle değişiklik göstermektedir. Özellikle yüzey proteinlerinde hücreye tutunup, içeriye girmekte kullandığı proteinlerde değişiklik yaparak, daha önce oluşmuş bağışıklık sisteminden kaçmakta, hem de daha hızlı çoğalıp hücrelere çok daha fazla zarar verebilmektedir.

Daha önce SARS adı verilen virüs, bugünkü yeni koronavirüse çok benzer bir hastalık oluşturdu. SARS ismi, şiddetli akut solunum sendromunun İngilizce karşılığının baş harfleri kullanılarak oluşturulmuş isimdir. Günümüzde gündemde olan koronavirüs için de ikinci SARS virüsü benzetmesi kullanılmaktadır. 

Bunun dışında koronavirüs ailesinden bir başka virüs de ciddi hastalık oluşturabilme potansiyeli ve neden olduğu salgınlarla dünya gündemine gelmişti. MERS ismi verilen, Orta Doğu Solunum Sendromu, develerden insanlara geçiş gösteren bir koronavirüs türünün neden olduğu hastalık, bir süre Orta Doğu bölgesinde bir epidemi oluşturmuştur.

Ancak MERS’in hastalık bakımından etkileri bütün dünyada görülmediği için pandemi olarak adlandırılmamıştır. MERS hâlâ daha Orta Doğu bölgesinde belirli aralıklarla zaman zaman olgular şeklinde görülmektedir.

Yeni Koronavirüs Hastalığı’nın (Covid-19) Belirtileri Nelerdir?

Koronavirüsün belirtileri arasında en sık karşılaşılan semptomlar birkaç gün boyunca devam eden yüksek ateş, baş ağrısı ve kuru öksürük olarak bilinmektedir. Fakat bazı hastalarda şu semptomlar da gözlemlenmektedir; nefes darlığı, balgamlı öksürük, boğaz ağrısı, kas ve eklem ağrıları, mide bulantısı veya kusma, iştahsızlık, burun akıntısı, tat ve koku alma duyusunu yitirme, baş ağrısı, ağır solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği.   

Grip, Alerji ile Yeni Koronavirüs Hastalığı (Covid-19) Birbirinden Nasıl Ayrılır?

Alerji, oluşum mekanizmasıyla virüs enfeksiyonlarından oldukça farklı bir hastalıktır. Ancak belirti olarak bazı virüs enfeksiyonlarıyla karışabilir. Bunlardan en çok karışabilecek olanı saman nezlesi olarak bilinen, bahar aylarında, özellikle çeşitli ağaçların polenlerine karşı oluşan bir tür alerjidir. Bunlar göz mukozasıyla veya burun mukozasıyla temas ettiğinde aynı nezle olmuş bir kişi gibi kişinin gözleri yaşarabilir, kızarabilir, burnu akabilir ve hapşırık nöbetleri şeklinde belirtiler görülebilir.

Virüs enfeksiyonlarında saptanan bazı belirtiler bu alerjide bulunmaz. Ateş, aşırı halsizlik, yorgunluk, kas ağrıları, boğaz ağrısı gibi belirtileri alerjide saptanmamaktadır. Virüs enfeksiyonu grip de olsa, koronavirüs de olsa başta göreceğimiz ve enfeksiyonu bize anlatacak önemli ayırt edici belirtiler ateş, boğaz ağrısı, kas ağrıları gibi belirtilerdir.

Koronavirüsün Kuluçka Süresi

Koronavirüs belirtileri kişinin bağışıklık sistemi ve yaşına bağlı olarak da değişiklik gösterebilir. Fakat elde edilen verilere göre kuluçka süresinin, genellikle hastanın enfekte olmasından sonraki 2 ila 14 gün içerisinde gerçekleştiği yönündedir. Fakat, yapılan gözlemlerde, enfekte kişilerin pek çoğunda 3 ila 10 gün arasında enfeksiyon belirtilerinin ortaya çıktığı tespit edilmiştir.

Koronavirüs Nasıl Bulaşır?

Yapılan araştırmalar sonucunda, virüsün tek zincirli RNA virüsü olan koronavirüs ailesinden olduğu görülmüştür. İlk vakıalar bölgedeki büyük bir deniz ürünleri ve hayvan pazarı ile bağlantılı olduğu için virüsün hayvan kaynaklı olduğu düşünülmektedir.

Virüsün insandan insana damlacık yoluyla ve doğrudan temas ile geçebildiği bilinmektedir. Öte yandan öksürük gibi yollarla yüzeylere yayılabilecek solunum damlacıklarının da bir süre bulaşıcılık özelliği taşıdığı görülmüştür.

Virüs, solunum sistemine yerleşmektedir.  Yapılan araştırmalar semptom göstermeden virüsü taşıyan, kuluçka dönemindeki kişilerin de bulaşıcı olduğunu göstermiştir. Ancak kuluçka döneminde yayılma, virüsün en etkili yayılma gösterdiği dönem değildir.

Virüs, hasta bireylerden öksürme, hapşırma yoluyla ortaya saçılan damlacıklarla ve hastaların solunum salgılarının temas ettiği yüzeylere dokunulmasından sonra ellerin göz, ağız, burun mukozası teması ile bulaşmaktadır. Koronavirüsler genel olarak vücut dışı ortamda uzun süre varlığını sürdürme imkânı olmayan virüslerdir. Yapılan araştırmalar Covid-19’un bulaşıcılık süresi ve dış ortama dayanma süresi hakkında henüz yeterli ve doğrulanabilir bilgiyi sağlayamamıştır.

Koronavirüs Hastalığı (Covid-19) Daha Çok Hangi Grupları Etkiliyor?

Koronavirüs Hastalığı’nın (Covid-19) özellikle 65 yaş üstü kişileri, kanser hastalarını, hamileleri, bağışıklık sistemi zayıf olanları, tansiyon hastalarını, şeker hastalarını, akciğer hastalıkları ve KOAH gibi ek hastalıkları olan insanları daha fazla etkilediği gözlemlenmektedir. Covid-19 belirtileri çocuklarda da ender olarak görülse de hastalığı hafif semptomlarla atlattıkları gözlemlenmektedir.

Koronavirüs Hastalığı’nın (Covid-19) Tanı Testi Nasıl Yapılır?

Koronavirüsün tanısı için laboratuvar ortamında test yapılması gereklidir. Koronavirüsün kesin tanısı moleküler testler ile gerçekleştirilir. Olası vakıa tanımına uyan kişilerden alınabilecek boğaz sürüntüsü, balgam gibi örnekler üzerinde virüsün genetik materyalinin tespit edilmesi ile tanı konmaktadır. Alınan örnekler yapılan tanı testleri, şu anda ülkemizde Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Viroloji Referans Laboratuvarında ve Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen Halk Sağlığı Laboratuvarlarında yapılabilmektedir.

Koronavirüs Hastalığı’nın (Covid-19) Tedavisi Nasıl Yapılır?

Koronavirüs (Covid-19) hastalığı için şu anda belirli bir kesin tedavi yolu mevcut değildir. Gerçekleştirilen tedavi ateş, kuru öksürük ve nefes darlığı gibi belirtilerin hafifletilmesine odaklanır. Mevcut zatürre tedavilerinin, bu hastalık için etkin olup olmadığı yönünde araştırmalar sürmektedir. Hastalık virüs temelli olduğu için antibiyotikler etkili değildir.

Koronavirüs (Covid-19) hastalığının teşhis edilmesinin ardından hastalığın belirtilerini kontrol etmek için doktor kontrolünde ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Hasta bireyin bulunduğu odaların neminin dengelenmesi, çay gibi sıcak içeceklerin tüketilmesi ile ılık duşlar boğaz ağrısı ve/veya öksürüğün hafiflemesine yardımcı olacaktır.

Bol sıvı tüketmek, dinlenmek ve düzenli uyku hastalığın belirtilerinin hafiflemesi için önemlidir. Ancak hastalığın belirtileri normal soğuk algınlığı sürecinden daha ağır seyretmeye başlarsa mutlaka uzman bir doktora başvurmak gerekir.

Bağışıklık Sistemi Koronavirüsle Nasıl Savaşıyor?

Vücudumuza yabancı bir organizma, bir madde girdiği zaman bağışıklık sistemi hücrelerimiz bunu hemen algılarlar. Bunu algıladıkları zaman ona karşı hem hücresel düzeyde hem de antikor adı verilen proteinler düzeyinde vücudumuzu bu organizmalara karşı korumaya çalışırlar.

Vücudumuza yabancı bir madde girdiği zaman, bu yabancı maddelerin üzerindeki yabancı protein vücutta bulunan diğer proteinlerden farklı olduğu çeşitli savunma hücrelerinin yüzeyinde bulunan almaçlar tarafından algılanır. Algılanan bu yabancı proteinle tam anahtar kilit usulü bağlanacak ve onu etkisiz hâle getirecek antikor proteinleri vücut tarafından üretilir.

Antikorlar yabancı proteinlere bağlanarak onları işlevsizleştirir. Örneğin, virüslerin hücrelerimize girmekte kullandıkları proteinler vücudun antikorları tarafından işlevsizleştirildiğinde virüs hücrelere tutunamaz ve içeri giremez. Aşı üretiminde de bu mantık kullanılır.

Aşı içerisinde bulunan madde virüsün kendisi değil, hücre içine girmekte kullandığı proteinleridir. Bu sayede vücudumuz önceden bu proteini bloke edecek, bağlayacak antikorları vücudumuzda oluşturur. Bu sayede vücut, etkenin kendisi olan virüsle karşılaşsa dahi, virüsün hücre içine girmekte kullandığı proteinleri antikorlar sayesinde hızlıca işlevsizleştirerek hasta olmamızı engeller.

Koronavirüs Hastalığı’ndan (Covid-19) Korunma Yolları Nelerdir?

Koronavirüs (Covid-19) hastalığını önleyecek aşılar henüz geliştirilme aşamasında olduğu için hastalığı engellemenin en etkili yolu bu virüse maruz kalmaktan kaçınmaktır. Virüs esas olarak insandan insana yayıldığı için çok basit, ancak önemli önlemler alınması hastalığı engelleme yolunda büyük adımlar olacaktır.

Koronavirüs; SARS’ta %11 -12 ve MERS’te %35-50 olan yaşam kaybı oranları ile karşılaştırıldığında, %1-2 gibi oldukça düşük bir orana sahip olsa da hızla bulaşabilme özelliğine sahiptir ve bu nedenle tehlike oluşturmaktadır. Son dönemde “Koronavirüs ilacı var mı?” şeklindeki soruların yanıtı aranırken, bilim adamları virüse etki eden ilaç ve aşı çalışmalarını başlatmıştır.

Koronavirüsün Öldürme Etkisi

Yukarıda da geçtiği üzere koronavirüsün öldürücü olma durumu birçok virüs veya hastalığa oranla çok daha azdır. Ancak bu virüs, çok hızlı yayılması sebebi ile Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak tanımlanmış ve tüm ülkeler söz konusu virüse karşı birtakım önlemler almak durumda kalmıştır. Aksi takdirde sağlık sektöründe oluşacak sıkıntılar sosyal hayatın her tarafına yayılması ve doğal olarak hükümetlerin bundan son derece olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır.

Worldometers’ın verilerine göre bu yıl şu ana kadar (ilk 4 ayda), sıtmadan ölenlerin sayısı 320 binden fazla, AİDS hastalığından ölen insanların sayısı; 549 binden fazla, alkolden ölenlerin sayısı 816 binden fazla, sigaradan ölenlerin sayısı 1 milyon 631 binden fazla, kanserden ölenlerin sayısı; 2 milyon 680 binden fazladır. Ayrıca intihar ederek ölenlerin sayısı; 350 binden fazla ve açlıktan ölenlerin sayısı 3 milyondan fazladır. Dolayısı ile koronavirüsün dünyayı bu denli etkilemesinin sebebi, neden olduğu ölüm oranlarının yüksekliği değil, hızlı yayılmasından dolayı oluşturacak olan kaos ortamıdır.

Salgın Hastalıklar Nasıl önlenir?

Rabbimiz, Allah Subhânehû ve Teâlâ, hastalığı verdiği gibi şifayı da vermiştir. Şifa bulmak için tedavi olmayı teşvik etmiştir. Ancak insanoğlu acizdir ve her şeye güç yetiremez. Karşılaşılan her hastalığın ilacını önceden hazırlayamaz. Şimdiye kadar ilacını bulamadığı onlarca hastalık da mevcuttur. Dolayısı ile karşılaşılan bulaşıcı hastalığın tedavisini bulana kadar yapılması gereken tek bir seçenek vardır. Bu da karantina uygulamasıdır. Dolayısı ile hastalığın bulaştığı kişileri diğer insanlardan izole ederek eldeki bütün imkânlar ile tedavi etmeye çalışılmalıdır.

Tarihte nice salgın hastalıklar meydana gelmiş ve büyük oranda ölümlere sebebiyet vermiştir. Bu salgın hastalıkların birçoğuna zaman içinde aşılar ve tedaviler bulunmuş ve günümüzde etkileri en aza indirilmiştir.

Tarihte Salgın Hastalıklar ve Karantina Uygulamaları

Salgın hastalıklar, tarih içinde dünyanın her tarafında vukuu bulmuşlardır. İslam tarihinin ilk dönemlerinde de meydana gelmiş ve tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Bunlardan biri Amvâs vebasıdır. Adını, ilk defa görüldüğü yer olan Kudüs’ün 33 km kuzeybatısındaki Amvâs’tan alır. Amvâs vebasının Filistin’den Şam’a, Ürdün’den Urfa’ya geniş bir coğrafyada etkili olduğu ifade edilmektedir.

Hicret’in 18. yılında (M. 639) ortaya çıkan salgında pek çok Müslüman hayatını kaybetmiştir. Bölgenin başkomutanı Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın da onun yerine geçen Muâz b. Cebel’in de bu hastalıktan vefat ettiğini biliyoruz. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in amcasının oğlu Fadl b. Abbas da Amvâs salgınında hayatını kaybedenler arasındaydı. Bu salgından yaklaşık 25 bin Müslüman ölmüştür.

Ömer RadiyAllahu Anh, hastalığın etkili olduğu günlerde Şam bölgesine seyahate çıkmıştı. Başkomutan Ebu Ubeyde b. Cerrah ile bölgedeki ileri gelen komutanlar kendisini karşılayıp kötü haberi verdiler. Veba hızla yayılmaktaydı; yola devam etmek, ölüme bir adım daha yaklaşmak anlamına gelebilirdi.

Ömer RadiyAllahu Anh, haberi alır almaz Müslümanların ileri gelenleri ile istişare ettikten sonra geri dönme kararını aldı. Ömer RadiyAllahu Anh, Abdurrahman b. Avf’ın, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den [إِذَا سَمِعْتُمْ بِالطَّاعُونِ بِأَرْضٍ فَلاَ تَدْخُلُوهَا وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلاَ تَخْرُجُوا مِنْهَا] “Bir yerde veba olduğunu işitirseniz oraya girmeyin. Eğer bulunduğunuz yerde veba ortaya çıkarsa oradan ayrılmayın.”[1] hadisini de işittikten sonra aldığı kararın isabetli olduğunu anladı ve Allah’a hamd ederek oradan ayrıldı.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hadisi, salgın hastalıklar için alınması gereken bir karantina örneğini teşkil etmektedir. Bu minvalde birçok örnek de mevcuttur. Örneğin, cüzzamlı hastalardan kesinlikle uzak durulmasını isteyen Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, kendisine biat etmek üzere Medine’ye gelmekte olan Sakīf kabilesi heyetinde cüzzamlı bir hastanın bulunduğunu haber alınca onun geri dönmesini istemiş ve biatının kabul edildiğini bildirmiştir.[2] Yine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, hastalıklı hayvanların sağlıklı hayvanlardan ayrı tutulması gerektiğini de belirtmiştir.[3]

Yolcularla ilgili olarak bilinen ilk karantina uygulaması 1377’de Venedik ve Dubrovnik’te yapıldı. İlk karantinahâne ise 1423 yılında Venedik yakınlarında Santa Maria di Nazareth adasında kuruldu. XIV. yüzyılın sonlarından itibaren Doğu Akdeniz limanlarında tatbik edilmeye başlanan karantina tedbirleri, daha sonraki dönemlerde karayolu ulaşımına da sıkı bir şekilde uygulandı. Bunun en tipik örneği Avusturya’nın Osmanlı’ya uyguladığı karantinadır. Pasarofça Antlaşması’nın ardından Osmanlı-Avusturya ticari münasebetlerinin ve mal mübadelesinin artmasıyla Avusturya, Doğu’dan taşınan veba hastalığının ülkesine sirayetini engelleyebilmek için Osmanlı tüccar, yolcu ve mallarına karşı çok katı karantina tedbirlerine başvurmuştur.

Osmanlı Devleti’nde ilk karantina uygulaması Sultan II. Mahmud döneminde, 1831 yılındaki büyük kolera salgını sırasında olmuştur. Rusya’da ortaya çıkan hastalık üzerine İngiltere, Fransa, Nemçe sefaret tercümanları Rusya’dan Osmanlı limanlarına gelecek gemilere karantina tatbik edilmesini istediler. Bunun üzerine II. Mahmud devlet ricalinden karantina konusunun müzakere edilerek uygulamaya başlanmasını emretti. Alınan karara göre İstanbul’a gelen bütün gemiler Boğaziçi’nde bekletilecekti. Karadeniz’den İstanbul’a gelecek İslâm gemilerinin Büyük Liman’da, diğer devlet gemilerinin İstinye körfezinde beş gün karantina altında tutulması kararlaştırıldı.

Osmanlı’da karantina uygulaması daha sistemli olarak 1835 yılında Çanakkale’de başladı. Akdeniz çevresini etkileyen kolera dolayısıyla Çanakkale’de karantina çadırları kuruldu, Marmara ve İstanbul’a gidecek gemiler bir süre bekletildi. Karantina bekleyen kayıkların reislerine karantina tezkiresi verilmesi usûlü getirildi.

1866 yılında İstanbul’da toplanan milletlerarası sağlık konferansında her yıl hac mevsiminde Hicaz’a bir sağlık komisyonu gönderilmesi kararı alınmıştı. Bu karar üzerine Osmanlı Devleti kurban kesilen mahallerde kokuşmanın önlenmesi için gerekli tedbirleri almak, hac zamanında Mekke ve Medine’de sağlığa zararlı yiyeceklerin satışını engellemek, hacıların Hicaz’a geliş ve dönüşlerinde özellikle koleranın ortaya çıktığı yer olan Hindistan’dan gelen hacılar hakkında gerekli sağlık tedbirlerinin uygulanmasıyla mükellef olmak üzere arka arkaya sağlık heyetleri gönderdi. Bunların çalışmalarından olumlu sonuç alınması üzerine dış müdahalelere karşı Hicaz ve Kızıldeniz’de durumunu kuvvetlendirmek isteyen Osmanlı Devleti, Kızıldeniz’in Osmanlı sahillerinde karantinalar teşkil etmeye başladı.

Son söz olarak yine hatırlatmak da fayda vardır. Hastalık bulaşıcı ise tedavisi olsun ya da olmasın, hastalığa yakalananların karantinaya alınması gerekmektedir. İslâmi açıdan, kişilerin can emniyetinin sağlanmasının zorunluluğu ve yine yukarıda geçtiği üzere Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hem kavli hem de fiilî Sünneti’ne istinaden karantina uygulaması zaruridir.



[1] Buhârî, “Ṭıb”, 30; Müslim, “Selâm”, 92-100

[2] Müslim, “Selâm”, 126; İbn Mâce, “Ṭıb”, 44

[3] Müslim, “Selâm”, 104-105; Ebû Dâvûd, “Ṭıb”, 24


Yorumlar

  1. Mehmet Çetinbudak

    Allah razı olsun. Koronavirüsü A'dan Z'ye tanımlayan faydalı bir makale.

  2. Ahmet Aydın

    Virüs hakkında detaylı bilgiler okumak inanın bana iyi geldi Aydın usalp a teşekkür ederim emeğinize sağlık

  3. Ahmet Aydın

    Virüs hakkında detaylı bilgiler okumak inanın bana iyi geldi Aydın usalp a teşekkür ederim emeğinize sağlık

Yorum Yaz