TOPLUMSAL DEĞİŞİMİN DİNAMİKLERİ

Aydın Usalp

Egemen yaşam tarzı, hayatı bir tiyatro sahnesi gibi ele almaktadır. Toplumun ne giyeceğini, ne yiyeceğini, ne konuşacağını kısacası nasıl yaşayacağını kurgulayıp senaryoya döker. Sonra da kimin hangi rolü üstleneceğini belirler. Dekorasyon, senaryoya uygun ve yönetmenler işinin ehli kimselerden seçilir. Burada irade ortaya koyanlar senarist, yönetmen ve yapımcılardır. Geri kalan herkes tercihten ve sorgulamadan uzak, sadece kendilerine biçilen rolleri yerine getiren oyunculardır. Bu tiyatroyu izleyenler, sahnede sadece dekorasyonu ve oyuncuları görmektedirler. Oyuncuların çalışıp icra ettikleri senaryoyu bilmez, yönetmen ile ilgilenmezler. Aynı şekilde kendileri için izleme koşullarını oluşturanların yapımcılar olduğunu da düşünmezler.

Toplumu oluşturan esasi etmenleri bilmek ve değişimin harici bir faktör ile mümkün olduğunu anlamak için başka bir betimleme daha yapılabilir. Toplum, hâkim zümre için bir fabrika şeklini alır. Fabrika, üretilecek ürünün özellik ve profiline uygun bir dizayn ile tasarlanır. Bu fabrikada üretilen ürün, kullanılan malzeme ve yapılan tasarımın bir neticesidir. Mevcut fabrikanın malzemesi ve düzeni değişmedikçe ürünün değişimi mümkün değildir. Tıpkı izlenilen oyunun, yazılan senaryonun sonucu olduğu ve senaryo değişmedikçe oyunun değişmeyeceği gibi. 

Yaşadığımız toplumun tasarımı, dünya halklarının başına bela olmuş, özellikle Müslüman halkları inim inim inleten bu nizam, batının Kapitalist mühendisleri tarafından yapılmaktadır. Bu Kapitalist toplum mühendisleri, toplumun kendi ürettikleri projelerinin dışına çıkmaması için canhıraş bir şekilde çalışmaktadırlar. Toplumun farklı yerlere kanalize olmaması için sürekli olarak senaryo ile veya fabrikanın ayarları ile oynamaktadırlar.

Batının gayri insani yaşam tarzı olan demokratik kapitalist sistemin ürettiği insan profili herkesçe malumdur. Bu bâtıl ve ifsat edici nizam ile inşa edilen toplumun düştüğü çaresizliği gören insanlar çoktur. Bu insanlar, bir değişimi gerekli görmelerine rağmen, değişimin dinamiklerini bilmediklerinden dolayı büyük bir umutsuzluğa düşmektedirler.

Değişimi talep edenlerin düştüğü ümitsizlik, aşamadıkları handikaplar değişimin ancak kendisi ile mümkün olduğu ideolojik bir bakıştan yoksun olmaktan ileri gelmektedir. İdeolojik bakıştan yoksun olmak kişiyi kesinlikle başarısızlığa ve neticede ümitsizliğe sürükler. Çünkü mevcut manzara gerçekten hiç iç açıcı değildir.

Genel hatları ile toplumu gözlemleyen insanlar şu manzarayı görmektedirler. İnsanlar arasındaki ilişkilerin neredeyse tamamı menfaat eksenli olarak gerçekleşmektedir. İktisadi ilişkiler “hepsi benim olsun”,  “büyük balık küçük balığı yer” anlayışı üzerinde gerçekleşmekte ve bunun sonucunda toplumun fertlerinin mevcut gelir düzeyleri arasında uçurumlar meydana gelmiştir. Dürüstlüğün yerini yalan, dayanışmanın yerini dolandırıcılık almıştır. Merhamet duyguları körelmiş “benim anam ağlayacağına senin ana ağlasın” felsefesi yerleşmiştir. Bencilleşen bireyler, şiddete başvurmakta ve herkes bir diğerini kendisine boyun büktürmeye çalışmaktadır. En küçük meselelerde dahi insanlar birbirini katletmektedir. Toplum tahammülsüz olmuş, birbirinin hakkına riayet etmemektedir. Toplum, âdeta stres topuna dönüşmüştür. Uyuşturucu ve alkol kullanımı had safhada, ahlaksızlık diz boyudur. Birbirine karşı hak ve sorumluluklarını yerine getirmeyen ve sadakat anlayışından uzaklaşan bireylerin oluşması sonucu her gün ortalama üç kadın cinayeti işlenmektedir. Gasp, hırsızlık, rüşvet, yaralama, cinayet vb. suç istatistikleri dudak uçurtan rakamlara ulaşmıştır. Sözüm ona toplumun ileri gelenleri, siyasi parti liderleri, toplumu sürekli kutuplaştırmakta, her gün kin ve nefret tohumları ekmektedirler. Toplumun nasıl bir ruh haline sahip olduğunu anlamak için, bireylerin kendilerini rahat bir şekilde ifade ettikleri sosyal medyada yaptıkları paylaşımlara ve yorumlara bakmak yeterlidir. Eskiden tuvalet kapılarının iç kısmına yazılanlardan daha iğrenç. Öyle ki karşılaşılan manzara, âdeta toplumun bilinçaltına ayna tutmaktadır. İnsanlar maskeler ile dolaşır olmuştur. Dokunulduğunda içlerindeki canavar çıkıvermektedir. Ve insanlar kalabalıklar içinde dahi kendini güvende hissetmemekte gittikçe yalnızlaşmaktadırlar.

İşte demokratik sistem ile dizayn edilen toplumda, bireyleri intihara götürecek kadar her türlü psikolojik rahatsızlığa iten, en azından insanları mutsuzluğa sürükleyen yüzlerce sebep vardır. Kendini rejimin ilkeleri ile tanımlayan ve buna inananların durumunu bataklık yaratıkları ile anlamak mümkündür. Çünkü temiz çevrede yaşamak onlar için ölümcül olabiliyor. Ya da yarasa misali aydınlıktan kaçıp karanlık bir hayata mahkûm olmuşlardır. Bunların durumu, gözlere sahip olup görmeyen, kulaklara sahip olup işitmeyen, kalbe sahip olup düşünmeyenlerin durumuna benzer. Ancak kendilerini İslâm ile tanımlayanların demokrasi havariliğine soyunmaları başlı başına bir trajedidir. Müslümanların, necasetin necasetle temizlenmeyeceğini bildikleri gibi Demokrasinin çirkinliklerinin Demokrasi ile çözülemeyeceğini anlamaları lazım.  

Böylesi bir manzara karşısında rahatsız olan ve değişimi talep eden ve hatta bir takım teşebbüslerde bulunan bireylerin ve kitlelerin başarısız olduklarını ve ümitsizliğe düştüklerini görüyoruz. Bu yeisin ve başarısızlığın temelinde ideolojik bakış açısının eksikliği olduğunu yukarıda belirtmiştim. Ne zaman ki mevcut toplumu şekillendiren senaryonun veya söz konusu rahatsız olduğumuz manzaranın, bir fabrikanın ürünü olduğunu anlarsak, değişimin ancak bu senaryoyu veya bu fabrikanın dizaynını değiştirmekten geçtiğini anlarız.

Şimdi daha somut bir şekilde toplum olgusunu ele alalım. Toplum; aralarında daimi ilişkilerin meydana geldiği, fikir, duygu ve nizamları aynı türden olan insanların oluşturduğu varlıktır. Dolayısı ile fikirleri ve nizamları Kapitalist olan, içinde yaşadığımız bu toplumun değişimi isteniyorsa, tek tek bireylerin değişimi ile bu toplumun değişmeyeceğini anlamamız gerekiyor. Değişim ile uğraşılırken, toplumun dinamikleri olan insanı, aralarındaki ilişkileri belirleyen genel fikirleri, duyguları ve nizamları da değişime tâbi tutmak gerekmektedir.

Ancak daha öncesinde elimizde toplumsal dönüşümü sağlayacak fikir ve nizama sahip olan bir ideolojimizin olması gerekmektedir. Alternatif bir projemiz olmadığı sürece sadece sorunlardan bahsetmek ve onları dile getirmek karanlığa sövmeye benzer. Oysa karanlığı gidermek ona hakaret etmekle mümkün değildir.

Benzer şekilde “huzur İslâm’da”, “kurtuluş İslâm’da”, “İslâm ahlakı”, “çözüm Kur’an ve Sünnet” gibi genel anlamda kullanılan ve altı doldurulmayan ifadelerin de değişim için yeterli olmadığını görmek gerekiyor. Ya da İslâm'ı sadece ceza yasalarından ibaret gören anlayışın İslâm ile bağdaşmadığını, aynı şekilde anlamı kapalı olan, somut pratiği görülmemiş, onlarca kavram ile edebiyat yapmak da insanları tatmin etmemektedir. Bunun için İslâm'ı tamamlanmış bir bütün olarak ele almak, her soruna çözüm üretebilen ve kendisine inananlar için bir tercih durumunda değil, olmazsa olmaz bir hakikat olarak görmek kaçınılmazdır.

Toplum halinde yaşamak durumunda bulunan insan için, gerek bireysel ve gerekse toplumsal her meseleye dair İslâm'ın ahkâmını günümüz insanlarının anlayabileceği yeni bir tasnif ile sunmak gerekmektedir. On üç asır boyunca, gerek İslâm’a inananlar ve gerekse İslâm’ın gölgesi altında hayatını sürdüren diğer insanlar, hayatlarını İslâm hukukuna göre düzenlediler. Öyle ki İslâm hukuku insanların gündelik yaşamlarının bir parçası, yaşanan bir kültür, genel bir örf halini almıştı. Bu hukuk, ayrıca fıkıh kitaplarında kendine has bir tasnif ile yer buldu. Ancak İslâm Devleti’nin yıkılması ve yerine ulus devlet anlayışı ile inşa edilen devletler ve bu devletlerin dizaynı, İslâm dışı sistemlerin oluşturduğu sosyal ve siyasal kavaram ve kuramlar karşısında, Ümmet’in bir şaşkınlık geçirdiğini söyleyebiliriz. Öyle ki İslâm ile siyaseti, İslâm ile ideolojiyi, İslâm ile bilimi, İslâm ile anayasayı, İslâm ile devleti yan yana kullanmak büyük günah olarak addedildi. Ama çözüm İslâm'dadır denmeye devam edildi.

Oysa yapılması gereken hiç de zor bir şey değildi. Fıkıh kitaplarında olanı güncelleyerek daha farklı bir düzenleme ile günümüz insanlarına sunmaktı. Yeni ve güncel meselelere ilişkin bir usûl dâhilinde İslâm’ın kaynaklarından içtihat yöntemi ile yeni hükümler çıkarılır. Bunu yapabildiğimiz takdirde İslâmî toplum ya da İslâm Devleti kavramları kullandığımızda, inanların aklına sadece çağrı filminin belli sahneleri canlanmaz. İslâm’ın kendisine has bir devlet teşkilatının olduğunu, bu devletin organlarını delilleri ile ortaya koyduğumuzda, yine İslâm'ın iktisat nizamı ile ilgili zekât, sadaka ve ganimetlerin dışında bir kitap dolusu çözüm ve nizamları ortaya koyduğumuzda, İslâm'ın içtimai nizamı denilince sadece örtünme ve haremlik selamlığı anlamasaydık, İslâm'ın ukubatınden sadece el kesmekten bahsetmeseydik durum daha farklı olabilirdi.

İslâm'ın her meseleye dair hükümlerini, bir devlet eli ile uygulanması için önce ana hatları ile bir anayasa şeklinde ifade edilip sonra da bu ana hükümlerin altını füruatla ilgili bütün meseleleri açık ve net bir şekilde tasnif edebiliriz. İslâm'ın eğitim, sağlık, iktisat ve her türlü sosyal meselelere getirdiği nizamı somut bir şekilde ortaya koyarsak, İslâm'ın iç ve dış siyasetinde izleyeceği metodu, İslâm’ın işsizlik meselesini nasıl çözdüğünü, İslâm’ın tarım, su ve hayvancılık ile ilgili çözümlerini, medya ile ilgili, ulaşım ve iletişim ile ilgili aklınıza gelen her meseleye dair çözümünü somut bir şekle dönüştürdüğümüzde işte o zaman elimizde toplumu değiştirmek için bir projemiz var demektir.

Bu bağlamda toplumsal değişim iddiasında bulunan Müslümanların, önce bu değişimin nasıl olacağına kendilerinin ikna olmaları gerekmektedir. Aksi takdirde “o gün gelsin bakarız” yaklaşımı içinde olanlar için, o gün gelmeyeceği gibi, gelirse de durmaz. Ya da İslâm’ı sadece bir takım ilkeler olarak tasavvur edip, tam anlamı ile hayatın bütün sorunlarına çözüm getirdiği anlayışına sahip olmayanlar için değişim mümkün değildir. Onların ulaşabileceği en nihai sonuç, kendileri için yazılan senaryoya bir takım isteklerini eklemek olacaktır. Fabrika da hararet yapabilecek makinelerin patlamalarını engellemek için bazı parçalarının değişimini sağlayacaktır. Değişimden anladıkları, günümüz “İslâmî” olarak adlandırılan partilerin yaptıkları küçük makyajlar misali olacaktır.

 

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz