Egemen
yaşam tarzı, hayatı bir tiyatro sahnesi gibi ele almaktadır. Toplumun ne
giyeceğini, ne yiyeceğini, ne konuşacağını kısacası nasıl yaşayacağını
kurgulayıp senaryoya döker. Sonra da kimin hangi rolü üstleneceğini belirler.
Dekorasyon, senaryoya uygun ve yönetmenler işinin ehli kimselerden seçilir.
Burada irade ortaya koyanlar senarist, yönetmen ve yapımcılardır. Geri kalan
herkes tercihten ve sorgulamadan uzak, sadece kendilerine biçilen rolleri
yerine getiren oyunculardır. Bu tiyatroyu izleyenler, sahnede sadece
dekorasyonu ve oyuncuları görmektedirler. Oyuncuların çalışıp icra ettikleri
senaryoyu bilmez, yönetmen ile ilgilenmezler. Aynı şekilde kendileri için
izleme koşullarını oluşturanların yapımcılar olduğunu da düşünmezler.
Toplumu
oluşturan esasi etmenleri bilmek ve değişimin harici bir faktör ile mümkün
olduğunu anlamak için başka bir betimleme daha yapılabilir. Toplum, hâkim zümre
için bir fabrika şeklini alır. Fabrika, üretilecek ürünün özellik ve profiline
uygun bir dizayn ile tasarlanır. Bu fabrikada üretilen ürün, kullanılan malzeme
ve yapılan tasarımın bir neticesidir. Mevcut fabrikanın malzemesi ve düzeni
değişmedikçe ürünün değişimi mümkün değildir. Tıpkı izlenilen oyunun, yazılan
senaryonun sonucu olduğu ve senaryo değişmedikçe oyunun değişmeyeceği
gibi.
Yaşadığımız
toplumun tasarımı, dünya halklarının başına bela olmuş, özellikle Müslüman
halkları inim inim inleten bu nizam, batının Kapitalist mühendisleri tarafından
yapılmaktadır. Bu Kapitalist toplum mühendisleri, toplumun kendi ürettikleri
projelerinin dışına çıkmaması için canhıraş bir şekilde çalışmaktadırlar.
Toplumun farklı yerlere kanalize olmaması için sürekli olarak senaryo ile veya
fabrikanın ayarları ile oynamaktadırlar.
Batının
gayri insani yaşam tarzı olan demokratik kapitalist sistemin ürettiği insan
profili herkesçe malumdur. Bu bâtıl ve ifsat edici nizam ile inşa edilen
toplumun düştüğü çaresizliği gören insanlar çoktur. Bu insanlar, bir değişimi
gerekli görmelerine rağmen, değişimin dinamiklerini bilmediklerinden dolayı
büyük bir umutsuzluğa düşmektedirler.
Değişimi
talep edenlerin düştüğü ümitsizlik, aşamadıkları handikaplar değişimin ancak
kendisi ile mümkün olduğu ideolojik bir bakıştan yoksun olmaktan ileri
gelmektedir. İdeolojik bakıştan yoksun olmak kişiyi kesinlikle başarısızlığa ve
neticede ümitsizliğe sürükler. Çünkü mevcut manzara gerçekten hiç iç açıcı
değildir.
Genel
hatları ile toplumu gözlemleyen insanlar şu manzarayı görmektedirler. İnsanlar
arasındaki ilişkilerin neredeyse tamamı menfaat eksenli olarak gerçekleşmektedir.
İktisadi ilişkiler “hepsi benim olsun”,
“büyük balık küçük balığı yer” anlayışı üzerinde gerçekleşmekte ve
bunun sonucunda toplumun fertlerinin mevcut gelir düzeyleri arasında uçurumlar
meydana gelmiştir. Dürüstlüğün yerini yalan, dayanışmanın yerini dolandırıcılık
almıştır. Merhamet duyguları körelmiş “benim anam ağlayacağına senin ana
ağlasın” felsefesi yerleşmiştir. Bencilleşen bireyler, şiddete başvurmakta
ve herkes bir diğerini kendisine boyun büktürmeye çalışmaktadır. En küçük meselelerde
dahi insanlar birbirini katletmektedir. Toplum tahammülsüz olmuş, birbirinin
hakkına riayet etmemektedir. Toplum, âdeta stres topuna dönüşmüştür. Uyuşturucu
ve alkol kullanımı had safhada, ahlaksızlık diz boyudur. Birbirine karşı hak ve
sorumluluklarını yerine getirmeyen ve sadakat anlayışından uzaklaşan bireylerin
oluşması sonucu her gün ortalama üç kadın cinayeti işlenmektedir. Gasp,
hırsızlık, rüşvet, yaralama, cinayet vb. suç istatistikleri dudak uçurtan
rakamlara ulaşmıştır. Sözüm ona toplumun ileri gelenleri, siyasi parti
liderleri, toplumu sürekli kutuplaştırmakta, her gün kin ve nefret tohumları
ekmektedirler. Toplumun nasıl bir ruh haline sahip olduğunu anlamak için,
bireylerin kendilerini rahat bir şekilde ifade ettikleri sosyal medyada yaptıkları
paylaşımlara ve yorumlara bakmak yeterlidir. Eskiden tuvalet kapılarının iç
kısmına yazılanlardan daha iğrenç. Öyle ki karşılaşılan manzara, âdeta toplumun
bilinçaltına ayna tutmaktadır. İnsanlar maskeler ile dolaşır olmuştur. Dokunulduğunda
içlerindeki canavar çıkıvermektedir. Ve insanlar kalabalıklar içinde dahi
kendini güvende hissetmemekte gittikçe yalnızlaşmaktadırlar.
İşte
demokratik sistem ile dizayn edilen toplumda, bireyleri intihara götürecek
kadar her türlü psikolojik rahatsızlığa iten, en azından insanları mutsuzluğa
sürükleyen yüzlerce sebep vardır. Kendini rejimin ilkeleri ile tanımlayan ve
buna inananların durumunu bataklık yaratıkları ile anlamak mümkündür. Çünkü
temiz çevrede yaşamak onlar için ölümcül olabiliyor. Ya da yarasa misali aydınlıktan
kaçıp karanlık bir hayata mahkûm olmuşlardır. Bunların durumu, gözlere sahip
olup görmeyen, kulaklara sahip olup işitmeyen, kalbe sahip olup düşünmeyenlerin
durumuna benzer. Ancak kendilerini İslâm ile tanımlayanların demokrasi
havariliğine soyunmaları başlı başına bir trajedidir. Müslümanların, necasetin
necasetle temizlenmeyeceğini bildikleri gibi Demokrasinin çirkinliklerinin Demokrasi
ile çözülemeyeceğini anlamaları lazım.
Böylesi
bir manzara karşısında rahatsız olan ve değişimi talep eden ve hatta bir takım
teşebbüslerde bulunan bireylerin ve kitlelerin başarısız olduklarını ve
ümitsizliğe düştüklerini görüyoruz. Bu yeisin ve başarısızlığın temelinde
ideolojik bakış açısının eksikliği olduğunu yukarıda belirtmiştim. Ne zaman ki
mevcut toplumu şekillendiren senaryonun veya söz konusu rahatsız olduğumuz manzaranın,
bir fabrikanın ürünü olduğunu anlarsak, değişimin ancak bu senaryoyu veya bu
fabrikanın dizaynını değiştirmekten geçtiğini anlarız.
Şimdi
daha somut bir şekilde toplum olgusunu ele alalım. Toplum; aralarında daimi
ilişkilerin meydana geldiği, fikir, duygu ve nizamları aynı türden olan
insanların oluşturduğu varlıktır. Dolayısı ile fikirleri ve nizamları Kapitalist
olan, içinde yaşadığımız bu toplumun değişimi isteniyorsa, tek tek bireylerin
değişimi ile bu toplumun değişmeyeceğini anlamamız gerekiyor. Değişim ile
uğraşılırken, toplumun dinamikleri olan insanı, aralarındaki ilişkileri
belirleyen genel fikirleri, duyguları ve nizamları da değişime tâbi tutmak
gerekmektedir.
Ancak
daha öncesinde elimizde toplumsal dönüşümü sağlayacak fikir ve nizama sahip
olan bir ideolojimizin olması gerekmektedir. Alternatif bir projemiz olmadığı
sürece sadece sorunlardan bahsetmek ve onları dile getirmek karanlığa sövmeye
benzer. Oysa karanlığı gidermek ona hakaret etmekle mümkün değildir.
Benzer
şekilde “huzur İslâm’da”, “kurtuluş İslâm’da”, “İslâm ahlakı”, “çözüm Kur’an ve
Sünnet” gibi genel anlamda kullanılan ve altı doldurulmayan ifadelerin de
değişim için yeterli olmadığını görmek gerekiyor. Ya da İslâm'ı sadece ceza
yasalarından ibaret gören anlayışın İslâm ile bağdaşmadığını, aynı şekilde
anlamı kapalı olan, somut pratiği görülmemiş, onlarca kavram ile edebiyat
yapmak da insanları tatmin etmemektedir. Bunun için İslâm'ı tamamlanmış bir
bütün olarak ele almak, her soruna çözüm üretebilen ve kendisine inananlar için
bir tercih durumunda değil, olmazsa olmaz bir hakikat olarak görmek
kaçınılmazdır.
Toplum
halinde yaşamak durumunda bulunan insan için, gerek bireysel ve gerekse toplumsal
her meseleye dair İslâm'ın ahkâmını günümüz insanlarının anlayabileceği yeni
bir tasnif ile sunmak gerekmektedir. On üç asır boyunca, gerek İslâm’a
inananlar ve gerekse İslâm’ın gölgesi altında hayatını sürdüren diğer insanlar,
hayatlarını İslâm hukukuna göre düzenlediler. Öyle ki İslâm hukuku insanların
gündelik yaşamlarının bir parçası, yaşanan bir kültür, genel bir örf halini
almıştı. Bu hukuk, ayrıca fıkıh kitaplarında kendine has bir tasnif ile yer
buldu. Ancak İslâm Devleti’nin yıkılması ve yerine ulus devlet anlayışı ile
inşa edilen devletler ve bu devletlerin dizaynı, İslâm dışı sistemlerin
oluşturduğu sosyal ve siyasal kavaram ve kuramlar karşısında, Ümmet’in bir
şaşkınlık geçirdiğini söyleyebiliriz. Öyle ki İslâm ile siyaseti, İslâm ile
ideolojiyi, İslâm ile bilimi, İslâm ile anayasayı, İslâm ile devleti yan yana
kullanmak büyük günah olarak addedildi. Ama çözüm İslâm'dadır denmeye devam
edildi.
Oysa
yapılması gereken hiç de zor bir şey değildi. Fıkıh kitaplarında olanı
güncelleyerek daha farklı bir düzenleme ile günümüz insanlarına sunmaktı. Yeni
ve güncel meselelere ilişkin bir usûl dâhilinde İslâm’ın kaynaklarından içtihat
yöntemi ile yeni hükümler çıkarılır. Bunu yapabildiğimiz takdirde İslâmî toplum
ya da İslâm Devleti kavramları kullandığımızda, inanların aklına sadece çağrı
filminin belli sahneleri canlanmaz. İslâm’ın kendisine has bir devlet
teşkilatının olduğunu, bu devletin organlarını delilleri ile ortaya
koyduğumuzda, yine İslâm'ın iktisat nizamı ile ilgili zekât, sadaka ve
ganimetlerin dışında bir kitap dolusu çözüm ve nizamları ortaya koyduğumuzda, İslâm'ın
içtimai nizamı denilince sadece örtünme ve haremlik selamlığı anlamasaydık, İslâm'ın
ukubatınden sadece el kesmekten bahsetmeseydik durum daha farklı olabilirdi.
İslâm'ın
her meseleye dair hükümlerini, bir devlet eli ile uygulanması için önce ana
hatları ile bir anayasa şeklinde ifade edilip sonra da bu ana hükümlerin altını
füruatla ilgili bütün meseleleri açık ve net bir şekilde tasnif edebiliriz. İslâm'ın
eğitim, sağlık, iktisat ve her türlü sosyal meselelere getirdiği nizamı somut
bir şekilde ortaya koyarsak, İslâm'ın iç ve dış siyasetinde izleyeceği metodu, İslâm’ın
işsizlik meselesini nasıl çözdüğünü, İslâm’ın tarım, su ve hayvancılık ile
ilgili çözümlerini, medya ile ilgili, ulaşım ve iletişim ile ilgili aklınıza
gelen her meseleye dair çözümünü somut bir şekle dönüştürdüğümüzde işte o zaman
elimizde toplumu değiştirmek için bir projemiz var demektir.
Bu
bağlamda toplumsal değişim iddiasında bulunan Müslümanların, önce bu değişimin
nasıl olacağına kendilerinin ikna olmaları gerekmektedir. Aksi takdirde “o gün
gelsin bakarız” yaklaşımı içinde olanlar için, o gün gelmeyeceği gibi, gelirse
de durmaz. Ya da İslâm’ı sadece bir takım ilkeler olarak tasavvur edip, tam
anlamı ile hayatın bütün sorunlarına çözüm getirdiği anlayışına sahip
olmayanlar için değişim mümkün değildir. Onların ulaşabileceği en nihai sonuç,
kendileri için yazılan senaryoya bir takım isteklerini eklemek olacaktır.
Fabrika da hararet yapabilecek makinelerin patlamalarını engellemek için bazı
parçalarının değişimini sağlayacaktır. Değişimden anladıkları, günümüz “İslâmî”
olarak adlandırılan partilerin yaptıkları küçük makyajlar misali olacaktır.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış