Bu yazımda, son yıllarda
insanlar arasındaki ilişkileri konu edinen yazı ve söylemlerde, yapılan
psikolojik ve sosyolojik tespit ve değerlendirmelerde sıkça karşılaştığımız bir
kavram olan empatinin İslâm’daki karşılığı üzerinde durmak istedim. Özel
bir mefhuma sahip olmadığı için empati kavramının vakıası üzerinde
düşünüldüğünde İslâm’da örnekleri çokça karşılaşılan bir kavram olduğunu
görebiliriz.
Eş duyum/duygudaşlık
olarak da ifade edilen empati, bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu
durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir.
Kişinin kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır.
Empatinin sempati ile karıştırılmaması gerekmektedir. Biraz daha açarsak
empati; bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak, onun
duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Kişinin olaylara,
karşısındaki insanın dünyasından, onun penceresinden bakabilmesidir.
Empati kurabilmek,
insanlar ile sağlıklı ilişkiler kurmayı kolaylaştırır ve yoğunlaştırır. Olumlu
bir iletişim için kişinin kendi yaşadıklarını hatırlayıp, karşısındakini
anlaması gerekir. Çünkü insanoğlunun istediği şeylerden biri de anlaşılmaktır.
Hiçbir şey yapmadan bazen karşınızdaki kişiye, kendisini anladığınızı
söylemeniz bile onu rahatlatmaya yetebilir ve size karşı bir güven hissetmeye
başlayabilir.
Empatinin tam olarak
gerçekleşmesinin üç kuralı vardır. Bunlar;
1- Bir insanın,
kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak, olaylara onun bakış açısıyla
bakmasıdır. Her insanın kendisine has bir çevresi, bir geçmişi, bir bakış
açısı, farklı hobileri vb. farklı özellikleri vardır. Etkilendiği hususlar,
etkin olmak istediği alanlar farklıdır. Kısacası her insanın kendine özgü bir
dünyası vardır. Eğer karşımızdaki insan ile empati kurmak istiyorsak, kendi
düşünce ve duygularımız ile veya kendi dünyamızın penceresinden değil, bir an
için kendimizi karşımızdaki insanın yerine koyarak, onun dünyasının
penceresinden bakmalıyız.
2- Karşıdakinin, duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlamak
ve hissetmek gerekir. Bunun için empati kurulacak kişinin yaşadıklarını,
çevresini ve geçmişini öğrenip onu anlamaya çalışılmalıyız. Ne düşündüğünü ve
ne hissettiğini anlamak için bir anlamda onun rolüne girmeliyiz.
3- Karşımızdaki kişiyi
anladığımızı kendisine ifade etmeliyiz. Empatinin tamamlanabilmesi için ilk iki
maddeye binaen karşımızdaki kişiyi anladığımızı söylemeli ve onu anladığımızı
göstermeliyiz. Aksi halde empati kurmuş olmayız.
Empati kurma, insanlar
arasında olumlu bir iletişim ve ilişki kurulmasını sağladığı gibi dayanışma ve
yardımlaşmayı da sağlar. Ayrıca empati
sadece kendisiyle empati kurulana yararı olan bir etkinlik değildir. Empati,
empatiyi kuran kişi için de yararlıdır. Yapılan araştırmalarda empati
kuranların ya da empati becerileri ve eğilimleri yüksek olanların, diğer
insanlara yardım ettiğini ve dolayısı ile çevreleri tarafından sevildikleri
görülmüştür. Ayrıca araştırmada, liderlik özelliğine sahip kişilerin empati
kurma becerilerinin yüksek olduğu da belirlenmiştir.
Günümüz
toplumlarında hayatlar, İslâm ile düzenlenmediğinden dolayı insanların merhamet
duygularından uzaklaştığını, birbirine karşı tahammülsüzleştiğini ve
duyarsızlaştığını görüyoruz. Ayrıca en küçük farklılıklardan dolayı insanların
kutuplaşıp birbirine düşmanca davrandıklarını da görüyoruz. Şayet İslâm, fiilî
anlamda yürürlükte olmuş olsaydı, insanların zihinlerinde ve gönüllerinde yer
edinseydi bahsettiğimiz sorunlar meydana gelmez ve sosyologlar, psikologlar
“empati” diye bir kavram üzerinde durmak zorunda kalmaz, sağlıklı ilişkilerin
meydana gelmesi için bu kavrama önemle vurgu yapmazlardı. Çünkü İslâm, bugünkü
insanların mumla aradığı empatiyi doğal hâli ile insanlara sunmakta ya da
emretmektedir.
İçinde yaşadığımız zaman
diliminde toplumsal sorunların başında aile içi huzursuzluklar gelmektedir.
Eşler arasında, ebeveyn ile çocuklar arasında ve akrabalar arasındaki
anlaşmazlıkların nasıl olumsuzluklar ile sonuçlandığını görmekteyiz. Bu
anlaşmazlıkların temelinde, insanlar arasındaki ilişkileri menfaat ölçüsüne
bağlayan Kapitalist ideolojinin egemen olması ve insanların İslâmî ölçülerden
uzaklaşması görülür. Ailevi ilişkiler de genel anlamda insanlar arasında
meydana gelen ilişkilerden farklı değildir. Kendilerini nispetten bu bozuk
ideolojinin ölçülerinden uzak tutmuş insanların da ailevi sorunlar
yaşadıklarını görmekteyiz. Öyle ki bazen sudan sebeplerden tartışmalar,
kavgalar ve boşanmalar gerçekleşebilmektedir.
İslâmî anlamda haklı
sebepler olmadığı müddetçe yaşanan bu olumsuzlukların temelinde empati eksikliği
vardır.
Eşler, birbirinin
penceresinden bakmadan, birbirini anlamadan, tek taraflı hareket ettiği zaman
en ufak meseleler bile tartışma ve kavga sebebi olabilmektedir. Öncelikle
eşlerin, birbirlerinin yetişme ve yaşama koşullarını göz ardı etmemesi gerekir.
Günlük hayatta her biri diğerinin üzerindeki yükün farkında olmalı ve zaman
zaman kendisini eşinin yerine koymalı, yani empati yapmalıdır ki onu anlayabilsin
ve ona göre hareket edebilsin. Eşler empati yapmak sureti ile birbirini
anlayınca iletişimleri güçlü olmaya başlar, ilişkileri yoğunlaşır ve olumsuz davranışlar
asgari düzeye iner.
İslâm, eşlere birbirlerinin
hukukuna riayet etmelerini, birbirlerinin olumlu yönlerini görmelerini ve
olumsuzluklar karşısında sabır göstermeleri gerektiğini söyler. Yine Rasulullah
SallAllahu Aleyhi ve Sellem “Sizin
en hayırlınız ailesine karşı hayırlı olandır.” diye buyurmuştur.
Ebeveynler ile çocuklar
arasındaki ilişkilerde de empatinin çok önemli bir rolü vardır. Bütün ebeveynler
bir zamanlar önce çocuk, sonrada gençlik döneminden geçmişlerdir. Kendi
çocukluk ve gençlik zamanlarını göz önüne getirip, ebeveynlerinin kendilerine
nasıl davranmalarını istediklerini hatırlasınlar. Ki ebeveynler küçük büyük
fark etmez bütün çocuklarını anlamaya çalışmalı ve ona göre davranmalıdır.
Ancak çoğu ebeveynin çocuklarının duygu ve düşüncelerine önem vermediğini ve
onları anlamak için çaba harcamadığını görmekteyiz. Bunun sonucu olarak
çocuklar ve gençler kendilerini anlayan ve kendilerine değer veren insanlara
meylederler ki bu insanların bir kısmının hiç de iyi niyetli olmadıklarını
görebiliyoruz.
Benzer şekilde, çocukların da anne-babalarına karşı empati ile yaklaşmaları gerekir. Ebeveynlerinin kendileri üzerindeki emeklerini, haklarını hatırlayıp onlarla olan iletişim ve ilişkilerini buna göre düzenlemeleri gerekmektedir. Öyle ki Allah Subhanehû ve Teâlâ kitabında;
“Onlara öf bile deme.” buyurmaktadır.
“Komşusu aç iken tok
yatan bizden değildir” hadisi şerifinin anlamı ve pratiği empati kurmayı
gerektiriyor. İslâm’ın, “kendi nefsi
için istediği bir güzelliği /iyiliği başkası için de istemeyenin kâmil anlamda
iman sahibi olamayacağı” prensibi hemen herkesin bildiği bir
prensiptir. Bu prensibin empati ile birebir ilişkisi vardır. Toplumdaki
bireylerin hepsi olmasa bile kayda değer bir kısmının bu ilkeye göre hareket
etmesi hâlinde topluma huzur hâkim olmaz mı?
Davet çalışmalarında da
empatinin önemli bir yeri vardır. Öncelikle kişinin sahip olduğu duygu ve
düşüncelerin doğruluğuna, güzel bir akıbet ile sonuçlanacağına inanması, bu
hayırdan başkalarının da istifade etmesi isteğinin altında yatan ana düşünce,
karşıdakinin Cehennem gibi olumsuz bir sonuç ile karşılaşma endişesidir.
Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın “kendinizi ve
ailenizi, yakıtı taş ve insan olan Cehennem ateşinden koruyunuz.” mealindeki
ayetine bakıp, Cehennem gibi bir azap yerini tahayyül ediyoruz. Kendimizi
korumak istediğimiz gibi kendimizi sevdiklerimizin yerine koyarak, onların
çekebileceği acıları anlayarak onları korumak isteriz. Bu korumanın da onlara İslâmî
bir hayat yaşatmaktan geçtiğini görüyoruz. Öyle ki davet çalışmalarında
önceliği onlara veriyoruz. Ki bu İslâm’ın da öncelediğidir.
Diğer taraftan, davet
çalışmalarında bulunan birçok Müslümanın sıkça şikâyet ettiği bir durum vardır.
“Ben anlatıyorum ama karşımdaki beni anlamıyor” ya da “söylediklerimi kabul
etmiyor.” vb. şekillerde serzenişleri çok duyarız. Bu durumun birden fazla
sebebi olabilir ama bunlardan en önemlisi bence empati eksikliğidir. Kendisine
davet götürdüğümüz kişiyi tanımadan, duygu ve düşüncelerini anlamadan,
sorunlarını veya bakış açısını bilmeden ve ona göre bir üslup belirlemeden
doğrudan bildiğimiz gibi anlatmaya başlamamızın olumlu bir karşılık bulmasını
beklemek doğru değildir. Ki büyük bir olasılıkla bulmaz da.
Sonuç olarak İslâm;
“Muhakkak ki Allah, adaleti,
iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da
yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90) ayetinde özet
bir şekilde insanın ne yapması gerektiğini bildirmektedir. Bu ayette belirtilen
hususlarda empatinin yapılması gerektiğine işaretler var. Kişinin adil olması
karşısındakinin durumunu iyi bilmesini gerektirir. Mazlum olmak istemeyen zulüm
etmez. Yine kişinin iyilikte bulunması ve yardım etmesi karşısındaki kişinin
rolüne girmesi, onu anlaması ile daha bir titizlik ile gerçekleşir. Kendisinin
namusuna yan gözle bakılmasını istemeyen, başkasının namusuna göz dikmez. Kendi
malına el uzatılmasını istemeyen başkasının malına el sürmez. Rahatsız edilmek
istemeyen rahatsız etmez. Alacaklının kapısına dayanmasını istemeyen borçlusunu
sıkıştırmaz. Bütün olumsuz durumlar için bu örnekler çoğaltılabildiği gibi
benzer şekilde yukarıda da belirttiğim gibi kişinin kendisi için istediği bir
güzelliği bir başkası için de istemesi yine İslâm’ın bize emrettiği bir husustur.
Çağdaş “insancıl” toplum
mühendislerinin, insanlar arasında yoğun bir şekilde meydana gelen yer yer
vahşet boyutuna ulaşan olumsuzlukları azaltmak için öne sürdükleri “empati”, İslâm’da
özel bir kavram olarak değil, doğal hâlinde mevcuttur. Dolayısı ile insanlar İslâm
ile yaşamlarını düzenlediği takdirde günümüz toplumlarını içten kemirip
çökerten hastalıkların hiçbiri meydana gelmez. Adım başı rastlanılan
psikiyatrist, psikolog veya rehabilitasyon merkezlerine de ihtiyaç kalmaz.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış