KÜRT MESELESİNE İSLÂMÎ ÇÖZÜM ARAYIŞI

Aydın Usalp

Takip edenlerin malumudur, geçtiğimiz 7-8 Mart’ta Diyarbakır’da “Kürt Meselesine İslâmî Çözüm Çalıştayı” gerçekleştirildi. Çalıştayı tertip eden komitenin verdiği bilgiye göre çalıştaya, bileşenleri ile birlikte yaklaşık 3500 STK’nın destek verdiği, 600 kadar delege iştirak etmiştir. Tertip komitesinin kırk kadar STK’dan oluştuğu ifade edilse de çalıştayı tertip eden ana aktörün Hizbullah cemaati olduğu bilinmektedir.

Söz konusu çalıştaya davet üzerine iştirak edip, iki gün boyunca takip etmeye çalıştım. Bu yazımda, çalıştay ile ilgili gözlemlerimi ve sonuç bildirgesi üzerinde bir değerlendirme yapmaya çalışacağım, Allah’ın izni ile.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki böylesi bir çalıştayın vukuu bulmasında, PKK ve bileşenlerinin son zamanlarda, bölgede Müslümanlara karşı yaptıkları saldırıların etkili olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle geçtiğimiz yılın 6-8 Ekim’inde Kobani eylemleri adı altında PKK taraftarlarının yaptığı saldırılarda Müslümanların vahşice katledilmesi bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu son olaylarda PKK sadece, daha önce kendisi ile çatıştığı Hizbullah cemaatine karşı değil, bütün İslâmî camiaları hedef tahtasına oturtmuş ve saldırmıştır. Bu durum, bölgede faaliyet gösteren diğer İslâmî camialar tarafından da gözlemlenmiş ve onları bir çözüm arayışına sevk etmiştir. Kısacası yaşanan sıkıntılar ve gelecekte yaşanması muhtemel daha büyük sıkıntılar, İslâmî camiaları birbirine yaklaştırmıştır.

Diğer taraftan devletin PKK ile yürüttüğü ve adı en son “çözüm süreci” olarak konulan bu süreçte atılan adımların, yapılan açıklamaların sonucu PKK’nin, bölgenin ve Kürtlerin tek temsilcisi olduğu algısını oluşturmuştur. Bu süreçte kamuoyuna yapılan açıklamalar silahların bırakılması ve şiddetin sonlandırılması şeklinde iken, pratikte ise örgütün kırsal kesimin neredeyse tamamının kontrolünü sağladığı, kentleri de kontrol etmek için daha fazla silahlanmaya gittiğidir. Böylece bölge halkı üzerindeki otoritesini artırmaya yönelik olaylar da bulunmaktadır. Bölgede yer yer oluşturulan güvenlik zafiyeti sonucu nelerin meydana geldiğini herkes görmüştür.

İşin gerçeği, Türkiye’de 20 milyonu aşan nüfusu ile Kürt halkının az bir kısmının desteğini almasına rağmen PKK, sırf silahlı bir gücü olması hasebi ile bölgenin hâkimiyetini veya vesayetini tek başına eline geçirmek istemektedir. Bu isteğini açık bir şekilde dillendirmekle birlikte buna karşı çıkan veya çıkabilecek diğer yapılara fiili olarak gözdağı vermektedir. PKK’nin giderek artan bu saldırganlığı, bölgede yaşayan Müslümanları ciddi anlamda kaygılandırmaktadır.

Bu kaygılar ve PKK’nin suiistimal ettiği Kürt meselesi hakkında sözü ve görüşü olan Müslümanların varlığı, bu çalıştayın gerçekleşmesinde önemli olmuştur. Ortak acı ve sorunların Müslümanları bir araya getirmesi ve yakınlaştırması olumludur elbette. Ancak Müslümanlar, akideleri gereğince, İslâm kardeşliği ve hukuku kapsamında sürekli bir araya gelebilmelidir.  

Daha yakın zaman öncesinde yine bazı İslâmî camialar tarafından yapılan benzeri toplantılar, hükümetin tutum, görüş ve iradesini bariz bir şekilde yansıtmasına karşın, bu çalıştayın daha özgün olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca bu çalıştaya, özellikle bölgede faaliyet gösteren ve ülke genlindeki birçok İslâmî kimliği ile bilinen şahıs ve camianın iştirak etmesi önemliydi.

Yine bu çalıştay, İslâmî kesim içinde bölgede ağırlığı olan Hizbullah camiasının, diğer İslâmî yapıları görmezden gelişini, onları kuşatma anlayışını kısmen azalttığını ve aynı şekilde kendisine karşı olan önyargıların da kısmen kırıldığını gösterdi. Kısmen diyorum, çünkü özellikle çalıştayın tertip komitesinde birçok İslâmî yapıyı bulunduramadı ve organizede öne çıkanlar neredeyse tamamı kendi camiasındandı. Bu noktada alınması gereken daha uzun bir mesafe olduğuna inanıyorum.

Bence, böylesi bir programın gerçekleşmesinde en önemli ve olumlu husus, birbirine kırgın, dargın, yerine göre birbirine selam vermeyen, sürekli birbirini çekiştiren Müslümanların bir araya gelmesi, kendi meselelerini konuşması, sorunlarını çözme iradesini göstermesidir. Yazdıklarımdan, Müslümanlar arasında her şeyin hal edildiği ve güllük gülistanlık bir durumun gerçekleştiği çıkarılmasın. Çünkü İslâmî camialar arasındaki ihtilaf, çekişme ve diyalogsuzluğun boyutlarını ve ümmet için nelere mal olduğunu hepimiz biliyoruz. Bundan dolayı samimi ve seviyeli bir araya gelişleri önemsiyorum. Dolayısıyla bu durumu başlı başına bir başarı olarak görmek gerekir. Bunun devamının gelmesini temenni ederim.

Çalıştaya dönecek olursak, birçok akademisyen, yazar, STK temsilcisi ve bölge kanaat önderlerinin konuşmacı olarak katıldıkları üç ayrı oturum gerçekleştirildi. Konuşmacılar çoktu ve konuşmaların içeriği oldukça çeşitli ve zengindi.

İçerik olarak, Kürtlerin İslâm ile tanışmaları, Kürtlerin tarihteki ümmet ile bütünlüğü, Cumhuriyet döneminde yaşananlar, devletin imha ve asimilasyon uygulamaları, çözüm sürecinde yaşanan eksiklik ve hatalar, hedef ve muhataplık sorunu, adil ve kalıcı çözüm arayışları konuşuldu. Ayrıca Kürtler arasındaki ilişkiler, sorunların giderilmesinde izlenmesi gereken hususlar, batıdaki Müslümanların Kürt meselesine bakışı, Kürt meselesinde medreselerin ve dini kurumların önemi, Kürt meselesine İslâmî çözüm şekilleri ve daha birçok konu koşuldu. Hakikaten çok şey konuşuldu ve hepsinden bahsetmek mümkün olmadığı gibi gerek de yoktur.

Bu meseleye dair süregelen klasik ve teorik bir takım söylem ve önerilerin yanında doğru tespit ve önerilerin de bulunması sevindiriciydi. Daha önce, gerek Köklü Değişim Dergisi’nin meseleye dair gerçekleştirdiği panellerde ve gerekse dergimizin birçok yazarının da kaleme aldığı kitap ve yazılarda, meseleye dair yapılan analiz ve tespitler, çözüm için ifade edilen hususların birçoğunun bu çalıştayda da ifade edilmesi önemliydi.  

Çalıştayı buraya kadar olan kısmı ile ilgili olarak genel anlamda olumlu değerlendirdim. Ancak, çalıştayda konuşulan ve sonuç bildirgesine de yansıyan birçok husus hakkında olumlu bir değerlendirme yapmak mümkün olmamaktadır.

Şunu hatırlatmakta fayda vardır. Çalıştayı düzenleyenlerin ve katılımcıların birçoğunun meseleye dair İslâmî bir çözüm arayışı konusunda samimi olduklarına inanıyorum. Bunun için çaba harcadıklarına da inanıyorum. Ancak çözüm adına ortaya konulan görüşlerin ne kadar İslâmî olduğu konusu tartışılır. Konuşulan her konuyu değil de herkesin kolayca ulaşıp okuyabileceği sonuç bildirgesine yansıyan ve bariz bir şekilde sorunlu olduğu görülen birkaç hususu değerlendirmek istiyorum.

Örneğin çalıştayda, devletin örgüt ile yürüttüğü “çözüm süreci” çok konuşuldu. Sonuç bildirgesinin 4. maddesinde bu sürecin desteklenmesi gerektiği ifade ediliyor. Diğer birçok maddede sürecin işletilmesi konusunda vurgular yapılmaktadır. Böylesi bir çalıştayda bu sürecin de konuşulmasında bir sakınca yok elbette. Ancak şu hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir;

Birincisi, yürütülen bu “çözüm süreci” İslâmî bir eksende yürümediği için desteklenmesi ne kadar doğrudur? Bu sürecin iki tarafı olan devlet ve örgütün, İslâmî referanslara dayanmadığı hatta İslâm’a düşman oldukları bilinmektedir. Durum bu iken bunların ortaya koyacağı çözüm ne kadar İslâmîdir ki desteklensin? Yürütülen müzakerelerin kapalı ve muğlak yönlerinin olması ile birlikte kamuya izhar edilen hususların ne kadarı İslâm’a uygundur?

Burada şunu hemen belirteyim ki bu sürecin İslâm’a uygun olan ve Müslümanların da katılacağı tek bir husus vardır. Bu da otuz yılı aşkındır yürütülen bu kirli savaşta akan kanın durmasıdır. Şiddetin durması ve daha başka canların yanmaması her Müslüman’ın isteğidir. Bununla birlikte gasp edilen her hakkın talebi kadar doğal ve meşru bir şey yoktur. Müslümanların karşılaştığı bütün hukuksuzlukları dillendirmesi ve bunun giderilmesine yönelik taleplerde bulunması doğal bir hakkın ötesinde bir gerekliliktir.

Bu bağlamda, İslâm ümmetinin bir parçası olan ve diğer halklar arasında daha fazla mağdur edildiği gerçeği göz önünde bulundurularak, Kürtlere yapılan zulümleri dillendirmek ve bu zulümlerin giderilmesini talep etme gerekliliği, İslâm’a düşman olan tarafların başlattığı “çözüm süreci” ile olmamalı. Çünkü bu sürecin en belirgin özelliği ve amacı Müslüman Kürt halkını tam anlamı ile sekülerizme boyun eğdirmektir.

İkincisi, bu süreçte devletin, İslâmî kesimleri de muhatap alma ve sürece Müslümanları dahil etme isteği de fahiş bir hatadır. Hepimiz biliyoruz ki başta Müslüman Kürt halkı olmak üzere bütün Müslümanların çektiği acılar ve karşılaştığı bütün musibetler bu ve diğer gayri İslâmî devletlerdir. Hal böyle iken ve şayet muhatap alacaksa, devletin hangi ölçü ve yöntemler ile Müslümanları muhatap alacağını bilmiyor muyuz? Devletin Müslümanlar ile tek bir muhataplığı vardır. O da Müslümanlara küfrü dayatmaktır. Kabul etmeyenleri de ağır cezalar ile cezalandırmaktır.

Üçüncüsü, söz konusu bildirgede yeni anayasa talebi bulunmaktadır. Mevcut anayasanın darbe ürünü olduğu, hak ve adaletten uzak olduğu açıktır. Ancak, beşer eli ile yapıldığı müddetçe hangi anayasa hak ve adaleti getirecektir? Müslümanlar için Kur’an ve Sünnet’e dayanmayan her anayasa zulüm kaynağı olmakla birlikte talep edilmesi kesinlikle caiz bir durum değildir.

Konuyu daha fazla uzatmamak için kısaca değindiğim bu hususların çözümü noktasına yine kısa bir şekilde değerlendirecek olursak;

Yukarıda da ifade ettiğim gibi her Müslüman, her türlü zulüm ve haksızlığa karşı sesini yükseltmeli ve giderilmesini talep etmeli ve bunun için çalışmalıdır. Ancak biz şunu kesinlikle biliyoruz ki İslâmî yönetim dışında hiçbir sistem gerçek anlamda insanların can, mal, akıl, nesep, din ve izzetini koruyamaz. Buna karşın, İslâmî bir yönetim altında hayatımızı sürdüremediğimiz bu zaman diliminde, birey veya toplulukların korunması gereken bu değerlerin emniyetini üzerine alan otoritenin, ihlal durumunda bu görevini yerine getirmesini istemekte bir sorun yoktur. Malı çalınan bir kişinin, bu malı korumayı taahhütte bulunmuş ve bu malı kendisine iade etmede güç sahibi olana başvurmasında bir sakıncanın olmaması gibi. Ancak bir Müslüman bunun ötesinde, İslâm’a aykırı bir talep veya haklı bir talebin yerine getirilmesinde gayri İslâmî bir yöntemi istemesi doğru olamaz.

Kürt meselesi ile ilgili zulüm ve zulmün kaynağı ortadadır. Bu zulmün giderilmesini talep etmek gerekli iken, bunun giderilmesi için laik ve demokratik uygulamalar kabul edilemez.

Bunun için bu çalıştay ve benzeri programları, şartların dayatması sonucu değil, kendi esaslarımıza binaen gerçekleştirmeliyiz. Çözümlerimiz başkalarının çözümlerine binaen olmamalı ya da onların çözüm süreçlerini kendimize eksen etmemeliyiz. Müslümanların her meseleye getireceği çözüm, İslâm’ın meseleleri çözme metodu ile İslâmî olmak zorundadır. Yani kendine özgü ve konjonktürden bağımsız olmalıdır.

Bizler, daha önce birçok farklı şekil ve vesilelerle ifade ettiğimiz gibi Kürt meselesinin, gayri İslâmî olan cumhuriyetin kurulması ve cumhuriyetin anlayış ve uygulamaları sonucu olduğunu görüyoruz. Yapılan bütün hukuksuzlukların giderilmesini istiyoruz. Ancak, şu gerçeği hatırlamamız gerekir. Devlet veya taraflar ne yaparsa yapsın bu mesele çözüme kavuşmayacaktır. Bağımsız bir Kürdistan kurulsa da mesele çözülmüş olmayacaktır.  Çünkü Kürt meselesi, İslâm ümmetinin meselelerinden biridir. Kürtler kadar diğer halkların da mevcut gayri İslâmî yönetimlerden kurtulmaya ihtiyaçları vardır.

İslâm ümmetinin birer parçası olan halkların ve milletlerin arasına çizilen suni sınırlar kaldırılmadıkça, bu halklara dayatılan ulus devlet anlayışı, milliyetçilik ve vatancılık duygularından arınmadıkça, kendilerine dayatılan laik ve demokratik fikirlerden sıyrılıp ümmet anlayışı ile İslâmî bir toplum teşekkül edilmedikçe bu meseleler çözülmeyecektir.

Müslüman Kürt halkını, el ele vererek İslâm’dan uzaklaştıran devlet ve örgütün başlattığı bu sürecin içerdiği argümanlara ve dayandığı esaslara iyi bakmak gerekir. Otuz yıldır, Türkiye’deki liberaller bu meseleden çok ekmek yediler. Bu mesele ile ilgili yıldızları parlayanlar çok oldu. Söyleyecek sözlerin hepsini söylediler. Hatta kaçıncı defa tekrar ettiklerini sayamaz olduk. Ama Müslümanların söyleyecekleri daha çok şey var. Özellikle bazı Müslüman Türklerin, zihinlerinin derinliklerinde, belki kendilerinin de farkında olmadıkları o milliyetçi ve devletçi anlayışlarını tamamen söküp atmaları gerekir. Her meselede olması gerektiği gibi bu mesele ile ilgili de Müslüman Kürtler ile birlikte sahih İslâmî çözümleri sunmaları gerekir.

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz