Diyarbakır’da “İslâmî Beldeler Ve Suriye” Konferansı
13.07.2012 / KöklüDeğişim
Diyarbakır’da önceki akşam KöklüDeğişim Dergisi ve Ümmet Kitabevi tarafından “İslâmî Beldeler ve Suriye” başlıklı bir konferans organize edildi. Yoğun ilgi ve teveccüh ile karşılanan konferansa, aralarında bölge âlimlerinin de yer aldığı yaklaşık 1.000 kişi katıldı.
Okunan Kur’an-ı Kerim tilaveti ve Araştırmacı-Yazar Aydın Usalp’ın “Müslümanların arasındaki sınırların, hiçbir meşruiyeti olmayan sınırlar olduğuna ve nerde olursa olsun herhangi bir Müslüman halkın çektiği acıların tüm Müslümanların ortak acısı olduğuna” vurgu yaptığı selamlama konuşmasıyla başlayan Konferans, KöklüDeğişim Dergisi Yazarı Cevher Kara’nın “Ortadoğu’da Müslümanlarca gerçekleştirilen kıyamların nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair” yaptığı sunumla devam etti.
Son olarak KöklüDeğişim Dergisi Genel Koordinatörü Süleyman Uğurlu, Suriye ile sair beldelerdeki mazlumların çığlıklarına kulak tıkayan âlim ve yöneticilerin ihanetine ve aşağılık ahvallerine vurgu yaparak Tunus ve Mısır gibi beldelerde basiretten uzak bir şekilde seyreden ayaklanmalara methiyeler dizen Batı’nın Suriye’deki kıyama aynı tavrı takınmamasının sebebini, Suriye halkının meydanlarda haykırdığı “Halk Yeniden Hilafet İstiyor”, “Ebedî Komutanımız, Efendimiz Muhammed (s.a.v.)’dir!”, “Ey Allah’ım Senden Başka Kimsemiz Yok!” gibi sloganlarda aramak gerektiğini ifade etti.
Konferans İslamî beldelerdeki kıyamları ve özelde Suriye’yi konu alan sinevizyon gösteriminin ardından yapılan dua ile sona erdi.
“Suriye’de Kadın Olmak” Konferansı Bursa'da Gerçekleştirildi
14.07.2012 / KöklüDeğişim
KöklüDeğişim Dergisi’nce “Suriye’de Kadın Olmak” konulu konferans Bursalı hanımların yoğun katılımıyla gerçekleştirildi.
Ördekli Kültür Merkezi, Büyük Salon’da gerçekleştirilen konferansın konuşmacıları Rabia Göker ve Kadriye Sevinç idi.
Gelinen noktada “Suriye’de Kadın Olmak”lığın zorluğuna dikkat çekilen konferans, aynı zamanda eş, anne ve kardeş olan Suriyeli kadınların içerisinde bulundukları atmosferi bir nebze de olsa Türkiyeli hemcinslerine hissettirmiş oldu.
Suriye’de “anne olmak”lığın anlamına dair yapılan konuşmadan bir kesit:
“- Suriye’de anne olmak; zalim yönetimin taarruzu sırasında yavrularının üzerine kapanarak onları mermilerden ve çöken duvarlardan korumak için her an hazır beklemektir. Bunun için uyumadan sabahlamak, gözü gibi koruduğu yavrularını bir an olsun yanından ayırmamaktır.
- Suriye’de anne olmak; saldırıların ardından mermilere hedef olmuş ve hatta parçalanmış, yavrularına ait minicik bedenleri yıkıntıların arasından kendi elleriyle almak ve onların cansız bedenlerine sarılarak birazcık olsun teselli bulmaya çalışmaktır.
- Suriye’de anne olmak; zalim yönetimin zebanileri tarafından yetim bırakılan yavrularına kol-kanat germektir. Yaşanan yokluğun ve çekilen sıkıntıların izlerini onlara hissettirmeden onların nafakalarının temini için gayret göstermektir.
- Suriye’de anne olmak; gözünün önünde yavrusuna yapılan hayâdan uzak muamelelere, işkencelere ve hatta yavrusunun katledilişine karşı tahammül göstermektir. Onun kaçırılışına ve zindanlara atılışına çaresizlik içinde gözyaşı dökmektir. Kaybolan evlatlarını bir gün döner umuduyla bıkmadan usanmadan beklemektir.
- Suriye’de anne olmak; tacizlere, işkencelere ve tecavüzlere karşı kendini korumaya çalışmaktır. Her an dul kalmaya, yetim anası olmaya, zindanlara atılmaya ve hatta katledilmeye karşı hazırlıklı olmaktır.”
Diyarbakır’da "Ramazan Ayının Önemi Ve Müslümanlara Düşen Sorumluluklar" Konulu Panel
20.07.2012 / KöklüDeğişim
Ramazan ayı münasebetiyle 18.07.2012 tarihinde Diyarbakır’ın Bağlar semtinde KöklüDeğişim Diyarbakır Temsilciliği/Ümmet Kitabevi tarafından organize edilen “Ramazan Ayının Önemi ve Müslümanlara Düşen Sorumluluklar” konulu bir panel gerçekleştirildi.
Değerli Hocamız Ali İhsan Alar’ın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan panel programı, Hocamız Hasan Bilen’in Ramazan ayının günahlarımızın affedilmesi için Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın bize bir nimeti olduğunu ele alan sunumu ile devam etti. Hasan Bilen konuşmasına şu hususları belirterek başladı:
“Ramazan ayı Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın bize bir nimetidir, rahmetidir. Özellikle Kadir Sûresi’nin üçüncü ayetinde Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın bin aydan daha hayırlı olduğunu bize bildirdiği Kadir Gecesi. Bu aya yetişen Müslüman kardeşlerim bu ayı bütün günahlarının affedilmesi büyük bir nimet olarak bilsinler. Şeytanın zincirlere vurulduğu, cehennemin kapılarının kapandığı, cennetin kapılarının ise ardına kadar açıldığı bu ayda, batıl fikirler ve yaşam tarzıyla kirletilmiş benliğimizi İslam ile arındırmamız gerekir.”
Hasan Bilen, Ramazan ayının önemini belirten ayet, hadis ve Sahabe hayatından örnekler vererek sunumunu bitirdi.
Hasan Bilen’in sunumunun ardından söz alan Dergimiz yazarlarından Süleyman Sorguç, Ramazan ayının Müslümanların Hilafeti yeniden ikame etmesi için değerlendirmesi gerektiğini belirtikten sonra konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Müslümanlar yüz yıla yakındır Ramazan ayını başlarında bir Halifeleri olmadan geçiriyorlar. Yine yüzyıla yakın bir zamandır küfür nizamları ile yönetilen Müslümanlar birçok değerini kaybettiği gibi Ramazan ayının değerini de kaybettiler. Ramazan ayını artık Allah ve Rasulü’nün bu aya yüklediği mana ile değil, Kapitalist nizamın yüklediği mana ile değerlendirir oldular. Nitekim Ramazan ayını çeşit çeşit yemeklerin yapıldığı zengin sofralar olarak anlamaya başladılar. Ramazan ayını, gün boyu aç kalıp akşamında iftar edileceği bir ay olarak değerlendirir oldular.
Bizlerin Ramazan ayına hazırlık yaptığımız şu sıralarda dünyanın birçok beldelerinde Müslüman kardeşlerimiz zülüm görmekte. Suriye’de, Afganistan’da, Çeçenistan’da, Arakan’da, kâfirler Müslümanlara zulmün her çeşidini uyguluyorlar; öldürüyorlar, işkence ediyorlar, ırzlarına geçiyorlar, aç bırakıyorlar, dul bırakıyorlar, yetim bırakıyorlar… Tüm bunlar yaşanırken Müslümanlar gözlerini dahi kırpmaksızın olanları izliyorlar.
Bizler çok iyi biliyoruz ki Müslümanların başında onlara kalkan olacak Halifeleri olmadan bu zulüm bitecek değildir. Kâfirlerin kalplerine korku salacak, dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanları koruyacak, yeryüzünde Allah’ın hükümlerini tatbik edip adaletle yönetecek bir Halife olmadan küfrün zulmü durmayacak. O zaman Müslümanlar, böylesi bir iş için çalışsınlar. Ramazan ayını böylesi bir amaç için değerlendirsinler.
Şunu unutmayalım: Ramazan ayı, Allah’ın nusretinin geldiği aydır; Bedir Savaşı, Mekke’nin Fethi ve daha birçok zafer bu ayda gerçekleşti. En önemli olanı da Kur’an-ı Kerim bu ayda indirildi. Bunca hayırla dolu olan bu ayı bizler, Hilafet’i ikame etmek için Allah’ın nusretini arzulayacağımız bir ay olarak algılamalıyız. Bu hayırlı ayda Rabbimizin dinini insanlara taşımalı ve Rabbimizden nusretini en içten dualarımızla istemeliyiz.”
Daha sonra Sorguç, katılanlarla birlikte ayakta ettiği dua ile paneli sonlandırdı.
Diyarbakır’da "Şeyh Said Ve Hilafet" Konulu Panel
30.06.2012 / KöklüDeğişim
3 Mart 1924’te Hilafet’in ilga edilmesine karşın kıyama kalkan ve vermiş olduğu mücadele sonucunda 29 Haziran 1925’te Diyarbakır’da 46 arkadaşı ile beraber şehid edilen Şeyh Said-i Kurdî, şehadetinin 87. yıldönümünde Diyarbakır’da KöklüDeğişim Diyarbakır Temsilciliği/Ümmet Yayıncılık tarafından organize edilen panel ile anıldı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan panel programı, Burhan Ercan’ın Şeyh Said’in tarihî mücadelesini ele aldığı sunumu ile devam etti. Burhan Ercan konuşmasına şu hususları belirterek başladı:
“Laiklik üzerine kurulan Cumhuriyet iki esas üzere inşâ edildi: Birincisi Batılılaşma’dır. Bu alanda siyasetten ekonomiye, toplumsal hayattan eğitime kadar her bakımdan katı Laiklik politikaları izlendi ve tek istikâmet olarak Batı gösterildi. İkincisi de Güvenlik’tir. Bunun için öncelikli tehditler belirlendi ve bunların bertaraf edilmesine yönelik sert önlemler alındı. En büyük iki tehdit olarak, İslam ve Kürtler gösterildi. Şeyh Said ise İslam için mücadele ettiğinden dolayı engizisyon mahkemelerinin bir başka versiyonu olan İstiklal Mahkemeleri’nce Laik zihniyet tarafından şehit edilmiştir. Aynı zamanda Türkiye’nin batısında da birçok kıyam hareketi gerçekleşmiş ve birçok Müslüman şehid edilmiştir. Buna bir örnek vermek gerekirse İskilipli Atıf Hoca, kaleme almış olduğu ‘Frenk Mukallitliği ve Şapka’ kitabından dolayı haktan nasibini almayanlar tarafından şehid edilmiştir. Fakat biz burada şehadetinin yıldönümü olması itibariyle özellikle Şeyh Said kıyamı üzerinde duracağız.” Ercan devamla, Cumhuriyet’in kuruluş tarihi ile izlemiş olduğu politikalarla alakalı kısa bir bilgi verdikten sonra, Şeyh Said’in kıyamının çıkış sürecini, meydana gelen olayları, yapılan ihanetleri, atılan iftiraları, kıyamın başarıya ulaşamamasının sebeplerini ve Şeyh’in mahkeme kayıtları ile söylemiş olduğu sözlerini dinleyicilerle paylaşmasının ardından sunumunu bitirdi.
Burhan Ercan’ın sunumunun ardından söz alan Dergimiz yazarlarından Süleyman Sorguç, Şeyh Said’in niçin kıyam ettiği üzerinde durarak Şeyh’in “İngiliz ajanı” olmaktan fersah fersah uzak olduğunu ve asla milliyetçi bir anlayışa göre de kıyama kalkmadığını belirttikten sonra konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Şeyh’i kıyama sürükleyen sebep neydi? Neden kıyama kalkmıştır? Hangi tabir onun hareketini tam anlamıyla ifade etmektedir? Bu hareketi gerçekleştirirken ki gayesi nedir?” Bu gibi sorular on yıllardır tartışma konusu olmuş ve bu konuda birbirleriyle çelişkili çok sayıda görüş öne sürülmüştür. Şeyh Said’in şimdi aktaracağım sözlerine bakarak onun kıyamının neden, niçin, hangi amaca binaen olduğunu daha iyi anlayabileceğiz.
Nitekim O, “Ben Hazreti Muhammed’in Ümmetine mensub bir âlim olarak, İslam’ı saf dışı eden bu harekete karşı sessiz kalamam.” Ya da “Halife sizi bekliyor. Halifesiz Müslümanlık olmaz. Hiçbir Halife memleketten çıkarılmaz. Şiarınız dindir.” sözleri ile kıyamının asıl gayesini açıklamış oluyordu. Biz burada Şeyh’in kullanmış olduğu cümlelere bakınca şunu görüyoruz ki Şeyh Said (Rahimullah), Hilafet Devleti’nin yeniden ihya edilmesi için kıyama kalkmıştır. Peki, Hilafet Devleti’nin yeniden ilan edilmesi için veya başka bir tabirle İslam Devleti’nin yeniden ihyası için çalışmak bu kadar önemli miydi ki Şeyh Said, bu uğurda canını vermiştir. Biz burada bu konunun önemini açıklayacak şer’î delilleri sunacağız.” Daha sonra Süleyman Sorguç, Kur’an’dan, Sünnet’ten ve Sahabe İcmaından deliller sunarak Hilafet’in farziyetini ortaya koydu. Şeyh’in de bir İslam âlimi olmasına binaen Hilafet’in farziyeti hakkında âlimlerin görüşlerini açıkladı. Bunun ardından Hilafet Devleti’nin ortadan kaldırılmasından sonra Müslümanların yaşamış oldukları acı dolu süreci, yöneticiler ile Ümmet arasındaki uçurumu ve Hilafet mefhumunun zihnimizde nasıl bir yer edinmesi gerektiğini kısaca ele aldı. Sorguç, konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı:
“Şeyh Said’i (Rahmetullahi Aleyh) bu meyanda anlamamız kaçınılmazdır. Zira onun gayesi ancak ‘Ankara’daki zındıklarca’ kaldırıldığından bahsettiği Hilafet’i, henüz daha yeni kaldırılmış iken yeniden ihya etmek, yara henüz sıcak iken tedaviye yönelmek idi. İşte tüm bu nedenlerden dolayı “Hilafet” diyor ve onun için mücadele ediyoruz. Rabbimizden dualarımızda onu istiyor ve bizlere nusretini yollamasını istiyoruz.
Ey Rabbimiz! Yeniden o şanlı günleri görmeyi nasip et!
Ey Rabbimiz! Bizi çaresiz bırakan, bize ve inançlarımıza değer vermeyen bu zalim yöneticilerden bizi kurtar ve bizim için onlardan intikam al!
Ey Rabbimiz! Senin dinini hayata hâkim kılarak, özlediğimiz izzetli ve şerefli günleri bize geri getirecek olan Râşidî Hilâfeti en yakın zamanda kurmayı bizlere nasip eyle!
Ey Rabbimiz! Sana yönelişimizi geri çevirme. Şüphesiz ki Sen, dualara icabet edensin.”
Van'da "Suriye'yi Ne Unuttuk, Ne De Unutturacağız!" Konferansı Yapıldı
28.06.2012 / KöklüDeğişim
“Sessiz mi kalacağız Suriye? Unutmadık! Unutturmayacağız!” sloganı ile Türkiye’nin birçok şehrinde Suriye’deki direnişe destek vermek ve katliamlara “dur” demek için konferanslar düzenleyen KöklüDeğişim Van’da da "Suriye'yi Ne Unuttuk, Ne De Unutturacağız!" konferansını gerçekleştirdi.
Depremin yaralarını sarmaya çalışan Van halkının katılımı ile gerçekleşen Konferans, Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Suriye’de yaşananlar ve Suriye’deki katliama sessiz kalan yönetici ve âlimler hakkında iki ayrı sinevizyonun seyrettirildiği programda, katılımcılar duygulu anlar yaşadı.
Programda ilk olarak M. Hanifi Ergin konuştu. Ergin, Van depreminin yaralarını yeni yeni sarmaya başlayan bizlerin her ne olursa olsun, Suriye’deki zulme ve katliama da sessiz kalmamamız gerektiğini hatırlatarak konuşmasına başladı ve şöyle dedi:
“Van’ı deprem yıktı ve Allah’tan gelen afete bizler sabredip teslim olduk. Katil Beşşar Esed Suriye’nin şehirlerini tek tek yıkıyor. Zalim zalimliğini, tağut tağutluğunu yapıyor. Ancak bu yıkıma dünya sessiz kalıyor, insanlık sessiz kalıyor… Bizler sessiz kalmayacağız!” Suriyeli Müslümanların garip Müslümanlar olduğunu belirten Ergin “İslam garip başladı ve yine garip olarak geri dönecektir, gariplere müjdeler olsun” hadisini okumasının ardından “İslam’ın yeniden tatbik edilmesini sağlayacak Hilafet’in, gariplerin diyarı Şam beldesinde ikame edilmesi için Rabbimizden dua ve niyazda bulunuyoruz.” diyerek konuşmasını tamamladı.
Programda ikinci konuşmacı olarak yazarlarımızdan Mahmut Kar sunum konuşması yaptı. Konuşmasına Şam beldesine ve Şam ehline selam ve müjdeler göndererek başlayan Kar, Şam ehlinin yalnız “Rabbimiz Allah” dedikleri için öldürüldüğünü, Kur’an ve Sünnet’e bağlı oldukları için katledildiklerini ve bunun için Allah’ın Şam’ı ve Şam ehlini sevdiğini söyledi. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in “Şam’a ne mutlu, Şam’a ne mutlu, Şam’a ne mutlu. Çünkü Rahman’ın melekleri Onun üzerinde kanatlarını geriyorlar” hadisini okuyarak konuşmasına devam eden Kar, Şam beldesi Müslümanlarının bu İslamî direnişini, Allah’ın zaferle sonuçlandırmasını niyaz etti. Mahmut Kar, zalim Beşşar Esed’in katillerinin Müslüman gençlere ve çocuklara yaptığı eziyet ve işkencelerden bir iki yaşanmış olayı anlatırken katılımcıların duygulu anlar yaşadıkları görüldü. Kar, konuşmasının son bölümlerinde bu katliam karşısında Müslümanların, Yöneticilerin ve Alimlerin imtihanına değindi. Özellikle Suriye’deki direnişte Katil Baas rejiminin yanında yer alan İran yönetimine ve Müslümanların güçlerinin zayıflaması için sürecin uzatılması siyasetinde ABD ve Batı’nın yanında yer alan Türkiye yönetimine yüklenen Kar, Allah’ın Şam ehlinin beklediği yardımı göndereceğini, Onları yardımsız bırakmayacağını, ancak Onları yardımsız bırakan yönetici ve âlimlerden de Hesap Günü’nde ihanetlerinin intikamını alacağını ifade etti. Mahmut Kar konuşmasının sonunda katılımcıları duaya davet etti. Güçlü bir atmosferle yapılan dua ile program son buldu.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış