TÜRKİYE’DEKİ EĞİTİM SİSTEMİNİN BOZUKLUKLARI

Ahmet Sapa

En genel tanımıyla eğitim; belirli bir hedefe odaklı çocukların, gençlerin çeşitli plan ve programlar dâhilinde yetiştirilip terbiye edilme süreci olarak tarif edilebilir. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde dahi diğer alanlarda olduğu gibi eğitimde de sorunlar bitmiş değildir. Bu sorunlar kimi zaman fiziki koşullardan kaynaklanan maddi sorunlar iken, kimi zaman da öğretmen, öğrenci, uygulama gibi sıkıntılardan kaynaklanan insani sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Tabii ki bugün bilim ve teknolojide ilerlemiş ülkeler, ortaya çıkan bu problemleri hızlı ve kararlı bir şekilde çözme iradesi gösterebildikleri için eğitim sürecinin akamete uğramadan devam etmesini sağlayabilmekteler. Fakat İslâm coğrafyasındaki devletlerin özel olarak da Türkiye’nin, eğitim sistemi temelden bozuk olmasına rağmen bunu görmek istemeyen karar alıcılar bu temel üzerine ısrarla her defasında bina yapmaya çalıştıklarından maalesef bu temelin içine gömülmekteler. Bakın cumhuriyetin ilanından günümüze kadar geçen 94 yıllık zaman diliminde değişen Milli Eğitim Bakan’ı sayısı 64 ara dönemlerde değişen bakanları katmıyorum ki yoksa sayı 70’in üzerine çıkıyor. Yine son  20 yılda değişen bakan sayısı 11 olarak karşımıza çıkarken, bu yıllar arasında değişen onlarca müfredat ve program, ülkeyi siyaset edenlerin nasıl bir kafa karışıklığı içerisinde olduklarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bir ülkenin en istikrarlı, en kararlı olması gereken kurumun başında kalma süresi 1,5 yıl olması, tahmin edeceğiniz gibi ben beceremedim al sen yap anlayışının sonucudur. Başka bir deyişle bu bozuk temel üzerine bina yükseltmeye çalışan 64 bakanın enkazından başka yükselen bir şey olmadığının en net fotoğrafı karşımızda durmaktadır. Gerçekte ise bu enkazın altında kalan geleceğimiz, umutlarımız, yarınlarımız dediğimiz nesillerimiz olduğunun farkına varmanın zamanı geldi diye düşünüyorum.

Türkiye’deki eğitim sisteminin temelinin bozuk olmasındaki kastımızın ne olduğuna gelince; halkı Müslüman olan bir ülkede gayri İslâmi bir eğitim sisteminin uygulanıyor olmasıdır. İşte bu da başarısızlığın temel sebebidir.

Eğitim, sadece okullara hapsolan bir süreç olmayıp evde, sokakta, parkta, bahçede yani hayatın her alanında olması gerekirken aynı şekilde uygulanan müfredat ve programların yaşadığımız Müslüman toplumun değerleri ile barışık, saygılı ve de bununla gurur duyulan bir anlayış üzerine bina edilmesi gerekmektedir. Fakat mevcut laik eğitim sisteminin, toplumun değerlerine savaş açan, geçmişine söven, düşmanlarını yücelten, onlara hayranlıkla bakmaya sevk etmekten başka uğraşının olmaması neticesinde geldiğimiz nokta hiç de şaşırtıcı değildir. Şimdi temelde bozuk olan bu eğitim sisteminin hangi sorunları ortaya çıkardığına bir göz atalım.

1.Düşük Başarı Grafiği

Nüfusunun 1/4’ü yani yaklaşık 20 milyon öğrencisi olan, yüzbinlerce öğretmenin, on binlerce akademisyenin görev yaptığı Türkiye’de, uygulanan eğitim politikalarının başarısızlığını gösteren bulgulardan birisi de  3 yılda bir yapılan PISA [Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı] sonuçlarından alınabilir. Bu bulgular, Türkiyenin yeni fikirler geliştirecek, kalkınmaya katkı sağlayacak kişiler yetiştirmekten aciz kaldığını gösteriyor. PISA 2015 sonuçlarına göre Türkiye 35 OECD [Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü] ülkesi arasında matematik, fen bilimleri ve okumada sondan ikinci olurken, toplam 72 ülkenin ortalamasının son üçte birlik diliminde yer alıyor. Yüksek performans gösteren öğrencilerin oranıysa %1,6. Bu, %15,3 olan OECD ortalamasının çok uzağında. Üç alanda da Türkiyedeki öğrencilerin %31,2si düşük seviyede performans gösterdi. Yani her üç öğrenciden biri PISA 2015te en düşük puanı alanlar kategorisinde.  Üniversitelerimizde de durum bu tablodan farklı değil. Başarı sıralamasında ilk 400 üniversite arasına giremeyen bununla birlikte bu üniversitelerde görev yapan on binlerce akademisyenin dünyada ses getirecek bir buluş, çalışma ortaya koyamaması bu düşük başarı grafiğinin başka bir göstergesidir.

2. Ezberci Eğitim:

Günümüzde bilgiye ulaşma, bilgiyi transfer etme şeklinde verilen eğitim ile dünyada rekabet etme şansınız sıfırdır. Türkiye’de hâlâ okulların büyük bir kısmında, öğretmenlerin ise kahir ekseriyetinde bilgiyi transfer etme yani ezberci yöntem ile eğitim verilmektedir. Öğrenciler kavramsal öğretim yönteminden ziyade teorik bilgiler ile donatılmaktadır. Bu da onları ezberci yönteme mahkûm etmekte, laboratuvar, deney, görsel ve işitsel araç eksikliği gibi sorunlardan dolayı soyut başarısız sonuçları ortaya çıkarmaktadır. Böyle olunca da düşünceyi hisle birleştiren fikrî telakki yöntemi terk edilmektedir. Ezberci yöntem sadece ilkokullarla sınırlı değil, ortaokul,  lise hatta üniversiteleri dahi kuşatmış durumdadır. Bilgi araç değil de amaç hâlinde kaldığı sürece kişilerde muhakeme, eleştiri, araştırma, soruşturma, tartışma yeteneği ve gücü ortaya çıkamadığı için var olan bilgiden yeni bilgiler türetme ve çıkartma da mümkün olmayınca hem şahıs hem de toplum kısır bir döngü etrafında var olana razı olma durumunda kalıyor.

3.Beyin Göçü:

Gelişmekte olan ülkelerde eğitimde yaşanan çarpıklığın en belirgin göstergelerinden biri de beyin göçüdür. Türkiye’de bu çarpıklıktan nasibini en fazla alan ülkelerin başında gelmektedir. Her yıl binlerce insanın yurt dışına okumak için gitmesi kariyerlerini gittikleri ülkelerde sürdürmeleri ve de gidenlerin önemli bir kısmının dönmeyi düşünmemeleri binlerce gencin enerjisini bulundukları Batı ülkeleri için harcaması büyük bir kayıp ve sorun olsa gerek.

4.Sınavlar:

Eğitimde, sınavların olması kadar doğal bir şey yok, tabii ki bu geri bildirim aracı olarak kullanıldığı sürece… Fakat Türkiye’de geri bildirimden ziyade sınavlar seçme, eleme olarak kullanılmaktadır. Bu süreç ilkokuldan başlar üniversiteyi bitirene kadar devam eder. Nihayetinde bu sınavlar, bilginin daha verimli kullanılması, çığır açıcı icatları teşvik edici yarıştan ziyade şu okulu, şu üniversiteyi, şu işe yerleşmek için birbirinin sırtına basarak yükselmenin aracı hâline getirildi. İnsan kaynağını yönetmekten, istihdam etmekten aciz olan yöneticiler, milyonlarca gencin enerjisini bekleme salonu olan sınavlarla heba etmektedir.

5. Karma Eğitim:

Bilgi, fikir, icat ve keşif yapması gereken dimağlar karma eğitim ile adeta felç edilmekte. Haftanın beş günü aynı ortamda olan kız ve erkek öğrenciler, zamanla duygusal ilişki, kriz, kıskançlık, sevgili hayatı gibi eğitimi engelleyici süreçlerle karşılaşmaktalar. Karma eğitimin zararları bilimsel olarak kanıtlanmasına rağmen mevcut statükonun ısrarla devam ettirilmesi, eğitimin nasıl bir ahlaki erozyona maruz kaldığının göstergesidir. Eğitim mide ve şehevi arzuların doyum aracı olmaktan çıkıp, fikirlerin konuşulduğu,  icatların ortaya çıktığı ilim ve bilim yuvaları hâline getirilmelidir…

6.Sık Değişen Eğitim Müfredatı:

Öğretmen ve okul idarecilerinin dahi, sık değişen eğitim müfredatlarını takip etmekten aciz kaldığı göz önüne aldığımızda eğitim sisteminin yatağını bulmamış akarsu gibi hareket ettiği görülmektedir. Yukarıda da bahsettiğim gibi ortalama görev süresi 1,5 olan Milli Eğitim Bakanlarının neredeyse her biri yeni bir müfredatla gelmiş, fakat sonuçlarını görmeye tahammül edemeden görevi birbirlerine devretmişler. Son yıllarda da müfredat değişikliği hızını kesmeden devam etmiş ki şimdilerde 2017-1018 eğitim yılında yeni bir müfredata geçilecek. Karar alıcılar “uzun inceleme ve uğraşlar sonucunda” Finlandiya eğitim modelinde karar kılmışlar. Nihayetinde önümüzdeki eğitim öğretim yılından itibaren bu müfredat uygulanacak.  Daha önceleri ABD, Japonya, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinin modelleri örnek alınmış fakat “sadra şifa” olmamıştı. Zaten, çivi tutmayan çürük tahta misali, bir de Finlandiya çivisi çakılsın bu eğitime belki tutar hesabıyla hareket eden yöneticiler, ne de olsa bu eğitim sisteminin meyveleri değil mi?

Şüphesiz saydığımız sorunların dışında mevcut eğitim sisteminin, verimsiz öğretmenler yetiştirmesi,  Batılı yaşamı özendirmesi, mucit, kâşif yetiştirmekten aciz olması gibi onlarca sorunu ekleyebiliriz. Şunu belirtmekte de fayda görüyorum; bozuk eğitim sisteminin çıkardığı yukarıda saydığımız sorunları bir takım çalışmalarla iyileştirebilirsiniz fakat bu demek değildir ki istenen seviyeye geleceksiniz. Ne zamana kadar? Toplumun inancı olan İslâm’ın ön gördüğü bir eğitim sistemine geçene kadar. Aksi hâlde istenilen seviyeye gelinmesi imkânsız görünmektedir.

Tüm bu göstergelerden sonra şunu diyebiliriz ki eğitim sistemi, bir ülkenin ne durumda olduğunun en beliğ işaretidir. Eğitim sisteminizin sağlamlığı, devamlılığı, kararlılığı ülkenin diğer alanlarıyla direk irtibatlıdır. Türkiye’deki eğitim sisteminin yetiştirdiği siyasetçilere bakın Batıya öykünmekten, onların peşine takılmaktan, boyun eğmekten, halkı aldatmaktan, ümmetin kaynaklarını boşa harcamaktan başka bir şey yapmadıklarını göreceksiniz. Yine sağlıkta insan vücudunu ticari bir meta olarak gören doktorun, adaletle hükmetmesi gereken hâkimin, savcının, iltimasla, rüşvetle güçlünün lehine kararlar vermesi bozuk eğitim sisteminin meyveleridir. Yine sanayide ezberci anlayışın, pratik uygulaması olan montajdan öteye gidemeyen, yani üretimden, icattan ziyade sadece var olanı birleştiren beyinler de bu eğitim sisteminin sonucudur. Geleceğimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerimizin üretkenlikten, öğrenci yetiştirmekten aciz; sadece ay sonundaki maaşının hesabını yapması veyahut bu mesleği sadece iş kapısı olarak görmesi, yine din adına din tüccarlığı yapan, İslâm’ı eğip bükmek için bir televizyon kanalından diğerine koşan şarlatan ilahiyatçılar da bu eğitim sisteminin ürünleridir…

Düşmana doğrultulması gereken silahları Müslümanlara doğrultan bu ordunun komutanları, askerleri de maalesef bu bozuk eğitim sisteminin bozuk ürünleridir.

Çözüm nedir derseniz? Bu derginin diğer makalelerinde mutlaka bulacaksınızdır. Fakat bir cümle ile ifade etmek gerekirse eğitim; müfredatın İslâm akidesi üzerine bina edildiği, öğretim siyasetinin İslâmi akliyet ve İslâmi nefsiyeti inşa ettiği,  gayesi ise İslâmi şahsiyeti yetiştirme hedefi olan İslâmi Eğitim Sistemi, bu toplumun kurtuluşunun yegâne çözümüdür…


Yorumlar

  1. Ömer Faruk Konca

    Çözüm nedir derseniz? Bu derginin diğer makalelerinde mutlaka bulacaksınızdır. Fakat bir cümle ile ifade etmek gerekirse eğitim; müfredatın İslâm akidesi üzerine bina edildiği, öğretim siyasetinin İslâmi akliyet ve İslâmi nefsiyeti inşa ettiği, gayesi ise İslâmi şahsiyeti yetiştirme hedefi olan İslâmi Eğitim Sistemi, bu toplumun kurtuluşunun yegâne çözümüdür… Peki bunun olması için nasıl bir yol izlememiz lazım? Neler yapabiliriz?

Yorum Yaz