En genel tanımıyla
eğitim; belirli bir hedefe odaklı çocukların, gençlerin çeşitli plan ve
programlar dâhilinde yetiştirilip terbiye edilme süreci olarak tarif
edilebilir. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde dahi diğer alanlarda olduğu gibi
eğitimde de sorunlar bitmiş değildir. Bu sorunlar kimi zaman fiziki koşullardan
kaynaklanan maddi sorunlar iken, kimi zaman da öğretmen, öğrenci, uygulama gibi
sıkıntılardan kaynaklanan insani sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Tabii ki
bugün bilim ve teknolojide ilerlemiş ülkeler, ortaya çıkan bu problemleri hızlı
ve kararlı bir şekilde çözme iradesi gösterebildikleri için eğitim sürecinin
akamete uğramadan devam etmesini sağlayabilmekteler. Fakat İslâm
coğrafyasındaki devletlerin özel olarak da Türkiye’nin, eğitim sistemi temelden
bozuk olmasına rağmen bunu görmek istemeyen karar alıcılar bu temel üzerine
ısrarla her defasında bina yapmaya çalıştıklarından maalesef bu temelin içine
gömülmekteler. Bakın cumhuriyetin ilanından günümüze kadar geçen 94 yıllık
zaman diliminde değişen Milli Eğitim Bakan’ı sayısı 64 ara dönemlerde değişen
bakanları katmıyorum ki yoksa sayı 70’in üzerine çıkıyor. Yine son 20 yılda değişen bakan sayısı 11 olarak
karşımıza çıkarken, bu yıllar arasında değişen onlarca müfredat ve program,
ülkeyi siyaset edenlerin nasıl bir kafa karışıklığı içerisinde olduklarını açık
bir şekilde ortaya koymaktadır.
Bir ülkenin en
istikrarlı, en kararlı olması gereken kurumun başında kalma süresi 1,5 yıl
olması, tahmin edeceğiniz gibi ben beceremedim al sen yap anlayışının
sonucudur. Başka bir deyişle bu bozuk temel üzerine bina yükseltmeye çalışan 64
bakanın enkazından başka yükselen bir şey olmadığının en net fotoğrafı
karşımızda durmaktadır. Gerçekte ise bu enkazın altında kalan geleceğimiz,
umutlarımız, yarınlarımız dediğimiz nesillerimiz olduğunun farkına varmanın
zamanı geldi diye düşünüyorum.
Türkiye’deki eğitim
sisteminin temelinin bozuk olmasındaki kastımızın ne olduğuna gelince; halkı
Müslüman olan bir ülkede gayri İslâmi bir eğitim sisteminin uygulanıyor olmasıdır.
İşte bu da başarısızlığın temel sebebidir.
Eğitim, sadece
okullara hapsolan bir süreç olmayıp evde, sokakta, parkta, bahçede yani hayatın
her alanında olması gerekirken aynı şekilde uygulanan müfredat ve programların
yaşadığımız Müslüman toplumun değerleri ile barışık, saygılı ve de bununla
gurur duyulan bir anlayış üzerine bina edilmesi gerekmektedir. Fakat mevcut
laik eğitim sisteminin, toplumun değerlerine savaş açan, geçmişine söven,
düşmanlarını yücelten, onlara hayranlıkla bakmaya sevk etmekten başka uğraşının
olmaması neticesinde geldiğimiz nokta hiç de şaşırtıcı değildir. Şimdi temelde
bozuk olan bu eğitim sisteminin hangi sorunları ortaya çıkardığına bir göz
atalım.
1.Düşük Başarı
Grafiği:
Nüfusunun 1/4’ü
yani yaklaşık 20 milyon öğrencisi olan, yüzbinlerce öğretmenin, on binlerce
akademisyenin görev yaptığı Türkiye’de, uygulanan eğitim politikalarının
başarısızlığını gösteren bulgulardan birisi de
3 yılda bir yapılan PISA [Uluslararası Öğrenci Değerlendirme
Programı] sonuçlarından alınabilir. Bu bulgular, Türkiye’nin
yeni fikirler geliştirecek, kalkınmaya katkı sağlayacak kişiler yetiştirmekten
aciz kaldığını gösteriyor. PISA 2015 sonuçlarına göre Türkiye 35 OECD [Ekonomik
Kalkınma ve İşbirliği Örgütü] ülkesi arasında matematik, fen bilimleri ve
okumada sondan ikinci olurken, toplam 72 ülkenin ortalamasının son üçte birlik
diliminde yer alıyor. Yüksek performans gösteren öğrencilerin oranıysa %1,6.
Bu, %15,3 olan OECD ortalamasının çok uzağında. Üç alanda da Türkiye’deki
öğrencilerin %31,2’si düşük seviyede performans gösterdi. Yani her üç
öğrenciden biri PISA 2015’te en düşük puanı alanlar kategorisinde. Üniversitelerimizde de durum bu tablodan
farklı değil. Başarı sıralamasında ilk 400 üniversite arasına giremeyen bununla
birlikte bu üniversitelerde görev yapan on binlerce akademisyenin dünyada ses
getirecek bir buluş, çalışma ortaya koyamaması bu düşük başarı grafiğinin başka
bir göstergesidir.
2. Ezberci Eğitim:
Günümüzde bilgiye
ulaşma, bilgiyi transfer etme şeklinde verilen eğitim ile dünyada rekabet etme
şansınız sıfırdır. Türkiye’de hâlâ okulların büyük bir kısmında, öğretmenlerin
ise kahir ekseriyetinde bilgiyi transfer etme yani ezberci yöntem ile eğitim
verilmektedir. Öğrenciler kavramsal öğretim yönteminden ziyade teorik bilgiler
ile donatılmaktadır. Bu da onları ezberci yönteme mahkûm etmekte, laboratuvar,
deney, görsel ve işitsel araç eksikliği gibi sorunlardan dolayı soyut başarısız
sonuçları ortaya çıkarmaktadır. Böyle olunca da düşünceyi hisle birleştiren
fikrî telakki yöntemi terk edilmektedir. Ezberci yöntem sadece ilkokullarla
sınırlı değil, ortaokul, lise hatta
üniversiteleri dahi kuşatmış durumdadır. Bilgi araç değil de amaç hâlinde
kaldığı sürece kişilerde muhakeme, eleştiri, araştırma, soruşturma, tartışma
yeteneği ve gücü ortaya çıkamadığı için var olan bilgiden yeni bilgiler türetme
ve çıkartma da mümkün olmayınca hem şahıs hem de toplum kısır bir döngü
etrafında var olana razı olma durumunda kalıyor.
3.Beyin Göçü:
Gelişmekte olan
ülkelerde eğitimde yaşanan çarpıklığın en belirgin göstergelerinden biri de
beyin göçüdür. Türkiye’de bu çarpıklıktan nasibini en fazla alan ülkelerin
başında gelmektedir. Her yıl binlerce insanın yurt dışına okumak için gitmesi
kariyerlerini gittikleri ülkelerde sürdürmeleri ve de gidenlerin önemli bir
kısmının dönmeyi düşünmemeleri binlerce gencin enerjisini bulundukları Batı
ülkeleri için harcaması büyük bir kayıp ve sorun olsa gerek.
4.Sınavlar:
Eğitimde,
sınavların olması kadar doğal bir şey yok, tabii ki bu geri bildirim aracı
olarak kullanıldığı sürece… Fakat Türkiye’de geri bildirimden ziyade sınavlar
seçme, eleme olarak kullanılmaktadır. Bu süreç ilkokuldan başlar üniversiteyi
bitirene kadar devam eder. Nihayetinde bu sınavlar, bilginin daha verimli kullanılması,
çığır açıcı icatları teşvik edici yarıştan ziyade şu okulu, şu üniversiteyi, şu
işe yerleşmek için birbirinin sırtına basarak yükselmenin aracı hâline
getirildi. İnsan kaynağını yönetmekten, istihdam etmekten aciz olan
yöneticiler, milyonlarca gencin enerjisini bekleme salonu olan sınavlarla heba
etmektedir.
5. Karma Eğitim:
Bilgi, fikir, icat ve
keşif yapması gereken dimağlar karma eğitim ile adeta felç edilmekte. Haftanın beş
günü aynı ortamda olan kız ve erkek öğrenciler, zamanla duygusal ilişki, kriz,
kıskançlık, sevgili hayatı gibi eğitimi engelleyici süreçlerle
karşılaşmaktalar. Karma eğitimin zararları bilimsel olarak kanıtlanmasına
rağmen mevcut statükonun ısrarla devam ettirilmesi, eğitimin nasıl bir ahlaki
erozyona maruz kaldığının göstergesidir. Eğitim mide ve şehevi arzuların doyum
aracı olmaktan çıkıp, fikirlerin konuşulduğu,
icatların ortaya çıktığı ilim ve bilim yuvaları hâline getirilmelidir…
6.Sık Değişen
Eğitim Müfredatı:
Öğretmen ve okul
idarecilerinin dahi, sık değişen eğitim müfredatlarını takip etmekten aciz
kaldığı göz önüne aldığımızda eğitim sisteminin yatağını bulmamış akarsu gibi
hareket ettiği görülmektedir. Yukarıda da bahsettiğim gibi ortalama görev
süresi 1,5 olan Milli Eğitim Bakanlarının neredeyse her biri yeni bir müfredatla
gelmiş, fakat sonuçlarını görmeye tahammül edemeden görevi birbirlerine
devretmişler. Son yıllarda da müfredat değişikliği hızını kesmeden devam etmiş ki
şimdilerde 2017-1018 eğitim yılında yeni bir müfredata geçilecek. Karar
alıcılar “uzun inceleme ve uğraşlar sonucunda” Finlandiya eğitim modelinde
karar kılmışlar. Nihayetinde önümüzdeki eğitim öğretim yılından itibaren bu
müfredat uygulanacak. Daha önceleri ABD,
Japonya, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinin modelleri örnek alınmış fakat “sadra
şifa” olmamıştı. Zaten, çivi tutmayan çürük tahta misali, bir de Finlandiya
çivisi çakılsın bu eğitime belki tutar hesabıyla hareket eden yöneticiler, ne de
olsa bu eğitim sisteminin meyveleri değil mi?
Şüphesiz saydığımız
sorunların dışında mevcut eğitim sisteminin, verimsiz öğretmenler
yetiştirmesi, Batılı yaşamı özendirmesi,
mucit, kâşif yetiştirmekten aciz olması gibi onlarca sorunu ekleyebiliriz. Şunu
belirtmekte de fayda görüyorum; bozuk eğitim sisteminin çıkardığı yukarıda
saydığımız sorunları bir takım çalışmalarla iyileştirebilirsiniz fakat bu demek
değildir ki istenen seviyeye geleceksiniz. Ne zamana kadar? Toplumun inancı
olan İslâm’ın ön gördüğü bir eğitim sistemine geçene kadar. Aksi hâlde
istenilen seviyeye gelinmesi imkânsız görünmektedir.
Tüm bu göstergelerden
sonra şunu diyebiliriz ki eğitim sistemi, bir ülkenin ne durumda olduğunun en
beliğ işaretidir. Eğitim sisteminizin sağlamlığı, devamlılığı, kararlılığı
ülkenin diğer alanlarıyla direk irtibatlıdır. Türkiye’deki eğitim sisteminin
yetiştirdiği siyasetçilere bakın Batıya öykünmekten, onların peşine
takılmaktan, boyun eğmekten, halkı aldatmaktan, ümmetin kaynaklarını boşa harcamaktan
başka bir şey yapmadıklarını göreceksiniz. Yine sağlıkta insan vücudunu ticari
bir meta olarak gören doktorun, adaletle hükmetmesi gereken hâkimin, savcının,
iltimasla, rüşvetle güçlünün lehine kararlar vermesi bozuk eğitim sisteminin
meyveleridir. Yine sanayide ezberci anlayışın, pratik uygulaması olan montajdan
öteye gidemeyen, yani üretimden, icattan ziyade sadece var olanı birleştiren
beyinler de bu eğitim sisteminin sonucudur. Geleceğimizi emanet ettiğimiz
öğretmenlerimizin üretkenlikten, öğrenci yetiştirmekten aciz; sadece ay
sonundaki maaşının hesabını yapması veyahut bu mesleği sadece iş kapısı olarak
görmesi, yine din adına din tüccarlığı yapan, İslâm’ı eğip bükmek için bir televizyon
kanalından diğerine koşan şarlatan ilahiyatçılar da bu eğitim sisteminin
ürünleridir…
Düşmana
doğrultulması gereken silahları Müslümanlara doğrultan bu ordunun komutanları,
askerleri de maalesef bu bozuk eğitim sisteminin bozuk ürünleridir.
Çözüm nedir
derseniz? Bu derginin diğer makalelerinde mutlaka bulacaksınızdır. Fakat bir
cümle ile ifade etmek gerekirse eğitim; müfredatın İslâm akidesi üzerine bina
edildiği, öğretim siyasetinin İslâmi akliyet ve İslâmi nefsiyeti inşa
ettiği, gayesi ise İslâmi şahsiyeti
yetiştirme hedefi olan İslâmi Eğitim Sistemi, bu toplumun kurtuluşunun yegâne
çözümüdür…


Yorumlar