NEDEN “ÇÖZÜM HİLÂFET!” DİYORUZ?

Ahmet Sapa

[وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ] “İş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmez.”[1]

Sosyal sorumluluğu sadece kazanca endeksleyen kapitalist düzen, insanı değerler manzumesinden kopararak adeta “modern köleler” hâline getirdi. İnsanların sınıflara ayrıldığı, geçmişlerindeki karanlık çağlardan ve bunların kötülüğünden bahseden bugünün sözde aydınları, yaşadığımız dönemdeki zengin-yoksul sınıflaşmasına adeta kör-sağırlar. Sosyal, siyasal, ekonomik anlamda ayrışmanın, sınıflaşmanın oldukça keskin bir sürece evrildiği, zengin-yoksul arasındaki uçurumun her geçen gün derinleştiği, pragmatik siyasetin kutsandığı, yalan ve aldatmada ustalaşan politikacıların el üstünde tutulduğu, “özgürlük” adına her türlü değerin ayaklar altına alındığı lâik demokratik düzende, insanlık felakete sürüklenmekte. Lâiklik akidesine iman eden toplumlar nezdinde değerler, kıymetler, dinler çok fazla bir şey ifade etmeyebilir. Ve yine bunların mevcut düzenler tarafından yok edilmesi, onlarda rahatsızlık da meydana getirmeyebilir.

Fakat İslâm akidesine iman etmiş her bir Müslüman için onur, şeref, inanç, ahlak dünyanın içindeki ve dışındaki her şeyden daha kıymetlidir. Öyle ki bunlar, her Müslüman için ölüm-kalım mesabesinde görülür. Lakin işin başında olanlar, batıl nizamlarla hükmetmeyi vazife bildiklerinden Müslümanları; dinine, değerlerine yabancılaştırma hususunda hiçbir kötülükten geri kalmazlar. Böylece hem ekini, hem de aileyi, toplumu, nesli ifsat ederler. Yeryüzünün tamamında tahakkümünü sürdüren kapitalist nizam ve onun sömürü çarkına hizmet eden yöneticiler, halkları ekonomik olarak Batı’nın haram ve cürümlerle ördüğü çözümlere mahkum etmekte. Maalesef bu durum, bir taraftan halkların açlık, yoksulluk, sefalet içinde hayat sürmelerine sebep olurken, diğer taraftan yolsuzluk, emek ve kaynak hırsızlığıyla servetlerine servet katan kapitalist şirketlerin haksız bir şekilde daha da zenginleşmesine sebep oluyor.

Bu bozuk ve fasit düzenlerin İslâm coğrafyasında oluşturduğu tahribata göz attığımızda yıkımın ne denli büyük olduğunu görebiliyoruz. Demokrasiyi siyasetlerinin esası edinmiş yöneticilerin Amerika-Batı hayranlıkları, onları taklit etme yarışı, meşruiyetlerini onlara dayandırma çabaları, aynı pakt ve örgütlerin içinde yer alabilme telaşlarına şahidiz. Yine basit dünyevi menfaatler yani çıkarlar uğruna her türlü rezilliğe razı olma istekleri, onlardan geleni kutsal görme hastalığı, onlarla aynı cephede yer alabilme hevesi, maalesef Müslümanlara silah doğrultma azgınlığına kadar varabiliyor. Bahse konu olan bu hususlar, onların iğrenç siyasetlerinin sadece görünen küçük bir kısmıdır. Peki, bu çürümüşlük sadece siyasi alanla mı sınırlı? Elbette değil. Tahmin edeceğiniz üzere iktisat, içtimai hayat ve ahlak alanındaki rezillikler, siyasi rezilliklerinden geri değil.

“Demokrasi”, “insan hakları”, “özgürlük” gibi fitne kavramlarını dillerine pelesenk etmiş -sözde- medeni Batılı ülkelerin, insanlık düşmanı olduklarını kendi kuruluşlarının yayınladıkları istatistikî verilerinden anlayabiliyoruz. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre; hâlâ 700 milyonun üzerinde insan yeterli gıdaya ulaşamayıp açlıkla mücadele etmekte -ki bu, dünya nüfusunun %10’una tekabül ediyor-. Yine 1.3 milyar insan, yoksulluk çekmekte. Bir taraftan yeterli gıdaya ulaşamayan milyonlarca insan açlıktan ölüyor, diğer taraftan sermayedarlar halka ait kaynaklar üzerinde fildişi kulelerini yükseltiyor.

Çok çeşitli ve muazzam kaynaklara sahip olmamıza rağmen Müslümanların yaşadığı coğrafyada da açlığa, yoksulluğa sebep olan tek şey, mevcut kapitalist düzen ve bu düzene uşak olan yöneticilerin varlığıdır. Bakın bu yöneticiler, -sözde- ülkelerinin ekonomisini düzeltmek için sermayedarlara dünyanın en yüksek faizini verirler. Politika faizinin en yüksek olduğu ilk on ülkeye baktığımızda; Yemen, İran, Türkiye, Sudan gibi halkı Müslüman olan ülkeleri görüyoruz. Nitekim sadece Türkiye’de iktidarların son 20 yılda faize harcadıkları para 590 milyar dolar iken, AK Parti hükümetinin 17 yılda faize harcadığı meblağ 522 milyar dolardır. 20 yılda toplanan vergi 2 trilyon doların üzerinde olduğu göz önüne getirildiğinde toplanan vergilerin %20’sinin faizle heba edilmiş olduğu anlaşılyor.

Faizi “dünya gerçeği” olarak gören yöneticiler, ümmetin emeğini, kaynaklarını faiz lobilerine sunmaktan utanmadıkları gibi Allah’tan da korkmamaktalar. GSMH aldatmacalarıyla halkın refah seviyesinin yükseltildiğinden dem vuranlar, acaba halkı nasıl bir borç batağına sürüklediklerinden haberdarlar mı? Ekonomiyi vergi gelirleri üzerinden yönetmeyi marifet zannedenler, bankalar aracılığıyla halka faizli krediler, teşvikler vererek halkın hem dünyasını, hem de ahiretini yıktıklarının farkındalar mı? Halbuki halkı idare eden yöneticilerin, halkın ıslah ve refahıyla memur olmaları gerekirdi…

Tüm ülke borçlarının 2020 yılı itibariyle 260 trilyon dolara dayanması yani kişilere oranlandığında her bir kişinin 32 bin dolar borçlu olması, kapitalist düzenin nasıl bir sömürü çarkı olduğunu göstermekle birlikte iflas ettiğinin de işaretidir. En zengin 20 şirketin dünya nüfusunun yarısından daha fazla gelire sahip olması başlı başına adaletsizlik örneğidir. Şüphesiz bu ve buna benzer sorunların tamamı laik demokratik düzenlerin zehirli toprağında hayat bulmuş problemlerdir. Tatbik edilen nizam bozuk, uygulanan siyaset fasit, yöneticiler zalim, çözümler batıl olunca ortaya dağ gibi sorunların çıkması da kaçınılmaz oluyor.

Kapitalist demokratik düzenlerin, insanlık üzerinde oluşturduğu kara bulutları dağıtacak tek güç, hayatın her alanına, insanların bütün problemlerine, fıtrata uygun çözümlerle şifa olacak Hilâfet’tir. “Çözüm Hilâfet!” derken bunun slogan olmayıp hakikat olduğunun bilinmesi gerekir. Kapitalist ideolojinin çıkardığı, büyüttüğü, çözmekten aciz kaldığı sorunları, haksızlıkları, adaletsizlikleri, insan onur ve şerefine yakışır bir şekilde çözebilecek tek nizam, İslâm nizamıdır!

Neden “çözüm Hilâfet!” diyoruz?

“Dünya beşten büyüktür!” deyip sonra da o kafirlerle iş tutan başımızdaki yöneticilerin iki yüzlülüğünün son bulması için… Hıristiyan kulübü olan AB’ye üye olabilmek için taklalar atan ilkesiz yöneticilerin, ümmeti aldatmalarına son verecek; Batılı kafirler istedi diye halkın inanç ve değerlerine ters olan kanun ve sözleşmeleri imzalayıp bunları itiraf etmekten ar etmeyenlerin, düzenlerini başlarına geçirecek; Allah’ın dini hakim olsun diye mücadele eden muhlis Müslümanları cezalandıran zalimlerin zulmünü sonlandıracak gücün ortaya çıkması için…

Harici siyasette; kafirlerin kurduğu birliklerden, örgütlerden medet umup onların peşinden koşanların değil, onları peşinden koşturup birliklerini dağıtacak yöneticiler, ümmetin derdiyle dertlenip karanlıkları aydınlatabileceği için, çözüm Hilâfet’tir!

Allah Rasulü’ne hakaret eden kafirlere “Ey! ...” diye başlayıp kınama mesajlarından başka icraatta bulunmayan, halkın gazını alan yöneticilere “dur!” deyip had bilmez kafirlere de tıpkı Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptığı gibi -mesela, Fransa kafirine ültimatom verdiğinde olduğu gibi- rezilliklerini kursaklarında bırakan adam gibi liderlere ihtiyaç olduğunu hatırlatmak için…

Kutsal mekan Mescid-i Aksa Yahudi varlığının postalları altında inlerken, onlarla ticari ilişkileri geliştirip birçok platformda ortak hareket eden, sonra da utanmadan halkın gözünün içine baka baka yalan söyleyen ruveybidalardan kurtulmak için… Filistin, Mescid-i Aksa’nın işgal edilmesi karşısında gülmeyi kendine haram kılan, tekrar özgürlüğüne kavuşturmak için orduları seferber edip ölüm-kalım meselesiyle hareket eden Selahattin Eyyubi gibi komutanlar, Filistin müdafii Sultan Abdulhamid Han gibi onurlu halifeler, işgalci Yahudi varlığına son verebilir ve kutsal beldenin esaret bağlarını çözebilir. Tarih, bu onurlu ve şerefli duruşa tanıklık etti. Şimdi tekrar tarih, aynı duruşu sergileyecek halifeleri yazmak için sabırsızlanmakta. Bugün böylesi komutan ve liderlere dünden çok daha fazla muhtaç olduğumuz için Hilâfet çözümdür.

Müslüman kadınların iffetleri, kafirler tarafında ayaklar altına alınırken yardım çığlıklarına sağır kesilen hain liderler, o kafirlerle yemek yemeyi, el sıkışmayı, dostluk mesajları vermeyi marifet saydılar. Hem de Rabbimizin şu uyarısını sırtlarının arkasına atarak azgınlıklarına devam ettiler:

[يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ اَتُر۪يدُونَ اَنْ تَجْعَلُوا لِلّٰهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَاناً مُب۪يناً] Ey iman edenler! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allah’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?”[2]

Diğer taraftan Müslüman kadının feryadı kendisine ulaştığında orduları harekete geçirip savaşmaktan geri durmayan Harun Reşid oğlu Mutasım gibi halifeler, asırlar geçse de ümmetin kalbinde, ihtiram köşkünde yerini koruyor. Ümmet, bugün dinini, onurunu koruyacak böylesi yiğitlere ne kadar da hasret…

Yine Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’inde [يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبٰٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُ۫سُ اَمْوَالِكُمْۚ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ ] Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten iman etmiş iseniz faizden kalanı bırakın. Bunu yapmazsanız Allah ve Rasulü tarafından size bir savaş açıldığını bilin. Eğer tövbe ederseniz, haksızlık etmemek ve haksızlığa uğramamak üzere ana paranız sizindir.”[3] diyerek kesin bir şekilde haram kıldığı faizi, hayatın her alanına karıştıran yöneticiler, halkın emeğini, kaynaklarını, refahını yok edip tüketiyorlar. Allah’a ve Rasulü’ne savaş açan bu zulüm düzeni ve uygulamalar ancak Hilâfetle izale edilebilir. Öyle ki, faizin ortadan kaldırılıp yasaklanmasıyla toplumun birbirine güveni artar. Üretim güçlenir. Paradan para kazananların düzeni bozulur. Halkın emeği, kaynakları halkın refahının yükselmesine vesile olur. Böylece Müslümanlar, dünyada huzura, ahirette ise bu cürümden uzak kalmalarının mükafatı olarak Allah’ın hoşnutluğuna ulaşırlar. Dünya ve ukba sadeti için böylesi bir çözüm, mükerrem olan insana yakıştığı için, çözüm Hilâfet’tir!

İslâm’ın Nizamı öyle bir sistemdir ki, [وَالَّذ۪ينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ] “...Altın gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele!”[4] hükmü ile altının, gümüşün, paranın biriktirilmesini yasaklayarak dolaşımda olmasını sağlar. Yolsuzluk, hırsızlık, rüşveti haram kılarak yasaklar. Üretimden önce dağıtım mevzuunu düzenler. Kapitalist ve sosyalist ideolojilerden bu yönüyle bariz bir şekilde ayrılır. Tüm tebaanın fert fert temel ihtiyaçlarını garanti edip doyurulmasını esas edinir. Sonrasında lüks ihtiyaçları imkanlar doğrultusunda doyurur. İslâm, var olan kaynakların yetersizliği üzerine iktisat siyasetini kurmaz. Aksine iktisat siyasetini dağıtım üzerine kurarak, kaynaklar üzerinde tekelleşen şirket ve kirli ellerin tahakkümüne son verir. Böylece tebaaya dağıtımın adil bir şekilde ulaşması sağlanır. Açlığı, yoksulluğu, adaletsiz dağıtımı, sömürü düzenini ortadan kaldıracak böylesi bir düzen, herkes için kurtuluş olduğu için, çözüm Hilâfet’tir!

İslâm, bir ideoloji olma vasfıyla hayatın her alanına hakimiyeti esas edinir. Bu hakimiyet hayatın her hücresine nakşedildiğinde Müslümanların, bugünkü çağın çok çok ilerisinde bir hayat yaşayacakları muhakkaktır. Hakim olduğu asırlarda İslâm’ın, çağların ilerisinde bir medeniyet kurarak insanlığa meşale olması bunun ispatıdır. Tarihe insaf ve izan ile bakan herkes bunu çok rahat bir şekilde görebilir. Kapitalizm, başta insanlık olmak üzere tüm canlı-cansız varlıklar için afettir, yıkımdır. Bir avuç azgın azınlığın iktidarı, sermayedarların hırsları uğruna tüm insanlığın hızla köleleştirildiği, değerlerinden uzaklaştırıldığı böylesi vahşi bir düzeni, İslâm Nizamı ile değiştirmek Müslümanlara vacip, insanlığa ise sorumluluktur.

Madem izzet; [وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه۪ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ۟] “Allah’ın, Rasulünün ve mü’minlerindir. Lakin münafıklar bilmezler.”[5] O hâlde bu izzeti görünür kılacak çözümün, düzenin Hilâfet olduğunu tekrar haykırıyoruz. Rabbimiz bizlere o izzet dolu günleri tekrar yaşatsın. Âmin.



[1] Bakara 205

[2] Nisâ 144

[3] Bakara 278-279

[4] Tevbe34

[5] Münâfikûn 8


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz