KAPİTALİZM ÇÖKÜYOR MU, YOKSA KENDİNİ YENİLEYEREK Mİ ÇIKACAK?

Ahmet Sapa

Üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesi olarak tanımlanan kapitalist sistem, feodalizmin sona ermesiyle İngiltere liderliğinde önce Avrupa’ya daha sonra da dünyaya hızla yayılmıştır. Özellikle Sanayi İnkılabı ile birlikte çok daha bariz bir şekilde kurumsallaşan bu sistem, İngiliz devlet gücüyle sömürü ve zulmün çarkı olarak dünyanın üzerine kara bir bulut gibi çökmeye başladı.

Akidesi, dini, devletten ayıran bir ideoloji ve hayatın her alanına menfaat odaklı bir bakış üzerine temellenmiştir. Kapitalizm, hayatta kalma, daha fazla büyüme, daha güçlü olabilme adına zayıfların ezildiği, güçsüzlerin ellerindeki malların gasp edildiği, hayat hakkını sadece kendisinde bulan vahşi bir düzen olarak karşımızda durmaktadır. Bu vahşilik, geçen asırlar içerisinde özünden hiçbir şey kaybetmeden farklı kılıklara girerek toplumların gözünü boyayabilmiştir. Bu durum, ciddi krizlerle karşılaşmış olmasına rağmen bir şekilde varlığını devam ettirebilmesine sebep olmuş.

1929 yılında gerçekleşen büyük krizde, sadece savaş sonrası ekonomilerin zayıflaması değil, servet ve gelir eşitsizliğinin hızla büyümesi, birbirinin sırtına basarak yükselme, devletlerin zengin sınıfların isteklerine göre konumlanması, bu krizi tetikleyen esasi unsurlar olarak görülebilir. Temel felsefesi olan sınırsız insan ihtiyaçlarına karşı, sınırlı kaynaklar üzerinde doyum sağlama anlayışı, bu ideolojiyi insaf ve izandan yoksun kılarak insan fıtratını âdeta zorlamaktadır.

 Tabii ki bu ideolojinin, krizlere rağmen varlığını devam ettirebilmesindeki en önemli faktör hiç şüphesiz karşısında bir devlet gücüyle temsil edilen insan fıtratıyla uyumlu bir ideolojinin olmayışıdır. Sosyalizm güçlü doğu devletleriyle temsil edilmesine rağmen, insan fıtratıyla tamamen uyumsuzluğundan, kapitalist ideoloji karşısında ancak 70 yıl varlık gösterebilmiştir.  İngiltere’nin, dünya siyasetindeki etkisinin zayıflamasıyla kapitalist ideoloji, ABD ile taşınır olmuştur.

Amerika’nın, dünya üzerindeki iktisadi hegemonyası özellikle 1944’te kurulan Bretton Woods anlaşmasıyla altına mukabil doların da merkez bankalarında olma zorunluğu, sürecin başlangıcıdır. Yine bu anlaşmayla birlikte ABD öncülüğünde kurulan IMF ve Dünya Bankası, ekonomik sömürünün finansmanları oluyordu. Devamında 1971 yılında ABD’nin, altını tamamen devre dışı bırakıp, istediği şekilde dolar basıp bunu dünya parası olarak kabul ettirmesi tüm dünyayı âdeta sömürüsü hâline getirdi. Bu sistem ve anlayış, ABD’yi haksız bir şekilde büyütüp şişirirken, zayıf devlet ve halkları da daha büyük yokluk ve yıkıma mahkûm bıraktı.

Bugün, dünyanın en zengin 500 kişisinin serveti 6 trilyon dolar civarında iken 2153 kişinin serveti ise 4.8 milyar insanın servetinden daha büyükür. Yani dünya servetinin %60’ı 2153 kişinin elindedir. Son 10 yılda milyarder sayısının ikiye katlanması, 500 kişinin yıllık yeni servet kazancının %25 yani 2019 yılında 1.2 trilyon dolar olması demektir ki bu da servetlerinin tamamı değil sadece servetlerine eklenecek kâr kısmıdır. Bu rakamlar dünyadaki tüm yokluk ve yoksulluğu bir anda bitirecek meblağlardır. Bu şekilde sadece bir avuç zenginin elinde dolaşan dünya servetleri daha büyük yokluk ve krizleri kaçınılmaz kılmaktadır. 2008 Mortgage kriziyle sarsılan dünya, hâlâ bu krizin etkilerini tam olarak atlatamamışken Covid-19 pandemisiyle kapitalizm çöküş sürecine evrilmiş durumdadır.

Bugüne kadar ki krizler daha çok ekonomi boyutunda kalırken şu anki kriz bir bütün hâlinde tüm dünyada kapitalist sistemin tamamını çökertmek üzere. Kapitalist ideolojinin bayraktarlığını yapan başta ABD ve diğer ülkelerin yöneticileri, halkları siyaset etmekten aciz kaldılar. Sınırsız ihtiyaçları, sınırlı eşya ile doyurma düşüncesi milyarlarca insanı yoksullaştırırken bir avuç doymak bilmeyen azgını daha da azdırmıştır ki sonuçta sosyal çalkantılar artık kaçınılmazdır.

Ekonomileri kurtarma adına basılan trilyonlarca dolar, şu an sadece günü kurtarma uğraşı olup, bitkisel hayata giren kapitalizme biraz daha zaman kazandırma çabalarıdır. Siyasi, askerî, iktisadi, sosyal anlamda faaliyet gösteren uluslararası kuruluşların, sadece birkaç devletin çıkarları için var oldukları görüldü. Hatta bu kuruluşlar, varlığını borçlu oldukları devletlere karşı dahi görevlerini yerine getirmede aciz kaldılar.

 Dünya Sağlık Örgütü’nün bu pandemide hiçbir işe yaramadığı, NATO gibi askerî organizasyonların, BM gibi siyasi kuruluşların, sanıldığı kadar güçlü ve etkili olmadığı açığa çıktı. Yine medenî, hümanist geçinen Batı’nın kirli yüzü bir kez daha ifşa oldu. Kendi menfaatleri için birbirlerinin sağlık malzemelerine el koyacak kadar barbarlaşmaları, satın alınan teçhizatları daha fazla parayla alacak kadar haydutlaşmaları fikren ve ahlaken kapitalist sistemin çöktüğünün işaretleridir.

Yine kendi halkalarının ihtiyaçlarını göz ardı ederek bir asırdır İslâm coğrafyasında Müslüman kanı döken, bacılarımızın ırzlarını kirleten, mallarını yağma eden, halklarımızı mülteci durumuna düşüren kâfirlere, başımızdaki yöneticilerin, yardım seferberliği düzenlemeleri gerçekten tam bir aşağılık psikolojisidir.

Kapitalist sistem; iktisadi, siyasi ve sosyal açılardan bitkisel hayata girmiştir. Bugüne kadar her krizde birtakım dönüşümler gerçekleştirerek varlığını sürdürmüş olması, tekrar böyle bir süreçle varlığını devam ettireceği anlamına gelmemeli. Kapitalist sistem dünya ölçeğinde ilk defa hayatın her alanına sirayet eden böylesi bir krizle karşılaştı.

Bu sistemin insana verecek hiçbir şeyi kalmadığı gibi, insandan almadığı hiçbir şey de kalmadı. Şimdi tekrardan insanlığın kendisinden çalınanı almak için harekete geçme vakti. Bu alacağı, sadece kendisinden çalınan mal ve para değil, onuru, insanlığı, değerleri, sağlığı, doğasıdır. Yani hayatını alacağı fırsat, şu an önündedir.

Siz bakmayın tekrar bu bozuk köhnemiş sistemden medet ummaya devam eden sözde aydın, bilim insanı, yöneticilerin aldatıcı sözlerine. Yine kapitalizmin merkepliğini yapması için Çin mi, Rusya mı, İngiltere mi önerisi sunan aklı evvellere sözümüz şudur: Kapitalizm öylesine bir leş ki hiçbir ülkenin taşıyamayacağı kadar ağırdır. Bu vahşi kapitalist ideolojinin, dünü zaten eskiydi, bugünü de yenisi de eskidir. Her şekilde eskimiş, köhnemiş, insanların sırtına yapışan kene gibi varlığını devam ettiren bu ideoloji çökmektedir. IMF ve Dünya Bankası’nın tomruklardan basılan dolarları dağıtmaları bu çöküşü engelleyemeyecektir.

 Sözde bilim insanlarının sistemi ayakta tutmak için liberal, neoliberal politikaları revize etme teklifleri bu çöküşe mâni olamayacaktır. Bu coğrafyadaki Batı’ya biatlı yöneticilerin, kapitalist sistem dışında çözüm görmemeleri, var olan sistemin nispeten daha adaletli olmasını istemleri de bu çöküşü durduramayacaktır.

 Bu sistem, sadece servetleri çalınanları yoksullaştırmadı, çalışıp da üretenleri de her geçen gün yoksullaştırmakta, değerlerini yok etmektedir. Bir avuç azgın zenginin saltanatı için tüm kaynaklar, bunlar için feda edilip insanlar, âdeta köle edilmektedir. Paylaşmaktan uzak, sadece kendisini düşünen, diğerinin hakkını almak için her türlü hileye başvuran, asla doymayan, yok etmekten çekinmeyen, ifsat etmekten geri durmayan bu sistem, çöküyor.

Peki bu sistem, tekrar kendini yenileyip karşımıza çıkar mı? Bunun cevabı biz Müslümanlardadır. Bu çöküş ayan beyan ortaya çıkmışken, yeni bir düzenin gerekliliği tüm insanlar tarafından kabul edilmişken bizlerin göstereceği reaksiyon önem kazanmaktadır. Sunacağımız çözümler, bu çözümlerin düzen olarak Müslümanlara, insanlığa nasıl bir saadet anlayışı sunduğu gösterilebilirse buna her yönüyle hazırsak köhnemiş kapitalist sistemin tekrar dönme imkânı olmayacaktır.

 Bugün her yönüyle dünyaya nizam olacak, insanlığa umut ve güven verecek bir ideoloji var mı?

Elbette var. İnsan fıtratına muvafık İslâm ideolojisi 14 asır Müslümanlara ve dünyaya nizam verdiği gibi bugün tekrar insanlığa şifa içeren çözümler sunacak tek ideolojidir. Bu ideoloji; iktisadi olarak malın belli bir zümrenin elinde birikip, diğerlerinin sırtından servet kazanmanın önüne geçtiği gibi herkesin kaynaklar üzerinden faydalanmasını esas alan paylaşımcı bir sistemdir.

[كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْاَغْنِيَٓاءِ مِنْكُمْۜ] “Mal yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmazsın.”[1]

 Bu sistemin ekonomisi, insanları sömüren faiz, borsa, hayali paradan uzak, haram olan tüm malların ticaretinin yasak olduğu, gerçek kıymet olan altına endeksli, herkesin hakkını eksiksiz aldığı dikey büyümeden ziyade, yatay genişleme üzerinden büyümeyi esas alan fıtrat sistemidir.

Sağlık ve eğitim sistemi; menfaatten ziyade hizmet odaklı, Allah’tan korkan, helal haram düsturunu esas alan, insan canını kutsal bilen, ilim ve bilimi hakka hizmet için tedris eden, insanlığa meşale olacak nesilleri yetiştirmeyi hedef edinen nurlu bir sistemdir.

Hukuku, adaleti hayatın merkezine koyan, hiç kimsenin ayrıcalıklı olmadığı, yönetici dahi olsa haksızlık, hukuksuzluk yaptığında hesap verecek, haklının güçlü, haksızın ise zayıf bırakıldığı, mazlumun incinmesindense zalimin incitildiği, cezaları caydırıcı, ırzı, canı, malı hakkıyla koruyan örnek bir sistemdir.

Ordusuyla kâfirlere karşı oldukça şiddetli, mazlumlara ise şefkat ve merhametli, işgal altında bırakılmış tek bir İslâm beldesi kalmayana kadar mücadele eden, kâfirlerin kurduğu hiçbir askerî pakta dahil olmayan, cihadı kıyamete kadar terk etmeden uygulayacak güven veren sistemin adıdır.

Sosyal hayatıyla merhameti, yardımlaşmayı, dayanışmayı önceleyen, savaşta dahi olsa kendisinin ihtiyacı olmasına rağmen suyunu kardeşine ikram edip kardeşini kendi nefsine tercih edecek muazzam bir sosyal sistemdir.

Yönetim sistemi, hiçbir kâfire boyun eğmeyen onların arkasına takılmayan, kendi siyaseti ile dünyaya nizam veren, kafirlere boyun eğdirmeyi siyasetinin esası edinen, yeryüzündeki her bir Müslümanın kanını ve ırzını korumayı üzerine vazife bilen, Müslümanlara düşmanlık eden hiçbir kâfirin güvende olmayacağı mükemmel bir nizamdır.

Evet İslâm ideolojisi geçmişte uygulanarak bunları gerçekleştirdi. Bugün tekrar hayat sahnesine indiğinde bunları çok daha güçlü bir şekilde gerçekleştirebilecek yegâne düzendir.

“Bugün, bu sistemi bir bütün hâlinde getirecek, mevcut boşluğu doldurabilecek, bunu uygulayabilecek bir siyasi kitle var mı?” Sorusu can alıcıdır. Elbette var. Bunun için çalışan, İslâm’ı, şamil bir şekilde hayatın tüm alanlarına tatbik edecek, hazırlığını en ince ayrıntısına kadar yapmış, köklü bir birikime sahip, siyaseti amel edinmiş, siyasi uyanıklığa sahip, yetişmiş insan kaynağıyla güçlü, fikrî ve siyasi parti olan Hizb-ut Tahrir, on yıllardır Hilâfet’in ikamesi için mücadele verip hazırlığını tepeden tırnağa yapmış bir harekettir.

İslâm ümmeti, uzatılan bu eli tutarsa Hilâfet Devleti’nin ikamesiyle bu ümmet, bir asırdır kaybettiklerini tekrar çok hızlı bir şekilde geri alabilir. Bugün, ümmetin önüne çok büyük bir fırsat gelmiştir. Yıllardır sömüren, katleden, talan eden kapitalist ideolojinin son demleri yaşanıyor.

Ya demokrasi yalanlarıyla iki yüzlü yöneticilerin süslü sözlerine kanıp, vahşi kapitalizme koltuk değneği olup insanlığın sömürülmesine göz yumarız ya da bu süreci fırsata çevirip bu vahşi sistemi bir daha dönmemek üzere tarihin çöplüğüne gönderecek Hilâfet’in ikamesi için canımızı dişimize takarız.

Kapitalizm, hayatın her alanında çökmeye yüz tutmuştur. Artık bu sisteme daha fazla yama yaparak, zulüm yapmasına fırsat vermeden son darbeyi indirebiliriz. Şu saatten sonra başımızdaki yöneticiler ya İslâm ile hükmedip kâfirlerin düzenlerinden uzak durmalı ya da kendileri ve düzenlerinden yüz çevrildiğini ümmetin onlara kararlı bir şekilde göstermesi gerekiyor ki vahşi düzen tekrar aramızda hüküm sürmesin!

Çökmeye yüz tutmuş eskiyle değil, her zaman yeni olan ve yeni kalacak İslâm ideolojisiyle hayata hükmetme vakti gelmiştir.



[1] Haşr Suresi 7

Kaynak

Davıd Harvey (On Yedi Çelişki ve Kapitalizmin Sonu) Sel Yayınları 2015

Takiyyuddin en Nebhani (İslâm’da İktisat Nizamı) Köklü Değişim Yayıncılık 2017

http://www.mfa.gov.tr/kuresellesme-yeni-dunya-duzeni.tr.mfa

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kissinger-salgin-sonrasi-kurulacak-yeni-dunya-icin-abdye-rol-bicti/1805477

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kapitalizm


Yorumlar

  1. Ahmet Aydın

    Hani denir ya Ne kadar ekmek o kadar köfte Hilafete talip az İşimiz zor üstat Allah yardımcımız olsun

Yorum Yaz