‘İslam’da
Devlet ve Yönetim’ konulu paneller Türkiye çapında yoğun katılımla
gerçekleştirildi.
ANKARA
Radyo Değişim ve Değişim TV’den canlı olarak
yayınlanan ‘İslam’da Devlet ve Yönetim’ başlıklı panel iki oturum halinde
KöklüDeğişim konferans salonunda yoğun katılımla gerçekleştirildi.
KöklüDeğişim Dergisi sahibi ve sorumlu
yazı işleri müdürü Süleyman Uğurlu’nun oturum başkanı olduğu birinci oturumun
konu başlığı; “Tarihsel Açıdan İslam’da Devlet Olgusu” idi.
Birinci oturumun ilk konuşmacısı siyasal
İslamcılık doktora tezi sahibi yazar Kürşat Atalar’dı.
Devlet, yönetim ve siyaset kavramlarının
biçimi değişse de özü değişmeyen bir olgu olduğunu belirten Atalar, modern
siyaset biliminde bu konunun devlet tanımından hareketle siyasi, toplumu
ilgilendiren boyutundan hareketle ise sosyal olarak iki boyutta
değerlendirildiğini belirtti. Bir topluluk varsa mutlaka iktidarı talep etme ve
nimetlerinden faydalanmanın söz konusu olduğunu ve bu noktanın ise 4 boyutu
ihtiva ettiğini belirten Atalar:
Birincisinin insanların siyasi
davranışlarını, yönetimi açıklayan iktidar olgusu,
ikincisinin; görev, mükâfat ve ceza tahsisini içeren ve İslam’da hüküm, hâkim
kavramları ile de yaratıcıya atfen kullanılan karar alma süreci olduğunu,
üçüncüsünün; toplumsal bir amacı gerçekleştirmek için yapılan ve böylelikle
siyasi olankaynakların tahsisi olduğunu ve dördüncüsünün
ise; ihtilaf olgusu olduğunu ifade etti.
İslam’da siyaset var mı yok mu? İslam’ın
devlet talebi var mıdır? şeklindeki tartışmalarda
Müslümanların savunmacı bir tavır geliştirdiklerini bunun ise yenilgi
psikolojisinin bir sonucu olduğunu belirten Atalar, modern algının ise bilime
dayanıp ‘eski gelenekler geçmişte kaldı ve doğruyu ifade etmez’ sonucuna
ulaşarak tek doğru olduğunu iddia ettiğini söyledi.
Müslümanların ise aslında ‘hakikati biz temsil ederiz devleti de en iyi biz yönetiriz’ şeklinde
geçmişte bir iddiası bulunduğunu, Müslümanların güçlülüğünün ise iddialarını
dine dayandırmaktan kaynaklandığını, adalet anlayışının da bu temele
dayandırıldığını ifade eden Atalar, İslam’ın devlet talebinin temel ideolojik
bir esasının bulunduğunu ve temeli İslami referanslar olan hüküm, yönetim gibi
konuların İslam’da açık ve net hususlar olduğunu belirtti.
Atalar son olarak Müslümanların 21.
yüzyılda dibi bulduğunu, genel ve siyaset ile ilgili hatalarımızın
bilgisizliğimizden doğduğunu, bu durumu düzeltmek için çabalanıyorsa bu
çabaların hata yapma oranının çok yüksek olduğunu ve ortaya atılan tezlerin
üzerinde şartlar yani konjonktürün büyük etkisinin olduğunu belirterek
sorgulamaya buradan başlanması gerektiğini ifade etti.
İkinci olarak söz alan KöklüDeğişim
Dergisi yazarlarından Ercan Tekinbaş ise;
insanoğlunun yaratıcıya takdisi gerçekleştirirken bir takım içgüdü ve uzvi
ihtiyaçlara sahip olduğunu, tek başına bütün ihtiyaçlarını gideremediğini,
birtakım insanlarla bu ihtiyacı gerçekleştirmek için bir araya gelmek zorunda
kaldığını dolayısıyla her cemaatin olduğu yerde bu cemaatin işlerini güdecek
bir mekanizmanın olmak zorunda olduğunu bunun ise devlet olduğunu belirtti.
Şer’i açıdan ise şer’i kaynaklarda hayatın
işlerine ilişkin birtakım hükümler bulunduğunu, bu hükümlerin kişinin
kendisiyle ilgili olanına ahlak, diğer insanlarla ilgili olanına ukubat ve
yaratıcıyla ilgili hususları içerenine ise ibadet hükümleri dendiğini belirten
Tekinbaş, bu nedenle İslam’ın bir hayat nizamı yani insanların işlerini
düzenleyen bir sistem, modern bir tabirle ideoloji olduğunu ifade etti.
İslam’daki hayat nizamını icra eden kişiye
halife bu sistemin, yönetim mekanizmasının adına da Hilafetdenildiğini, bu sistemin hiçbir yönetim
sistemine benzemediğini bunu ise sadece ‘egemenlik’ kavramının dahi
açıkladığını ifade eden Tekinbaş, demokraside egemenliğin halka İslam’da ise
şeriata ait olduğunu, İslam’da ümmetin iradesinin bulunduğunu fakat bu iradeyi
yönlendirenin şeriat olduğunu söyledi.
Vakıa olarak ve şeran Hilafet’in tarihte
bir hakikat olduğunu hadislerle ifade eden Tekinbaş, Emevi ve Abbasi döneminde
ve sonrasında halifeler olduğunu, 3 Mart 1924’te varolan bir Hilafet’in
kaldırıldığını, sömürgecilerin Müslümanların gücünü Hilafet’ten aldıklarını
anladıktan sonra Hilafet’in yok edilmesi için 3 yönlü bir çalışma başlatarak
bunu gerçekleştirdiklerini, bu çalışmanın ise naslara, Arapçaya, İslam’ın
hayata intibakına yönelik bir çalışma olduğunu belirtti.
Fakat bugün ümmetin tekrar dinine dönerek,
İslam’a sarılarak Hilafet için harekete geçmekte olduğunu, 2005 yılında Bush ve
Rumsfeld tarafından Endonezya’dan Fas’a kadar bir Hilafet projesinin varlığından
bahsedildiğini, 2002 yılında Alman istihbaratının ve sonrasında da CIA’in
hazırladığı raporlarda Ortadoğu’da Müslümanların Hilafeti istedikleri ve 2020
yılında bunun öngörüldüğü bilgisini aktaran Tekinbaş sonuçta Ümmet tarihte de
şimdi de vardır ve Hilafet özlemi çekilen bir hakikat olarak karşımızdadır
sözleriyle konuşmasında son verdi.
Yoğun soruların geldiği soru ve cevap
bölümün ardından saat 16.00’da başlayacak ikinci bölüme kadar panele ara
verildi
2. Oturum
“İslami Bir Yönetim Nasıl Olmalıdır?” başlığını taşıyan panelin 2. Oturum yöneticisi KöklüDeğişim Dergisi
yazarlarından Mahmut Kar’dı.
İlk konuşmacı İstanbul vaizliği görevinde
bulunmuş, hadis konusunda çalışmaları ve tercüme eserleri bulunan yazar Harun Ünal’dı.
Ünal; Halife ve Hilafet’in dinin bir
gereği olduğunu Bakara Suresi 30. ayette Allah Teala’nın “…yeryüzünde benim emirlerimi icra edici bir halife yaratacağım” buyurduğunu
ve halifeden kastın Allah’ın emirlerini yeryüzüne hâkim kılmak ve uygulama
olduğunu belirtti.
Müminlerin başında Allah’ın hükümlerini
uygulayacak bir halifenin olmamasının Müslümanların birleşememesi, bir ve
beraber olamaması sonucunu doğurduğunu, şimdi Müslümanlar’ın Hristiyan ve
Yahudileri adım adım, karış karış hadiste ifade edildiği gibi kertenkele
çukuruna girseler dahi takip ettiklerini ifade eden Ünal, Kuran’da ibadet ve
muamelat ayrımının bulunmadığını Kur’an’ın bir bütün olduğunu belirtti. Allah
Rasulu’nün hem namaz kıldırdığını hem de insanların problemlerini çözdüğünü
ifade eden Ünal, bizzat namazın bile siyasi bir ibadet olduğunu ve camilerin
siyaset merkezi olduğunu söyledi.
Demokrasiyi bir kadermişçesine kabullenen
bir anlayışın Müslümanlara sirayet ettiğini, hâlbuki“Yaratıcıya isyanda yaratılana itaat yoktur” şeklinde
Rasulullah’ın hadisi bulunduğunu, mevcut sistemlerin ise Allah’a isyan eden
sistemler olduğunu, yöneticilerin yapacakları işlerin iznini Kur’an yerine
ABD’den aldıklarını ifade eden Ünal, hâlbuki Halife olmadan namazın
kılınamayacağını, zekâtın toplanamayacağını anlattı ve bugün zekâtın dahi
Müslümanların yaralarını sadece pansuman etmek amacıyla toplandığını söyledi.
Muhammed SAV ve onun getirdiği kitabı
onların elinden ne zaman alırsak o zaman istediğimiz amaca ulaşmış oluruz
şeklinde müsteşriklerin çalışma prensiplerini ifade eden Ünal şimdiki siyasetin
de bu gayelerin bir uzantısı olduğunu belirterek konuşmasına son verdi.
İkinci olarak söz alan KöklüDeğişim
Dergisi yazarlarından M. Hanefi Yağmur; bundan
sonra bir Hilafet Devleti kurulur mu? Yoksa bu imkânsız mıdır? sorularından
hareketle; “…böylesi bir soru zamanında Sahabelere
sorulsaydı büyük tepkiler verirlerdi. Fakat bugün bu sorular soruluyorsa bunun
nedeni en önemli sıkıntının Allah’ın kitabı ve Rasulu’nun müjdelerine
inanmamaktır” şeklinde konuştu.
Günümüz Müslümanlarının dinlerine olan
güven kaybı neticesinde problemlerine Batılı kaynaklarda çözüm aradıklarını,
hâlbuki İslam’ın hayata hâkim olduğu dönemlerde bu sistemden insanların çoğunun
şikâyetçi dahi olmadığını fakat günümüz dünyasında insanların huzur aradığını
belirten Yağmur sözlerini şöyle sürdürdü: “İslam hayata hâkim olduğunda
ABD yok olacak kâfirler bunun farkında fakat Müslümanlar dinleriyle olan
irtibatı kopardıkları için buna inanmıyorlar.”
Bütün şer’i ölçülerin bunu ifade ettiğini
belirten Yağmur, Nur Suresi 55. ayetle ilgili olarak bu ayetin tefsirinde
birçok müfessirin Hilafeti vurguladığını, vadedenin Allah olduğunu ve O’nun
vadine şüphe ile yaklaşılamayacağını, vadedilenin ise iman edip salih amel
işlenildiğinde yeryüzünde halife olmak olduğunu ve öncekilerin Allah’tan gelen
kanunlar, İslam şeriatı ile hükmederek böyle bir noktaya ulaştıklarını, sadece
bu ayeti kerime bile alındığında İslam’ın yeryüzüne hâkim olacağının açık ve
net olarak anlaşıldığını ifade etti.
Ayrıca Allah Rasulu’nün Müslümanlara
Bizans ve Kisra’nın hazinelerini vadettiğini, ümmetinin hâkimiyetinin
yeryüzünün doğusu ve batısına kadar ulaşacağını belirttiğini bunun Allah’ın
beyanıyla söylediğini, bu husususun ise tahakkuk ettiğini ifade eden Yağmur,
Rasulullah sav’in “…sonra da nübüvvet minhacı
üzerine Hilafet olacaktır.” hadisini hatırlatarak,
Müslümanım diyenin bu konuda hiçbir tereddüdü olmaması gerektiğini ve bu devlet
yeryüzünün neresinde kurulursa kurulsun bütün Müslümanların o halifenin emriyle
yeryüzünü titreteceğini, kafirlerin hakimiyetinin ise bu vesileyle son
bulacağını belirterek konuşmasına son verdi.
Daha sonra geçilen soru-cevap bölümünde
konu daha da açılarak katılımcıların kafalarında oluşan sorular
cevaplandırıldı.
Yoğun katılımın gerçekleştiği ve Cafe Değişim’de
de canlı olarak izlenen panel soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
İSTANBUL-Sultanbeyli
"İslamın Hiçbir Kurumu Tarihsel Değildir"
3
Mart Hilafet’in ilgası münasebetiyle “İslam’da Devlet ve Yönetim’’ adlı konferanslar dizisinin
Sultanbeyli’deki programı müslümanların yoğun ilgisiyle gerçekleşti.
Mehmet GÜMÜŞ’ün sunumunu yaptığı program Ömer ÖZCAN tarafından okunan
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.
Araştırmacı
Yazar Ahmet Kalkan tarafından yapılan sunumda "Müslümanlar İslam'a
girmekle İslam'a şeref katmadılar bilakis İslam'la şereflendiler. Mesela
araplarİslamdan önce herhangi bir devlet geleneğinden yoksundu. İslamla
beraber devletleşip o günün iki süper gücünü devirip adalet üzere bir sistem icra
ettiler. Araplar gibi Türkler ve diğer kavimlerde İslama girmekle
şereflendiler. Bu hal İslam üzere kaldıkları sürece devam etti. Bunların
sonuncusu olan Osmanlı devleti en son ki kötü durumunda bile batılılar
tarafından hasta adam diye tanımlamıyordu. Evet hastada olsa adamdı. Ama
bugün bir buçuk milyar nüfusa sahip olmalarına rağmen müslümanlar
"adam" yerine bile konulmayan bir duruma düştü" dedi.
Kalkan; "Devlet dinden ayrılınca
devlet dinsiz, din kuvvetsiz kaldı. Oysa bunlar etle kemik gibi olması gerekirdi"dedi.
Kalkan
Son olarak 28 Şubatla beraber daha önce İslam devletini olmazsa olmaz
kabul edenler bu bugünden sonra büyük tavizler vermeye başladılar. Camilerden
artık İslam Devleti , Hilafet, Tevhid ve Şirk gibi kelimeleri duymaz olduk.
Medreseler tağut ve tuğyan gibi La denilmesi gereken meseleleri dile getiremez
oldu. İslam tatbik edilmediğinden hırsız, zani vb. suçlular cezasız kalınca
adeta bunlara gün doğdu. İslamın hiçbir kurumu tarihsel değildir, bilakis islam
bir hayat nizamıdır şeklinde devam etti.
İkinci
konuşmacı olan Köklü Dergisi yazarlarında Haluk Özdoğan ise; bilindiği
üzere sadece okunsun ve dillerde dolaşsın diye değil, bilakis yeryüzünde
insanlara tatbik edilsin diye aziz İslam Rasul (sav) ile
gönderilmiştir. Böylece İslam bu hadlerini ikame edecek, hükümlerini tatbik
edecek,onun uğrunda hakkıyla cihad edecek, dünyanın dört bir köşesinde adaleti
tesis edecek ve hayrı yayacak bir devlete kavuşmuş olsun. Nitekim bu Rasulullah
(s.a.v) in siretinde açık ve net olan bir durumdur. Zira Rasul Mekke-i
Mükerreme’de Allah’a basiret üzere davet etmiş ve Allahu Subhanehunun kendisine
Medine-tul Münevvera ensarıyla Nusret verinceye kadar kabileler ile güç
ehlinden birçok kez Nusret talebinde bulunmuştur. Sonra hicret gerçekleşmiş,
devlet kurulmuş, ardından da fetihler olmuş ve İslam davet ve cihat yoluyla
yayılmıştır dedi.
Özdoğan "Müslümanlar hilafet
devleti olduğu süre boyunca Rableriyle güçlü ve dinleriyle izzetli
idiler. Rabimiz şöyle buyuruyor Aralarında Allahın indirdikleriyle hükmet ve sana
gelen haktan (sapıp da) onların hevalarına uyma" ayeti ve konu ile ilgili hadis ve
ayetleri okuyarak konuşmasını sonlandırdı.
Program
Soru-Cevap bölümü ile son buldu.
İSTANBUL-Bağcılar
KöklüDeğişim Dergisi’nin düzenlemiş olduğu
“İslam’da Devlet Ve Yönetim” başlıklı konferans İstanbul Bağcılar’da yoğun
katılımla gerçekleştirildi.
Sunumunu Bülent Kurşun’un yaptığı
konferans, Mustafa Patan hocanın okumuş olduğu Kur’an’ı Kerim tilaveti ile
başladı. Ardından Hilafet’in kaldırılması ile alakalı hazırlanan bir sinevizyon
filmi seyredildi. Daha sonra sözü KöklüDeğişim Dergisi yazarlarından Nihat
Kurtaran hoca aldı ve “İslam’da Devlet ve Yönetim” başlıklı sunumunu yaptı.
Kurtaran; İslam ümmetinin içerisinde
bulunduğu vakıadan kurtulmasının yolunun ancak Hilafet Devleti ile mümkün
olacağını ifade etti. Hilafet’in farziyeti hususunda hiçbir şekilde ihtilafın
olmadığını ifade eden, Hilafet Devleti dönemi ile günümüz arasında
karşılaştırmalar yapan Kurtaran, aradaki farka dikkatleri çekti. İslam’ın
tatbikinin, korunmasının ve yayılmasının yolunun ancak Hilafet olduğunu
vurgulayarak konuşmasına son verdi.
İSTANBUL-Fatih
Köklü Değişim Dergisi’nin düzenlemiş
olduğu“İslam’da Devlet ve Yönetim” başlıklı konferans
İstanbul-Fatih’te yoğun katılımla gerçekleştirildi.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan
konferans daha sonra Araştırmacı Yazar Ahmet Turgut Ulucak’ın “İslam’da Devlet ve Yönetim”
başlıklı sunumu ile devam etti. Allah’ın yasalarının mutlak anlamda
uygulanmasın farz olduğunu ifade eden Ulucak;“Müslümanların İslam’ı
tanımlamasında onun bir hayat nizamı olduğu noktasında bir sorun olmazken,
İslam’ın hayata yansıyan ya da yansıması gereken esaslarını seküler algılara
kurban mı edeceğiz” şeklinde konuştu. Bugün Müslümanlarda
hayata müdahale etmeyen bir din algısı meydana getirilmeye çalışıldığını ifade
eden Ulucak, Al-i İmran Suresi’nde geçen emri bil ma’ruf ve nehyi anil
münker farizasının tam yerine gelebilmesinin yolunun ancak
devlet ile mümkün olduğunu ifade etti.
Özellikle İslam’ın bir devlet modeli
olmadığını iddia eden zümrelerin, oryantalistlerin, müsteşriklerin ve küresel
emperyalizmin yaymaya çalıştığı “ılımlı İslam” modelini yaymaya çalıştıklarını
ifade eden Ulucak, yine aynı zihniyetin demokrasinin İslam’a en yakın bir
sistem olduğunu ve geçmişte de Sosyalizm’in İslam’dan olduğunu
dillendirdiklerini belirtti. Ayrıca İslam’ın uzlaşmacı bir din olmadığını ve
peygamberlerin de asla uzlaşmacı bir tavır takınmadıklarını, bu anlamda
Müslümanların kendi değerlerine güven duymaları gerektiğini ifade eden
Ulucak; “Siz İslam tarihi boyunca özellikle son yirmi ve otuz yıla kadar
İslam’ın bir devlet talebi olmadığı noktasında herhangi bir yazılı metne şahit
oldunuz mu” diyerek oluşturulmak istenen bu algıya dikkat
çekmek suretiyle sunumunu tamamladı.
Ardından KöklüDeğişim Dergisi
yazarlarından Osman Yıldız “İslam’da
Devlet ve Yönetim” başlıklı sunumunu yaptı. Yıldız konuşmasında; özellikle
günün önem ve ehemmiyeti hakkında tarihte bugün Hilafet’in ilga edilişinin 89.
yıl dönümü olduğunu hatırlattı. İslam ümmetinin Hilafet dönemi boyunca her
alanda izzetli ve şerefli bir konumda iken Hilafet Devleti’nin yıkılması ile
birlikte o ihtişamlı günlerini kaybettiğini ifade eden Yıldız, geçmişte
Müslümanların bilimde, sanayide, erkek ve kadının hakkının korunmasında,
yöneticinin seçilmesinde her alanda ileri bir durumda iken Hilafet Devleti’nin
yıkılması ile birlikte ümmetin kalkanının kırıldığını ve sahipsiz kaldığını
belirtti. Özellikle yeraltı ve yerüstü bir çok zenginliklere sahip olmasına
rağmen, ümmetin servetlerinin daha çok kafir Batı’nın fabrikalarını çalıştırmak
için onlara akıtıldığını ifade eden Yıldız, İslam ümmetinin devletlerinin
olduğu o izzetli ve şerefli günlere tekrar susadığını ve bunun Allah Subhanehu
ve Teala’nın vaadi olduğunu hatırlatarak, ayrıca bunun için çalışmanın azim bir
farz olduğunu dile getirdi. Konferans daha sonra soru cevap bölümü ile sona
erdi.
İSTANBUL-Pendik
Köklü Değişim Dergisi’nin başlattığı ‘İslam’da Devlet ve Yönetim’ konulu konferans
Anadolu Kitap Cafe konferans salonunda yoğun katılım ile
gerçekleşti.
Kuran-ı Kerim tilavetiyle başlayan
konferans Ümit Aktaş ve Abdurrahim Şen’in sunumlarıyla devam etti.
Özgün İrade Dergisi Gen. Yay. Koordinatörü Ümit Aktaş konuşmasına 28 Şubat sürecinde
yaşananlara değinerek bu sürecin 1908 yılında başladığını, laikliğin Türkiye’de
uygulanması için yoğun çabaların sarfedildiğini ve Türkiye’de Hilafet’in
kaldırılması ve harf inkilabının en büyük hata olduğunu vurguladı.
Hilafet’in Raşid halifeler döneminde
gerçek manada uygulandığını ancak daha sonra gerçek manada uygulanmadığını
ifade eden Aktaş, ayrıca Hilafet’in ilga edilmediğini TBMM’de mündemiç olarak
saklı tutulduğunu tekrar ilan edilebileceğini söyledi.
Aktaş, Hilafet’in kaldırılmasının siyasal
İslam’ı tekrar sorgulama ve gündem yapma konusunda faydalı olduğunu ifade
ederek çözüm noktasında okuma ve bilinçlenme gerekliliğini ve bu konuda varolan
zaafiyetleri anlatarak sunumunu tamamladı.
İkinci konuşmacı olarak söz alan Timeturk haber sitesi ve Milat Gazetesi’nde yazıları yayınlanan
İlahiyatçı-Yazar Abdurrahim Şen, cahiliye döneminden kurtulmak için
ümmetin bir halifeye ihtiyacı olduğunu vurgulayarak sosyal, siyasi, ekonomik ve
diğer toplumlarla ilişkiler noktasında İslami yükümlülüklerin yerine
getirilebilmesi açısından İslam Devleti’nin gerekliliğini ifade etti.
İslam’da yönetim sisteminin Hilafet
olduğuna Kuran’dan ayetler ve Rasulullah’ın hadislerinden deliller getirerek
değinen Şen ayrıca İmam Kurtubi, İbn-i Teymiye, Şehristani, Taberi, Hanefi İbni
Cüveyni, Gazzali, İbni Haldun ve Şeyh Takıyyuddin En Nebhani vb İslam
alimlerinin Hilafet’in farziyeti noktasında ittifak ettiklerini
görüşlerinden alıntılar yaparak ortaya koydu.
İslam’da yönetim sisteminin şer-i naslarla
belirleneceğini, tarihin bu konuda esas alınmayacağını ifade eden Şen, Hilafet
yönetiminin beşeri bir yönetim olduğunu ama iç ve dış siyasetinde Kur’an ve
Sünneti esas aldığını belirtti.
İslam tarihinde halifelerle ilgili olumsuz
örnekleri öne çıkartanların bugünün yöneticilerine söz söylemediğini ve bugünkü
yöneticilerin halifelerin tırnağı dahi olamayacağını, halifeler döneminde bugün
yaşanan zulmün asla yaşanmadığını anlatan Şen, tekrar Hilafet Devleti’nin
kurulmasının mümkün olduğunu, Suriye’deki gelişmelere bağlayarak ve Batılı
yöneticilerin, stratejistlerin öngörülerine atıfda bulunarak ortaya
koydu.
Şen, Ahmed İbn-i Hanbel’de geçen yeniden nübüvvet metodu üzere Raşid-i Hilafet’in
kurulacağını müjdeleyen hadisi hatırlatarak, Hilafet’i engelleme çabasının
nübüvvetle yapılan bir savaş olacağına ve tarihte de toplumların Nebilerle olan
savaşlarda her zaman mağlup olduğuna değinerek sunumunu tamamlamasıyla
konferans sona erdi.
BURSA
"İslam'da Devlet ve Yönetim"
konulu panel ve konferanslarımızın Bursa ayağı, Ördekli Kültür Merkezinde yoğun
bir katılımla gerçekleştirildi.
İlk olarak Kur'an tilavetiyle başlayan
program Doğu-Batı Platformu Sekreteri tarihçi Hasan ÜNAL'ın hilafetin tarihsel
süreciyle ilgili sunumuyla devam etti.Hasan Ünal konuşmasında ,Raşid
Halifelerden sonra yönetimdeki kırılmalardan bahsederek, sırasıyla Emeviler,
Abbasiler, Osmanlılar dönemlerindeki hilafetin geçirdiği sıkıntılı
süreçleri kronolojik bir sıra ile değerlendirdi.
Suat ÇOBAN ümmetin bu gün hilafete olan
ihtiyacından,Hilafetin İslami bir yönetim sistemi olduğundan, ancak hilafetin
hakkettiği şekilde tartışılmadığından ve başta Suriye olmak üzere ümmetin
yeniden hilafete büyük bir teveccüh ile yöneldiğinden bahsederek konuşmasını
sürdürdü.Son olarak soru cevap bölümüyle program sonlandırıldı.
KöklüDeğişim
Yazarlarında Haluk Özdoğan: “Polis, Savcı, Mahkeme Ittifakıyla Hemen Paketlenip
Cezaevine Gönderildik”
MAZLUMDER Cezaevleri Çalışma Grubu tarafından
organize edilen Cezaevi Söyleşileri'nin 8.’sine örgüt üyeliği iddiasıyla 4 kez
cezaevine girip 3 yıldan fazla hapis yatan Köklü Değişim Dergisi Yazarı Haluk
Özdoğan konuk oldu.
Programda,
MAZLUMDER İstanbul Şube Başkan Yardımcısı ve Cezaevleri Çalışma Grubu Başkanı
Av. Kaya Kartal’ın açılış konuşmasının ardından Haluk Özdoğan cezaevine giriş
süreçlerini anlattı. Söyleşide, devlet tarafından terör örgütü olarak ilan
edilen Hizbu-t Tahrir üyesi olmakla suçlandığını belirten Haluk Özdoğan, “Biz, 2003 yılında 27 kişinin gözaltına
alındığı bir operasyonla tutuklandık. Evlerimize sabah erken vakitte özel tim
ile girdiler. Bize yapılan bu operasyonda komşularımız ve tabi ailemiz de taciz
edilmiş oldu. Bizleri bir zihin okumayla cezalandırdılar. Tutuklanma
kararımızda şöyle bir ibare vardı ‘Hizbu-t Tahrir herhangi bir eyleme
karışmamış, silah kullanmamış olsa bile T.C.’nin anayasal düzenini yıkıp
şeriatı getirmek istedikleri için ve bu sistem de ileride silahlanmayı
gerektireceği için potansiyel suçludurlar’. Bizi aslında fikirlerimizden dolayı
cezalandırıyorlardı ama hem Türkiye’de hem de Avrupa nezdinde tepki görmemek
için bizleri terörist olarak yaftaladılar” dedi. İlk kez gözaltına
alındıklarında 4 gün boyunca bir duvara karşı ayakta ve uykusuz
bırakıldıklarını belirten Özdoğan, 2005 yılında Köklü Değişim Dergisi’nde
temsilci olarak çalışıyorken yeniden gözaltına alındığını, 11 ay içeride
kaldıktan sonra bırakıldığını, 2009 yılında düzenledikleri bir konferans
yüzünden tekrar gözaltına alındığını ve bu sefer de 8 ay içeride kaldığını ve
bu 3. tutuklanmasında telefonlarının dinlenmiş olduğunu öğrendiklerini
söyleyerek “Bize ‘telefonda yemek yemeye gidiyoruz demişsin, bu ne anlama
geliyordu, bununla aslında neyi kastettin’ diye soruyorlardı. Savcılık
sürecinde ise asıl savcı çıkıp gelerek yedek savcıya şunu söyledi ‘Fazla
uzatma, ben nasıl olsa bunu tutuklatacağım. Biran önce işini bitirip gönderin’.
Polis, savcı, mahkeme ittifakıyla hemen paketlenip cezaevine gönderildik. Adil
bir yargılama söz konusu bile değildi” dedi. Haluk Özdoğan, son olarak
2011 yılında Beyazıt’ta Suriye ile ilgili düzenledikleri yasal bir protesto
için yine sabahın erken vaktinde silahlarla evlerine girildiğini ve
tutuklanarak Ankara’ya götürüldüklerini söyledi. 2003 ve 2005 yıllarında
Bayrampaşa Cezaevi’nde, 2009 ve 2011 yıllarında ise Metris Cezaevi’nde TMK’dan
yargılandıkları için öncelikle karantina koğuşuna alındıklarını, havalandırmaya
dönüşümlü çıkarıldıklarını ve kimseyle görüştürülmediklerini ifade eden
Özdoğan, cezaevlerindeki uygulamaların, yasakların keyfi uygulamalarla
farklılık gösterdiğini söyledi. Cezaevi nakil araçlarında da ciddi
problemler olduğunu belirten Haluk Özdoğan, Ankara’dan İstanbul’a götürülürken
kapı kilitlendiği halde ellerinin de kelepçelendiğini, küçücük bir penceresi
olan ve daracık bir bölmede 6 kişi oturtulan mahkumların ihtiyaçlarını
karşılanmasına bile izin verilmediğini belirtti. Haluk Özdoğan konuşmasının
devamında şunları söyledi: “Bizler Allah
yolunda mücadele yolculuğuna çıkarken başımıza gelebilecekleri düşünerek, razı
gelerek çıktık. Halimizden şikayet ediyor da değiliz. Ancak asıl sıkıntı
ailelerimize yaşatılıyor. Ben Ankara’da cezaevindeyken ailem beni ziyarete
gidip gelmekte çok zorlandılar. Küçücük çocuklarımızı didik didik arıyorlardı.
İnşallah onlar gösterdikleri sabırla ahrette bizden daha fazla mükafat alırla.” Kendisi
cezaevindeyken Toplum Destekli Polislik adıyla faaliyet veren kamu
görevlilerinin evlerine gidip eşiyle görüşerek ‘Böyle şeyler olur, insanlar
hata yapabilir’ gibi cümleler sarf ederek yanlış bir şey yaptıkları ön
kabulüyle ailelerini de buna ikna etmeye çalıştıklarını ifade eden Özdoğan “Ailemizle aramızda problem çıkararak bizi
yalnız bırakmak istediler. Aileme Ramazan ayında kumanya götürerek, çocuklarıma
okul için yardım parası vermek isteyerek aslında ailemize de şu mesajı vermek
istiyorlardı ‘Bakın sizin kimseniz yok, size yine biz bakıyoruz’. Biz olmayınca
arkamızda bir boşluk kalmıştı. Bizim arzumuz bu boşlukları devletin değil
Müslümanların doldurmasıdır. Müslümanlar birbirlerine destek olmalı, hiç
olmazsa dualarını eksik etmemelidirler” dedi. Haluk Özdoğan
konuşmasının sonunda haksız tutuklamaların biteceğine dair umudunun olmadığını,
bununla ilgili köklü bir çözüm ortaya koyulamadığını söyleyerek Müslümanların
toplumdan tecrit edilmek için terörist olarak yaftalandığını belirtti. Son
olarak konuşan Kaya Kartal, geçtiğimiz günlerde Bolu Cezaevi’nden işkence
haberi aldıklarını söyleyerek şunları anlattı: “Hizbullah davasından ceza alan Cihan Yeşil ile görüştüğümüzde soru
sormamıza bile gerek yoktu, darp edildiği her halinden belliydi; yürüyecek
durumda değildi, yüzünde bir yara vardı, sorularımıza cevap vermekte
zorlanıyordu. Ama elinde işkence gördüğünü ortaya koyabilecek bir araç yok.
Sadece avukatla görüşebiliyor. Kamera kayıtlarının incelenmesi imkanı bile yok.
Biz gittiğimizde işkence iddiasının 4. günüydü ve hastaneye rapor için
götürülmemişti bile. Bir dilekçe ile başvurduğumuzda ise pişkin tavırlarla
karşılaştık. Yani oluşturulan sistem sizin elinizi kolunuzu bağlar durumda,
yaşadığınızı ispat edecek araçlardan yoksun bırakılmış durumdasınız.
Cezaevlerinin denetlenebilmesi gerekiyor. Dışarısıyla bağı kesilmiş insanların
üzerinde uygulanan ihlallerin giderilmesi, önlenmesi gerekiyor. Sizlere düşen
ise onların ailelerinin ziyaret edilmesi, sıkıntıları ile ilgilenilmesi,
cezaevindekilerin ziyaret edilmesi, onlara hiç olmazsa mektup gönderilmesidir.
Bunlar basit şeyler gibi görünse bile bu insanlar için çok büyük önem taşıyor.” Söyleşi,
Haluk Özdoğan’ın katılımcıların sorularını cevaplandırılması ile son
buldu.
KöklüDeğişim Ankara 7. Kitap Fuarındaydı.
Ankara Atatürk Kültür Merkezi'nde 22 Mart
ile 31 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilen Ankara 7. Kitap Fuarında Köklü
Değişim geçen yıllarda olduğu gibi yerini alarak Ankara halkına özgün kitaplar
sundu.
Mahmut Kar İnsan-Der'de Söyleşiye Katıldı.
Mahmut Kar Suriye'deki Son Gelişmeleri
İnsander de Konuştu Köklü Değişim Dergisi Yazarlarımızdan Mahmut Kar İnsander'e
konuk oldu. Ümmetin genel durumu, Müslümanların bu duruma karşı sorumluluğu ve
Suriye'deki son gelişmeleri değerlendirdi.
Kar konuşmasında 13 asır hayatta kalan
İslam Hilafet Devletinin yenilmezliği ve başarısının sırrının ne olduğu
konusunda batının uzun çalışmalar yaptığını, bu çalışmalardan sonra
Müslümanların bu başarısının iki şeyde olduğunu tespit ettiklerinin altını
çizdi. Bunların birincisinin İslam akidesine olan bağlılık, ikincisinin ise
İslam'ın hükümlerinin tatbik edilmesinde büyük bir önem ve ehemmiyet
göstermeleri olduğunu vurgulayan Kar, İslam'ın hükümlerini tatbik eden devlet
yıkılınca bu gücün kaybolduğunu ortaya koydu.
Müslümanlar olarak bize düşen görevin bu
durumdan rahatsızlık duyarak yeniden bir toplumsal değişim gerçekleştirmek için
sorumluluk yüklenmek olduğunu ifade eden Mahmut Kar, bu sorumluluğun yerine
getirilmesinin önemine ve karşılığındaki mükafata değindi.
Suriye'deki son gelişmelerinde
değerlendirildiği programda Mahmut Kar, Suriye'deki siyasi mücadelenin içeriden
daha ziyade dışarıda masa başında yapıldığını, devrime direnişle devam eden
direniş gruplarının mücadelelerinde başarı kat ettiklerini, Suriye halkının da
devrimlerini İslam ile taçlandırmak istediklerini ve buna inandıklarını lakin
dışarıda siyasi anlamda ABD'nin siyasetine uygun hareket eden Türkiye iktidarı
ve Suriye devrimini bu yönde destekleyen çevrelerin geçiş hükümeti üzerinden
devrimi demokratik bir geçiş sürecine sokmak istediklerini söyledi. Bu planın
çok tehlikeli ve sinsi bir plan olduğunu söyleyen Kar, Türkiye'deki Müslümanlar
olarak en büyük sorumluluğumuzun bu planları ifşa etmek olduğunu ifade etti.
Programın sonrasında soru cevap bölümü ile
daha geniş sıcak sohbet ortamında gündeme ilişkin gelişmeler değerlendirildi.
KöklüDeğişim Van Temsilciliğinde Çanakkale Konferansı
Murat Çetin’in sunuculuğundaki Çanakkale
Konferansı, sözlerin en güzeli olan Kuran-ı Kerim’in okunmasıyla başladı.
Ardından Çanakkale’yi anlatan sinevizyon konuklara izletildi. Konferans
konuşmacılarından Okan Öztürkçü Çanakkale savaşının içeriğini, unutulmuş
yönlerini ele alarak konuşmasına başladı. Öztürkçü; Çanakkale’de ne için
savaşıldığını, kimlerle savaşıldığını ve bu savaşla birlikte kâfirlerin neleri
hedeflediklerini anlattı. Bu savaşın sadece toprakları kurtarmak için değil
ümmetin dinini, iffetini ve izzetini korumak bilinciyle, birlik ve dirliğinin
ancak ve ancak Hilafet çatısı altında korunabileceğine inanan ve bu uğurda
canlarını veren ümmetin evlatları tarafından gerçekleştirildiğini aktardı.
Öztürkçü; sonuç olarak Hilafet’in farziyetinden de bahsederek konuşmasını
bitirdi. Akabinde Sinan Bilici’nin yaptığı dua ile Konferans sona erdi.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış