Değerli Kardeşlerim;
Es-Salâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuh
Ebû Hurayra RadiyAllahu Anh’dan rivayet edildiğine
göre, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve
Sellem şöyle buyurdu;
‘‘Siz, iman etmedikçe Cennet’e
giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman
birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.’’ (Müslim, İmân 93)
Allahu Teâlâ biz
Müslümanları birbirimize kardeş kıldı elhamdulillah. Bu kardeşliğin devamını da
bazı prensiplere bağlamıştır ki, bunların başında selamlaşma gelir. Selamlaşma,
Müslümanlar arasında kardeşlik bağının kuvvetlenmesine, muhabbetin artmasına
vesile olan en önemli iletişim aracıdır. Ayrıca selam, Allahu Teâlâ’nın
isimlerinden biri olup, sıkıntı ve fenalıktan uzak, hayırlı ve bereketli bir
hayat, hem dünya hem de ahiret saadet dilemesi için yapılan bir duadır. Yani
bir selam vermek, birçok hayırlı ameli ve ecri beraberinde getirmektedir.
Allahu Teâlâ şöyle
buyuruyor:
‘‘Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere,
geldiğinizi fark ettirip ev halkına selam vermeden girmeyiniz.’’ (Nur 27)
‘‘Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve güzel
bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selam verin.’’ (Nur 61)
Ayeti kerimelerde
geçtiği gibi Allah Subhanehû ve Teâlâ
başkasına evine izinsiz girmeyi yasakladığı gibi, habersiz ve selamsız
girilmemesi gerektiğini de buyurmaktadır. İnsanın bir eve girdiğini fark
ettirmesi, ev halkından içeri girmek üzere izin istemesi demektir. Bu durumda
başkasının evine girmek isteyen kişi önce Allah’ın selamını verip sonra girmek
için izin istemelidir.
Rib’î İbni Hiraş şöyle
anlattı;
“Benî Âmir’den bir
adamın bize haber verdiğine göre, bu zât, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem evde
iken, içeriye gireyim mi? diye izin istemişti. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve
Sellem hizmetçisine; Çık, bu adama izin istemeyi öğret. Önce Es-Selamu aleykum
desin, sonra gireyim mi diye sorsun,’ buyurdu. Adam Rasulullah’ın
söylediklerini duyarak; Es-Selamu aleykum, girebilir miyim? dedi. Bunun üzerine
Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem ona izin verdi, o da içeri girdi.” (Ebû Dâvûd)
Cahiliye Arapları,
başkalarının evine girdikleri zaman, birbirlerinin mahremiyetine saygı göstermez,
dünya ve ahiret saadetini temenni etmek olan selamı da bilmezlerdi. “Sabahınız/akşamınız
hayat olsun”, veya “hayr olsun/aydın olsun” gibi sözler söylerlerdi.
Bunlarla günümüzde kullanılan “günaydın/tünaydın”
sözleri arasında garip bir benzerlik vardır. Bunlar kötü/yanlış olmamakla
birlikte, İslâm’ın selamını yerine getirmeyen ve alınacak olan ecri kaçıran
anlık temennilerdir. Üstelik İslâm’ın bize öğrettikleri âdetler ile güdük
medeniyetlerin adetleri olan sözler kıyas dahi edilemez.
Enes RadiyAllahu Anh şöyle demiştir; “Rasulullah
SallAllahu Aleyhi ve Sellem bana; ‘Yavrucuğum! Kendi ailenin yanına girdiğinde
onlara selam ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun, buyurdu. (Tırmizi)
Sadece başkalarının
evine girildiğinde değil, kişi evine girdiği vakitte kendi aile efradına selam
vermesi daha da önem kazanır. Hatta ayet, kendi evinde hiç kimsenin bulunmaması
durumunda dahi selam vermesi gerektiğine delil olarak getirilmiştir. Bu durumda
verilecek selamın: “Es-Salamu aleynâ
ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn.”şeklinde olması gerektiği belirtilir.
Abdullah İbni Amr İbni Âs
şöyle dedi:
“Bir adam, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e;
İslâm’ın hangi özelliği daha hayırlıdır? diye sordu. Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu; Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın
herkese selam vermendir.” (Buhâri)
İnsanlara yemek
yedirmek, selam vermek ve benzeri davranışlar mutlak hayra vesile olan davranışlardır.
Selam dostluğun, kardeşliğin, karşısındaki kişiye sevgi ve saygı duymanın, mütevazı
davranmanın, insanların kalplerini kazanmanın ilk basamağıdır. Müslümanların
birbirlerini görmesiyle hemen selamlaşmaları aralarındaki kaynaşmayı sağlamış
olur. Örneğin; sert görünümlü birine selam verdiğiniz zaman, selamı alırken
tebessüm ettiğini fark edersiniz. Bu da aralarındaki ilk kaynaşmayı gösterir.
Selam vermede önemli bir
mesele daha var ki, o da ilk selam verenin selam alana nispetle Allah Subhanehû ve Teâlâ katında daha makbul
olmasıdır. Zira Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor;
“İnsanların Allah
katında en makbul olanı, önce selam verenlerdir.” (Ebû
Davud)
Rabbimiz bir selam ile
selamlaştığımız zaman, karşılık olarak ya aynı şekilde ya da daha güzeli ile
karşılık vermemizi emretmektedir. Şöyle buyuruyor Rabbimiz;
‘‘Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha
güzeliyle selam verin veya verilen selamı aynen iade edin.’’ (Nisâ 86)
Bilindiği gibi selamın
en kısası “Es-Selamu aleykum”
şeklindedir. Selam bu şekilde verildiği zaman ya “ve aleykumu’s selam”
ya da bir kelime arttırarak “ve aleykumu’s selam ve rahmetullah”
şeklinde karşılık verilerek selam alınmalıdır. Böylece selama daha güzeli ile
karşılık verilmiş olur. Bu tarzda selamlaşma İslâm Ümmeti’ne hastır. Selam “Es-Selamu aleykum ve rahmetullah”
şeklinde verildiği zaman, karşılık olarak “ve
aleykumu’s selam” şeklinde alınmamalıdır. Çünkü bu ne aynı şekilde ne de
daha güzeli ile karşılık verilmiş olur. Her zaman ya verildiği şekilde ya da
verilen selama bir kelime daha ekleyerek alınmalıdır. Bu durumda “Es-Selamu aleykum ve rahmetullah” selamına
verilecek cevap ‘ve aleykumu’s selam ve
rahmetullah” veya “ve aleykumu’s selam
ve rahmetullahi ve berekâtuhu” şeklinde olmalıdır.
İmrân İbni Husayn şöyle
anlattı;
“Nebi SallAllahu Aleyhi
ve Sellem’e bir adam geldi ve; “Es-Selamu aleykum, dedi. Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem onun selamını aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam
oturdu. Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem; On sevap kazandı,’ buyurdu. Sonra
başka bir adam geldi, o da; Es-Selamu aleykum ve rahmetullah, dedi. Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem ona da verdiği selamın aynıyla mukabelede bulundu. O kişi de
yerine oturdu. Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem; ‘Yirmi sevap kazandı,’
buyurdu. Daha sonra başka bir adam geldi ve; Es-Selamu aleykum ve rahmetullahi
ve berekâtuh, dedi. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem o kişiye de aynıyla
karşılık verdi. O kişide yerine oturdu. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem:
Otuz sevap kazandı, buyurdu. (Ebû Davûd, Tırmizi)
İmrân’ın bu rivayeti,
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in huzurunda gerçekleşen selam
verme ve alma şekilleri ile bunların fazilet açısından kıymetlerini ortaya
koymaktadır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem verilen her selamın
doğru, geçerli ve caiz olduğunu tasdik etmiştir. Yalnız bu selamlar, fazilet ve
ecir açısından birbirinden farklıdır.
Tufeyl İbni Übey İbni
Kâ’b’ın söylediğine göre; “Abdullah İbni Ömer’e gelir ve onunla birlikte
çarşıya çıkarlardı. Tufeyl sözüne şöyle devam etti; Biz çarşıya çıktığımızda,
Abdullah, eski eşya satan, değerli mal satan, yoksul veya herhangi bir kimseye
uğrasa mutlaka selam verirdi. Bir gün yine Abdullah İbni Ömer’in yanına
gelmiştim. Çarşıya gitmek için kendisine arkadaş olmamı istedi. Ona; Çarşıda ne
yapacaksın? Alışverişe vâkıf değilsin, malların fiyatlarını sormuyorsun, bir
şey satın almak istemiyorsun, çarşıdaki sohbet yerlerinde de oturmuyorsun.
Şuraya otur da, birlikte konuşalım, dedim. Bunun üzerine Abdullah; Ey Ebû Batn!
(Tufeyl, iri göbekli bir kişi olduğu için böyle hitap etmiştir) Biz sadece selam
vermek üzere çarşıya çıkıyoruz. Karşılaştığımız kimselere de selam veriyoruz,
cevabını verdi.”
Abdullah İbni Ömer’in
alışveriş işleriyle uğraşmaması, fiyatları sormaması, pazarlık yapmaması, pazar
yerine oturmaması onun çarşıya çıkmasına engel teşkil etmemişti. Sadece
insanlara selam vermek için çarşıya çıkması selamın önemini göstermiştir.
Günümüzde insanlar ne
yazık ki, İslâmî selamlaşmadan kaçınıp mevcut sistemin topluma sunduğu
selamlaşmayı tercih eder oldular. Bilhassa Türkiye’de bir mağazaya girip
Allah’ın selamını verdiğinizde karşılık olarak “merhaba” veya “buyurun
nasıl yardımcı olabilirim” karşılığını alıyoruz. Öyle bir duruma gelindi
ki, “Es-selamu aleykum” demekten çekinmeye başladı insanlar. İslâm’ın selamına
geri kalmış çağ dışı olarak bakıyorlar veya selam vermek için illaki tanışmak
gerektiğini düşünenler dahi olabiliyor. Öyle ki, hiç tanımadığınız bir
Müslümana selam verdiğiniz zaman “tanışıyor muyuz?” sorusuyla
karşılaşabiliyorsunuz. Oysa selam vermek sünnet, almak ise vaciptir. İnsanlar
selamlaşmadaki ecri kavramış olsalardı birbirleriyle her gördükleri yerde
selamlaşırlardı. Birbirleriyle adeta yarış içerisinde olurlardı. Üstelik selamı
en güzel şekilde verip, en güzel şekilde de alırlardı.
Bir yere tekrar girip çıkan
veya aralarına ağaç gibi bir engel girmesi sebebiyle birbirleriyle tekrar
karşılaşan kimselerin her defasında selam vermeleri müstehaptır.
Ebû Hurayra RadiyAllahu Anh’den rivayet edildiğine
göre, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu;
“Sizden biriniz din
kardeşine rastladığında ona selam versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar ve
taş girer de tekrar karşılaşırlarsa, tekrar selam versin.”
(Ebû Davûd)
Yine Ebû Hurayra’dan
rivayet edildiğine göre, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle
buyurdu;
‘‘Sizden biriniz bir
meclise vardığında selam versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selam
versin. Önce verdiği selam, sonraki selamından üstün değildir.’’ (Ebû Davûd, Tırmizi)
Evet değerli
kardeşlerim, görüldüğü üzere selamlaşmak sabit bir mesele değildir.
Selamlaşmayı sıradanlaşmaktan uzak tutmak için selamlaşma adabının bizlere,
ailemize ve tüm yakın ve uzak çevremize yerleştirmemiz gerekmektedir. Zira
selamlaşmanın her aşamasında müminler için bir çok hayır vardır. Her verilen
selamda taraflara hasenatlar yazılır ve her güzel selamda bu hasenatlar çoğalmaktadır.
Bu durumda değerli kardeşlerim, Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısına icabet ederek
aramızdaki selamı yaymaya özen gösterelim.
Allah’ın selamıyla
konuma son vermek istiyorum. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize
olsun.
Es-Selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuh…


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış