MUSA BAYOĞLU İLE RÖPORTAJ

Editör

Köklü Değişim (KD): Milyonlarca insan faiz, borsa, kripto para vb. gibi yatırım yollarına başvuruyor. Haram olan bu araçlar neden rağbet görüyor? Raporda ekonominin canlanmasının sanal ekonomi araçlarının yasaklanmasıyla gerçekleşeceği belirtilmekte. Bu araçlar yasaklandığında ticaret nasıl canlanacak?

Musa BAYOĞLU: Bugün, insanların bu şekilde hareket etmelerinin ana sebebi; şu an tatbik edilen ve sürekli propagandası yapılan kapitalist iktisat nizamıdır. Kapitalizm, laiklik akidesi ile Allah’ın hayata dair hükümlerini inkâr ederken yerine beşerî hükümlerin tatbik edilmesi gerektiğini ve hayattaki amellerin ölçüsünün sadece menfaat olması gerektiğini söyledi. Bu ideoloji, sadece maddi kıymetleri kazanmanın insanı mutlu edeceğini söylerken ruhi, insani ve ahlaki kıymetleri değersizleştirdi. Tatbik edilen ideoloji ne ise toplum da ona göre şekil alır. Bu hakikat doğrultusunda insanlar sadece maddi kıymetleri önemsediler, bunları elde etmek için ruhi, insani, ahlaki değerleri terk ettiler. Helal veya haram olduğuna bakmaksızın her türlü para kazanma yollarına başvurdular. Bugün uyuşturucu, içki, zina, faiz, kumar gibi toplumsal güven ve huzuru yok eden haramlara insanların meyletmesi aslında bu anlayışın bir neticesidir.

Burada, türlü tevillerle faizin önünü açan, borsada işlem gören şirketlere “icap ve kabul gerçekleşmiştir; caizdir!” diyen, “kapitalist sistemin sömürü araçlarını yok saymaktan ziyade onları İslâmileştirmek lazım” diyerek bu araçları onaylayan “âlim”leri de unutmamak gerekiyor. “Bir Müslüman, haram olduğunu bile bile faiz nasıl alır? sorusunun cevabı işte o âlimlerde saklıdır. Çünkü maalesef -sözde- âlimlerimiz, “enflasyon oranında faiz, helaldir”, “devletten ev alıyorsan bu, faiz değildir gibi uyduruk fetvalarla faizin önünü açmışlardır. Açık kapıdan da giren çok olur.

Kapitalist düşünce tarzıyla hayata bakan insanların paralarını faiz, borsa ve kripto para gibi kapitalist finans araçlarına yatırmalarını; “kolay”, “risksiz” ve “daha fazla” kazanma isteğinden kaynaklanıyor, diyebiliriz. Bu finans araçları, mal ve hizmet üretiminin olmadığı, para üzerinden para kazanılan araçlardır. Zaten bugün yaşadığımız krizlerin ana sebebi de; mal ve hizmetlerin üretildiği reel ekonomi değil banka, borsa ve kripto para gibi finans ekonomisi ile ifade edilen sanal ekonomidir.

Bu yüzden biz, İslâm’ın esaslarına uygun şekilde ticaretin canlandırılması için borsa, banka, kripto para gibi faktörlerin yasaklanması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü bu; ticaretin canlanması, gelir adaletsizliğinin önlenmesi, işsizliğin azalması, üretimin artması için atılması gereken en önemli adımlardır. Kapitalist sermaye sahiplerinin asıl para kazanma ve sömürü sistemleri de bu finans araçları üzerine kurulmuştur.

Bunlara kısaca değinecek olursak;

Borsa, anonim şirketlerin; belli şartlar çerçevesinde, genelde sermayelerini yüksek gösterdikleri şirketlerine ortak almak için hisse senetlerini halka satarak sermaye topladıkları sistemdir. Borsa sistemi ile büyük şirket sahipleri parası olan yatırımcıların birikimlerini bir merkezde toplamakta ve bu paralar ile genelde yine farklı finans yatırımları yaparak büyük kârlar elde etmektedir. Borsa, genellikle spekülasyonların etkin olduğu ve şirketlerin değerlerinin müdahaleler ile değiştiği bir sistemdir. Borsada değeri düşen bir şirket reelde kâr edebilirken bunun tam tersi de mümkündür. Bütün kapitalist ülkelerde en fazla kazanan, borsada işlem gören en büyük sermayeye sahip olan şirketlerdir. Ülkemizde borsada işlem gören 538 şirketin yıllık işlem hacmi 20 trilyon TL iken; reel sektörde hizmet gösteren 2 milyondan fazla şirketin yıllık ürettiği mal ve hizmet miktarı 5 trilyon TLdir. 538 şirket, 2 milyon şirketten 4 kat daha fazla işlem hacmine sahiptir. Biz, anonim şirketlerin vakıasının, ortaklık ve benzeri nedenlerden dolayı borsa sisteminin; İslâm’a göre caiz olmadığını, ticaretin canlanmasının önünde büyük bir engel teşkil ettiğini, bunun yasaklanması gerektiğini ve buradaki yatırımların mal ve hizmet üreten reel ekonomiye aktarılması gerektiğini söylüyoruz. Borsa yasaklandığı zaman yatırımcıların paralarını toplayan sermaye sahipleri engellenmiş olacak ve bu paralar reel ekonomiye katkı sunacaktır.

Banka ve faiz sistemi de aynı şekilde ekonomilerin baş belası, sömürü, gelir adaletsizliği, işsizliğin sebebi ve ticaretin canlanmasının önündeki en büyük engellerden biridir. Bütün kapitalist devletlerde en imtiyazlı, geliri en yüksek şirketler, bankalardır. Ülkemizde maalesef bu uygulamaların bir sonucu olarak 35 milyon kişi kredi çekmiş ve uzun vadeli borçların altında ezilmektedir. 3 milyon kişi aldığı kredileri ödeyemediği için haklarında yasal işlem başlatılmıştır. Bugün Türkiyenin iç borcu 1 trilyon TL iken, dış borcu 456 milyar dolar gibi korkunç rakamlara ulaşmış durumdadır. Cumhuriyet tarihinin ekonomik olarak en iyi olduğu son 20 yılda ödenen faiz tutarı, 525 milyar dolardır. Yani son 20 yılda her saniye ülke olarak 11 bin 500 TL gibi faiz ödemesi yapılmıştır. Her saniye 11 bin 500 TL faiz ödemesi, ekonomi için yıkım değil midir? Bu faiz ödemelerinin yapıldığı bir ülke ekonomisi kalkınabilir mi?

Ayrıca piyasada dolaşan paranın 6-7 katı kadar birikimin bankalarda faizli mevduat hesaplarında bekletilmesi de ekonomi için büyük bir kayıp, bankalar için büyük bir kâr demektir. Merkez Bankası, kamu kurumları, belediye ve özel şirket faiz maliyetlerini vergi ve maliyetlere yansıtarak bu korkunç rakamları 84 milyona ödetmektedir. Sonuç itibari ile kaybeden halk iken kazanan bankalardır.

Kripto paralar ise son yılların en fazla merak edilen ve ciddi bir kesimin yatırım aracı olarak gördüğü bir yatırım alanıdır. Fizikî bir karşılığı olmadığı, para gibi her mal ve hizmetin alışverişinde kullanılamadığı, devletler tarafından -şimdilik- desteklenmediği, kapitalistlerin nemalandığı ve müdahalelere açık olduğu için para konumunda değerlendirilemez ve kullanılması caiz değildir. Ülkemizde yaklaşık 4 milyon insanın 28 milyar TLlik kripto para yatırımlarının piyasaya yönlendirilmesi sonucunda ticaret canlanacak, bunun ekonomik kalkınmaya ciddi bir katkısı olacaktır.

İnsan, vücudundaki kanın %40’ını kaybedince nasıl ölüyorsa piyasadaki paranın da borsa, banka ve diğer finans araçları ile çekilmesi sonucunda krizler kaçınılmaz olmaktadır. Tüm bu nedenlerden dolayı bu sanal finans araçlarının yasaklandığında; üretimin artacağını, gelir adaletsizliğinin dengeleneceğini, işsizlik ve dışa bağımlılığın azalacağını ve ticaretin canlanacağını söylüyoruz. 

KD: İnsanlar bugün ekonominin olağan işleyişi içerisinde faizin dahi kaldırılamayacağını düşünürken, raporda faiz, borsa, hatta tüm vergilerin kaldırılması gerektiği söyleniyor. Doğal olarak insanlar “bu mümkün mü?” diye soruyor. Ne dersiniz?

Bayoğlu: Elbette bu çözümlerin uygulanabileceğini düşünüyor, buna iman ediyor ve insanları bunun için çalışmaya davet ediyoruz. Çünkü İslâm’ın ekonomiye, eğitime, siyasete, yönetime, içtimai hayata dair tüm çözümleri, uygulanmak için gönderilmiştir. Bu yüzden Kur’an 23 yıllık bir sürede indirilmiş ve inen her ayet 13 asır boyunca mükemmel şekilde tatbik edilmiştir. Kur’an’ın tamamı inmeden, onun hükümlerinin uygulanacağı Medine’de, İslâm Devleti kurulmuştur. Her Müslüman, İslâm’a iman ettiği gibi İslâm’ın uygulanmasının önündeki tüm engelleri tek tek kaldırmak için de mücadele etmelidir. Çünkü biz İslâm’ın hükümlerinin sadece içinde yaşadığımız topraklarda değil tüm dünyada uygulanması gerektiğine inanıyoruz. Halkı kâfir olan bir toplum için bile İslâm iktisat nizamının köklü ve kapsamlı çözüm olduğuna iman ediyor ve bunun tek çözüm olduğunu delilleriyle anlatıyoruz.

Allah, insanlar için seçtiği İslâm’ı bütün dinlere üstün kılmak için göndermiş, yeryüzünün tamamında İslâm’ı hâkim kılacağını vaat etmiş, Allah Rasulü İstanbul gibi Romanın da fethedileceğini, her eve İslâm’ın gireceğini müjdelemiştir. Bahsettiğimiz ve burada değinmediğimiz onlarca nas tasdik ettiğimiz ve İslâm’ın bugün yeniden uygulanacağını bildiren açık naslardır. Bu yüzden takdir edilen vakit geldiğinde Hilâfet kurulacak ve İslâm iktisat nizamı uygulanacaktır. Hiçbir Müslüman bunun aksini düşünemez! Bu konuda tereddüde düşemez! Çünkü İslâm, teorik bilgiler, felsefi varsayımlar, hayal-vehim veya ütopik düşünce ve hükümler değildir. Bu konuda şüpheye düşmek ancak cehaletten veya bakış açısının bozukluğundan kaynaklanabilir.

Ayrıca vakıaya bakalım: İslâm’ın dışında var olan rejimlerde iktisat nizamı ne kadar uygulanabiliyor ve bu uygulamalar ne kadar insanlar tarafından kabul ediliyor. Sosyalist ideoloji kapitalizmin zulmüne bir tepki olarak; eşitlik, adalet, işçi hakları söylemeleri ile taraftar bulmuş ancak devlet olunca dünya savaşlarına vesile olmuş ve insanların can, mal ve tüm kutsallarına savaş açmıştır. 70 yıllık ömrü ile tarihin karanlık sayfalarına gömülmüştür. O hâlde sosyalizm çözüm olabilir mi?

Kapitalizm ise kral ve din adamlarının zulümlerinden kurtulmak için insanlığa özgürlükler vaat etti. İnsana; hüküm vermeyi, söz sahibi olmayı ve üreterek mutlu olabileceğini öğretti. “Bir damla kan, bir damla petrol” diyerek dünya savaşlarına sebep oldu ve büyük bir sömürü ağı ile yeryüzünde ekini ve nesli yok etti. Bu ideoloji, dünyayı bir avuç azınlığın sömürü alanına çevirdi. 850 milyon insanın açlığına, binlerce insanın her gün ölmesine sebep oldu. Bu sistem öyle bir zulme sebep oldu ki, insanlık tarihi boyunca bu kadar insan, bu kadar uzun süreli açlık yaşamadı ve bu yüzden hayatını kaybetmedi. Bugün kimsenin kapitalizmin çözüm olacağına inanmaması, bu sistemin ne kadar zalim olduğunu gösteriyor!

İşte dünya çapında bu ideolojilerin zulmünden bıkmış olan insanlara, 13 asır boyunca dünyaya huzur ve güven veren İslâm nizamı elbette uygulanabilir. Bu nizamların altında zulüm gören insanlara İslâm nizamını tatbik etmek, onları karanlıktan aydınlığa çıkarmak gibi rahmet olacaktır.

Birde ülkemiz özelinde düşündüğümüzde, insanlar çaresiz şekilde hükümet ve muhalefet partilerinden sorunlarının çözülmesini bekliyor. Ancak bu sorunlar bir türlü çözülemiyor. Bu yüzden “kötünün iyisini” mecburen “başkaları gelmesin” diye tercih ediyor. Tatbik edilen anayasa ve kanunlara inanmıyor, bunların içeriğini bilmiyor ve uygulamalardan da memnun değiller. Hükümet ve muhalefet partileri bile devletin en temel belirleyicisi olan anayasanın “darbe anayasası” olduğunu ve büyük bir kısmı değiştirilen anayasanın yeniden değiştirilmesi gerektiğini söylüyorlar. Yapılan bütün araştırmalarda, anketlerde insanların çoğu; kapitalist nizamları tatbik eden siyasilere ve yöneticilere güvenmiyor, ülkede hukuk ve adaletin olmadığını, ekonomik olarak sömürüldüğümüzü, kalkınmanın çok zor olduğunu, kadın-erkek ilişkilerinin bozulduğunu, eğitimin sisteminin bozuk olduğunu, sosyal, ahlaki, içtimai birçok konunun her geçen gün kötüye gittiğini düşünüyor. Özellikle yaşanan son ekonomik krizden sonra insanlar ne hükümetin ne de muhalefetin ekonomiyi düzeltebileceğine, çözümlerinin olduğuna inanmıyor! Yani insanlar tatbik edilen nizamlardan umudunu yitirmiş, sorunlarına çözüm arıyor. Bu çözüm ise her biri insanların gönül rahatlığı ile kabul edeceği İslâm iktisat nizamıdır -ki İslâm; akla, fıtrata ve vicdana uygun tek nizamdır-.

Basit birkaç örnek ile bunu açıklayalım: Mesela; faizi kaldırsak ve “bundan sonra sadece anaparalar ödenecek” demiş olsak bundan kim memnun olur, kim olmaz? En az 83 milyon insan memnun olurken, 1 milyon kişi bundan rahatsızlık duyabilir, menfaatleri zarara uğrayabilir. Tüm mal ve hizmetlerden ve gelirlerden alınan vergilerin tamamını kaldırsak ve sadece ihtiyaç olduğunda zenginlerden tek bir sefer vergi almış olsak buna kim itiraz eder? Kamu mülkiyeti ile ilgili tasarruf tedbirlerini almış olsak ve 84 milyonun hakkını yiyenlere caydırıcı cezalar verilmiş olsa buna kaç kişi karşı çıkar? Uluslararası anlaşmaların iptal edilmesine, acaba toplumda kaç kişi karşı çıkar? Bu soruları artırabiliriz. Özet olarak, insanlar gidişattan memnun değil ve bir arayış içindeler. Bu yüzden krizlere dair çözüm önerilerimizi dinliyor, destekliyorlar. Çaresiz bırakılan topluma İslâm iktisat nizamı rahmet kapısıdır.

Siyasi açıdan ise İslâm’ın uygulanmasının önünde tek engel, yöneticilerin iradeleridir. İslâm beldelerindeki yöneticiler, İslâm’ın hükümlerini tatbik etmek yerine maalesef Batılı kâfirlerden ithal edilmiş anayasa ve kanunları alarak, onlar üzerinde bazı değişiklikler yaparak bunları uygulamak suretiyle halklarına zulmediyorlar. Onlar ile yapmış oldukları anlaşmalara sadık kalırken, Allah’a verdikleri sözlere ihanet ediyorlar! Koltuklarını, hayatlarını, geleceklerini maalesef kâfirlerin elinde görüyorlar ve güçlerinin yetersiz olduğunu düşünüyorlar. Tüm bunların neticesi olarak da ülkelerinde ekonomik kalkınma, eğitim, yönetim ve diğer alanlarda istikrar sağlanamıyor. Bu yüzden yöneticilerin Batılı devletlerin dayattığı kanunlara değil Allah’ın insanlar için indirdiği İslâm’ın hükümlerine bağlanmaları gerekir. Ancak bu şekilde beldelerimiz işgalden; maddi servetlerimiz sömürüden kurtarılabilir. Birey, toplum ve devlet olarak her yönden kalkınabilir ve dünyaya yön verebiliriz. Evet, İslâm’ı tatbik etmek zor, meşakkatli ve bedeli olan bir karar olmakla birlikte bulunduğumuz zilletten bizi kurtaracak tek yoldur. Bunun için siyasi otoritenin, irade gösterip köklü bir karar alması gerekir.

“Biz İslâm’ı uygularsak Batı müdahale eder, biz hiçbir yapamayız” düşüncesi ise inancımızın, ümmetimizin gücünün farkında olmayan insanların sözleridir. Kur’an’da bizlere örnek gösterilen peygamberler, diğer kıssalar ve -Çanakkale gibi- yakın tarihimizdeki örneklerde olduğu gibi Allah’ın izni ile kâfirlerden güçsüz değiliz ve zafer her zaman Allah’ın yardımı ile inananların olacaktır.

KD: Raporda bahsi geçen 10 maddedeki bu çözüm önerileri, istikbalde kurulacak olan Râşidî Hilâfet Devleti’nde uygulanmak için mi yoksa şu an yaşanan ekonomik krize yönelik bir çözüm mü? Bu kritik bir soru, çünkü bu çözüm önerilerini sistemi revize etmek, can suyu vermek olarak algılayan bir kesimin de varlığı bilinmekte. Hatta bu çözüm önerilerini sisteme hizmet olarak görenler dahi var. Bu eleştirilere ne dersiniz?

Bayoğlu: Bu eleştirilerden kaçamayız. “Yaşanan sıkıntıların çözümü Râşidî Hilâfet’tir” dediğimizde, birileri kalkıp “siz de her şeyin Hilâfet kurulduktan sonra düzeleceğini söylüyorsunuz” diyor. Çözüm önerisi sunsanız bu sefer de; “sistemi destekliyorsunuz” diyenler oluyor. Biz bu tür söylemlere alışkınız. Bu kesimleri ikna etme gibi bir derdimiz de bugüne kadar olmadı. Biz, şer’i hükümler çerçevesinde inandıklarımızı, doğru gördüklerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz. Hazırladığımız rapor da bunun bir göstergesidir.

Biz bu raporu hazırlarken iki amaç gözettik: Öncelikle İslâm’ın ibadetlerle sınırlandırılmış bir din olmadığını, bilakis hayatın her alanına yönelik hükümlerinin ve yaşanan problemlere çözümlerinin olduğunu insanlara göstermek istedik. Zira son yüzyılda İslâm, bu coğrafyada özünden kopartıldı ve adeta “emeklilik dini” hâline getirildi. Hayata yönelik hükümleri unutturuldu. Nitekim bu raporu hazırlamadan önce arkadaşlarımız birçok şehirde binlerce esnaf ile yüz yüze görüşmeler yaptı. Bu görüşmeler neticesinde gördük ki insanımızın İslâm iktisat nizamından haberi dahi yok. Düşünebiliyor musunuz; halkının %99’u Müslüman olan bu topraklarda insanlar İslâm’dan habersiz. Habersiz olduğu bir şeyi nasıl talep etsinler ki? Aynı şekilde herkes deizmin yaygınlaşmasından şikâyetçi. Hayatta ibadetten başka kendisine bir şey sunmayan, karşılaştığı sorunlar karşısında neler yapması gerektiğini bildirmeyen, hayatın iktisadi, içtimai sorunlarına çözümler üretmeyen bir dine niçin sarılsın? Velhasıl Hilâfet kaldırıldıktan sonra İslâm sekülerleştirildi; ibadetler ve cenaze merasimlerine indirgendi. İşte biz bu çalışmayla oluşturulan bu algıyı kırmayı amaçladık ve gösterdik ki; İslâm size öğretildiği gibi hayattan kopuk bir din değildir. Bilakis hayatın her alanındadır; canlıdır ve diridir!

İkinci amacımız; fakirlikle, enflasyonla, geçim sıkıntısıyla boğuşan halkımızın dertlerine İslâmi çözümler getirmektir. Yaşanan bu sıkıntıların çaresinin İslâm’da olduğunu göstermektir. Şayet iktidar bu çözüm önerilerini tatbik eder, ekonomik kriz son bulursa başarı ne iktidarın ne de bizimdir. Başarı, İslâm’ındır. İslâm iktisat nizamının birkaç hükmünün yerine getirilmesinden kaynaklı bir başarıdır. Peki, İslâm iktisat nizamının tamamı tatbik edilmiş olsaydı nasıl bir hayat olurdu? Halkımız bu başarıdan sonra bu nizamın kâmilen tatbik edilmesini isteyecektir. Tatbik etmek istemeyenleri de iktidardan uzaklaştıracaktır.

Çözüm önerilerimizde sunduğumuz her bir maddenin tatbik edilmesi mümkün ama bunu tatbik edecek bir iktidarın olduğuna inanmak hayalcilik olacaktır. Düzenlediğimiz söyleşilerin birinde siyasi bir partinin il başkanı “bu söylediklerinizi yapmak için mangal gibi yüreği olan birine ihtiyaç var demişti. Aslında kimse “yapılamaz” diye bir şey demiyor; yapacak iradenin olmadığını söylüyor. Biz de onu söylüyoruz. Diyoruz ki iktidara, siyasi partilere; “işte size çözüm; buyurun, yapın! Yapamayacaksanız kenara çekilin!”

Bu talepleri “sisteme hizmet etmek” olarak algılayanlar olabilir mi? Olabilir! Ancak bu, onların algısıdır ve gerçekle bağlantılı değildir. Mesela; çözüm önerilerimiz bütünüyle kabul edilmedi ancak hükümet, var olan tarım arazilerinin ekilmesi ile ciddi adımlar atarsa veya kamu mallarındaki israf, yolsuzluk ve rüşvete engel olursa bu Müslümanların geneli için olumlu, şer’i hükme uygun bir adım olur. Böylelikle işsizlik ve dışa bağımlılık azalır, malların fiyatları düşer, bütçe açığı azalır ve vergilerden bazıları kaldırılabilir.

Özetleyecek olursak bizler, bu toplumdan bir parçayız ve yaşanan tüm sorunların düzelmesi için sorumluluklarımızın olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden toplumun yaşadığı tüm sorunlara karşı sorumluluklarımızın gereği olarak çözümler sunmaya çalışıyoruz. Biz, “beşerî sistem devam etsin, sorunları sistem içi çözelim” diye bir amaçla hareket etmiyoruz. Çünkü sistem içi çözümlerin Allah’ın razı olduğu çalışma olmadığını düşünüyoruz. Buna rağmen sorumluluğumuz gereği taleplerimizi sunuyoruz. Nihai olarak köklü ve kapsamlı çözümün, Râşidî Hilâfet Devleti’nin kurulması ile mümkün olduğuna inanıyoruz.

KD: Birçok ilde düzenlenen STK söyleşilerine ve konferanslara katıldınız. Bu programlarda şahit olduğunuz en dikkat çekici şey ne oldu?

Bayoğlu: Allah’a hamd olsun bu toplantılar çok bereketli geçti. STK, siyasi parti ve medya temsilcileri ve konferanslara katılanların ekonomik krizlere 10 maddede çözüm önerilerine karşı olumlu tepkileri bile tek başına İslâmi çözümlerin toplumda nasıl bir karşılığının olduğunun göstergesidir, diye düşünüyorum.

Elhamdulillah birçok şeye şahit olduk ancak ben iki kişi ile diyaloğumuzu paylaşmak istiyorum: Adana’da bir medya temsilcisi abimiz, toplantı salonuna girdikten sonra İslâm’ın çözümleri vardı, siz neden şimdiye kadar beklediniz? İnsanlık ciddi bir kriz yaşıyor. Bu çözümleri anlatmalısınız. demişti.

Aynı şekilde İstanbulda panel sonrasında bir abimiz, “Burada anlatılanları Hakkari’den Edirne’ye herkese anlatmalısınız.” demişti.

Bu yüzden biz diyoruz ki, bugün bütün Müslümanlar ve camialar, İslâm’ın hayata dair tüm çözümlerini insanlara ulaştırmalıyız. Müslümanları ve tüm insanları kuşatacak projeler üretmeliyiz. Her konuda İslâm’ın çözümleri ile insanlara hidayet ve hayat nizamını sunmalıyız. İnsanlar hayata dair tüm konulardaki sorunlarını İslâm nizamı ile çözebileceklerini öğrenmeliler. Tıpkı Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve sahabelerinin yaptığı gibi hayata dair her alanda vahyin çözümlerini insanlara anlatmalı; Mekke ve hatta bir zaman sonra Arap Yarımadasının, sonrasında ise bölge ülkelerinin gündemini belirleyen hak-batıl mücadelesinde olduğu gibi İslâm’ın çözümlerini gündem yapmalıyız. Böylelikle her yaşanan olay sonrası Müslümanlar, İslâmi çözümlerini öğrenmeli, bunları anlatmalı ve gündem yapmalı. Bu çalışmalar fikrî ve siyasi açıdan devam etmeli, toplumlar ikna edilmeli ve tüm siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları İslâm’ın hâkimiyeti için çalışmalıdır. Rabbim İslâmi bir hayatın yaşandığı Râşidî Hilâfet’i bizlere nasip eylesin.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz