Köklü Değişim
(KD): Milyonlarca insan faiz, borsa, kripto para vb. gibi yatırım
yollarına başvuruyor.
Haram olan bu araçlar neden rağbet görüyor?
Raporda ekonominin canlanmasının
sanal ekonomi araçlarının
yasaklanmasıyla gerçekleşeceği belirtilmekte.
Bu araçlar yasaklandığında ticaret nasıl
canlanacak?
Musa BAYOĞLU: Bugün,
insanların bu şekilde hareket etmelerinin ana sebebi; şu an tatbik edilen ve
sürekli propagandası yapılan kapitalist iktisat nizamıdır. Kapitalizm, laiklik
akidesi ile Allah’ın hayata dair hükümlerini inkâr ederken yerine beşerî
hükümlerin tatbik edilmesi gerektiğini ve hayattaki amellerin ölçüsünün
sadece menfaat olması gerektiğini söyledi. Bu
ideoloji, sadece maddi kıymetleri kazanmanın
insanı mutlu edeceğini söylerken
ruhi, insani ve ahlaki kıymetleri değersizleştirdi. Tatbik
edilen ideoloji ne ise toplum da ona göre şekil
alır. Bu hakikat doğrultusunda
insanlar sadece maddi kıymetleri önemsediler,
bunları elde etmek için
ruhi, insani, ahlaki değerleri
terk ettiler. Helal veya haram olduğuna bakmaksızın
her türlü para kazanma
yollarına başvurdular. Bugün
uyuşturucu, içki, zina, faiz,
kumar gibi toplumsal güven ve huzuru yok eden haramlara
insanların meyletmesi aslında
bu anlayışın bir neticesidir.
Burada, türlü
tevillerle faizin önünü açan, borsada işlem gören şirketlere “icap ve kabul
gerçekleşmiştir; caizdir!” diyen, “kapitalist sistemin sömürü araçlarını
yok saymaktan ziyade onları İslâmileştirmek
lazım”
diyerek bu araçları onaylayan “âlim”leri de unutmamak gerekiyor. “Bir
Müslüman, haram olduğunu
bile bile faiz nasıl alır?”
sorusunun cevabı işte o âlimlerde saklıdır. Çünkü maalesef -sözde- âlimlerimiz,
“enflasyon oranında faiz, helaldir”, “devletten ev alıyorsan bu, faiz değildir”
gibi uyduruk fetvalarla faizin önünü açmışlardır. Açık kapıdan da giren çok
olur.
Kapitalist
düşünce tarzıyla hayata bakan insanların paralarını faiz, borsa ve kripto para
gibi kapitalist finans araçlarına yatırmalarını; “kolay”, “risksiz” ve “daha
fazla” kazanma isteğinden
kaynaklanıyor, diyebiliriz. Bu finans araçları,
mal ve hizmet üretiminin olmadığı, para üzerinden para
kazanılan araçlardır.
Zaten bugün yaşadığımız krizlerin ana
sebebi de; mal ve hizmetlerin üretildiği reel ekonomi değil banka, borsa ve kripto para gibi finans ekonomisi
ile ifade edilen sanal ekonomidir.
Bu yüzden biz, İslâm’ın
esaslarına uygun şekilde ticaretin canlandırılması için borsa, banka, kripto
para gibi faktörlerin yasaklanması gerektiğini söylüyoruz.
Çünkü bu; ticaretin
canlanması, gelir adaletsizliğinin
önlenmesi, işsizliğin azalması,
üretimin artması için atılması gereken en önemli adımlardır. Kapitalist sermaye
sahiplerinin asıl para kazanma ve sömürü sistemleri de bu finans araçları
üzerine kurulmuştur.
Bunlara kısaca
değinecek olursak;
Borsa, anonim
şirketlerin; belli şartlar çerçevesinde, genelde sermayelerini yüksek gösterdikleri
şirketlerine ortak almak için hisse senetlerini halka satarak sermaye
topladıkları sistemdir. Borsa sistemi ile büyük şirket sahipleri parası olan
yatırımcıların birikimlerini bir merkezde toplamakta ve bu paralar ile genelde
yine farklı finans yatırımları yaparak büyük kârlar elde etmektedir. Borsa,
genellikle spekülasyonların etkin olduğu ve şirketlerin değerlerinin müdahaleler
ile değiştiği bir sistemdir.
Borsada değeri düşen
bir şirket reelde kâr edebilirken bunun tam
tersi de mümkündür. Bütün kapitalist ülkelerde en fazla kazanan, borsada işlem
gören en büyük sermayeye sahip olan şirketlerdir. Ülkemizde borsada işlem gören
538 şirketin yıllık işlem hacmi 20 trilyon TL iken; reel sektörde hizmet
gösteren 2 milyondan fazla şirketin yıllık ürettiği mal ve hizmet miktarı
5 trilyon TL’dir. 538 şirket, 2 milyon
şirketten 4 kat daha fazla işlem hacmine sahiptir. Biz, anonim şirketlerin
vakıasının, ortaklık ve benzeri nedenlerden dolayı borsa sisteminin; İslâm’a
göre caiz olmadığını,
ticaretin canlanmasının önünde
büyük bir engel teşkil
ettiğini, bunun
yasaklanması gerektiğini
ve buradaki yatırımların
mal ve hizmet üreten reel ekonomiye aktarılması
gerektiğini söylüyoruz.
Borsa yasaklandığı zaman yatırımcıların
paralarını toplayan sermaye sahipleri engellenmiş olacak ve bu paralar reel
ekonomiye katkı sunacaktır.
Banka ve faiz
sistemi de aynı şekilde ekonomilerin baş belası, sömürü, gelir adaletsizliği, işsizliğin sebebi ve
ticaretin canlanmasının önündeki
en büyük engellerden biridir. Bütün kapitalist devletlerde en imtiyazlı, geliri
en yüksek şirketler, bankalardır. Ülkemizde maalesef bu uygulamaların bir
sonucu olarak 35 milyon kişi kredi çekmiş ve uzun vadeli borçların altında
ezilmektedir. 3 milyon kişi aldığı kredileri ödeyemediği için
haklarında yasal işlem
başlatılmıştır.
Bugün Türkiye’nin
iç borcu 1 trilyon TL iken, dış
borcu 456 milyar dolar gibi korkunç rakamlara ulaşmış
durumdadır. Cumhuriyet tarihinin ekonomik olarak
en iyi olduğu son 20 yılda
ödenen faiz tutarı, 525 milyar dolardır. Yani son 20 yılda her saniye ülke
olarak 11 bin 500 TL gibi faiz ödemesi yapılmıştır. Her saniye 11 bin 500 TL
faiz ödemesi, ekonomi için yıkım değil midir? Bu faiz ödemelerinin yapıldığı bir ülke ekonomisi
kalkınabilir mi?
Ayrıca piyasada
dolaşan paranın 6-7 katı kadar birikimin bankalarda faizli mevduat hesaplarında
bekletilmesi de ekonomi için büyük bir kayıp, bankalar için büyük bir kâr
demektir. Merkez Bankası, kamu kurumları, belediye ve özel şirket faiz maliyetlerini
vergi ve maliyetlere yansıtarak bu korkunç rakamları 84 milyona ödetmektedir.
Sonuç itibari ile kaybeden halk iken kazanan bankalardır.
Kripto paralar
ise son yılların en fazla merak edilen ve ciddi bir kesimin yatırım aracı
olarak gördüğü
bir yatırım alanıdır. Fizikî bir karşılığı olmadığı, para gibi her mal ve hizmetin alışverişinde
kullanılamadığı,
devletler tarafından -şimdilik- desteklenmediği,
kapitalistlerin nemalandığı ve müdahalelere
açık olduğu için para
konumunda değerlendirilemez
ve kullanılması caiz değildir.
Ülkemizde yaklaşık
4 milyon insanın 28 milyar TL’lik
kripto para yatırımlarının
piyasaya yönlendirilmesi sonucunda ticaret canlanacak, bunun ekonomik
kalkınmaya ciddi bir katkısı olacaktır.
İnsan,
vücudundaki kanın %40’ını kaybedince nasıl ölüyorsa piyasadaki paranın da
borsa, banka ve diğer
finans araçları ile çekilmesi
sonucunda krizler kaçınılmaz olmaktadır. Tüm bu nedenlerden dolayı bu sanal
finans araçlarının yasaklandığında; üretimin artacağını,
gelir adaletsizliğinin
dengeleneceğini, işsizlik
ve dışa bağımlılığın azalacağını
ve ticaretin canlanacağını söylüyoruz.
KD: İnsanlar bugün
ekonominin olağan
işleyişi
içerisinde faizin dahi kaldırılamayacağını
düşünürken,
raporda faiz, borsa, hatta tüm vergilerin
kaldırılması gerektiği söyleniyor.
Doğal olarak
insanlar “bu mümkün mü?” diye soruyor. Ne dersiniz?
Bayoğlu: Elbette bu çözümlerin uygulanabileceğini düşünüyor,
buna iman ediyor ve insanları bunun için
çalışmaya davet
ediyoruz. Çünkü İslâm’ın
ekonomiye, eğitime, siyasete,
yönetime, içtimai hayata dair tüm çözümleri, uygulanmak için gönderilmiştir. Bu
yüzden Kur’an 23 yıllık bir sürede indirilmiş ve inen her ayet 13 asır boyunca
mükemmel şekilde tatbik edilmiştir. Kur’an’ın tamamı inmeden, onun hükümlerinin
uygulanacağı
Medine’de, İslâm
Devleti kurulmuştur. Her Müslüman, İslâm’a iman ettiği gibi İslâm’ın
uygulanmasının önündeki tüm engelleri tek tek kaldırmak için de mücadele
etmelidir. Çünkü biz İslâm’ın
hükümlerinin sadece içinde yaşadığımız
topraklarda değil tüm
dünyada uygulanması gerektiğine inanıyoruz.
Halkı kâfir olan bir toplum için bile İslâm
iktisat nizamının köklü ve kapsamlı çözüm olduğuna iman ediyor ve bunun tek çözüm
olduğunu delilleriyle
anlatıyoruz.
Allah, insanlar
için seçtiği İslâm’ı
bütün dinlere üstün kılmak için göndermiş, yeryüzünün tamamında İslâm’ı
hâkim kılacağını
vaat etmiş, Allah Rasulü İstanbul
gibi Roma’nın da fethedileceğini, her eve İslâm’ın
gireceğini müjdelemiştir.
Bahsettiğimiz ve burada
değinmediğimiz onlarca nas
tasdik ettiğimiz ve İslâm’ın
bugün yeniden uygulanacağını bildiren açık
naslardır. Bu yüzden takdir
edilen vakit geldiğinde
Hilâfet kurulacak ve İslâm
iktisat nizamı uygulanacaktır. Hiçbir Müslüman bunun aksini düşünemez! Bu
konuda tereddüde düşemez! Çünkü İslâm, teorik
bilgiler, felsefi varsayımlar, hayal-vehim veya ütopik düşünce ve hükümler değildir. Bu konuda
şüpheye düşmek ancak
cehaletten veya bakış açısının
bozukluğundan
kaynaklanabilir.
Ayrıca vakıaya
bakalım: İslâm’ın
dışında var olan rejimlerde iktisat nizamı ne kadar uygulanabiliyor ve bu
uygulamalar ne kadar insanlar tarafından kabul ediliyor. Sosyalist ideoloji
kapitalizmin zulmüne bir tepki olarak; eşitlik, adalet, işçi hakları
söylemeleri ile taraftar bulmuş ancak devlet olunca dünya savaşlarına vesile
olmuş ve insanların can, mal ve tüm kutsallarına savaş açmıştır. 70 yıllık ömrü
ile tarihin karanlık sayfalarına gömülmüştür. O hâlde sosyalizm çözüm olabilir
mi?
Kapitalizm ise
kral ve din adamlarının zulümlerinden kurtulmak için insanlığa özgürlükler
vaat etti. İnsana; hüküm
vermeyi, söz sahibi olmayı ve üreterek mutlu olabileceğini öğretti.
“Bir damla kan, bir damla petrol” diyerek dünya savaşlarına sebep oldu
ve büyük bir sömürü ağı ile yeryüzünde
ekini ve nesli yok etti. Bu ideoloji, dünyayı bir avuç azınlığın
sömürü
alanına çevirdi. 850 milyon insanın açlığına, binlerce
insanın her gün ölmesine
sebep oldu. Bu sistem öyle bir zulme sebep oldu ki, insanlık
tarihi boyunca bu kadar insan, bu kadar uzun süreli açlık
yaşamadı ve bu yüzden
hayatını kaybetmedi.
Bugün kimsenin kapitalizmin çözüm olacağına inanmaması,
bu sistemin ne kadar zalim olduğunu
gösteriyor!
İşte
dünya çapında
bu ideolojilerin zulmünden bıkmış
olan insanlara, 13 asır boyunca dünyaya huzur ve güven veren İslâm
nizamı elbette uygulanabilir. Bu nizamların altında zulüm gören insanlara İslâm
nizamını tatbik etmek, onları karanlıktan aydınlığa çıkarmak gibi
rahmet olacaktır.
Birde ülkemiz
özelinde düşündüğümüzde,
insanlar çaresiz şekilde hükümet
ve muhalefet partilerinden sorunlarının
çözülmesini
bekliyor. Ancak bu sorunlar bir türlü çözülemiyor. Bu yüzden “kötünün iyisini”
mecburen “başkaları gelmesin” diye tercih ediyor. Tatbik edilen anayasa ve
kanunlara inanmıyor, bunların içeriğini bilmiyor ve uygulamalardan da memnun değiller. Hükümet
ve muhalefet partileri bile devletin en temel belirleyicisi olan anayasanın “darbe
anayasası” olduğunu ve büyük
bir kısmı değiştirilen
anayasanın yeniden değiştirilmesi
gerektiğini söylüyorlar.
Yapılan bütün araştırmalarda, anketlerde insanların çoğu; kapitalist
nizamları tatbik eden siyasilere ve yöneticilere güvenmiyor, ülkede hukuk ve
adaletin olmadığını,
ekonomik olarak sömürüldüğümüzü,
kalkınmanın çok
zor olduğunu, kadın-erkek
ilişkilerinin bozulduğunu,
eğitimin
sisteminin bozuk olduğunu,
sosyal, ahlaki, içtimai birçok konunun her geçen gün kötüye gittiğini düşünüyor.
Özellikle yaşanan
son ekonomik krizden sonra insanlar ne hükümetin
ne de muhalefetin ekonomiyi düzeltebileceğine, çözümlerinin
olduğuna inanmıyor!
Yani insanlar tatbik edilen nizamlardan umudunu yitirmiş, sorunlarına çözüm
arıyor. Bu çözüm ise her biri insanların gönül rahatlığı
ile kabul edeceği İslâm
iktisat nizamıdır -ki İslâm;
akla, fıtrata ve vicdana uygun tek nizamdır-.
Basit birkaç
örnek ile bunu açıklayalım: Mesela; faizi kaldırsak ve “bundan sonra sadece
anaparalar ödenecek” demiş olsak bundan kim memnun olur, kim olmaz? En az 83
milyon insan memnun olurken, 1 milyon kişi bundan rahatsızlık duyabilir,
menfaatleri zarara uğrayabilir.
Tüm mal ve hizmetlerden ve gelirlerden alınan
vergilerin tamamını kaldırsak
ve sadece ihtiyaç olduğunda
zenginlerden tek bir sefer vergi almış olsak buna kim
itiraz eder? Kamu mülkiyeti ile ilgili tasarruf tedbirlerini
almış olsak ve 84 milyonun hakkını
yiyenlere caydırıcı
cezalar verilmiş olsa buna kaç
kişi karşı çıkar? Uluslararası anlaşmaların
iptal edilmesine, acaba toplumda kaç kişi karşı çıkar? Bu soruları
artırabiliriz. Özet olarak, insanlar gidişattan memnun değil ve bir arayış
içindeler. Bu yüzden
krizlere dair çözüm önerilerimizi
dinliyor, destekliyorlar. Çaresiz bırakılan
topluma İslâm
iktisat nizamı rahmet kapısıdır.
Siyasi açıdan
ise İslâm’ın
uygulanmasının önünde tek engel, yöneticilerin iradeleridir. İslâm
beldelerindeki yöneticiler, İslâm’ın
hükümlerini tatbik etmek yerine maalesef Batılı kâfirlerden ithal edilmiş
anayasa ve kanunları alarak, onlar üzerinde bazı değişiklikler
yaparak bunları uygulamak suretiyle halklarına zulmediyorlar. Onlar ile yapmış
oldukları anlaşmalara sadık kalırken, Allah’a verdikleri sözlere ihanet
ediyorlar! Koltuklarını, hayatlarını, geleceklerini maalesef kâfirlerin elinde
görüyorlar ve güçlerinin yetersiz olduğunu düşünüyorlar.
Tüm bunların neticesi
olarak da ülkelerinde ekonomik kalkınma, eğitim, yönetim ve diğer alanlarda istikrar
sağlanamıyor. Bu
yüzden yöneticilerin Batılı devletlerin dayattığı kanunlara değil Allah’ın
insanlar için indirdiği İslâm’ın hükümlerine
bağlanmaları
gerekir. Ancak bu şekilde beldelerimiz işgalden; maddi servetlerimiz sömürüden
kurtarılabilir. Birey, toplum ve devlet olarak her yönden kalkınabilir ve dünyaya
yön verebiliriz. Evet, İslâm’ı
tatbik etmek zor, meşakkatli ve bedeli olan bir karar olmakla birlikte bulunduğumuz zilletten
bizi kurtaracak tek yoldur. Bunun için siyasi
otoritenin, irade gösterip köklü bir karar alması gerekir.
“Biz İslâm’ı
uygularsak Batı müdahale eder, biz hiçbir yapamayız” düşüncesi ise
inancımızın, ümmetimizin gücünün farkında olmayan insanların sözleridir.
Kur’an’da bizlere örnek gösterilen peygamberler, diğer kıssalar
ve -Çanakkale gibi- yakın tarihimizdeki örneklerde olduğu gibi Allah’ın
izni ile kâfirlerden güçsüz değiliz
ve zafer her zaman Allah’ın yardımı
ile inananların olacaktır.
KD: Raporda
bahsi geçen 10 maddedeki bu çözüm önerileri, istikbalde kurulacak olan Râşidî Hilâfet
Devleti’nde uygulanmak için mi yoksa şu an yaşanan ekonomik krize yönelik bir
çözüm mü? Bu kritik bir soru, çünkü bu çözüm önerilerini sistemi revize etmek,
can suyu vermek olarak algılayan bir kesimin de varlığı
bilinmekte. Hatta bu çözüm
önerilerini sisteme hizmet olarak
görenler dahi var. Bu eleştirilere
ne dersiniz?
Bayoğlu: Bu
eleştirilerden kaçamayız. “Yaşanan sıkıntıların çözümü Râşidî Hilâfet’tir”
dediğimizde, birileri
kalkıp “siz de her şeyin Hilâfet kurulduktan sonra düzeleceğini söylüyorsunuz” diyor. Çözüm
önerisi sunsanız bu sefer de; “sistemi destekliyorsunuz” diyenler
oluyor. Biz bu tür söylemlere alışkınız. Bu kesimleri ikna etme gibi bir
derdimiz de bugüne kadar olmadı. Biz, şer’i hükümler çerçevesinde
inandıklarımızı, doğru
gördüklerimizi
kamuoyuyla paylaşıyoruz. Hazırladığımız rapor da bunun
bir göstergesidir.
Biz bu raporu
hazırlarken iki amaç gözettik: Öncelikle İslâm’ın ibadetlerle
sınırlandırılmış bir din olmadığını, bilakis hayatın her alanına yönelik
hükümlerinin ve yaşanan problemlere çözümlerinin olduğunu insanlara göstermek
istedik. Zira son yüzyılda İslâm,
bu coğrafyada özünden
kopartıldı ve adeta “emeklilik
dini” hâline getirildi. Hayata yönelik hükümleri unutturuldu. Nitekim bu raporu
hazırlamadan önce arkadaşlarımız birçok şehirde binlerce esnaf ile yüz yüze
görüşmeler yaptı. Bu görüşmeler neticesinde gördük ki insanımızın İslâm
iktisat nizamından haberi dahi yok. Düşünebiliyor musunuz; halkının %99’u
Müslüman olan bu topraklarda insanlar İslâm’dan habersiz.
Habersiz olduğu bir şeyi
nasıl talep etsinler ki? Aynı
şekilde herkes deizmin yaygınlaşmasından şikâyetçi.
Hayatta ibadetten başka kendisine bir şey sunmayan, karşılaştığı
sorunlar karşısında neler yapması
gerektiğini bildirmeyen,
hayatın iktisadi, içtimai
sorunlarına çözümler
üretmeyen bir dine niçin
sarılsın? Velhasıl
Hilâfet kaldırıldıktan sonra İslâm
sekülerleştirildi; ibadetler ve cenaze merasimlerine indirgendi. İşte
biz bu çalışmayla oluşturulan
bu algıyı kırmayı
amaçladık ve gösterdik
ki; İslâm
size öğretildiği gibi hayattan
kopuk bir din değildir. Bilakis
hayatın her alanındadır; canlıdır ve diridir!
İkinci amacımız;
fakirlikle, enflasyonla, geçim sıkıntısıyla boğuşan halkımızın
dertlerine İslâmi
çözümler getirmektir. Yaşanan bu sıkıntıların çaresinin İslâm’da
olduğunu göstermektir.
Şayet iktidar bu çözüm
önerilerini tatbik eder, ekonomik kriz
son bulursa başarı ne iktidarın ne de bizimdir. Başarı, İslâm’ındır.
İslâm
iktisat nizamının birkaç hükmünün yerine getirilmesinden kaynaklı bir
başarıdır. Peki, İslâm
iktisat nizamının tamamı tatbik edilmiş olsaydı nasıl bir hayat olurdu?
Halkımız bu başarıdan sonra bu nizamın kâmilen tatbik edilmesini isteyecektir.
Tatbik etmek istemeyenleri de iktidardan uzaklaştıracaktır.
Çözüm
önerilerimizde sunduğumuz
her bir maddenin tatbik edilmesi mümkün
ama bunu tatbik edecek bir iktidarın olduğuna inanmak hayalcilik olacaktır.
Düzenlediğimiz söyleşilerin
birinde siyasi bir partinin il başkanı
“bu söylediklerinizi yapmak için mangal gibi yüreği olan birine
ihtiyaç var”
demişti. Aslında kimse “yapılamaz” diye bir şey demiyor; yapacak iradenin
olmadığını
söylüyor. Biz de onu
söylüyoruz. Diyoruz
ki iktidara, siyasi partilere; “işte size çözüm; buyurun, yapın! Yapamayacaksanız
kenara çekilin!”
Bu talepleri “sisteme
hizmet etmek” olarak algılayanlar olabilir mi? Olabilir! Ancak bu, onların
algısıdır ve gerçekle bağlantılı
değildir. Mesela;
çözüm önerilerimiz bütünüyle kabul edilmedi ancak hükümet, var olan tarım
arazilerinin ekilmesi ile ciddi adımlar atarsa veya kamu mallarındaki israf,
yolsuzluk ve rüşvete engel olursa bu Müslümanların geneli için olumlu, şer’i
hükme uygun bir adım olur. Böylelikle işsizlik ve dışa bağımlılık
azalır, malların fiyatları
düşer, bütçe
açığı azalır
ve vergilerden bazıları kaldırılabilir.
Özetleyecek
olursak bizler, bu toplumdan bir parçayız ve yaşanan tüm sorunların düzelmesi
için sorumluluklarımızın olduğuna
inanıyoruz. Bu yüzden
toplumun yaşadığı
tüm sorunlara karşı
sorumluluklarımızın
gereği olarak çözümler
sunmaya çalışıyoruz. Biz, “beşerî
sistem devam etsin, sorunları sistem içi çözelim” diye bir amaçla hareket
etmiyoruz. Çünkü sistem içi çözümlerin Allah’ın razı olduğu çalışma
olmadığını
düşünüyoruz. Buna rağmen sorumluluğumuz gereği taleplerimizi
sunuyoruz. Nihai olarak köklü ve kapsamlı çözümün, Râşidî Hilâfet Devleti’nin
kurulması ile mümkün olduğuna
inanıyoruz.
KD: Birçok ilde
düzenlenen STK söyleşilerine ve konferanslara katıldınız. Bu programlarda şahit
olduğunuz en dikkat çekici
şey ne oldu?
Bayoğlu: Allah’a hamd
olsun bu toplantılar çok bereketli geçti. STK, siyasi parti ve medya
temsilcileri ve konferanslara katılanların ekonomik krizlere 10 maddede çözüm
önerilerine karşı olumlu tepkileri bile tek başına İslâmi
çözümlerin toplumda nasıl bir karşılığının
olduğunun göstergesidir,
diye düşünüyorum.
Elhamdulillah
birçok şeye şahit olduk ancak ben iki kişi ile diyaloğumuzu paylaşmak
istiyorum: Adana’da bir medya temsilcisi abimiz, toplantı salonuna girdikten
sonra “İslâm’ın
çözümleri vardı, siz neden şimdiye kadar beklediniz? İnsanlık
ciddi bir kriz yaşıyor. Bu çözümleri
anlatmalısınız.”
demişti.
Aynı şekilde İstanbul’da
panel sonrasında bir abimiz, “Burada anlatılanları
Hakkari’den Edirne’ye herkese anlatmalısınız.” demişti.
Bu yüzden biz diyoruz ki, bugün bütün Müslümanlar ve camialar, İslâm’ın hayata dair tüm çözümlerini insanlara ulaştırmalıyız. Müslümanları ve tüm insanları kuşatacak projeler üretmeliyiz. Her konuda İslâm’ın çözümleri ile insanlara hidayet ve hayat nizamını sunmalıyız. İnsanlar hayata dair tüm konulardaki sorunlarını İslâm nizamı ile çözebileceklerini öğrenmeliler. Tıpkı Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve sahabelerinin yaptığı gibi hayata dair her alanda vahyin çözümlerini insanlara anlatmalı; Mekke ve hatta bir zaman sonra Arap Yarımadasının, sonrasında ise bölge ülkelerinin gündemini belirleyen hak-batıl mücadelesinde olduğu gibi İslâm’ın çözümlerini gündem yapmalıyız. Böylelikle her yaşanan olay sonrası Müslümanlar, İslâmi çözümlerini öğrenmeli, bunları anlatmalı ve gündem yapmalı. Bu çalışmalar fikrî ve siyasi açıdan devam etmeli, toplumlar ikna edilmeli ve tüm siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları İslâm’ın hâkimiyeti için çalışmalıdır. Rabbim İslâmi bir hayatın yaşandığı Râşidî Hilâfet’i bizlere nasip eylesin.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış