“ALLAH BİZİ BATIL DAVA SAHİPLERİ KARŞISINDA MUZAFFER KILACAKTIR”

Editör

Nuray Canan Bezirgan ile Röportaj

Nuray Canan Bezirgan… Türkiye O’nu, başörtüsü uğruna verdiği mücadelelerden, polis zoruyla eğitim gördüğü okuldan çıkarıldığı görüntülerden, televizyon programlarında sarf ettiği ezber bozan söylemelerinden tanıyor… Hem kendisini daha yakından tanımak/tanıtmak hem de Türkiye toplumunun bakışındaki “İslam-Müslüman” algısını ve daha başka konuları konuşmak üzere Nuray Canan Bezirgan Hanımla bir mülakat gerçekleştirdik. 


Tûba SİVREN: Bize kendinizi tanıtır mısınız? Kimdir Nuray Canan Bezirgan?

Nuray Canan Bezirgan: Bismillahirrahmanirrahim,

1977 yılında İstanbul’da doğmuşum. İlköğretimimi tamamladıktan sonra lise sınavlarını dışarıdan vererek üniversite sınavlarına girdim. İstanbul Üni. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’ndan mezuniyetime iki hafta kala başörtüsü yasağı sebebiyle mezun olamadım. İdealim iyi bir akademisyen olmaktı ancak inancımla kariyerim arasında tercih yapmak zorundaydım, hamdolsun olmadım. Birkaç yıl sonra Kanada’ya hicret etmek zorunda kaldım ve eğitimimi orada tamamladım. Kanada’da eğitimimi tamamlamak üzere geçirdiğim yedi yılımın bir kısmını Türkiye’de olsaydım büyük olasılıkla hapiste geçirecektim çünkü başörtüsü yasağı sebebiyle hakkımda kesinleşmiş bir ceza ve süren iki dava daha vardı. Türkiye’ye döndükten sonra İmkân-Der’i kurduk bir süre Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yaptım ve ülkemizin mülteciler için de kendi vatandaşları için de ne hazin bir durumda olduğunu bizatihi tecrübe etmiş oldum.

Sivren: Türkiye’de yaşayan insanların genel olarak fikrî, siyasî bakışı ve duyguları hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Bezirgan: Ben Türkiye’den çıkmadan önce balığın yaşadığı suyun farkında olmaması gibi yolunda gitmeyen olaylar hakkında doğru tespitlerde bulunamıyordum. Ancak yurt dışına gidince resme uzaktan bakma fırsatı buldum. Örneğin, konumuz olduğu için başörtüsü yasağı hakkında gitmeden önce ve gittikten sonra yasağın failleri tamamen yer değiştirdi kafamda. Gitmeden önce mağdur edildiğimizi ve yasak savunucularını suçlu görüyordum ancak gerçekte anladım ki asıl suçlu “İslamî kesim” diye tanımlanan camianın ta kendisiydi. Omurgasız, medet umar, kaypak duruşlarıyla sözde muhafazakâr denen yapay kalabalık bu imtihanı kaybetti. Başta F. Gülen cemaatinin eğitim için açılabileceğine dair fetvaları(!) ve akabinde inançları uğruna bedel ödemeyi göze almak ve mükâfatını Allah’tan ummak yerine okulunu, mesleğini önceleyen dindarların başörtüsünü takılıp çıkarılabilen bir aksesuara indirgeyen anlamsız tavırları, bu mücadelenin sekteye uğramasına sebep oldu. Bu örnekten yola çıkarak Türkiye halkının büyük çoğunluğunun bir kimlik kargaşası içerisinde olduğunu gözlemliyorum ben şahsen… 

Siyasal anlamda değerlendirecek olursak uzun yıllardır “seçtiğin seni yönetsin” masalıyla aldatılıp sonrada iradelerini cuntacılara kaptırmanın ve baskılanmanın verdiği acıyla Demokrasi havarisi bir kesim oluştu. Daha önceleri İslamî bir yönetim şeklinden dem vuranlar bugün daha konjonktürel davranmayı uygun gördüler. İslamî bir yönetimin ütopik olduğuna inanıp “bunun inşası için çalışarak dünyamız zehir olacağına mevcut sistem içerisinde yerimizi alalım” denildi kanaatindeyim. Böylelikle şeklen Müslüman ancak zihnen demokrat tipler türedi ki hangi kategoride yer aldıklarının farkında olmayan bir çoğunluk... Türkiye’de gerek eğitim yapısı gerekse geleneksel aile yapısı gereği bireylere doğru ve yanlışın tanımları yapılırken bir standart oluşturulmuş durumda değil. Bu yüzden bir kesim Batılı ve çağdaş olmanın yolunun her türlü rezilliği yaşamaktan ve bunları topluma yaymaktan geçtiğine inanıyor. Bu inanca sahip kişiler kamu görevlisi olarak istihdam edildiklerinde -örneğin öğretmen olduklarında- kendi zihniyetlerini baz alır şekilde kendi doğrularını öğrencilere empoze edebiliyorlar. Bu bağlamda kendini Müslüman olarak tanımlayan ailelerin bırakın İslamî sistem için talepte bulunabilmelerini, özelde dahi çocuklarını eğitebilme imkânları yok denecek kadar az. 

Sivren: Türkiye’de yaşayan halklar için İslam ne kadar önemli?

Bezirgan: Türkiyeliler için İslam’ın ne kadar önemli olduğunu anlayabilmek için bu konuyla ilgili yapılmış kamuoyu araştırmalarının sonuçları üzerinden konuşulabileceği gibi kendi gözlemlerimiz üzerinden bir genelleme yaparak bir sonuca ulaşabilmemiz de mümkün. Türkiye insanı için seküler sistemin bekası adına devletin dallarını budadığı İslam, çok önemli ve değerli. Ancak bir de gerçek İslam var ki bu toplumun çoğunluğunun bundan bihaber olduğu gerçeği aşikâr ki böylesi bir Türkiye tablosu çıkıyor önümüze. 

Televizyonunda Kur’an-ı Kerim de okunan, dansöz de oynatılan bir İslam anlayışı halka empoze edildi. Dolayısıyla İslam, toplumun ve bireylerin hayatını inşa eder konumdan, yani doğrunun-yanlışın, adaletin-zulmün, iyinin ve kötünün kıstası olma konumundan -adeta günümüz Hristiyanlığı gibi- psikolojik olarak tatmin olma amaçlı bir inanç sistemine indirgendi. İslam’ın, devleti ve toplumu şekillendirmesi gerekirken devlet, İslam’ı yeniden tanımladı ve yönetim biçimi boyutunu yok sayarak kendini kutsayacak bir İslam anlayışını topluma dikte etti; bunu yaparken her yolu mubah saydı. Muhalif düşüncedeki kişileri bir şekilde yaftalayarak hapsetmek suretiyle geride kalanlara gözdağı verdi. Bu yüzdendir ki halkının büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu iddia edilen bir toplumda Allahu Teâlâ’nın haram ve günah saydığı birçok fiiliyat alenen yapılmakta, halkın buna karşı bir tepkisi olmamakta ve hatta bu çirkinlikler devlet güvencesi altında ve onun teşvikiyle yapılmaktadır. Umumhanelerde kadın tacirleri tarafından satılan kadınlar ve bunu bir meslek kabul eden sistemi kabul eden bir halk, -örneğin Kur’an’a göre- gazaba çok yakın bir konumdadır.

Sivren: Halkın İslamî değerlerine ne kadar saygı duyuluyor ve ne kadar önem veriliyor?

Bezirgan: Halkın İslamî değerlere saygı duyduğu kadar... Sonuçta halk yönetimi tayin ediyor ve halkın Meclis’e gönderdiği kişiler toplumu yine halkın çoğunluğunun istekleri doğrultusunda yönetiyor. İnsan sahip olduğu değerlere saygı duyar ve sadakat gösterirse saygı göstermeyen kalmaz zaten.

Sivren: Yeni nesil, genç kuşak hakkında düşünceleriniz nelerdir? Bir bayan olarak çocuk ve çocuklarımızı bu toplumda yetiştirirken nelere dikkat etmeliyiz?

Bezirgan: Çocuk yetiştirirken dikkat edilmesi gereken hususlar bellidir. Nasıl ki dünyevi anlamda onun geleceğine dair kaygılarımız varsa uhrevi geleceklerine dair de kaygılarımız olmalı ve buna binaen bir yaklaşımımız olmalı. 

Sivren: Son zamanlarda bir kampanya haline gelen “dayak yiyen kadınlar”, “korunma evleri” gibi konu, kurum ve kuruluşlar hakkında düşünceleriniz nelerdir? 

Bezirgan: Ben Türkiye’de ve Ortadoğu coğrafyasındaki kadınların sosyolojik durumlarını önemsiyorum çünkü toplumu annelik vasfıyla inşa eder bir konumu var kadınların. Kadının olumlu ve olumsuz anlamda haiz olduğu değerler topluma yayılmakta. Şiddete maruz kalan kadınlara ev açmak yerine şiddete başvuran erkeğin evden uzaklaştırılması daha etkili bir yöntem olabilir. Bu esnada şiddete maruz kalan kadının ve varsa çocuklarının maddî ve manevî yükümlülüğününse devlet tarafından üstlenilmesi gerekir. Ancak güçlünün zayıfı her yönden mağdur ettiği ve adil olmayan bir sistemde spesifik olaylara dair geliştireceğimiz açılımlar aslında genele vurduğumuzda bir değer ifade etmeyecektir. 

Sivren: Gittikçe çoğalan depresyon nedeni ile intiharlar, çeşitli cinayet hadiseleri, hırsızlık gibi toplumsal sorunların çözümü ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Bezirgan: Toplumda artan şiddet, cinayetle sonuçlanan öfke patlamaları ve asayişi bozan olayların sebepleri üzerine bir araştırma yapacak olursak elde edeceğimiz istatistikler gösterecek ki bunların büyük bir çoğunluğu, gayrı İslamî sistemin bireyler üzerinde oluşturduğu arazlar. Yani bir taraftan “alkollü içki zararlı” diyeceksin diğer yandan reklamını yapacaksın, filmlerde de hangi durumlarda kullanıldığını örnekleyeceksin. Manevî eğitimden mahrum bırakılan genç, baş edemediği bir problem neticesinde bunun da bir çıkış yolu olduğunu gözlemleyecek. Neticede bu psikolojik propagandaya maruz kalmış bin gençten biri dahi bu yönteme başvurduğunda -örneğin içkili iken araç kullandığında- birçok kişinin can güvenliğini tehlikeye atmış olur.

Adî suç işleyenlere karşı cezaî yaptırımların yetersizliği, uzun süren davaların adalet bekleyişi içinde olan mağdurları bir kez daha mağdur ediliyor. Bu durum, toplumun mevcut adalet sistemine karşı olan güvenini sarsmakta... Adam eşiyle tartışmış çekmiş silahını kayınpederini öldürüyor ve tutuklandıktan sonra on-on beş yıl yatıp hayata kaldığı yerden devam etme şansı var ancak ölen öldü. Oysaki adaletin tesisi için öldüren öldürülseydi yani kısas uygulansaydı toplumda bu olaylar asgariye indirgenmiş olurdu.

Sivren: Kendilerince “radikal” diye nitelendirdikleri bazı kesimlere gerek manevî gerek maddî baskıların olduğunu biliyoruz! Bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz?

Bezirgan: Evet, Sistemin aksaklıklarını ortaya koyuyor ve İslamî bir yapının inşasının kaçınılmazlığına inanıyorsanız, Demokrasi havarilerinin başınıza her türlü çorabı örebileceğinden emin olabilirsiniz. Kur’an-ı Kerim’de eziyet çekmemiş, zulme maruz kalmamış bir peygamber örneği neredeyse yok gibidir. Eğer bu dünyada hakkı haykıracaksanız, buna kulağını tıkayanlar da olacak, sesinizi kısmak adına canınıza kastedecekler de… Bu gerçeği bilirsek ve kendimize İslamî olarak doğru stratejiler geliştirebilirsek Allah bizi batıl dava sahipleri karşısında muzaffer kılacaktır inşallah.

Sivren: Malumunuz olduğu üzere Ortadoğu’da bazı olaylar gerçekleşiyor. Bu konuyla ve Afrika ve Somali’deki açlık krizi ile ilgili olarak düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Bezirgan: Olaylardan bahsederken sadece sonuca odaklanmak bizi yanlış düşünmeye sevk edebilir. Önemli olan bu hale nasıl gelindiğinin iyi bir tahlili yapıldıktan sonra sonucu görmek... Sömürge dönemi kapanmadı sadece söylemler değişti. Batı zihniyeti her zaman ters markaj yaparak dünya siyasetine hakim ve gücünü muhafaza eder bir biçimde yoluna devam ediyor. İnsanî yardım götürüyorum diye gittiği ülkelerin dibini kazıyor.

Allah razı olsun…



Yorumlar

  1. Ümit Özkan

    Samimi bulmadım,çünkü sürekli başörtüsünden bahseden,İslâmî yaşamdan bahseden başörtülü bacı neden dinini rahatça yaşayacağı Arabistan'a,Afganistan'a değilde,eleştirdiği demokrasi cenneti Batıya,Kanada ya gitmiş

  2. Simu Ulu

    Çok akıllıca bir sohbet olmuş

Yorum Yaz