Sistem Kadınlardan Neden Korkuyor?

Sümeyye Avcı

“Kırgız haber ajansından geçen haberde, Kırgızistan İç İşleri bölge ofisinin bildirisine göre Celal-Abad kentine bağlı Tash-Kumyr kasabasının Shamaldy-Sai köyünde yaşayan 40 yaşındaki T.G. ve 42 yaşındaki T.N. tutuklandı.

Polis kaynaklarından verilen bilgiye göre iki kadın “2000 yılından itibaren Hizb ut-Tahrir’in takipçileri olarak kayıtlıdır.”

Tash-Kumyr Belediye Mahkemesi tarafından, Polise yaptırılan ev aramaların da suç unsuru olarak, 22 kitap, 8 defter, 9 broşür, 2 DVD disketi ve dini içerikli 1 videokaset buldu.

Mahkeme adli takip ve soruşturmanın devam etmesine karar verdi.”

Bu haberi okuduktan sonra, bacılarımız için üzülmek bir yana, bozuk, aynı zamanda sapık olan bu sistemin korkusu düşündürdü beni. Öyle ya uyuşturucudan, zinadan veya dolandırıcılıktan değil de sadece “Rabbim Allah” dedikleri için tutuklanmışlarsa -ki öyle- bu durum, sistemin bir şeylerden korktuğunu gösterir. Zira neden tutuklasın, özellikle de kadınları? Daha sonra bugüne kadar tutuklanan bacılarımızı düşündüm.

Örneğin; 

-19 Mayıs 2011’de Moskova (Rusya)’da 36 yaşındaki Sıddikova Omidjan Ganevna adındaki Müslüman bir bacı tutuklandı. Yerini bildirmesi için telefon açmasına dahi izin verilmedi. Ayrıca 9, 11 ve 12 yaşlarında olan evlatlarını da bir yetimhaneye yerleştirdiler.

Aynı yılın Mayıs ayında operasyonlar yapıldı ve birçok Müslüman kadın evlerinden alınarak tutuklanmışlardı. Manabova Loyola Kazayhanova adındaki bir kadının evini aradıktan sonra caddeye çıkartıp manevî baskı oluşturmak için evlatlarını tutuklamakla tehdit ettikten sonra psikolojik hasta ve sapık olduğu yönünde bağırmaya başladılar. Bu durum tüm gün devam ederken bacının emzirdiği küçük bebeği ile 5 yaşındaki çocuğu o esnada tek başlarına evde bırakılmışlardı. Ve bugüne kadar bu bacılarımızdan bir haber alınamamıştır.

Üstelik tutuklanmaları hakkında da herhangi bir gerekçe dile getirilmemiştir. İnsan hakları derneklerinin, İslamî derneklerin ve cami imamlarının Rusya güvenlik birimlerine bu bacıların serbest bırakılıp çocuklarıyla birleştirilmesi hususundaki talepleri de ne yazık ki sonuçsuz kalmıştır.

-Geçen sene Almanya’da Mü’mine bir bacımız İslamî bir gruba mensup olma suçundan dolayı tutuklanarak gardiyanların işkencelerine maruz kaldı. Şer’î hükümlere bağlı olan bacımız, hapishanede başörtüsü takmaktan ve Müslüman kadının dış kıyafeti olan cilbabı giymekten men edildi. Bacımızın giysileri çıkartılarak başörtüsüz bir şekilde fotoğraflarının çekilmesi yetmiyormuş gibi, zorla dar bir pantolon ve bir gömlek giydirerek ayrı bir zulüm daha işlenmiştir. Bu muamele, diğer tutuklu/hükümlü kadınların aksine sadece bacımıza ve özellikle erkek gardiyanların gözleri önünde yapılmıştır. Dinine, şerefine, onuruna saldırmakla yetinmeyen gardiyanlarca, kendisine abdest almak için su dahi verilmemiş ve çoğu kez sözlü eziyet ve tacizlerde bulunulmuştur. Gardiyanların kötü muamelesi maalesef bu kadarıyla da kalmamış, bir gardiyan bacımıza saldırarak kendisini şiddetli bir şekilde duvara itmiş, ardından da eliyle taciz etmeye kalkışmıştır. Gardiyanın bu girişimi neticesinde ise bacımız sinir krizleri geçirmiştir.

Bacımızın Kardeşlere gönderdiği bir mesajında; “Bana neler yaptıklarını size bir anlatsam yürekleriniz parçalanır, kemikleriniz derilerinizden ayrılır. Dayak acısı, ırza, şerefe, onura ve dine yapılan saldırılardan bin kat daha iyidir.”

-Türkiye’de 5 Mart 2010 tarihinde, KöklüDeğişim Dergisi’ne Cuma sabahı yapılan operasyon sonucunda KöklüDeğişim yazarı olan Çiğdem Albasan, radyoda çocuklara yönelik İslamî program yapmak ve Dergi’de gençliğe yönelik İslamî tavsiyeler içeren yazılar yazmaktan ötürü tutuklanıp cezaevine gönderilmiştir. Bacımızın 3 yaşında bir çocuğu ve 4 aylık hamile olmasına rağmen eşiyle beraber o da tutuklanmıştır.

Bilhassa İslam beldelerinde bacılarımızın hapse atılmasının yanı sıra kendilerine işkence yapılmakta, haysiyetleri, onurları ayaklar altına alınmakta ve çıplak resimleri çekilip tecavüze uğranmaktadırlar.

-Yine Suriye’de bir bacımız Kur’an okurken hiç bir gerekçe olmadığı halde askerler tarafından evi basılmıştır. Evi darmadağın edilirken ismi Abdullah olan çocuğu uyanmış olan bunun üzerine askerler, “Hayır onun ismi Abdullah değil, AbdulEsad’dır. Hepimiz Esad’ın kullarıyız” demişler ve ardından Bacımıza tam 4 asker boyunca tecavüz etmişlerdir.

-Yakın zamanda meydana gelen bir olayda, Gaziantep’te Başörtüsüyle okuluna devam etmek isteyen fakat okul idaresi tarafından okula alınmayan Gaziantep ŞehitKamil İMKB ilköğretim okul öğrencisi Şüheda Çevik’in annesi Güllü Çevik’e, kızının eğitim hakkını araması nedeniyle 2 yıl 10 ay hapis cezası verildi.

-Ebu Garib hapishanesini de unutmamamız gerekiyor. Zira orada birçok bacımıza tecavüz edilmiş ve bacılarımız o necis insanların çocuklarını doğurmak zorunda kalmışlardı. Hatta bacılarımız hapishaneden İslam Ümmeti’ne mektup göndererek “Gelin bizleri ve karnımızda onların çocuklarını taşıdığımız bebekleri öldürün, madem hiç bir şey yapmıyorsunuz o halde gelin bizleri öldürün” diye haykırmışlardı. İnanın daha onlarca örnek verebiliriz, maalesef.

Hizb-ut Tahrir üyesi, KöklüDeğişim yazarı veya İslam ideolojisine bağlı olanlar yargılanırken terörle yargılanmaktadırlar. Yani bilinçli Müslüman olmak, “terör örgütü üyesi olmakla” aynı anlama gelebilmekte... Nitekim yukarıda verdiğim bütün örnekler terörle yargılanmışlardır.

Şimdi soruyorum sizlere Ey Müslümanlar!

Nedir bu bacılarımız suçu? Sistem bu aciz bacılarımızı neden bu kadar tehlikeli görüyor?

Bacılarımızın tek yaptıkları, İslam’ı hakkıyla yaşayıp mevcut rejimin de İslamî olmadığını, aksine tağutî bir rejim olduğunu benimsemek ve İslam’ı yeryüzüne hakım kılmak için çalışmalarıdır. Bu da sistem için büyük bir suç olarak kabul edilmektedir.

Çünkü sistem İslamî bir düzen değildir ve kendisini yıkacak hiç bir düzenin olmasına müsaade etmez. Bunun için bu fikri ve bu fikre sahip olanları ortadan kaldırmak için en acımasız girişimde bulunur. Bu fikirleri taşıyanlar erkek olsun, kadın olsun, hatta çocuk olsun sistem için fark etmez. Menfaatleri icabı onları ortadan kaldırmak için büyük katliamlar dahi yaparlar. Nitekim bugün Suriye buna en büyük örnektir.

Sistemin tek bir korkusu vardır ki, o da İslam’ın tekrar dünyaya yayılmasıdır. Çünkü onlar (küfür sistemini savunan kâfir ve yandaşları) İslam’ın gücünü Müslümanlardan daha iyi bilmekteler. Müslümanlar İslam’a bağlandıkları zaman, tekrar eski şahsiyetlerine döndüklerinde ne kadar küvetli bir Ümmet olacaklarını ve bu kuvvetlilikle kâfirlerin yaptıkları zulmü nasıl durduracaklarını çok iyi bilmekteler ve bu durum onları son derece korkmaktadırlar.

Onlar Hilafet’ten, Hilafet’in Halife’sinden ve Halife’nin ordusundan korkmaktalar. Hatta bu korku onların uykularını kaçırmakta… Bu yüzden bu kuvvetli Ümmet’in kadınlarından dahi korkmaktalar ve rahat uyuyabilmek için, uykularının kaçmamaları için kadınları hapsetmekten asla rahatsız olmazlar. Çünkü onlar sadece kendi rahatlarını düşünürler.

İşin bir de tuhaf yönü var ki, o da sistem Müslümanların İslam ideolojisine bağlanıp kuvvetlenmesinden korkarken, Müslümanların da sistemden korkmalarıdır. Çünkü sistem, bu ve buna benzer tutuklamalarla Müslümanları korkutmaktadır. Örneğin, Hilafet’in kaldırılışının yıldönümünde 2005’te yapılan bir basın açıklaması dolayısıyla Hizb-ut Tahrir üyelerinden 49 kişiye toplamda 117 yıl hapis cezası verilmesi insanları korkutmak içindir. 

Onların bu korkutma girişimlerine karşı Müslümanlarda kaza ve tevekkül meselesi net olmalıdır. Bu iki mesele net olursa Müslümanlar Allah’tan başka hiç bir şeyden korkmazlar. Nitekim Rabbimiz söyle buyurmaktadır:

قُل لَّن يُصِيبَنَا إِلاَّ مَا كَتَبَ اللّهُ لَنَا هُوَ مَوْلاَنَا وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

“De ki: “Bize Allah Teâlâ’nın yazmış olduğu şeyden başkası isabet etmez. o bizim Mevlâmızdır ve mü’min olanlar artık Allah Teâlâ’ya tevekkül etsinler.” (et-Tevbe 51)

Rasulullah şöyle buyurmuştur:

“Sizden biri doğruyu duyduğunda veya gördüğünde onu söylemesine insanlara olan korkusu engel olmasın.”

Binlerce tutuklanmalara ve işkencelere rağmen Ümmet’in şahsiyetli kadınları ve erkekleri Allah’ın davasından vazgeçmemekteler. Çünkü onlar hem Allah’a tevekkül etmekte, hem de başlarına yalnızca Allah’ın takdirinin ulaşacağını net bir şekilde idrak ve o doğrultuda hareket etmekteler. Zira başlarına gelebilecekleri bile bile davaya sarılmakta ve bütün baskılara rağmen her yerde hakkı bildirmeye devam etmekteler. Böylece onlar insanlardan, rejimlerden ve bu küfür rejimlerini güden yöneticilerden asla ve katta korkmamaktalar. Sadece Allah’tan korkup, O’na dayanmaktalar.

Ve onlar mallarını, canlarını Allah’a Cennet karşılığında satmışlardır. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ 

“Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır.” (et-Tevbe 111)

Rabbim biz kullarını bu ayeti idrak etmiş ve bu doğrultuda hareket eden kullarından eylesin. Âmin.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz