İslâm’ın insan hayatındaki etkinliğinin yok edilmesiyle
birlikte çoğu meselelerin anlaşılmasında zaafiyetler meydana gelmiştir.
Konular/meseleler araştırlırken İslâm’ın kaynaklarına sahih bir nazarla
bakıl(a)madığından, Şârî’nin razı olduğu hüküm elde edilememektedir. Rızayı
İlâhiyeye uygun bir şekilde anlaşılmayan meselelerden bir tanesi de câmilerin/mescidlerin
statüsü ve İslâm Hukukundaki yeridir.
Aslında çoktan kaleme alınıp paylaşılması gereken bir
konuydu, “İslâm Hukukunda câmilerin statüsü”… Ha bu konunun tekrar benim
gündemime gelmesinde, geçtiğimiz günlerde Konya’da merkezî bir câminin
avlusunda filim setinin kurulmuş olup film (ya da dizi) çevrilmesine şahit
olmam etken olmuştur. Niçin etken olmasın ki? Aynı câmide bizler tüm mazlum
Müslümanlar için kunut yapmayı arzuladığımızda, kunut gibi hayırlı bir amel
yapmamıza müsaade edilmemişti. KöklüDeğişim tarafından Türkiye’nin dört bir
köşesinde tertip edilen bütün mazlum Müslümanlar için tüm zalimlere
karşı yapılan ‘kunut’tan bahsediyorum. Bu nasıl bir anlayış? Bu nasıl bir
ikilem? Camide olması ve yapılması gerekene talip olan bizleriz, kerih görülen,
bölücülükle yaftalanan, Allah’ın evinde hakkı haykırmaya müsade edilmeyen de bizleriz.
Lakin diğer taraftan; câmide yapılmaması gereken işlere talip olanlar onlar,
ama kendilerine kapılar açılan, ayakta alkışlanan ve buyur edilen de onlar.
Dedim ya çoktan kaleme alınması gerekirdi aslında böyle
bir konunun. Bayram namazlarında da bundan çok farklı bir durum yaşamıyoruz
hani. Diyanet takviminin tayin etmiş olduğu bayram günleri yeri geliyor,
hilalin gözetlenmesi sonucunda belirlenen bayram gününden farklılık arz ediyor.
Pek tabi ki bu da beraberinde farklı günlerde bayram namazının eda edilmesi
gibi bir sıkıntı oluşturuyor. Müslümanların İslâmî Ümmet şuurunda bayram
yapamıyor olması başlı başına bir sıkıntı. Lakin ben ondan bahsetmiyorum. Ben
bayram namazlarını kılabileceğimiz bir câmi dahi bulmakta zorlandığımızı
anlatmaya çalışıyorum. Bir değil iki değil neredeyse (Konya için söylüyorum) 3
bin câmi arasında bayram namazı kılmakta zorlanıyoruz. Sanki Şeriat’a muhalefet
eden bizlermişiz de onlar değil?! Bu nasıl bir tenakuzdur, mantalitedir anlamadım
gitti vesselam...
Esefle ifade etmek gerekirse “mescid/câmi” kavramı
hakiki anlamından uzaklaştırılmış ve hayattaki etkinliğinden soyutlanmıştır.
Hatta öyleki artık “Allah’ın evi” olan câmilerde: “Allahu Teâlâ’nın dîni
yüceltilemez”, “emri bil m’aruf ve nehyi anil münker yapılamaz” ve “hayra
çağrılmasına müsaade edilmez” olmuştur.
Maalesef câmilerin genelinde “hakkın söylenmesine”, “emri
bil m’aruf ve nehyi anil münkerin yapılmasına” müsaade edilmemektedir. Hayrı
hatırlatmak isteyen Müslümanlara engel olunmuştur. Mesele hemen grupçuluk/cemaatçilik
taassubu ile değerlendirilmiştir. Allahu Teâlâ’nın râzı olmadığı, gadaplandığı
bu olaydan hareketle yazımda şerî deliller ışığında mescid/câmi kavramına
izah ve câmi işlevine açıklık getirmeye çalışacağım. Bu konunun
kavranabilmesi, iki hususun çok iyi bilinmesini gerekli kılmaktadır.
1- Mescid ve Câminin Tarifi
a- Kur’an’da Mescid kavramı
b- Sünnet’te Mescid kavramı
2- İslâm Hukuku’nda Mescidlerin/Câmilerin Statüsü
1- Mescid ve Câminin Tarifi
Mescid; “sucud”
kelimesinden türeyip, ibadet edilen mekân anlamında kullanılmaktadır. “Mescid”,
“secde edilen yer” anlamında bir mekân ismidir. Namazın başka rükünleri de
olmasına rağmen ibadet edilen yer, önemine binaen secdeye izafe edilmiştir.
Câmi, جمع kökünden türeyen, “toplayan,
bir araya getiren” anlamına gelmektedir. Câmi kelimesi, başlangıçta sadece
Cuma namazı kılınan büyük mescidler için kullanılanmakta idi. Ayrıca “el-mescidü’l-câmi’”
tâbiri, Taberânî’nin bir rivâyetine göre bizzat Hz. Peygamber tarafından da
kullanılmıştır. Hicrî 4. yüzyılın başlarında “câmi” kelimesinin tek
başına, mescid anlamında kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Daha
sonra, içinde Cuma namazı kılınan ve hatibin hutbe okuması için minber bulunan
mescidler câmi, minberi bulunmayan yani Cuma namazı kılınmayan küçük mâbedler
ise sadece mescid olarak anılır olmuştur.
a- Kur’an’da Mescid kavramı:
“Mescidler, Allah'a mahsustur. Allah ile beraber hiç
kimseye davet etmeyin.” (el-Cinn (72), 18)
“Allah'ın
mescidlerinde, Allah'ın adının anılmasına engel olandan daha zâlim kim vardır”?
(el-Bakara (2), 114) Başka bir âyette Allahu
Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe
iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından
korkmayan kimseler imar eder.” (et-Tevbe
(9), 18)
b- Sünnet’te Mescid kavramı:
“Ka'b İbnu Ucra RadiyAllahu
Anh anlatıyor: Rasulullah Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam buyurdular ki: “Biriniz
mescide gidince orada ellerini kenetlemesin, çünkü o namazdandır.” (Tirmizi,
Salâh, 284)
Başka bir hadisi şerifte ise şöyle geçmektedir:
“Burayde RadiyAllahu Anh anlatıyor: “Bir adam mescidde
yitiğini ilan etti ve “Kim kızıl deveyi gördü?” dedi. Bunu işiten Aleyhi’s-Salatu
ve’s-Selam, “Bulamaz ol! Mescidler neye yarayacaksa onun için inşa
edilmiştir (gayesinden başka maksatla kullanılamaz)” buyurdular.”
(Müslim, Mesacid, 80)
Bunlara benzer birçok ayet ve hadislerde “mescid”
lafzı, Allah’ın evleri ve Müslümanların bir araya toplanarak ibadet ettikleri
yer anlamında kullanılmışır.
Yani günümüz de kullanılan “câmi” kavramının,
naslarda “mescid” olarak geçtiği bilinmesi gereken önemli bir konudur. Yukarıda
da kısmen vurgulandığı gibi günümüzde mescid, hutbe okunmayan, küçük mâbedlere
denilmektedir.
2- İslâm Hukukunda Mescidlerin/Câmilerin Statüsü
Mescidler/câmiler, mü’minlerin secde ve ibâdet yeri
olduğu gibi, onların buluşma yerleri, eğitim ve öğretim, toplumsal sorunlarının
görüşüldüğü yerlerdir. İslâm’da Allah’ın evi olarak itibar edilen câmilerin
birilerinin tekelinde olması kesinlikle câiz değildir. Hiç kimse câmilerde özel
tasarruf etme hakkına sahip değildir. Câmiler yalnızca namaz kılma mekânları
haline geldi. Özellikle küçük câmiler sadece namaz vaktinden namaz vaktine
açılır oldu. Böyle bir uygulama o yerleri gerçek mescid/câmi olmaktan çıkarır,
resmî mâbet yapar ve onu kuru yapı haline getirir. Câminin gerçek fonksiyonu icrâ
edilmez olur. Toplumda
İslâmî havayı ve şuuru mescidler ayakta tutar. Hayra davet edilen, emri bil
m’aruf ve nehyi anil münkerin yerine getirildiği ve Allah’ın dininin
yüceltildiği mübarek mekânlardır câmiler…
Camiler genellikle “vakıf” olarak yapılırlar. Onu
yapan ya da yaptıran kim, hangi şahıs, kurum ya da kuruluş olursa olsun caminin
statüsünü ve misyonunu belirlemede tasarruf sahibi değildir. Zira o “cami”
olarak yapıldıktan sonra hiçbir şahıs, kuruluş ya da cemaatin malı değildir. O
cami Allah için vakfedilmiştir ve bütün müslümanlarındır. Şeriattaki vakıf
ahkâmına tâbidir. Buna göre her cami, her Müslümana açıktır. Hiçbir Müslüman
İslâmî bir görüşünden dolayı camiden men edilemez. Aksi halde “cami” “birleştiricilik”
fonksiyonunu kaybedip, haram olan “tefrika / bölücülük” odağı konumuna
düşürülmüş olur. Hiçbir şahıs, cemaat ve kuruluşun bunu yapmaya hakkı ve
yetkisi yoktur...
-Câmilerde sadece Allah’ın zikri bahis konusu olur.
-İbadet yapılır, dua edilir, Allah’ın zikri olan İslam ve
İslâm’ın değerleri, hükümleri anlatılır, yüceltilir, öğretilir. Mezhep, içtihad
farklılıkları olsa da tüm İslâmî görüşler câmide ifade edilebilir. Engel
olunmaz. Buna engel Allahu Teâlâ’nın zikrine engel olarak değerlendirilir.
-Câmide hiçbir münkere de izin verilmez. Yani İslâm’a
aykırı her fiil ve düşünce münkerdir ve engel olunur. İzin verilirse haram
işlenmiş olur.
Allah’ın mescidlerinde ve yeryüzü mescidinde Allah’ın
zikredilmesine, O’nun hatırlanıp hatırlatılmasına engel olan, maddî ve mânevî
yönden mescidleri harâb edenlerden daha büyük zâlim olmaz. En büyük zulüm,
AllahuTeâlâ’nın hükümlerini ketmetmektir, hayra dâvet edilmesine engel
olmaktır. Bakın Allah Celle Celâluhû bunu sarih bir şekilde nasıl beyan
etmektedir.
“Allah'ın
mescidlerinde, Allah'ın adının anılmasına engel olandan daha zâlim kim vardır?”
(el-Bakara (2), 114)
Evet, üzülerek ifade ediyorum ki artık câmilerde “hayra”/İslam’a,
İslamî görüş ve hükümlere çağrılmasına, ma’rufun emredilmesine ve münkerin
nehyedilmesine müsade edilmez olmuştur. Aksine câmilerde (bütün câmiler olmamak
kaydıyla) münkerin ifşa olmasına, Şârî’nin hükmünden uzaklaşılmasına teşvik
vardır.
Mesela: Demokrasiye, demokratik fikirlere, diyalog, entegrasyon
fikirlerine hatta haram olan fikirlerle (faiz gibi) iştigal edilmesine teşvik
vardır. Haram olan bir fikrin propagandasını yapmaya müsaade edilirken hatta câmi
görevlileri bunu dillendirirken bir Müslüman’ın İslami düşüncelerini
Müslümanlara câmide ya da câmi önünde anlatılmasına izin verilmiyor. İslâm’a
yapılan saldırılara karşı duyarsız kalmamaları hususunda Müslümanların
uyarılmasına dahi izin verilmiyor.
Hadiste de ifade edildiği gibi câmiler, Müslümanların
Allah’ın ahkâmlarıyla hem-hal olabilecekleri ve hayra çağırıp, hayrı
öğretecekleri mekânlardır. Ebu Hureyre Radıyallahu Anhdan Rasullah’ın
şöyle dediğini rivâyet etmiştir:
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:
“Her kim bizim bu mescidimize ya bir hayır öğrenmek yahut
öğretmek için girerse, Allah yolunda cihad eden kimse gibi olur ve her kim
başka bir maksatla girerse, kendisine ait olmayan bir şeye bakıp duran bir
kimseye benzer.”
Allahu Teâlâ’nın bütün konularda olduğu gibi bu konuda da
rızasına uygun bir anlayış ve câmilere asıl statüsünü kazandıracak İslâmî bir
hayatı en kısa zamanda nasip etmesi duasıyla.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış