GAZZE ÖLÜYORKEN ÜMMET DİRİLİYOR

Abdullah İmamoğlu

İnsanoğlunun duygularına tercüman olmaya bazen kelimeler kifayetsiz kalır. Bu, sevinç için de böyledir, hüzün için de… İşte en son Gazze’de kardeşlerimizin maruz kaldıkları mezalim… Burada yaşanan hüznün boyutlarının kelimelerle tarifi mümkün değildir. İşgalci varlığı “İsrail” aralıksız sürdürdüğü bombardıman neticesinde Gazze’de, taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmadı; çoluk çocuk, yaşlı-genç demeden acımasızca katletti. Gasıp Yahudi varlığının insafsız saldırıları neticesinde Gazze adeta yerle bir edildi, nice canlar yitirildi. Beton yığınlarının altında can veren bebeğine sarılan annenin, körpe yavrusunun cesedini çöp poşetlerine koyan babanın acısını neyle tarif edebilirsiniz ki? Ya da yarası tedavi edilirken hastanede elektrik ve narkoz olmadığı için Kur’an ayetleriyle kalbini ve bedenini mutmain kılmaya çalışan çocuğun duygularını nasıl ifade edebilirsiniz ki? Annesinin cansız bedeninin yanına uzanıp uyanmasını bekleyen Gazzeli bir çocuğun acısına hangi kelimelerle tercüman olabilirsiniz ki? İşte belki de binlerce kilometre ötelerden dünyanın doğusundan batısından Gazzeli kardeşlerimiz için meydanlarda yapılan kıyamlar, dualar, yakarışlar ve akıtılan gözyaşları duygularımızın lisanıhalidir.

Gazze’ye yönelik bu son saldırılarda binlerce şühedanın kanları mübarek toprağı sularken, şühedanın ve oradaki Müslümanların toprağa düşürdüğü kan ve gözyaşı, dünyanın her yerindeki İslâm ümmetine can suyu oldu âdeta. Uyuyan İslâm ümmetinin kıyamına, üzerindeki ölü toprağını atmasına vesile oldu. Sanki Gazze’nin ölümü, İslâm ümmetinin dirilmesine vesile oldu… Tıpkı Müslim’in Sahih’inde geçtiği üzere; Buruc Suresi’nde bildirilen bir topluluğun iman etmesine bir gencin ölümünün vesile olması gibi… Sadece bir genç öldü ancak ölümüyle koca bir halkın iman etmesine, Rabbine yönelmesine vesile oldu.

Ölümüyle halkı dirilten genç…

Ölümüyle ümmeti yeniden ayağa kaldıran Gazze…

Ne demek istiyorum, biraz açalım…

İslâm ümmeti, son olaylarla birlikte ölmediğini bilakis diri olduğunu ve ayağa kalkabilecek iman ve ruha sahip olduğunu ziyadesiyle ispat etmiştir. Söz konusu inandığı değerler olduğunda, fedakarlıktan asla kaçınmayacağını göstermiştir. Biz, her fırsatta İslâm ümmetinde hayır olduğunu, üzerindeki ölü toprağını atmaya muktedir olduğunu söylüyorduk. Bunu söylediğimizde de, İslâm ümmetinde hayır kalmadığı düşüncesinde olan kimseler tarafından, bu düşüncemizden dolayı eleştiriliyorduk. Ümmet, uzun yıllardır “Bu ümmetten hayır gelmez, bu ümmetle bir yere varılmaz!” ithamlarına maruz kalmıştır. Halbuki Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem böylesi aşağılayıcı ithamlardan nehy etmiştir. Şöyle buyurmuştur: [إذا قال الرَّجُل: هَلَكَ الناس، فهو أَهْلَكُهُم] Bir kimse, ‘İnsanlar helak oldu!’ derse, bilin ki o, herkesten çok helak olandır. [Muslim]

Yine başka bir rivayette, ümmette hayır olduğunu şu sözleriyle ifade etmiştir: [مَثَلُ أمتي مَثَلُ المطر لا يُدرى أولُه خيرٌ أم آخرُه] Ümmetim yağmur gibidir; evveli mi daha hayırlı yoksa sonu mu bilinmez. [Tirmizî]

Ümmetin kapitalizmin karanlık bulutlarının tesirinde kaldığı doğrudur. Kapitalist zehirli fikirlerin tesirinden hastalandığı da doğrudur. İslâm’ı yaşamakta ve emirlerine bağlanmakta zafiyetlerinin olduğu da inkâr edilemez. Zafiyetlerinin olduğu inkâr edilemeyeceği gibi hasta olan ümmetin, söz konusu İslâm’ın değerleri olduğunda ölüm uykusundan uyanmaya muktedir olduğu da asla inkâr edilemez. Zira değerlerine sahip çıkma kararlılığı, İslâm ümmetinin amentü kodlarında saklıdır. Tarih boyunca da hep öyle olmuştur. “Zayıf” denilen ümmet zaferler elde etmesini, “ayağa bir daha kalkamaz” denilen ümmet yeniden kıyam etmesini bilmiştir. İşte Haçlı işgalleri… “Bir daha asla ayağa kalkamaz” dedikleri İslâm ümmeti küllerinden doğmuş ve dahi Haçlılar tarafından işgal edilen Kudüs’ü işgalden kurtarmıştır. İşte Moğol istilası… Moğollar tarafından maruz kaldığı katliamlar sonrası “belini bundan sonra doğrultamaz” dedikleri İslâm ümmeti, yıllar sonra kendi dirildiği gibi kâfir Batı’yı da İslâm ile diriltmek üzere Viyana kapılarına kadar gelmiştir.

İşte kapitalizmin ifsat çukurunda öldü zannedilen İslâm ümmeti, son Gazze olaylarıyla kuyudan çıkmayı başarmış ve hayatta olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Doğusundan batısına dünyanın her yerinde Müslümanlar, Gazze için meydanlara akın ettiler. Aralarında sömürgeci kâfirlerin ördüğü suni sınırlar olmasına rağmen seslerini ve dualarını sınırları aşırıp Gazze’deki kardeşlerine ulaştırdılar. Kardeşlerinin yardımına gidebilmek için örülmüş sınır duvarlarına tırmandılar. Sınırların açılması halinde kardeşlerinin yanlarına gitmeye hazır olduklarını tüm dünyaya haykırdılar. “Ya Filistin’i kurtarın ya da yol açın!” diyerek yöneticilere sorumluluklarını hatırlattılar. Bununla birlikte Gazze için yola revan olmaya hazır olduklarını; ümmet olarak halen diri olduklarını gösterdiler. İslâm ümmeti Gazze’yi ve oradaki mezalime maruz kalan Müslümanları acılarıyla, dertleriyle baş başa bırakmadı. Gazzeli kardeşlerimizi kendi gözyaşlarında boğulmaya terk etmedi. Bu süreçte yer-gök İslâm ümmetinin kıyamına, Gazze için canlarını feda etmeye hazır olduklarına, “birruh biddem nefdike ya Aksa” haykırışlarına şahittir. İslâm ümmeti, “lebbeyk, lebbeyk, lebbeyke ya Aksa” şeklinde haykırarak ölmediğini tüm dünyaya ispat etti. Hadiste de betimlendiği üzere tıpkı bir vücut gibi refleks gösterdi. Zira Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de ümmeti bir vücuda ve bir vücudun azalarına benzetmiştir. Şöyle buyurmuşlardır: [مثلُ المؤمنين في تَوادِّهم ، وتَرَاحُمِهِم ، وتعاطُفِهِمْ . مثلُ الجسَدِ إذا اشتكَى منْهُ عضوٌ تدَاعَى لَهُ سائِرُ الجسَدِ بالسَّهَرِ والْحُمَّى] “Birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerine sımsıkı sarılmakta müminler bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir uzvu rahatsızlandığı zaman diğer azalar da ateşlenerek ve uykusuzlukla ona icabet ederler.” [Buhari]

En son Gazze’de yaşananlara karşı kayıtsız kalmayan İslâm ümmetinin bu refleksi; asrımızda onları hep yönetilmeye mahkûm varlıklar olarak gören Batı dünyasının, Müslümanları aşağılayıcı fikirlerinin tesirinden kurtulamamış Batı hayranı Müslümanların “ümmette hayır yoktur, İslâm ümmeti ölmüştür” ithamlarına da verilebilecek en güzel cevap olmuştur.

Yine Gazze’de katliamların yaşandığı bu süreçte hocalarımızın, âlimlerimizin kahir ekseriyetinin de tıpkı İslâm ümmeti gibi hayır üzere olduklarına şahit olduk. Yeri geldi kendisine emanet edilen peygamber mirası minber ve mihraplardan Gazze’ye sahip çıktılar, yeri geldi Müslümanlara meydanlarda mihmandarlık yaparak Filistinli kardeşlerimizi sahipsiz bırakmayacaklarını haykırdılar. Öyle de olmalıydı zira… Muttaki âlimlerimiz; Allah’ın biz kullarına birer ikramıdırlar. Onlar, gecenin karanlığını aydınlatan kandillerdir; istikametin öncüleri ve yeryüzünde nebilerin varisleridirler. İslâm düşmanlarının ümmete isabet ettirmek istedikleri zararlı fikir, kültür ve düşünce oklarına birer korunaktırlar. Onlar ki, ümmeti hak yolda cesaretlendiren muttakilerdir. Yaptıkları Hak çağrıları ile şeytanın ve avenelerinin kendilerine öfkelendiği kimselerdir. Âlimlerimiz, İslâm’ın safiyetini her türlü fasit ve zararlı fikirlerden koruyan, koruyucu kimyalardır. Kalkmak istediği zaman İslâm ümmetinin kıyamına dayanaktırlar. Herkesin sessizliğe büründüğü bir zaman diliminde sessizliği bozan hak sözdür, onlar. Kapitalizmin çıkmaz sokaklarında kaybolmuş ümmete yol göstericidirler, onlar. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bize âlimleri şöyle anlatmıştır:

[إِنَّ مَثَلَ الْعُلَمَاءِ فِي الأَرْضِ كَمَثَلِ نُجُومِ السَّمَاءِ يُهْتَدَى بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ فَإِذَا انْطَمَسَتِ النُّجُومُ يُوشِكُ أَنْ تَضِلَّ الْهُدَاةُ“Yeryüzündeki âlimlerin misali, gökyüzündeki yıldızlar gibidir. Kara ve denizin karanlığında onlarla yol bulunur. Yıldızlar kaybolduğunda hidayet bulanlar nerdeyse sapıtırlar.” [Ahmed bin Hanbel]

Onlar, nebilerin vârisleridirler. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor:

[وَإِنَّ الْعَالِمَ لَيَسْتَغْفِرُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِي الأَرْضِ وَالْحِيتَانُ فِي جَوْفِ الْمَاءِ وَإِنَّ فَضْلَ الْعَالِمِ عَلَى الْعَابِدِ كَفَضْلِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ عَلَى سَائِرِ الْكَوَاكِبِ وَإِنَّ الْعُلَمَاءَ وَرَثَةُ الأَنْبِيَاءِ“Sudaki balığa varıncaya kadar yerde ve gökte bulunan her şey, âlim için istiğfar eder. Âlimin âbide (ibadet edene) üstünlüğü ayın geceye/yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler nebilerin gerçek vârisleridirler.” [Ebu Davud]

Nasların işaret ettiği bu üstünlük ve kıymet; İslâm’ı koruyan, Allah Azze ve Celle’nin dininin muhafızlığını yapan, ajandasında haktan başka bir şey olmayan, ne pahasına olursa olsun hakkı ve sabrı tavsiye eden, en güçlü azığı olan hak söz ile yöneticileri İslâm şeriatını uygulamaya çağıran âlimlere aittir. Hadislerde zikredilen bu üstünlükler; hakkı daima ayakta tutan, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran, yöneticileri muhasebe eden ve onlardan hiçbir vakit nasihatini esirgemeyen, ilmi ile âmil kimseler içindir. Hadislerde vurgulanan bu övgüler; son süreçte olduğu gibi yeri geldiğinde Müslümanların maslahatı için rahatını terk eden, ümmetin dertleriyle dertlenen ve bu yolda her türlü zorluğa katlanan âlimler içindir.

İşte böylesi âlimlerin varlığına bu süreçte şahit olduk, hamd olsun. Evet, sadece gasıp Yahudi varlığını tel’in etmekle yetinmeyen bilakis İslâm beldelerinin yöneticilerinin bir an evvel harekete geçmeleri telkinlerinde bulunan hocalarımızın varlığına şahit olduk. Doğu bölgesinde hocalar, seydalar, mollalar, kelime-i Tevhit sancağı etrafında Gazze için tek yürek olduklarını ve söz konusu İslâm ve değerleri olduğunda “bir ve birlikte” olabileceklerini cümle âleme göstermişlerdir. Türkiye’nin birçok muhtelif yerlerinden hocalarımız, Gazze’nin kınama mesajlarıyla kurtulmayacağının çağrısını yöneticilere yaparak artık yöneticilerin somut adımlar atmaları gerektiğini onlara hatırlattılar. Yine Hakkın gür sesleri olmaları hasebiyle, Filistin’de yaşanan mezalimin sadece yardım faaliyetleriyle durdurulamayacağını, bilakis orduların hareket ettirilmesiyle bunun mümkün olacağını söylediler. Yine kimi hoca ve âlimlerimiz, Gazze’deki kardeşlerimiz gasıp Yahudi varlığı tarafından hunharca katledilirken; kalkanımız olan Hilâfet Devleti’ne bugün, hiç olmadığımız kadar muhtaç olduğumuzu dillendirdiler.

Hatta Dünya Müslüman Alimler Birliği’ne bağlı İçtihat ve Fetva Komitesi, İslam ülkeleri yönetimlerinin Gazze’deki savaşa ilişkin yükümlülükleriyle ilgili fetva yayınlayarak; orduların Aksa’ya hareket ettirilmesi gerektiğini, ordularla Filistin’e destek verilmesinin zorunlu olduğunu açıkladılar.

Âlimlerin, hak sesleri ümmete cesaret, kâfirlerin yüreğine de korku saldı.

Âlimlerimizin ve hocalarımızın kıyamı uyuyan gönüllere şifa oldu.

Artık ümmet, üzerindeki ölü toprağını silkelemiş ve ayağa kalkmıştır.

Şimdi daha fazlasını yapma zamanıdır!

Kâfirlere ve ümmetin vahdetinden rahatsız olanlara inat, birleşelim ve tek bir ümmet olduğumuzu gösterelim.

Tek bir sancak altında birleşelim ki; elde ettiğimiz güçle sömürgeci kâfirlerin sarayları sallansın! Birleşelim ki; kâfirlerin aç sırtlanlar gibi üzerimize üşüştüğü o zelil günler yerini, izzetli ve şerefli günlere bıraksın! İzzet bu ümmetin yeniden namı olsun…

Kerih görücülerin uykularını kaçıracak Hilâfet hakikatini daha gür bir sedayla haykıralım!

Görüldüğü üzere alaya alınan, değişime ve kıyama ehil görülmeyen İslâm ümmetinin hayırlı evlatları, Gazze ölürken dirilmesini bilmiştir. Sömürgeci kâfirlerin Sykes-Picot ile ördükleri suni sınırların Müslümanlar için hiçbir şey ifade etmediğini, Gazze’de yanan yangının; Türkiye’de, Ürdün’de, Pakistan’da, Endonezya’da, Yemen’de, Mısır’da ve daha nice yerlerde kendi ülkelerinde yanan yangından farksız olduğunu göstermiştir.

Aynı ümmet, değişim için de kutlu bir kıyam gerçekleştirmeye ehildir. Bugün Müslümanların değişim ve kıyam potansiyelini hakir görenlere ve ümmetle alay edenlere verilebilecek en güzel cevap, kuşkusuz Râşidî Hilâfet Devleti’nin hayat sahnesine geri dönmesi olacaktır.

Gazze katliamı ile birlikte dirilen İslâm ümmeti, başta Filistin olmak üzere sair İslâm beldelerindeki mezalime son verecek Râşidî Hilâfet’i kurmaya muktedirdir, biiznillah.

Mesele sadece zaman meselesidir…


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz