Hidayet ve dalâlet yollarını yaratan Allah Subhânehû ve Teâla’dır, bunlardan
birini tercih eden ise insandır. İnsan bu ikisinden birini yaşam biçimi haline
getirdiğinde, belirli bir şahsiyete bürünür. Mümin ya da kâfir profillerinin özelliklerini,
reflekslerini, davranış kalıplarını Allah Sübhânehû ve Teâla bizlere
bildirmiştir. Hidayeti tercih edenler birbirlerinin velisi, dostu ve
yardımcısıdır. Küfrü tercih edenler de birbirlerinin dostu, destekçisi ve
yardımcısıdır. Küfür tek millettir ve kâfirler iman edenlere karşı daima blok
halinde hareket ederler.
Tarih, bunu teyit eden bir zaman akışı sunarken, günümüz bu gerçekliği her
an her hadiseyle teyit etmektedir. İslam’ın doğuşunda müşriklerin ve Medine’de
Yahudilerin düşmanlıkları, İslam’ın klasik döneminde Haçlıların seferleri,
modern dönemde İngiltere, Fransa, Hollanda, İtalya vb. Avrupa devletlerinin,
Ortadoğu, Afrika ve Hint alt kıtasını sömürgeleştirmeleri, sonrasında Amerika
Birleşik Devletleri’nin işgalleri, Irak, Afganistan ve Gazze’de yaptıkları, Rusya’nın
Çeçenistan’da, Hindistan’ın Keşmir’de, Yahudi varlığının 1917’den beri Filistin’de,
son yıllarda Gazze’de yaptıkları… Bütün bunlar dost-düşman tanımının ümmetlerin
hayatında varoluşsal öneme sahip olduğunu göstermektedir.
Bu sebeple Rabbimiz kafirleri dost edinmeyi, onlara en ufak bir ilgi ve
bağlılık göstermeyi kalın ve kesin çizgilerle yasaklamıştır:
لَا تَجِدُ
قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ
اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ
اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشٖيرَتَهُمْۜ
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah’a ve Peygamberine
düşmanlık eden kimselere -babaları, oğulları, kardeşleri yahut diğer akrabaları
da olsa- sevgi beslediğini (bağlandığını) göremezsin. (Maide, 22)
İslami literatürde “Velâ ve Berâ” kavramları dost ve düşmanla
ilişkilerin temelini, biçimini ve mahiyetini belirleyen kavramlardır.
Velâ sözlükte; yardım etmek, sevmek ve dost olmak anlamlarına gelir. Şer’i
anlamda ise yalnızca Allah’a, Resul’üne ve müminlere bağlılık göstermek, yardım
etmektir. Bu bağlılık ve yardım zaman ve mekanla sınırlı olmayan, imanın
doğasından gelen kalıcı bir bağlılıktır.
Berâ ise sözlükte; Bir şeyden kurtulmak, uzaklaşmak ve aradaki bağı tamamen
koparmak demektir. Berâ; Allah dışındaki tüm ilahları, beşeri kanunları,
ideolojileri ve İslam dışı sistemleri reddetmektir. Bu, inanç bağının koptuğu
noktada her türlü akrabalık veya menfaat ilişkisinin de kesilmesini gerektiren
kesin bir ayrışmadır. Kâfirlerle dost ve müttefik olmanın vahim sonuçları konusunda
müminleri uyarmıştır.
وَالَّذٖينَ
كَفَرُوا بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍؕ اِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي
الْاَرْضِ وَفَسَادٌ كَبٖيرٌؕ
“Kafirler birbirlerinin velisidir. (İlişkilerinizde) bunu dikkate almazsanız
yeryüzünde (sizin açınızdan) bir fitne (kargaşa) ve büyük bir bozulma (yıkım) meydana
gelir.” (Enfal, 73.)
Velâ ve Berâ, Müslümanların bireysel yaşamlarında yüksek hassasiyet
gösterdiği bir mesele olmakla birlikte siyasal açıdan anlamını kaybetmiştir. Örneğin
bir Müslüman hanım kafir bir erkekle evlenmeyi, kafirin velâyetine girmeyi asla
kabul etmezken ya da Müslüman bir erkek velâyeti altında olan bir kız çocuğunun
kâfirle evliliğini onaylamazken, İslam dünyasında yönetimler, BM, IMF, Dünya
Bankası veya NATO’ya üye olmalarını veya kâfirlerle ikili ve bölgesel
ittifaklar kurmalarını onaylamaktadır. Halbuki bu, Müslüman toplumların
siyasi, ekonomik, askeri vb. hayati alanlarda kâfirlerin velâyetine girmeleri
anlamına gelmektedir. Müslümanları kafirlerin tahakkümü altına alan
uluslararası kurum ve sözleşmeler/akitler, kapsam, mahiyet ve doğurduğu sonuçlar
açısından bir evlilik akdiyle kıyaslanamayacak ölçüde ölümcüldür. Bu durum,
İslam fikrinin Müslüman zihninde sekülerleşme yönünde dönüşüme uğradığını, velâ
ve berâ kavramlarının siyasi mahiyetini kaybettiğini göstermektedir. İslami
kavramların siyasi anlam haritalarının zihinlerden kaybolması, Müslümanların
siyasi sahada yollarını bulamamalarına neden olmakta; onları maddi, manevi, kültürel
ve siyasi olarak sömürüye müsait hale getirmektedir.
وَلَنْ
يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِرٖينَ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ سَبٖيلًا۟
“Allah kâfirlere, müminler aleyhinde (onlar üzerinde) asla yol (egemenlik
kurmalarına izin) vermeyecektir.” (Nisa, 141)
Günümüzde kafirlerle dostluğun (Velâ) biçimlerini birkaç başlık altında
özetleyecek olursak:
1. Doğrudan Yardım: İslam ve Müslümanlarla
mücadelesinde kafirlere yardım etmek, topraklarını askeri amaçlarla
kullanmalarına izin vermek, istihbarat sağlamak ve onlarla güvenlik koordinasyonu
içine girmek. Terörle mücadele maskesi altında İslam’a ve İslam’ı dava edinen Müslümanlara
karşı mücadele etmek, onları şeytanlaştırmak, koğuşturmak ve mahkûm etmek. Bütün
bunlar sadece kâfirleri memnun etmek, onlar nezdinde meşruiyet ve destek kazanmak
için yapılmaktadır. Bu tür anlaşmalar şeriatın açıkça yasakladığı velâ türünden
anlaşmalardır:
يَٓا اَيُّهَا
الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِرٖينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ
الْمُؤْمِنٖينَۜ اَتُرٖيدُونَ اَنْ تَجْعَلُوا لِلّٰهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُبٖينًا
“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allah’a
aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (Nisa, 144)
2. Siyasi Bağlılık: Yerel, bölgesel veya küresel çapta herhangi
bir meselenin idaresinde veya bir krizin çözümünde uluslararası toplum veya kurumların
kararlarına uymak. Kafirlerin velayeti yani tasarrufu altına girmek. Amerika
veya Avrupa’nın uydusu olmak, onların politik perspektiflerine bağlı kalmak ve sömürgeci
kâfir devletlerin yörüngesinde hareket etmek. Müslümanların siyaseten
bağımlılığını derinleştiren politik sarmal içine kendilerini hapsetmeleri anlamına
gelmektedir ki, Rabbimiz bundan Müslümanları men etmiştir:
يَٓا اَيُّهَا
الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تُطٖيعُوا الَّذٖينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ
فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرٖينَ
بَلِ
اللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرٖينَ
“Ey iman edenler! Eğer kâfirlere uyarsanız, sizi gerisin geri döndürürler
de sonra hüsrana uğramış olursunuz. Oysa sizin mevlânız (koruyup kollayanınız)
Allah’tır ve O, yardımcıların en iyisidir.” (Ali-İmran, 149, 150)
3. İdeolojik ve Kültürel Bağlılık: Kapitalizm, liberalizm,
laisizm, sosyalizm, feminizm, milliyetçilik ve ulus-devletçilik, dinler arası
diyalog gibi Batı’ya ait gayri İslami fikirleri benimsemek, propagandasını
yapmak ve yaymak. Müslüman zihnini ifsad eden ve nesilleri yozlaştıran bu
düşünceleri eğitim müfredatlarına ve öğretim programlarına dercetmek. Bunlara
sempati oluşturacak şekilde seminer, panel, konferans, sempozyum vb.
etkinlikler düzenlemek. İslâm ümmetini, Müslüman bakiyesini düşmana
benzeteceği, kimlik kaybına yol açacağı, hatta düşmanına aşık bir insan bakiyesi
ortaya çıkaracağından dolayı en ölümcül velâ/dosluk biçimlerindendir. Ve
Rabbimiz elçisinin şahsında bizlere özgü bir akide (düşünce, perspektif) ve
yaşam formu sunmuş, buna bağlı kalmamızı tembihlemiştir:
ثُمَّ
جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَرٖيعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِـعْ
اَهْوَٓاءَ الَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ
اللّٰهِ شَيْـٔاًؕ وَاِنَّ الظَّالِمٖينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۚ
وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّقٖينَ
“Sonra seni ilâhî vahye dayalı bir şeriat (kanun, yol) üzere kıldık. Ona
sıkı sıkıya uy, bilmeyenlerin arzularına uyma! Şüphesiz onlar, Allah’a karşı
sana hiçbir fayda sağlayamazlar ve kuşkusuz haktan sapanlar birbirlerinin
dostları ve koruyucularıdır, Allah da müttakilerin (kendisine itaatsizlikten
sakınanların) dostudur.” (Casiye, 18, 19)
4. Müzakere ve Denetim: Avrupa Birliği uyum yasaları, Kopenhag
kriterleri, Paris İklim Sözleşmesi gibi iç ya da dış politikaların
yapılandırılması veya siyasi, ekonomik ve sosyal sorunların çözümü noktasında kâfirlerin
belirlediği standartlara uymak ve ülkeyi bu sahalarda onların denetimine açık
hale getirmek. Bu Müslüman dünyayı sömürgeleştirmenin en yaygın yöntemlerinden
biridir. Kâfirlere bu türden bir velâyet/tasarruf yetkisi vermek siyaseten
egemenlik hakkından onlar lehine vazgeçmek; şer’an büyük bir cürümdür:
يَٓا اَيُّهَا
الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَاْلُونَكُمْ
خَبَالًاۜ وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ
وَمَا تُخْفٖى صُدُورُهُمْ اَكْبَرُۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ
كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ
“Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin, onlar size kötülük
yapmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların ağızlarından öfke
taşmaktadır; kalplerinin gizlediği ise daha büyüktür. Gerçekten size delilleri
açıklamışızdır, eğer düşünüyorsanız!” (Ali-İmran, 118)
5. Zalimlere Meyletmek: Filistin’de Müslümanlara ait gasp
ettiği topraklarda üzerinde kurulan söz devlet Yahudi varlığını tanımak, onunla
normalleşmek. Gazze ve Filistin topraklarında Barış Kurulu adı altında manda yönetimi
kurmayı amaçlayan “Trump Planı”nı kabul etmek. Keşmir’de Hindistan, Doğu
Türkistan’da Çin işgalci olmasına rağmen bu ülkelerle mutat ilişkileri
sürdürmek.
وَلَا
تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ
دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
“Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Allah’tan başka
dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz!” (Hud, 113)
Bu başlıkları çoğaltmak mümkündür. Burada zikredilen ve zikredilmeyen Kur’an
ve Sünnet nassları, kâfirlerin hiçbir koşulda Müslümanlara dostça
davranmayacaklarını açıkça ortaya koymaktadır. Çıkarları birbiriyle çatışmasına
rağmen, İslam'a ve Müslümanlara karşı savaşta birleşmekte, blok halinde hareket
etmekte ve ümmete daima birlikte tuzak kurmaktadırlar. Onların konjonktürel
olarak bir Müslüman beldeyle ilişkileri sıkılaştırmaları, ilişkileri stratejik
müttefiklik seviyesine çıkarmaları, Müslüman dünyanın bazı yöneticilerini öven ifadeleri,
sinsi planlarını kamufle etme gayretinden başka bir şey değildir.
Yoksa Trump’a Gazze’yi cehenneme çevirten öfke neyin öfkesidir? Yahudi
varlığının sözde parlamentosunda yaptığı konuşma, Rabbimizin “size olan
öfkeleri ağızlarından fışkırıyor” sözünü tasdik ettirmiyor mu? “Netenyahu
benden ismini bilmediğim silahları istedi, verdim, çok da güzel kullandı”
demişti. On binlerce masum çocuğu, kadın ve yaşlıyı paramparça eden, Gazze’yi
enkaz yığınına çeviren bombalardan bahsediyor… Müminlere olan öfkesi Trump’ın ağzından
böyle fışkırıyor! Trump, bu sözleri söyledikten bir saat sonra Şarm eş-Şeyh’te,
Mısır, Türkiye, Katar ve Pakistan gibi Müslüman dünyanın önemli
ülkelerinin başkanları tarafından barış elçisi olarak karşılanmıştı. Trump, Gazze’ye
cehennemi yaşatmanın sevinç sarhoşluğu ile bu ülkelerin liderlerine övücü
sözler söylüyordu. Keza “Golan’ı İsrail’e verdim” dediği bir zamanda, Suriye
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’yı cesur ve başarılı bir lider olduğu konusunda övgü
sağnağına boğuyordu. Bütün bunların, kâfirlerin büyük komplolarını, Müslüman
halklardan gizlemeye yönelik sinsi hareketler olması dışında başka bir anlamı
yoktur. Bu sebeple Rabbimiz onları dost-veli edinmememiz konusunda sıkı sıkıya
tembihlemiştir:
يَاأَيُّهَا
الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ
بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ
إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
“Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar
birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da
onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Maide, 51)
Ayette zikredilen veli, basit bir anlatımla tasarruf yetkisi demektir. Siz
çocuğunuzun okulda, şurada veya burada velisisiniz. Yasal sorumluluk yaşı on sekize
gelmeden hastane randevusu bile alamıyor, veli olarak onun işlerinde siz
tasarrufta bulunuyorsunuz. Zira yasal olarak veli sizsiniz, sorumluluğu size
ait. Şimdi bu ayeti bu çerçevede düşünelim. “Yahudi ve Hristiyanları veli
edinmeyin” demek “onlara işlerinizde tasarruf yetkisi vermeyin”
demektir. Peki, İslam dünyasındaki yönetimler, “Netenyahu, verdiğimiz
silahları çok iyi kullandı” diyen bir caniye, on binlerce kardeşimizi
öldürmüş bir seri katile, Gazze üzerinde tasarruf yetkisi vermek anlamına gelen
“Trump Planı”na nasıl razı olurlar? Bu yönetimler, çocuklarını seri bir katilin
dolaştığı sokağa bırakır mı? Hele, çocuklarını bir seri katilin tasarrufu
altına verirler mi? Peki, Gazze’yi ya da başka herhangi bir İslam beldesini ve Müslüman
halkları böyle bir caninin velayetine tasarrufuna nasıl terk ederler, canileri nasıl
veli edinirler?
Devletlerarası ilişkileri İslam’ın perspektifinden baştan aşağı yeniden
düşünmek ve dizayn etmek mecburiyetinde olduğumuz bir dönemeçten geçiyoruz. Ümmetimizi
tutsak hale getiren İslami siyasi düşünce ve perspektif yoksunluğudur. “Velâ ve
Berâ” kavramları bizlere bu perspektifi kazandıracak ve devletlerarası
ilişkilerde seçkin bir konuma taşıyacak kavram setlerinden sadece birisidir. Bu
konuda Rabbimiz İbrahim Aleyhisselâm’ın şahsında bizlere güzel bir model sunmaktadır.
Buna göre kâfirleri veli edinen/ümmetimiz hakkında kafirlere tasarruf yetkisi
veren sistemlerden behemehal vazgeçip, -İbrahim Aleyhisselâm gibi- berâtimizi
ilan etmemiz hem imâni hem siyasi hem de rasyonel zorunluluktur. Müslümanların
bundan başka bir seçeneği yoktur.
قَدْ كَانَتْ
لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فٖٓى اِبْرٰهٖيمَ وَالَّذٖينَ مَعَهُۚ اِذْ قَالُوا
لِقَوْمِهِمْ اِنَّا بُرَءٰٓؤُ۬ا مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ
اللّٰهِؗ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ
وَالْبَغْضَٓاءُ اَبَدًا حَتّٰى تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَحْدَهُٓ
“İbrâhim’de ve ona uyanlarda size güzel bir örneklik vardır; onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Bilin ki biz sizden ve Allah’ı bırakıp da taptıklarınızdan beriyiz. (berâatimizi ilam ediyoruz). Sizi (ve değerlerinizi) reddediyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz bir tek Allah’a iman edinceye kadar sürüp gidecek bir düşmanlık ve nefret açıkça ortaya çıkmıştır.” (Mümtehine 4)


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış