ÜÇ SEMAVİ DİNİN KUTSALI SAFSATASI

Dr. Abdurrahim Şen

İki tür savaş vardır: Sıcak ve soğuk savaş. Soğuk savaş yöntemlerinden biri de psikolojik harptir. Belki de psikolojik sahada yürütülen savaş sıcak savaşa gerek duyurmayacak şekilde daha kesin sonuçlar ve kazanımlar sunabilir.

“6 Gün” savaşlarının “İsrail”in “asla yenilmez(!)” bir güç olduğunu Müslüman halkların zihinlerine kazımak için kurgulanmış savaşlar olduğunu bilmeyenimiz yok. Bütün dünyada Yahudi varlığının yenilmez güç olduğu hafızalara kazındı. Daha tehlikelisi; İslam beldelerinde askerî okullarda, harp akademilerinde askerlerimizin bilinçaltına işlendi. Bu psikolojik harp taktikleriyle İslam beldelerindeki ordulara çaresizlik öğretildi.

Benzer bir durum kültürel sahada da yaşanıyor. “Normalleşme” politikalarına paralel olarak bir kültür soykırımı yapılıyor. Kudüs’ün “üç semavi dinin kutsalı” olduğu şeklinde bir safsata, zaman zaman hortlatılıyor. Bu, Yahudi varlığının Aksa toprakları üzerinde “en az Müslümanlar kadar hakkı olduğu” algısını oluşturmayı amaçlayan, son derece habis bir plan!

Amerika, Kudüs’ün sadece Müslümanlara ait olmadığı algısını vererek Filistin meselesinin kendi inisiyatifinde çözülmesinin zeminini oluşturuyor. Müslümanları, meselenin köklü çözümünden; Müslüman beldelerdeki yönetimler ve onların idaresi altındaki devasa ordulardan sarfınazar ettiriyor. Neticede hiçbir şekilde işgali sonlandırıp Filistin topraklarının bütününü Müslümanlara iade etmeyi düşünmeyen “uluslararası toplum” denen kara delik içinde Kudüs davasını buharlaştırıyor. Keza Müslümanların bakışlarını yönetimlerden uzaklaştırarak işbirlikçilerini toplum baskıdan korumuş oluyor.

İşte psikolojik savaş böyle işliyor. Biz, bu yazımızda çok yönlü yürütülen bu psikolojik savaşın çok kullanılan bir argümanına cevap vermek istiyoruz; “Kudüs’ün üç semavi dinin kutsalı olduğu” safsatasına.

Kur’an-ı Kerim, İsra Suresi’nin ilk ayetinin inişiyle birlikte bu meseleyi, İslam akidesi ile ilişkilendirmiş yani Kudüs’ün kutsallığı konusunda hükmünü ortaya koymuştur:

[سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آياتنا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ] “Kulu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan (Kâbe'den) yola çıkararak, kendisine bazı mucizelerimizi gösterelim diye, çevresini kutsal kıldığımız Mescid-i Aksa'ya (Kudüs'e) ulaştıran Allah, her türlü noksanlıktan uzaktır. O, her şeyi işiten ve her şeyi görendir.”[1]

Bu ayet, Mescid-i Nebevi’nin inşasından önce inmiştir. Böylece Rabbimiz, Mescid-i Nebi’den önce kutsallığını beyan ederek Mescid-i Aksa’nın kutsiyetine daha bir ayrıcalık vermiştir. Keza ayette, Mescid-i Aksa’nın etrafının mübarek kılındığı ifade edilerek Müslümanlar açısından Kudüs’ün kutsallığı vurgulu bir şekilde beyan edilmiştir. Ayrıca ayette ifade edildiği üzere; Mescid-i Aksa, Miraç hadisesinin üssü, Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in göğe yükselişinin kalkış noktası olmuştur. Bu açıdan da Müslümanların kutsalıdır. Mescid-i Aksa’nın kutsallığının bir diğer sebebi de kıble Kâbe olarak değiştirilinceye kadar yaklaşık bir sene on ay Müslümanların kıblesi olmasıdır.

Allah Subhanehu ve Teâlâ, İslam dini ile birlikte daha önce gönderdiği dinleri nesh etmiştir. Diğer dinlerin hükmü geçersiz kılınmıştır. Öncelikle Müslümanlar açısından mesele, burada kesinlikle bitmiştir. Hıristiyan ve Yahudiler de İslam dininin hükümlerine tabi olmakla mükelleftirler.

Kur'an-ı Kerim, tahrif edilmiş tüm kitapları hükümsüz kılmıştır. Bundan sonra tüm kutsalları; zaman ve mekanları, Allah'tan gelen ve korunmuş Kur'an-ı Kerim belirleyecek, onun işaret ettiği mekan ve zaman yegane kutsal olacaktır.

Düşününüz; Müslümanlar, [فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ] “Artık yönünüzü Mescid-i Haram'a çevirin.”[2] ayeti ile ilk kıbleyi belirleyen Nebilerinin fiilî sünneti/vahiy ile belirlenmiş hükmün nesh edildiğine inanacak ama Kur'an’dan önce gönderilmiş ve tahrif edilmiş kitapların hükmüne itibar edecek! Burada artık argümanlar çürümektedir.

Burada mesele, diğer din mensuplarının dinî ritüelleri ve ayinlerini yapıp-yapmamaları meselesi değildir. İslam'ın hakimiyeti altında dini kilise veya havralarında dini inançlarının gereğini yapabilirler. Nesih hükmü, onların “inanç ve ibadetlerinin gereğini yerine getirmelerine müsaade edilmez” manasına gelmez. Bu sadece, bu dinlerin metinlerinde Kudüs’ün kutsallığına atıflar olduğundan hareketle buranın statüsünün “uluslararasılaştırılması” şeklindeki habis fikrin, bizim açımızdan temelsiz olduğu manasına gelir.

O zaman şöyle diyelim: Müslümanların, Kur'an’dan sonra ikinci kaynakları olan Sünnette, Konstantin ve Roma ile ilgili haberler var. Hıristiyan dünyası fethedilmeden önce Konstantin için; “Ya buraya sizin kutsal metinlerinizde de atıf yapılıyor, buyurun buraları da uluslararasılaştıralım, buraları da sizinle birlikte yönetelim.” dediler mi? Veya Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın takdir ettiği saatte fethedileceği günü bekleyen Roma için benzer bir şey söylüyorlar mı? Hayır! Peki, neden Kudüs için bunu söylüyorlar? İşte burada habis plan ifşa oluyor.

İslam geldikten sonra artık bizim açımızdan tüm zamanlara ve mekanlara kutsallığını, değerini artık İslam vermiştir. Örneğin; Ramazan ayındayız diyelim… Bu ayı kutsal veya kıymetli yapan şey nedir? Kur'an’ın bu ayda inmiş olmasıdır. Halbuki Hıristiyan ve Yahudiler açısından kutsal kabul edilen başka zaman ve mekanlar olabilir. Bunların bizim için kutsallığı yoktur.

Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

[لقَدْ جِئْتُكُمْ بِهَا بَيْضَاءَ نَقِيَّةً لَا تَسْأَلُوهُمْ عَنْ شَيْءٍ فَيُخْبِرُوكُمْ بِحَقٍّ فَتُكَذِّبُوا بِهِ أَوْ بِبَاطِلٍ فَتُصَدِّقُوا بِهِ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ أَنَّ ‏ ‏مُوسَى ‏ ‏صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ‏ ‏كَانَ حَيًّا مَا وَسِعَهُ إِلَّا أَنْ يَتَّبِعَنِي‏] “Size onu (Kur’an-ı Kerim’i) tertemiz olarak getirdim. Onlara (Ehl-i Kitab’a) herhangi bir şeye dair soru sormayın. Size hak olan bir şeyi haber verirler de siz onu yalanlarsınız ya da bir batılı haber verirler tasdik edersiniz. Nefsim (canım) elinde olana yemin ederim ki, şayet Musa, hayatta olsaydı, bana tabi olmaktan başka seçeneği olmazdı.”[3]

Bu hadis-i şerif, bu dinlerin peygamberlerinin bile -bugün hayatta olsalar- Peygamberimize tabi olmaktan başka seçeneklerinin olmadığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla artık bir kutsal vardır, o da; Kur’an-ı Kerim’dir ve onun işaret ettiği diğer kutsallardır.

Bu izahatların şer'î usul açısından yeterli olduğunu düşünüyorum. Bir başka açıdan şu sorunun da üzerinde düşünülmesi gerekir: Kutsal kitaplarını tahrif etmiş milletlerin kutsalı olabilir mi?

Önce Yahudi ve Hıristiyanların kendi kutsallarına hürmetleri yok. “Mesih Allah'ın oğludur”, “Üzeyir Allah'ın oğludur” gibi bir bühtan ile Rabbimizi öfkelendirmiş, nebilerini katletmiş, yeryüzünde daima fitne ve bozgunculuk çıkartmış ve Allah’ın lanetine uğramışlar. Bütün kutsalları çiğnemişler.

Onların derdi kutsallar mı, yoksa işgali normalleştirmek mi? Kutsal kitaplarını hayattan tasfiye etmiş laik sömürgeci devletlerin “kutsal” diye bir meselesi olabilir mi? Yahudi varlığı Gazze’de giriştiği bu vahşice soykırımı, Hıristiyan dünyanın lider ülkeleri ABD ve AB’nin desteği ile gerçekleştirmiyor mu? Gerçekten bu barbarların bir kutsalı olabilir mi?

Dolayısıyla “üç semavi dinin kutsalı” argümanını Müslüman mahallesinde dolaşıma sokan devletlerin, politikacıların ve kültür misyonerlerinin dinle, kutsalla bir alakaları yoktur. Müslümanların yaşam hakkının kutsallığıyla ilgilenmeyenlerin Kudüs’ün kutsallığıyla ilgili yoktur.

[وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللّٰهِ اَنْ يُذْكَرَ ف۪يهَا اسْمُهُ وَسَعٰى ف۪ي خَرَابِهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ اَنْ يَدْخُلُوهَٓا اِلَّا خَٓائِف۪ينَۜ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ] “Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada rezillik var, ahirette de onlar için büyük azap vardır.”[4]

Kudüs, İslam'ın hakimiyetinden çıktığı günden beri harimi çiğnenmiş, halkının izzet ve şerefi ayaklar altına alınmıştır. Mescid-i Aksa’dan hatta Kâbe’den daha kutsal olan Müslüman kanı akıtılmıştır. Bunlardan daha zalim kim olabilir? Kudüs bizim için vazgeçilmezdir. Tarih de şahittir ki, Kudüs, Müslümanların hakimiyeti altındayken huzur ve güven içinde olmuştur. Bu sebeple yeniden huzur ve güven ancak İslam'ın hakimiyeti altına girmesiyle mümkün olacaktır.

Filistin, Ömer RadiyAllahu Anh döneminde İslam’ın hakimiyeti altına girmiştir. İlk defa İslam toprağı olduğundan buna, “fetih” denmiştir. Ancak 1099-1187 arasında Haçlıların esareti altında kaldıktan sonra Selahaddin Eyyübi eliyle tekrar İslam ümmetine iade edilmesine “fetih” denmez. “Kudüs esaretten kurtarıldı!” denir. Neden “fethedildi” denmez. Çünkü bir toprak bir defa fethedilir. Yani bir defa İslam ümmetinin oldu mu artık onun olmaktan çıkmaz. Bu sebeple İslam'ın olan toprak için “fethedildi” denmez. Bu, İslam hukuku açısından iki hususu ifade eder:

1. Doğusu ve batısıyla Kudüs, İslam'ındır. Hatta Telaviv de İslam'ın toprağıdır.

2. Türkiye veya Arap rejimlerinin Yahudi varlığını tanımasının veya onunla normalleşmesinin İslam hukuku açısından hiçbir meşruiyeti yoktur. İslam ümmetinin nezdinde de asla kabul edilmeyecektir. Kudüs ve Telaviv dahil bütün bu topraklar “kurtarılıp” İslam ümmetine iade edilinceye kadar “işgal edilmiş Müslüman toprakları” olarak Müslüman muhayyilesinde yerini koruyacaktır. Dolayısıyla “orduların” seferber edilip Yahudi varlığının oradan sökülüp atılmasından başka fıkhi, siyasi çözümü yoktur.

Son olarak; "Kudüs üç semavi dinin kutsalıdır" safsatası, Müslüman mahallesinde bilinçli olarak dolaşıma sokulan habis bir plandır. Tahrif edilmiş evrakla babanızdan miras kalan araziye, üçkağıtçıların ortak olma gayretkeşliğidir. Bu ümmet, tahrif edilmiş kitaplarla atalarından miras kalan toprağa ortak olunmasına asla izin vermeyecektir. İlk defa râşit bir halifenin yönetiminde fethedilen Kudüs, ikinci defa yine râşit bir halife yönetiminde kurtarılacaktır:

[فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبيرًا] “İkinci defa azgınlık yaptığınızda (üzerinize, yine kullarımızdan bir grubu göndeririz de) yüzlerinizde üzüntü ve keder oluştururlar, ilk defa girdikleri gibi yine Mescid'e girerler ve ele geçirdikleri her şeyi yok ederler.”[5]

 

 

 



[1] İsra Suresi 1

[2] Bakara Suresi 144

[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 15156

[4] Bakara Suresi 114

[5] İsra Suresi 7


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz