إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
“İman edip salih amel yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” (Bakara 277)
İslam hem imanı gerektiriyor hem de salih ameli gerektiriyor. Yalnız başına iman kâfi gelmez. Bununla beraber imanın gereği salih amel yapmaktır.
Salih amel ise; Allahu Teâlâ’nın emridir. Allah’ın emrettiği her husus salih ameldir. Namazı eda etmek, zekât vermek Salih amellerdendir.
Bu ayette “salih amel yapan” ifadesi ile beraber namaz ve zekâtı zikretmek; salih amellerin birer misalleri ve önemli olduklarını beyan etmek içindir. Zira salih ameller çoktur, Allahu Teâlâ’nın her emridir.
İman edip salih amel yapanların Allah indinde sevapları vardır. Onlar için korku yoktur, akıbetleri cennettir, cehenneme gitmezler. Ne mutlu onlara!
Öte yandan salih ameli yapmayanlar (birçok ayetlerde belirtildiği gibi) azapla tehdit edilmektedir. Allah Namazı kılmayan, zekâtı vermeyen, cihattan kaçan, Allah uğrunda harcamayan ve Allah’ın diğer emirlerini yerine getirmeyen veya salih amelin tersi olarak münkerleri işleyenleri azapla korkutup vaatte bulunuyor. Bunlar için korku vardır, bunlar üzüleceklerdir ve Allah indinde sevapları yoktur.
Bu nedenle, Müslüman imanını koruyarak salih amel yapmaya bütün gücüyle çalışmalıdır. Aynı anda kötü amelden vazgeçip uzak durmalıdır. Sadece imanın yeterli olduğu vehmine kapılmaması gerekir. Daha doğrusu salih amel yapmak Allah’ın emirlerini yerine getirmede ve nehiylerinden vazgeçmek imanın meyvesidir. Hatta imanın var olduğuna birer delalettir. Zira mümini namazla, oruçla, zekâtla, cihatla, İslam daveti yüklenmekle tanırız. Kur’an-ı Kerim’de imandan söz edilen ayetlerde salih amelden de söz edildiği dikkatimizi çekmektedir. Bunun anlamı; İslam, hem iman hem ameldir. Bazıları Allah’ın emirlerini yerine getirmeyip “önemli olan kalbin temizliği” derler. Bunlar, heva ve heveslerine göre konuşuyorlar. Allah’ın kitabına bakarlarsa salih amelin işlenmesinin ne kadar önemli olduğunu idrak ederler.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
“Ey iman edenler, Eğer gerçekten mümin iseniz, Allah’tan korkun ve faizden geri kalanı bırakın.” (Bakara 278)
فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ فَأْذَنُواْ بِحَرْبٍ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَإِن تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُوسُ أَمْوَالِكُمْ لاَ تَظْلِمُونَ وَلاَ تُظْلَمُونَ
“Eğer böyle yapmazsanız (faizi tamamen bırakmasanız), bunun Allah’a ve Elçisi'ne karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin... Şayet tevbe ederseniz, anaparanız sizindir. (Böylece) zulmetmemiş ve de zulme uğramamış olursunuz.” (Bakara 279)
Bakara suresinin 278. ayette Allahu Teâlâ müminlere sesleniyor; önce kendisinden korkmalarını emrediyor, ondan sonra onları bir kötülükten nehye diyor. Çünkü insan Allah’tan korkmazsa dinlemez. Bu nedenle, insanlarda Allahın korkusunun her şeyden önce yerleştirmek gerekir. Eğer Allah’ın korkusu olan takva bir insanda yerleşmese veya bulunmasa onu kötülükten caydırmak için başka korku gerekir; o ise, devletin korkusudur. Devletin cezasından korkmasıdır. Bundan dolayı kötülükleri kaldırmak için İslam devletinin var olması gerekir. Çünkü herkes mümin olmayacağı gibi ve her Müslüman da takvalı olmayacaktır. Bu sebeple Allahu Teâlâ, kendisinin yarattığı kullarının ahvalini ve içlerini bilmektedir. İşte, müminleri faiz (riba)dan nehyederken onlara güzel dille çağırdı; ‘Ey iman edenler!’ dedi, imanlarını tahrik ederek kendilerinin mümin olduklarını da hatırlatarak onlara seslendi. Bundan sonra takvaya veya kendisinden korkmalarını istedi. Ondan sonra faizi terk etmelerini emretti. Yine de imanlarını tahrik ederek şöyle dedi: Eğer gerçekten mümin iseniz faizi terk edin hemde faizden ne varsa az olsa da ondan vazgeçin dedi. Ali-İmran suresinde 130. Ayette; “faizi kat kat yemeyin” buyurmuştur. Ama bu ayette faizden ne varsa onu bırakın buyurmuştur. Bu nesih eden ayet olur. “Kat kat faizi yemeyin” emrini içeren ayet mensuhtur. Nitekim faizden ne kalmışsa ve ne varsa onu terk edin emrini içeren ayet ise Kur’an’da nazil olan son ayet idi. (Buhari)
Nesh eden (nasih) ayetin manası ise; daha önce nazil olan ayetin hükmünü kaldırandır.
Mensuh olan ayetin manası ise; sonra inen ayet tarafından hükmü kaldırılmış olan ayettir.
İman ve takvayı tahrik etme işi yaramayınca ağır tehdit geliyor: Allahu Teâlâ Bakara’nın 279. ayette hiç iman ve takvadan söz etmeden şöyle diyor: Eğer faizden ve faizin en azını terk etmeseniz size karşı Allah ve resulü tarafından size karşı bir savaşı bekleyin. Bunun manası; Allah size bunun cezasının hükmünü indirecek ve onun resulü bir yönetici olarak bu cezayı faizi yiyenleri terk etmeyen kimselere uygulayacaktır. İbni Abbas, el-hasan, İbni Sirin ve Katede gibi birçok âlim; faizi yiyen kimseler Müslümanların İmamı (Halifesi) tarafından tövbe ettirilir, tövbe etmeseler kelleleri vurulur, dediler.
Buna göre; faizi yiyenler faizden vazgeçmek için tövbe ettirilir, tövbe etmezseler kelleleri vurulur. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Eğer tövbe ederseniz yalnız anaparanızı alın, ne zalim olursunuz ne faizi yiyeceksiniz, ne de yedireceksiniz tamamen bundan vazgeçeceksiniz.” İnsan faizi yemekten veya yedirmekten vazgeçip tövbe edince yediği faizi kendisine yedirene iade eder. Sadece anaparasını alır. Allah’tan mağfiret dileyerek ona tövbesini ilan eder. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Veda Hutbesinde ölmeden önce Müslümanlara verdiği son hutbede şöyle seslendi: “Cahiliyede yenen her tur riba (faiz) tamamen kaldırılmıştır. Sadece anaparanızı alın, ne zalim olursunuz ne de mazlum olursunuz. İlk kaldırdığım faiz Abbas’ın faizidir.” (Müslim)
Bu ayet nazil oluncaya kadar faizi yemek ve yedirmek haram değildi, sadece onu kat kat yemek haram idi. Bu ayet nazil olunca ve Rasullullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu hadisi söyledikten sonra az da olsa faizi yemek veya yedirmek hiçbir kimseye caiz değildir, büyük haramdır. İslam devletinde bunun cezası ölümdür. Böylece, ağır cezayla takvalı olmayan insanlar işledikleri bu büyük günahtan caydırılır. Rasullullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem faizi en büyük çirkin haramlardan biri olarak saymıştır. (Buhari, Müslim ve Nesai)
Faizin en küçüğü veya en azı annesiyle zina yapmış kadar göstermiştir. (İbn-i,el-mustedret,ibni Hanbel)
Nitekim faizi yiyen, yediren, vekilleri, şahitleri ve kâtipleri Allah tarafından lanetlenmişlerdir. (Müslim, Abu Davud, Tirmizi)
Zira bir şeyin aynısı, varlığı için haram kılınmışsa bununla her tür muamele ve işlemde haram olur. İçki yasaklanınca onunla her tür muamele haram kılınmıştır. İçilmesi, satılması, yapılması, taşınması v.s hepsi haram kılınmıştır. Faizin kendisi haram kılındığı için onunla her tür işlem de haram olur.
Bu asırda bazıları faizi zaruretten dolayı mubah kılarlar. Bunlar yanılmaktadırlar. Çünkü zaruret özel bir hükümdür. İnsan ölmek üzereyken hiç helal yemek bulamazsa hayatını sürdürmek için haram şeyden yer. Şeriat, zarurete şer’i mana kazandırdı. Zekâta, namaza, oruca ve cihada nasıl şer’i manalar kazandırdı ise zarurete de şer’i mana kazandırdı. Faiz buna hiç intibak etmez, uymaz. Zira böyle bir durum yoktur. Faiz, borçlanmakla ilgilidir. Normal olarak, insan hayatını sürdürmek için az haram yemek için borçlanmaz. Çölde veya karla kaplanmış yerde şaşırırsa ve hiç helal yemek bulamasa haram yemek bulduğu an ondan az bir miktar yiyebilir. Ormanda olursa helal yemek bulabilir, denizde de bulabilir. Şehirlerde ve köylerde yaşayan insanlar helal yemek bulabilirler. O zaman, zaruret hükmü uygulanmaz. Ev almak, araba almak, dükkân açmak ve buna benzer konularda hiç zaruret yoktur. İnsan ev sahibi olmazsa ölmez kirada oturabilir, araba almasına hiç lüzum yoktur, dükkân açmazsa ölmez, herhangi bir iş arayıp bulabilir. Buna göre, zaruret dil manasında alınmaz. Şer’i manası olan zaruret alınır. Allahu Teâlâ, zarurete şer’i mana verdi. Bazılar maslahat veya menfaat için faizi yemek caizdir, derler. Bu hiç doğru değildir. Menfaat veya maslahat şeriatın helal kıldığı şeydir! Haramda ise, hiç maslahat veya menfaat yoktur. Yoksa neden haram kılınıyor şeriat’ça? Baştan helal kılına bilirdi. Şeriat yasaklıyor, sonra biri gelip maslahat için helaldir diyor, bu doğru değildir. Bu tip insanlar Allah ve Rasulünden daha mı bilgilidir? Nitekim Allah ve Rasulünün haram kıldıklarını haram kılmayanlarla savaşın Allah’ın emri gelmiştir (Tövbe 29 ayetine bakınız.)
Ayrıca, şeriat bir şeyi haram kıldığında zararlı olduğu için haram kılmaz, yine de bir şeyi helal kılınca maslahat veya menfaat için helal kılmaz. Daha önce Bakara suresinde 219. ayetinde bu hususu açıklamıştık. Bu ayette; “içki ve kumarda menfaat vardır” diye açıklanmıştır. Bunun manası; Allah fayda ve zararı için helal ve haram kılmaz. İnsanlar her tür şeyden faydalanabilirler. Aksi takdirde kapitalizm gibi olur, o zaman helal ve haramla ilgili ayetlerin inmesine ve Hadis-i Şerif’in söylenmesine hiç gerek yoktur. Tamamen kapitalizm gibi olup şöyle kural ortaya atılırdı: Ey insanlar her faydalı veya her maslahatlı şey size serbesttir, helaldir her zararlı veya ondan menfaat sağlamadığınız şey yasaktır. Müşrik Araplar faiz yasaklanınca faiz alış veriş gibidir niye haram kılınıyor dediler? Allahu Teâlâ faydalı veya zararlı olduğu yönünde hiç cevap vermedi. O’nun cevabı; sebep göstermeden Allah faizi haram kıldı ve alış verişi helal kıldı.
Dar-ul Harb’te caizdir diyenler, Ebu Hanife’nin açıkladığı gibi; o ancak gerçek savaşta ise savaşçı kimsenin malı faiz olduğu için değil ganimet olduğu için alınır. Orada, faiz söz konusu değildir. O fiilen bir savaşçı olduğu için onun malı bir ganimet olarak saymıştır. Bu harbi (savaşçı) anlaşma olursa artık fiilen harbi olmaktan çıkmış olur, onun malı ganimet sayılmaz onu öldürmekte caiz değildir. Onu öldüren kimse Müslüman olsa bile cezalandırılır. Bu asırda Dar-ul İslam bulunmadığı için faiz helal demek tamamen yanlıştır. Misal olarak; Avrupa’da yaşayan Müslümanlar Avrupalılarla bir harp halinde değiller, hepsi Avrupa’da emniyet içerisinde yaşamayı kabul etiler. Onlara savaşı ilan etmediler, hiçbir Avrupalıyı öldüremezler. Bu nedenle, onların malları ganimet sayılmaz, onlardan faiz yemezler ve onlara yedirmezler. Şu var ki, İmam Ebu Yusuf İmam Ebu Hanife’nin görüşünü kabul etmedi. Her zaman ve her mekânda faiz haramdır dedi. Şafii, Melik ve İbn-i Hanbel gibi diğer imamlar da her zaman ve her mekânda haram dediler.
وَإِن كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَن تَصَدَّقُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
“Eğer (borçlu) darda ise eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Sadaka olarak bağışlamanız, bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 280)
280. ayette; borçlu kimse zor durumda olursa onun borcuna faiz eklenmez, kolaylığa bırakılır, borcu ödeme imkânına sahip oluncaya kadar ona mühlet verilir hükmü açıklanmaktadır. Hiç borcunu ödeyemez hale gelirse, pek sıkıntılı olursa ona helal etmek daha hayırlı olup sadakadan sayılır. Allahu Teâlâ; bilirseniz, bunun manasını düşünürseniz, o borcu zor duruma düşen borçlu kimseye helal ederseniz alacağınız para sizin için sadaka sayılır. Bunun sevabı sadakanın sevabıdır. Bu da, Müslüman için para almaktan daha hayırlıdır. Allah indinde sevabı artar, ebedi ve kesilmeyen nimetlere sahip olan cennete girmek üzere kendisi için bu sadaka bir adım sayılır. Allah bütün bu ahkâmı açıkladıktan sonra müminlere kıyamet günü hesap gününü hatırlatıp bunlardan sakındırıyor.
وَاتَّقُواْ يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللّهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ
“Allah’a döndürüleceğiniz ve zulme uğratılmadan herkese kazandığı şeyin ödeneceği günden korunun.” (Bakara 281)
281. ayette, ‘Allah’a döneceğiniz gününden ve o günde her insanın işlediği şey için hesaba çekileceğinden sakının’ buyuruyor. O gün, hiçbir insana zülüm edilmez, haksızlığa uğramaz; ne işlemişse, hesabı verecektir, faizi yerse cehenneme atılacaktır tevbe etmişse ona sevap verilir, alacağı mal veya parayı borcunu ödeyemeyen kimseye tasadduk ederse bunun sevabını alacaktır. Cennete doğru yolu açılır.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış