“Biat etmek bizim partimizin kültüründe yok” Bu sözlerin sahibi Bülent Arınç. Türkiye’yi yöneten Başbakanın Sözcüsünün sözleri… Yer Bursa. Tarih, 04.12.2011. Peki Bülent Arınç’ın bizim kültürümüzde yok dediği “biat” hangi kültüre ait! Bu soruları adam akıllı cevaplandırmadan evvel mezkûr vakıaya ve bir Müslüman açısından fecaat sayılabilecek sözlerin devamına bir göz atalım.
Bursa’da Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen kongrede kendisinden evvel söz alan bir ilçe başkanı “Biz Başbakanımıza biat etmiş insanlarız” sözlerini sarf etmiş, bunun üzerine Bülent Arınç dayanamayarak konuya dinî bir açıklama(!) yapma gereği hissetmiş olacak ki, bu konuşmayı yapıyor. Bülent Arınç, “Biat dinî bir kavramdır. Hukukî bir kavram değildir. Biati bir siyasî parti genel başkanı için kimse kullanmamalı. Böyle inanıyorsa bile kullanmamalı” diyor. Öyle ya, din bir yana siyaset bir yana değil mi! Doğrusu şaşırmak niye ki... Zaten bu yolda her şey Türkiye için değil mi? Sahi siyasetin dinle pek alakası da yokmuş. O halde biat gibi dine ait bir kavramın siyasete mal edilmesi çok yanlış ve bağnazca!
Ya Kitap ve Rasulullah ne diyordu Bülent Arınç’a? Yani bu dinin kaynağı olan Kitap ve O’nun mübelliği olan Rasul Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam. O’na tarih sahnesinin arkasında mı bir rol biçeceğiz? Tarihe müdahil olamayan, onu değiştiremeyen, dini teşrî etmeyen, siyasete karışmayan ve suya-sabuna dokunmayan in-aktif bir rol mü biçeceğiz? O’nu din oluşturan, din yöneten, dinsizlere karışmayan, dine laf atanlara susan, siyasetten elini eteğini çekmiş, tüm siyasî hamleleri ABD ve diğer sömürgeci kâfirlerin eline teslim etmiş, pasif bir dinin Nebisi olarak mı tanıyacağız?
Biat’in, “siyasî ve hukukî” bir kavram olmayıp Bülent Arınç’ın değimiyle “dinî” bir kavram olması ne anlama geliyor. Ya da soruyu tersten soralım: “Biat’in, “dinî” bir kavram olduğunu farz etsek, Allah Celle Celaluhu bizden neyi talep etmiş olurdu? Akabe Biati’nde Medine’den gelen heyetlerin Rasul’e biat ettiklerini söylemelerinin ne anlamı olurdu? Rasul’ün “Kadınlarınızı ve çocuklarınızı kendisinden koruduğunuz şeylerden beni korumanız üzere biatleşiyor musunuz?” diye başlayan cümlelerinin ne anlamı olurdu?
Elbette dini, siyaseti Kapitalist tekelcilerin tekeline veren anlayışlara göre “ferdin vicdanıyla yaratıcı arasındaki alakadan ibaret” olarak algılarsak, tüm bu sorular anlamını yitirecektir. Oysa din, sadece fert ile yaratıcı arasındaki alaka değil aynı zamanda fert ile fert, ve fert ile devlet arasındaki tüm alakaları da kapsamaktadır. Bu husus, delile bile gereksinim duyulmayacak bedihî bir gerçekliktir.
Bu açıklamalar muvazenesinde Bülent Arınç’a ait olan ifadelerin değerlendirmesine gelince; bu üç açıdan değerlendirilmesi gereken bir konudur:
1.) Din tanımının ve din-siyaset ilişkisinin İslamî bir bakışla yorumlanmadığı gerçeği
2.) ‘Biat’ kavramının ‘İslamî Hilafet Devleti’nin oluşum usullerinden’ olması yönünün gizlenmeye çalışılması
3.) Biat kavramının Ümmet nezdindeki anlaşılırlığını da ortadan kaldırıp muğalatalı hale getirme çabası
Din- Siyaset ilişkisi
Bu hususu netleştirmek için önce din-siyaset ilişkisinin İslamî bir bakışla tahlil edilmesi gerekir. Bunun için ilk başvurulacak yegâne kaynak, Kitap ve Sünnet, Allah ve Rasulü olmalıdır.
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Rasul’e ve sizden olan ulu’l-emre itaat edin.” (Nisa 59) Burada “ulu’l-emr”den kasıt İslam ile hükmeden emir sahipleridir.
Rasul Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam hadisinde şöyle buyurmaktadır:
“İsrail oğulları Nebiler tarafından siyaset (idare) ediliyordu. Bir Nebi öldüğünde onu başka bir Nebi takip ediyordu. Artık benden sonra Nebi yoktur. Fakat birçok Halife olacaktır.” Oradakiler dediler ki: “Bu durumda bize ne yapmamızı emredersin?” Dedi ki: “İlk biat edilene vefakâr olunuz onlara karşı olan vazifelerinizi yerine getiriniz. Muhakkak ki Allah size karşı olan vazifelerini yapıp yapmadıklarını onlara soracaktır.” (Müslim K. İmara Bab 10 H. No: 1842). İşte bu hadiste de ifade edildiği gibi “Nebiler tarafından siyaset edilirdi” buyurmaktadır. Dolayısıyla siyaset işi, Nebi’nin aslî işlerinden bir iş olduğuna göre ondan sonra gelecek olan Halifeler açısından da bu durumda bir değişiklik olmayacaktır. Nitekim Rasul Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam şöyle buyurmaktadır: “Benden sonra sizi bir takım idareciler idare edecektir. Takvalı idareci sizi takva ile, facir (günahkâr) idareci sizi facirce idare edecektir. Hakka uygun olan hususlarda onlara itaat edin. Bu yöneticiler iyilik yaparsa sizin lehinize, kötülük yaparlarsa hem sizin hem de kendi aleyhlerinedir.” (Müslim) O halde Rasul Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam’dan sonra gelen yöneticiler de olacak ve bunlar Allah ve Rasulü Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam’ın indirdikleri hükümlerle hükmedeceklerdir.
Biat- Yönetici ilişkisi
Biat meselesi ise işte bu İslamî hükümlerle hükmedecek olan Halifeleri ikame etme yoludur. Başkası değil. Zira Rasul Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam biatin vakıasını şöyle ifade buyurmaktadır:
“Kim bir imama biat edip elini sıkar ve kalbinin meyvesini verirse (rıza gösterirse) gücünün yettiği kadar itaat etsin. Eğer (iktidarı ele geçirmek için) onunla çekişecek bir kişi ortaya çıkarsa bu kişinin boynunu vurun.” (Müslim K. İmara Bab 10 H. N: 1844)
Hâsılı Müslümanların biat ettiklerinde canı pahasına korudukları Halife, İslamî hükümleri Müslümanlar üzerine tatbik eden Halifeden başkası değildir. Yani Bülen Arınç’ın ifade ettiği gibi birinin ötekine biat ettiği derecede ferdi düzlemde kalmayan, hadislerde de ifade edildiği gibi toplumsal, dahası siyasî işlerden bir iştir. Rasul Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam, “Kim boynunda bir imama biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölmüştür.” (Müslim; H. No: 1851) buyurmaktadır. Dolayısıyla İslamî hükümlerle hükmedecek bir Halife’yi naspetmek ve ona biat etmek tüm Müslümanların boynunda bir borçtur. Bir vecibedir.
Ubade b. Es-Samit’ten rivayetle demiştir ki: “Rasul Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam’e zorluk ve kolaylıkta, işitmek ve itaat etmek üzere; emir sahipleri ile çekişmeyeceğimize, her nerede olursak olalım muhakkak orada hakkı uygulayacağımıza veya hakkı söyleyeceğimize Allah yolunda hiç kimsenin kınamasından korkmayacağımıza dair biat ettik.” (Buhari Kitabu’l Ahkam c.8 S.122 Bab 43, Müslim c. 6 s. 14, Nesei c.2 s.180)
Çok açık bir hakikattir ki; artık İslamî bir Hilafet’in zamanı gelmiştir. Yukarda serdettiğim tüm deliller de gösteriyor ki “biat etmek” Müslümanlara farzdır. Ancak bir hakikat de var ki bu biat, İslamî olmayan hükümlerle hükmeden yöneticilere yapılmaz. O halde ilk elden bir Halife’nin naspedilmesi gerekir. Akabinde de o Halife’ye biat edilmesi gerekir. Bu sayede tüm Müslümanların ‘koruyucu kalkanı’ olan Halife’nin varlığıyla Ümmet bir olsun ve vahdet gerçekleşsin.
Bugün Bülent Arınç, yarın bir başkası aynı şeyleri söyleyebilir, söyleyecektir de. Ancak şu hususta müsterih olalım ki bu Din, korunmuştur. Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın güvencesi altındadır. Kavramlar aslına tâbidir. Bu Din’in aslı da mevcuttur. Ve hâlihazırda tüm problemleri çözecek bir keyfiyettedir. Gerek biat gibi siyasî kavramlar, gerek cihat gibi toplumsal ve ferdî keyfiyete sahip kavramlar, dahası İslam’dan tevarüs eden tüm kavram ve mefhumlarımız aslî delillere başvurularak açık ve seçik bir şekilde anlaşılır kılınabilir ve üzerindeki tozlar silinebilir.
Şu hususları da ifade etmeden geçemeyeceğim. Küfrün kılıcıyla Ümmet’in hurumatını dağıtan, küfrün sistemleriyle İslamî değerlerimizi altüst eden adamlara biat edilmez. Meydanlarda Müslüman kanı döken Yahudilere küfreden, ancak Ümmet’in maslahatınadır diyerek askerî anlaşmalar imzalayıp Ümmet’i kandıranların elleri sıkılmaz, biat edilmez. Eba Gureyb’in zindanlarında Müslüman kanı döken adamlara “Kahraman (Amerikan) askerlerin ülkelerine sağ salim dönmelerini istiyoruz” diyerek stratejik(!) ortaklarına sırtını dönmeyen adamlara biat edilmez. “Duur” deyince duran, “yürü” deyince yürüyen kukla yöneticilere biat edilmez. Ülke topraklarını küfrün jetlerinin manevra alanı haline getiren, Müslümanların başına bomba yağdırmalarına müsaade eden, meclislerinde teskereleri onaylatıp işi kılıfına uyduran adamlara biat edilmez. Müslüman memleketinde salyangoz satmaya çalışan bir tüccar gibi Kapitalizmin akidesi olan “Laikliğe” davet eden adamlara biat edilmez. Müslümanlar İslamî bir yönetim için meydanlara inerken, canları alınıp, kanları dökülürken, kanları üzerine hesaplar yapanlara biat edilmez.
Yeryüzünün kana bulandığı, ‘karanlık demokrasinin’ ‘karanlık adamları’yla yönettiği bir dünyayı çocuklarımıza emanet olarak bırakmamalıyız.
Allah’a hamdolsun Ümmet gerçekleri görmeye başladı. Küfrün entrikalarını küfrün başına geçireceği günler yaklaştı. O dakikaları, o saniyeleri gözlüyoruz, gözlemekteyiz. Rabbim o günlere yakınlığımızı arttırsın… (Âmin)


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış