Suriye Neden Kıskaç İçine Alınıyor?

Murat Savaş

Şüphesiz ki Suriye dergimizce müstakil bir dosya oldu ve bu dosyada çok çeşitli konuları okurlarımızla işlemeye çalıştık ve çalışacağız. Medya yönlendirmesinden başka konu hakkında bilgi toplamanın zor olduğu şu ihanet dolu ortamda Müslümanlara Suriye hakikatini açıklamaya çalıştık. Konuşmak kadar susmanın da çok şey ifade ettiğini ve Suriye konusunda derin bir sessizliğe gömülen odaklarında susma gerekçelerini keşfedip topluma ifşa etmeye çalıştık. Bir buçuk yılını geride bırakan bu dosyanın nihayet sonuna, beklide Müslümanlar için yeni bir başlangıca geldiğimiz şu mübarek Ramazan ayında konuyla ilgili son durumları bu ve diğer makalelerimizle analiz etmeye çalışacağız.

Suriye’nin son günlerde bir kıskaç içine alınmaya çalışıldığı Türkiye, Irak, “İsrail” ve başka bazı devletlerin icraatlarından rahatlıkla anlaşılmaktadır. Lakin bu kıskaç Esed ve yönetimine karşı oluşturuluyormuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Kâfirler ve onların rüzgârına kapılmış zavallı medya organları müttefikleriyle birlikte ABD ve Avrupa Esed’e karşı yaptırım veya askeri müdahale seçeneğini düşünürken Rusya, Çin ve İran buna karşı çıkıyor ve Esed’in yanında yer alıyorlarmış gibi resmetmeye çalışıyorlar bu tabloyu. Akdeniz’deki harareti ve BM yaptırım kararlarının veto edilmesini bize bu senaryo kapsamında tahayyül ettirmeye çalışıyorlar. Bir taraf Esed’in yanında, diğer taraf Suriye halkının yanında. Yani klasik iyi polis, kötü polis hikâyesi…

Hâlbuki bu tablo şu iki gerekçeden dolayı kesinlikle böyle değildir. Birincisi; Esed ve yönetiminin devam etmesinin mümkün olmayacağı ve Esed’in sonunun Kaddafi’nin akıbetinden farklı olması imkânsızlaştığı için Esed’in yanında olan hiçbir ülke yoktur. İkincisi; İslamî bir kıyam yapmaları ve bu hedeflerinde sebat etmeleri dolayısıyla Suriye halkının yanında yer alan hiçbir ülke yoktur. Suriye halkının yanında yer alıyor gibi gözükenler Suriye halkına kendi kokuşmuş demokrasilerini ballı şerbet gibi yutturmak, Esed yanında yer alanlarda Suriye halkının demokratikleşmesinin mümkün olmadığını gördüğünden mevcut cumhuriyet rejimini muhafaza etmek için çabalıyorlar. Açıkçası ne Suriye halkının nede Esed’in yanında yer alan yoktur, ancak bu telaş kapitalizmi koruma telaşıdır.

Bunun içindir ki şimdiye kadar ABD’nin Suriye’de devşirdiği yeni ajanlarının halkı arkasına alabilmesi için Esed’e zaman kazandırma politikası izlediğini mülahaza ettik ve bunu önceki sayılarımızda defaten okurlarımızla paylaştık. Esed’in yanındaymış gibi hareket eden Rusya, Çin ve İran’ın da ABD’nin Suriye’ye müdahale etmeyişine bir gerekçe olması hasebiyle ABD’ye hizmet ettiğini gözlemliyoruz. Nitekim Suriye halkı için olmasa da bu oyunun dünya kamuoyu adına tuttuğunu ve neticede ABD’nin Esed’e bir buçuk yıldır zaman kazandırabildiğini belirtmek isterim. Bu süre zarfında ABD önce Suriye’de demokratik bir cenin oluşturmaya çalışmış fakat cenin İslamî bir cenin olunca kürtaj çalışmalarına geçmiştir. İlk başlarda bu ayaklanmaları bir fırsat bilerek meseleyi bir nüfuz mücadelesi haline getiren ve bu çerçevede Türkiye’nin Suriye’ye girmesini öngören Avrupa dahi meselenin ciddi olduğunu okumaya başladığı andan itibaren salt nüfuz mücadelesinden ziyade kapitalizmi muhafaza etmek adına ABD’nin politikalarına uygun hareket etmiştir. Rusya, Çin ve İran ise bu süre zarfında bir emniyet supabı olarak görev yapmıştır ki şimdilerde bu görevin ehemmiyeti daha da artmıştır.

Fakat şimdilerde ABD’nin kürtaj çabalarının da boşa çıktığını, ceninin artık düşük riski taşımayacak kadar olgunlaştığını görüyoruz. Tüm çabalara rağmen Suriye halkı bu İslamî hareketinden vazgeçmemiş, bu İslamî cenini Suriye rahminde olgunlaştırmış ve Allah’ın izniyle İslam Hilafet Devleti’nin kutlu doğumunu bu mübarek Ramazan ayında gerçekleştirebilecek bir avantaja sahip olmuşlardır. Fakat anne rahminde İslam Hilafetine düşmanlık eden kâfirler onu doğduktan sonra da beşiğinde boğmaya kalkacaklardır. Bu nedenle Suriye üzerindeki kürtaj çabaları değişmiş ve bundan sonraki çabalar üçüncü aşamaya gelmiştir.

Şüphesiz ki üçüncü aşamada kâfir ABD ve diğer bazı kâfir devletlerin yapmaya çalışacağı iki şey olacaktır. Bunlardan birincisi; eğer oluşturabilirlerse Suriye’de aşırı dinci(!) Taliban benzeri bir yönetimin olduğunu ve tüm dünya için bir tehdit olabileceği şeklinde bir dünya kamuoyu oluşturup İslam Hilafet Devleti’ne saldırmak. Nitekim Türkiye ile Suriye arasındaki uçak krizini, dolayısıyla Türkiye’nin sınıra askeri yığınak yapmasını, aynı şekilde Irak’ın konuya müdahil olmaya başlamasını ve Akdeniz’e yığılan savaş gemilerini bu kapsamda değerlendirmek gerekmektedir. Esed’i korumak içinmiş gibi Akdeniz’e indirilen Rusya, Çin ve İran savaş gemileri ve buna karşılıkmış gibi gösterilen ABD savaş gemilerinin nihayetinde birbirlerine karşı değil aynı cephede İslam Hilafet Devleti’ne karşı kullanılması tasarlanıyor. 

Buna bir delil olması açısından; soğuk savaş döneminde Rusya ve ABD arasında gerçekleşen barış içinde birlikte yaşama fikri ve bu çerçevede yapılan gizli anlaşmaya göre sömürülecek ülkeler bir pasta misali paylaşılmıştır. Bu paylaşıma göre Suriye Rusya’nın sömürü alanı olmamaktadır. Buna rağmen Rusya’nın başından beri Suriye konusuna müdahil olması basit bir nüfuz mücadelesi olmadığını ve bu konuda ABD ile Rusya’nın ortak bir amaca binaen hemfikir olduklarını gösterir. Nitekim karşısında durdukları tek şey Rusya’nın da başından beri ifade ettiği gibi İslamî bir değişim olması ihtimalidir.

Bu sebeple bütün Müslümanların uyanık olması ve Suriye’deki devrimin İslamî bir devrim olduğunu hiç akıldan çıkartmaması gerekiyor. Bu da Müslümanların Suriye konusunda duyarlı olmasını ve sessiz kalmamasını gerektiriyor. Onun için dava taşıyıcılarına çok iş düşmektedir. Zira medya yönlendirmesine karşın Müslüman halkların kendiliğinden bu bilince sahip olması düşünülemez. Etrafımızdaki insanları bu çerçevede uyarmalı ve meselenin bir hayat-memat meselesi olduğunu İslam Ümmetine hatırlatmalıyız. Onun için diyoruz ki “susmak ihanettir”, “sessiz mi kalacağız Suriye…”

Fakat tüm bu planlar masada olmasına rağmen kâfirlerin Hilafet kurulduktan sonra İslam Devleti’ne saldırması zayıf bir ihtimaldir. Zira hem Suriye halkının hem de Suriye halkını yalnız bırakmayan Müslümanların çabaları boşa gitmeyecek ve kâfirler dünya kamuoyunu kandıramayacaklardır. İşte tam da bu noktada kâfirlerin yapmaya çalışacakları ikinci şey devreye girecektir. Bu ise Suriye’de doğacak İslam Hilafet Devleti’nin çember içine alınarak büyümesini, güçlenmesini ve etrafındaki İslam topraklarını bünyesine İlhak etmesini engellemeye çalışmaktır. Daha kuvvetli olan ve kâfirlerin tüm çabalarını bu yönde harcayacakları plan budur.

Bu planın bazı emarelerini ve kâfir ABD’nin fikirlerini deşifre etmeye çalışalım inşaAllah. Suriye’nin güney kısmı zaten “İsrail” devleti ile kesilmiş ve bu manada “İsrail” bir tampon olarak düşünülmektedir. Geçtiğimiz günlerde “İsrail” devletinin üst düzey istihbarat yetkilileriyle yaptığı toplantı ve bu toplantıdan çıkan “Suriye meselesini yakından takip etme” kararı İsrail’in rolünü icra etmesi açısından önemli bir haber olmuştur. Öte yandan Irak’ın sınıra asker sevk etmesi ve mülteci kabul etme kararıyla konuya müdahil olma çabası Irak’a verilen rolün bir parçasıdır. Zaten Suriye ve Irak arasındaki soğukluk ve ABD’nin Irak üzerindeki etkinliğini kullanmasıyla Suriye’de kurulması beklenen İslam Devleti’nin doğu kısmı kontrol altında tutulmaya çalışılacaktır. Suriye’nin batı kısmı zaten Akdeniz ile çevrilmiş olup bu noktayı da uluslararası ortak bir çalışmayla kontrol altında tutmaya çalışacaklardır. Kâfirlerin en çok korktuğu yer ise şüphesiz Suriye’nin kuzeyinde kalan Türkiye’dir. Zira iki halk arasında kuvvetli bir akrabalık bağı ve aynı akideye inanmalarından dolayı İslam kardeşlik bağı vardır. Ayrıca daha önceden bütün bunlar hesap edilemediği için Türkiye’nin komşularla sıfır sorun politikası gereği Suriye ile özellikle ekonomik ve sosyal anlaşmalar yapılmış ve zaten suni olan sınırlar neredeyse yok sayılmıştı. Böylece iki halk arasında zaten var olan bağlar iyice kuvvetlenmiş ve buna yenileri eklenmişti.

Kâfir ABD kürtaj çabalarının boşa çıkmaya başladığını ve devrimin İslamî bir devrim olacağını kestirmeye başladığı andan itibaren şiddetle bu bağları zayıflatmaya ve iki halkı birbirine düşürmeye çalışmıştır ki kurulacak olan İslamî Devlet Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden bütün Müslümanlara sıçramasın. Tam da bu noktada Suriye’nin Türk uçağını düşürmesi akla gelmektedir. Suriye’nin Türk uçağını kendi inisiyatifi ile düşürdüğünü düşünmek yüzeyselliktir. Zira Suriye’nin Türkiye’ye meydan okuması veya kendi halkına gücünü göstermek için uçak düşürmesi mümkün değildir. Yapılan şey iki halk arasında fitne tohumları ekmektir ki devrim gerçekleşince kullanılsın. Ayrıca ayrıntıları netleşmemekle birlikte Türkiye’de bulunan sığınmacıların konteynır kentte kendilerine yeterli su verilmediği gerekçesiyle isyan çıkartmaları ve konteynır evleri ateşe vermeleri de yukarıdaki amaca mebni olarak bir provokasyon olabilir. Değişen askeri angajman kuralları Suriye ordusuna karşı değil İslam ordusuna karşı olacaktır. Kim bilir belki Türkiye şimdiye kadar kesmediği elektrik ve suyu da İslamî bir devrim olursa kesecektir. “Suriye halkıyla bir işimiz yok” deyip sanki elektrik ve sudan Suriye halkı faydalanıyormuş gibi kamuoyunu kandıranlardan bu beklenmeyecek bir şey değildir. Kıyama kalkmış ve Esed güçleri tarafından ağır silahlarla bombalanmış hangi kasabada halk elektrik kullanıyor acaba?

Hulasa Suriye konusu üçüncü aşamaya gelmiş olup icra edilen politikalar Suriye’de doğacak İslam Hilafet Devleti’nin abluka ve kıskaç altına alınması politikalarıdır. Fakat biz inanıyoruz ki Suriye devrimi İslamî bir devrimdir ve İslam Devleti’nin sıçrama tahtası kâfirlerin en çok korktukları Türkiye değil en sağlam bildikleri “İsrail” olacaktır. Zira İslam Devleti’nin ilk vacibi İsra ve Mirac topraklarını işgalden kurtarmaktır. Böylece kâfirler onu kontrol altında tutamayacaklar ve bütün Müslümanlar bu devletin kendi devletleri olduğunu görüp kısa süre içinde onun etrafında toplanacaklardır. Zafer ayı olan bu Ramazan ayında bir vacip olarak bu yönde dua ve amel edelim inşaAllah.

Ayrıca sonsöz olarak deriz ki; Filistin’den fırlatılan roket sonucu ölen birkaç Yahudi çocuğu için sabaha kadar acıdan uyuyamayan hoca efendiler acaba Suriye’de şehit edilen binlerce kadın, çocuk ve masum sivil Müslüman içinde aynı acıyı çekiyorlar mı? Acılarından dolayı mı derin bir sessizliğe gark oldular? Ya gece-gündüz Gazze’ye yardım toplayan ve her fırsatta basın açıklaması yapan STK’lar nerede? Ne yapacaklarını mı bilemiyorlar? Bu derin sessizlik neden? Haksızlık karşısında sessiz kalmak dilsiz şeytan olmak demek değimliydi? Ya İslam adına yola çıkıp ta şimdilerde “Suriye’ye müdahale etmezseniz radikaller başa gelecek” diyerek İslamî bir yönetim isteyenleri Batı’ya şikâyet edenlere ne demeli? Ilımlı da olsa İslamcı olmak kâfirlerin güvenini kazanamayacağınızı size Mısır’da göstermedi mi? Demokrasiyi araç olarak kullanarak farkında olmadan hedefinizin demokrasi olduğunu ne zaman göreceksiniz? Kimi kime şikâyet ediyorsunuz? İçinizde hiç dosdoğru bir adam yok mu? 

وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ

“Ne Yahudiler nede Hristiyanlar sen onların dinine girmedikçe senden asla razı olmazlar. De ki; gerçekten Allah’ın doğru yolu, doğru yolun ta kendisidir. Sana gelen ilimden sonra eğer onların keyiflerine tabi olursan, sana Allah’tan ne bir veli ne de bir yardımcı yoktur.”


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz