HİLÂFET DEVLETİ’NDE PARA SİSTEMİ

Murat Savaş

Kimileri İslâm’ı ruhani, mistik bir din gibi algılasa, algılatsa ve yaşasa da hayatın her alanını kuşatan ideolojik bir nizam olarak şimdilik kitaplar içerisinde duruyor. Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan duamız odur ki, bizleri bu kapitalist ideolojiden kurtarıp Hilâfet Devleti’nin kurulmasını ve o devlet eliyle hayat nizamlarının tatbik edilmesini bizlere nasip etsin. Zira halkımız günümüz iktisat nizamının en alt katmanında üsttekilerin rahatı için ezilmiş, ömrü ekmek davasıyla geçer olmuş ve açgözlü canavarların malzemesi hâline gelmiştir. Faizli krediler, ağır vergi yükü ve asgari ücret belası neredeyse tüm halkın başına musallat olmuştur. Daralan ekonomi ve artan cari açık noktasında fedakârlık en alt gelir grubundan beklenmektedir. Bir de sürekli alım gücünü yitiren, erimiş ve diğer paralar karşısında değer kaybeden para sistemimiz var. İşte bu makalede günümüz para sisteminin bozukluğunu ortaya koyarken İslâm iktisat nizamının bir parçası olan İslâm’daki para sistemini açıklayacağız.

Tarihte Lidyalılar parayı bulmadan önce insanlar mübadeleyi yani almak istediği malın alış-verişini karşılıklı rızaya dayalı olarak başka bir malla yapıyorlardı. Böylece elinde kendi ihtiyacından fazla buğday bulunan çiftçi yine elinde kendi ihtiyacından fazla hayvanı olan besiciyle bir nevi takas yöntemiyle mübadeleyi gerçekleştiriyorlardı. Mübadele mal veya hizmetlerin başka bir mal ve hizmetle değişimidir. Böylece kendisinin tüm ihtiyaçlarını üretmekten aciz kalan insanlar üretimi paylaşmış ve ürettiği şeylerin mübadelesiyle de insanlar tüm ihtiyaçlarını karşılayabilmiştir. Hatta para bulunalı neredeyse binlerce yıl olmasına rağmen yakın tarihte insanlar bakkallara yumurta, buğday ve benzeri gıda maddeleri götürüp mübadeleyi gerçekleştiriyorlardı. Günümüzde de bu sistem tamamen yok olmuş değildir. Hâlen az da olsa bazen insanlar aldığı malın bedelini başka bir mal veya hizmetle ödemektedirler.

Bu sistem eğer para olmamış olsaydı belli başlı bazı sıkıntılara yol açabilirdi. Örneğin, bir çiftçinin doktordan aldığı sağlık hizmetinin bedelini buğdayla ödemek istemesi hâlinde doktorun buğday ihtiyacı yoksa ya doktor alacağı buğdayı başka bir malla değiştirmek için ya da eğer doktor kabul etmezse çiftçi doktorun kabul edeceği bir malla buğdayı değiştirmek için ekstra vakit harcayacaktı. Yine berberden aldığı hizmetin karşılığını herkes bakliyatla öderse bu durumda berber bir tacir gibi malları elinden çıkarma derdine düşecekti. İşte bu nedenledir ki insan elindeki malı satıp karşılığında aldığı şeyle istediği mal ve hizmeti kolayca alabilmesi için parayı bulmuştur. Böylece paranın bulunmasıyla insanlar elindeki malı istemediği bir başka malla değiştirip onu da elden çıkarmak için harcadığı vakit israfından kurtulmuş, malın elden ele dolaylı olarak değil de doğrudan ihtiyaç sahibinin eline ulaşması sağlanmış ve hem de insanlar gereksiz nakliye işlerinden kurtulmuşlardır. Artık para, mal ve hizmetlerin kıymet ölçütü olmuştur. Zira mal ve hizmetin değerinin ölçülebilmesi mübadeleyi, mübadele de parayı gerektirir.

Yukarıdaki izahtan da açıkça anlaşılacağı üzere para mübadeleyi kolaylaştırmak için bir vasıta konumundadır.  Hayat işlerinden olmayıp hayat işlerini yürütürken kullanılan bir araçtır. Çünkü mübadele hayat işlerinden olmakla birlikte para mübadelenin teşriiyle değil uygulanışıyla ilgilidir. Onun için her ne kadar mal ve emeğin kıymetini belirlemek için bir para kullanılsa da insanların bütün mal ve hizmetlerin karşılığını para olarak ödemeye zorlanması yanlıştır. Zira para bir vasıtadır ve başka vasıtalar da bulunmaktadır. Ancak açıktır ki para olarak kullanılan şeyin hakiki bir kıymeti bulunmalıdır. Çünkü mal veya hizmeti verip karşılığında hiçbir değeri olmayan şeyin alınması abestir. Yani para olarak kullanılacak şeyin bizatihi kendisi kıymetli olmalı ki insanlar rahatça onu alıp karşılığında mal ve hizmeti versin. Zaten malların fiyatı ve emeğin ücreti de paranın kıymetine göre takdir edilir. Buradan hareketle her kıymetli şeyin de para olarak kullanılması düşünülemez. Çünkü o zaman hem herkes aynı parayı kabul etmeyebilir hem de birçok paranın değerinin ve kurlarının bilinmesi güçleşir. Zaten paranın kullanılmasındaki maksat mübadeleyi zorlaştırmak değil, kolaylaştırmaktır.

Bu açıklamalar çerçevesinde tarihte insanların bir mübadele aracı olarak bizzat kendisi kıymetli olan altın ve gümüşü kullanmaları akli, doğal ve doğrudur. Paranın keşfedilmesiyle birlikte tüm dünya insanlarının kıymet verdiği ve doğada az bulunan altın ve gümüş para olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kimi devletler belli ölçü ve ağırlıkta kendine has motiflerle para basıyor, kimi devletler de kendisi bir para basmayıp o devletin parasını kullanıyordu. Zira para tüm dünya insanlarının kıymet verdiği bir madenden olunca her yerde kabul görüyordu.

Dünya insanları para konusunda bu durumdayken ve mübadelenin tamamında olmasa da altın ve gümüş para olarak kullanılırken Allah Azze ve Celle yeryüzünü İslâm’la şereflendirdi. Mekke Dönemi’nde Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem İslâm’ı yeryüzüne hâkim kılma mücadelesi verirken, Medine Dönemi’nde bunu gerçekleştirmiş, artık hayatın her alanına nizamlarını yerleştiriyordu. Hayatın çoğunun etrafında şekillendiği ekonomiye dair hükümler esasen daha Mekke Dönemi’nde gelmeye başlamıştı bile. Ekonominin esasi konularından mübadele aracı ve kıymet ölçüsü olan para hakkında da nihayet bir düzenleme geldi. Allah Azze ve Celle Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in diliyle paranın mevcut altın ve gümüş sistemi, ağırlık ve ölçülerinin de Mekke halkının kullandığı ölçüleri olduğunu vazetti. Dolayısıyla İslâm’da para sistemi zati kıymeti olan altın ve gümüşten oluşan madeni para sistemidir. İslâm’ın bunu ikrar etmiş olması altın ve gümüşü para olarak teşri etmesi, yani zorunlu kılması demektir. Bu, para sisteminin altın ve gümüşe dayalı madeni para sistemi olması demektir yoksa mübadeleyi altın ve gümüşle sınırlandırmak demek değildir. Dolayısıyla insanlar mesela aldığı bir hizmet yahut malın bedelini başka bir mal ve emekle ödeyebileceği gibi nakdi olarak parayla da ödeyebilir. İslâm icara ve alışveriş hükümlerini vazederken mübadeleyi sınırlandırmamış, bilakis serbest bırakmıştır. Ancak bir para sistemimiz olacaksa -ki olması zorunludur- bu altın ve gümüş madeni para sistemi olmalıdır. İslâm’ın sınırlandırdığı şey işte budur. Yani mübadele değil paradır.

Ne var ki para sistemi bu olduktan sonra İslâm illa tedavülde altın ve gümüş paralar olmasını zorunlu kılmaz. Hayat işlerini kolaylaştırma veya transfer maliyetlerini azaltmak gibi sebeplerden dolayı karşılığında hazinede altın ve gümüş bulundurmak kaydıyla temsili kâğıt paranın kullanılması da caizdir. Temsili kâğıt para üzerinde temsil ettiği altın veya gümüş miktarının yazılı olduğu ve değiştirme garantisi verilmiş paradır. Bu tür paralar hem transfer maliyetinin azaltılmasında hem taşıma kolaylığı sağlaması noktasında ve hem de olası hırsızlık, kapkaç ve gasp gibi olayların yaşanmasında üzerinde bulunan seri numaralarından dolayı suçluları yakalama kolaylığı sağlamaktadır. Ancak karşılığında altın ve gümüş olmayan yani altın ve gümüşü temsil etmeyen ve değiştirme garantisi verilmemiş, alım gücünü kendi değerinden değil de çıkaran devletin kanunundan alan kâğıt para sistemini kullanmak caiz değildir. Çünkü hem İslâm para sistemini belli bir esasa bağlamıştır hem de bu tür paralar bizatihi bir kıymet taşımamaktadır. Ayrıca devletin gücüne ve politikasına göre alım gücünü yitirmekte ve tüm dünyada itibar görmemektedir. Bu sebepledir ki enflasyon gibi etkenlerin de bulunmasıyla para pul olmaktadır. Hatta enflasyonun sebebi bizzat bu para sistemidir. Bu para sisteminde beş yıl önce aldığınız bir maaşı yastık altına koysanız beş yıl sonra büyük ölçüde değerini ve alım gücünü yitirmiş bir şekilde bulursunuz. Ancak İslâm’ın para sistemi olan altın sisteminde değil beş yıl elli yıl önceki maaşınız elli yıl sonra üç aşağı beş yukarı aynı alım gücüne sahiptir. Çünkü kıymeti bizatihi kendisinde mevcuttur. Alım gücü kısmi olarak değişse de bu onun değeri düşmesinden dolayı değil arz ve talepten dolayı mal ve hizmetlerin değerinin değişmesinden dolayıdır. Velhasıl, İslâm’daki para sistemi doğrudan altın ve gümüş ya da altın ve gümüşü temsil eden temsili kâğıt para sistemidir.

İslâm’da para sisteminin bu olduğunu gösteren çokça delil vardır. Mesela İslâm altın ve gümüşün amaçsız bir şekilde (tedavüle sokmama kastıyla) biriktirilmesini yasaklayıp bunu kenz sayarken diğer malların biriktirilmesini kenz saymamıştır. Altın ve gümüş dışında malların biriktirilmesi eğer malın piyasa değerini yükseltmek için yapılmışsa bunu da haram saymıştır ve onu ihtikâr olarak değerlendirmiştir. İslâm’ın altın ve gümüşü yığıp biriktirmeyi haram kılması ancak onun para oluşundan ve tedavülde olması gerektiğinden dolayıdır yoksa mal oluşundan dolayı değildir. Yine İslâm hırsızlıkta el kesme miktarını, kasten veya hata ile öldürmede diyet miktarını altın ve gümüş üzerinden yapmış olması da onun para oluşundan dolayıdır. Elmas, yakut ve zümrüt gibi değerli mücevherata (ticareti dışında) zekât koymamışken altın ve gümüşe zekât koyması da bu sebepledir.

İslâm’ın para sisteminin fert, toplum ve devlet açısından pek çok faydası vardır ancak burada bazılarını zikredelim. Bu sistemin kullanıldığı toplumlarda insanlar dövize çokça ihtiyaç hissetmez. Çünkü insanlar ya paraya olan güvensizlikten ya da başka ülkelerdeki mal ve hizmetleri alabilmek için döviz alırlar. Altın ve gümüş sisteminde paranın kendisi kıymetli olduğu için güvensizlik oluşmaz ve bu para dünyanın her yerinde kabul görür. Bu da kendi paramızın değerinin düşmemesine sebep olur.

Yine altın nizamı tüm dünyaya kendini kabul ettirme potansiyeline sahip olduğundan dolayı devletlerarasında efektif kur fiyatının sabit kalmasını sağlar. Bu da devletlerarası ticari gelişme ve ilerlemeyi getirir. Zira yatırımcılar o zaman dış ticarete atılmaktan ve ticareti geliştirmekten çekinmezler.

Altın sisteminde devletler gelişigüzel para basamazlar. Zira böyle durumlarda altına olan talep artacağından dolayı bu talebi karşılayamamaktan çekinirler.

Bu nizamda altının dolaşımı, ithal ve ihracı serbest olduğundan nakdi olarak mali ve iktisadi istikrar oluşturur. Zira efektif kur muameleleri ancak ithal edilen mal ve hizmetlerin fiyatlarını ödemek için dış ödemelerde kullanılır.

Bunlar altın sisteminin sadece bazı faydalarıdır ancak şu anda dünya devletlerinin onu terk etmiş olmasından dolayı ilk uygulayacak devletin karşılaşacağı bazı zorluklar da vardır elbet. Fakat sağladığı faydalar göz önünde bulundurulduğunda bunların pek ehemmiyeti yoktur. Üstelik bu sıkıntıların üstesinden gelme formülleri de bulunmaktadır. Şimdi bu mevzulara girmeye lüzum yoktur. Esas mesele şu ki; altın sistemine dayalı parayla başka devletler üzerine tahakküm kurmak mümkün olmadığından sömürgeci devlet ABD 1971 yılından sonra doların altına konvertibl olmasını kaldırdığını açıklamış ve kendi parası üzerinden başka devletler üzerine hakimiyet kurmayı hedeflemiştir. Evet, insanlığın ortak parası ve değeri olan altın sistemi tüm dünyada tatbik edilirken İslâm gelip bu ortak değeri ikrar etmiş, kabul etmiş hatta vacip kılmıştır. Bu sistemi İslâm’ın ikrar etmesinden sonra da yine asırlarca uygulanmış ancak taşıdığı dünya görüşüyle dünyaya liderlik edemeyen ABD bu sistemi değiştirerek liderliğini dünyaya dayatmıştır. Şu anda neredeyse tüm dünyada altına çevrilebilir para sisteminin yerini hiçbir ayni değeri olmayan kâğıt parçaları almıştır. Bu da paranın devletin gücü ve politikasına göre değişken değere sahip olmasına ve güçsüz devletlerin parasının pul olmasına sebep olmaktadır. Ayrıca güçlü devletler dahil bu yanlış para sistemi ve para politikasından dolayı finansal, iktisadi ve mali krizlerin yaşanması cabası. Para politikası devalüasyon, enflasyon ve cari açığa da ciddi derecede etki etmektedir. Tabii ki bu sıkıntılara en çok maruz kalıp zarar görenler genelde en çok halk tabakasıdır. Lider, politikacı ve sermayedarlar kendi parasına güvenmeyip akıbetlerini teminat altına almak için servetlerini döviz olarak İsviçre bankalarında bulundurduğundan halkın ihtiyaç ve sıkıntılarından gafil, halka yabancı kimselerdir.

Ezcümle, mevcut para sistemi İslâm’ın para sistemi ile değiştirilmediği sürece paramızın dünyadaki paralara denk, güçlü ve güvenilir olması mümkün değildir. Bunun sıkıntısını da hokkabaz siyasetçiler, gözü doymaz kapitalistler ve rüşvetçi bürokratlar değil maalesef halkımız çekmektedir. Bu karşılıksız kâğıt para sistemi kokuşmuş kapitalist iktisat nizamıyla birlikte var oldukça gelir dağılımında adaleti sağlamak mümkün değildir. İslâm’ın iktisat nizamını ise ancak İslâm Hilâfet Devleti uygulayabilir. Zira o, kendi cebini, koltuğunu ve efendilerini değil; tebaasını ve tebaasına hizmet ederek Allah’ı razı etmeyi düşünen bir halife ile yönetilir.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz