Allah Azze Ve Celle’den Ümit Kesilmez!

Esma Sıddık

88 yıl önce Ümmetin kalkanı elinden alındı ve korumasız kaldı. Hilafet yıkıldı.

Bunun neticesinde bugün Ümmet doğasına aykırı bir halde yaşamaya zorlanmaktadır. Müslümanlar 88 yıl öncesine kadar Kuran’ı Kerim ile idare edilirken bugün yaşamakta oldukları topraklarda insanoğlunun icat ettiği sistemler hâkimdir. Bu bozuk ve çarpık sistemlerin hâkimiyeti, işgalcilerin topraklarımızı kontrol altında tutabilmeleri ve sömürebilmelerine imkân tanımaktadır. Batı, İslam topraklarını işgal ettikten sonra hâkimiyetini, bu topraklarda kurduğu parlamentolara yerleştirdiği adamları, daha sonrasında görevlendirdiği ajanları vasıtasıyla korumuştur. Bu ajanlar ilk etapta Müslüman halktan bir parça olan siyasîler gibi görünmekteydiler. İşgalci Batı, bu şekilde bir asra yakın Müslümanlara bağımsız oldukları intibaını vermiş, onları kandırmıştır. Fakat zamanla bu siyasetcilerin halklarının değil Batı’nın çıkarlarını korumak için kullanılan birer piyon, kukla oldukları ortaya çıkmıştır. 

Müslümanların üzerindeki baskılar ve zulümler artmıştır. Bu zulümler öyle bir noktaya ulaşmıştır ki artık Ümmet için için yanmaya başlamıştır. Ve tek bir kıvılcım bu ateşi alevlendirmeye yetmiştir. Muhammed Bouazizi’nin kendisini yakmasıyla İslam topraklarını alevler sarmıştır. Arap Baharı olarak isimlendirilen ayaklanmalar sadece İslam topraklarındaki sistemleri alt üst etmekle kalmayıp, tüm dünyayı karıştırmıştır.

Söz konusu ayaklanmalar kimilerini ümitlendirmiştir. Kimileriyse Müslümanların ayaklanmalara boşa ümit bağladıklarına kanaat etmişlerdir. Çünkü bazıları, ayaklanmalarda İslamî dirilişi görürken bazıları ise ayaklanmaların, İslam topraklarını daha fazla Batılılaşmaya götüreceğini düşünmüşlerdir. 

Ayaklanmaların ümitleri boşa çıkaracağı meselesiyle başlayarak bu konuyu irdeleyecek olursak, bu şekilde düşünenler, görüşlerini şu iki noktaya dayandırmaktadırlar.

Birincisi; Ümmetin İslam’dan çok fazla uzaklaştığını, bundan dolayı da kurtuluşunda Ümmetten uzaklaştığını düşünmektedirler. Ümmetin yenilgiye uğradığını ve tekrar ayağa kalkamayacağını varsaymaktadırlar. Hatta Müslümanların zalim diktatörlere karşı içlerinde besledikleri korkuları söküp attıklarını ve onlara karşı akın akın sokaklara dökülüp meydanları doldurduklarını görmelerine rağmen bu devrim niteliğindeki olaylara, mağlup olunmuş hissiyatı ve karamsar bir zihniyet ile yaklaşmaktadırlar.

İkincisi; Batı’nın onayı ve desteği olmadan İslam topraklarında hiçbir değişikliğin gerçekleşemeyeceğini düşünmektedirler. Batı’nın süpergüç olduğunu varsaymaktadırlar. Ayaklanmaların mutlaka Batı tarafından desteklenmiş olması gerektiğini ve Batı’nın bu ayaklanmaları devamlı yönlendireceğini söylemektedirler. 

Aynı zamanda partiler ve kitleler bu düşüncelerden etkilendiklerinde, bu onların fikirlerine, mefhumlarına ve çalışma metotlarına yansıyacaktır. Öyleki, Batı’nın planlarına uyumlu hareket etmeye çalışacaklardır. Çünkü bazılarında, bu şekilde Batı’nın desteğinin kazanılabileceği şeklinde bir kanaat hâkimdir. Bu destek sonucu, İslam topraklarında büyük değişimler meydana getirebilecek belli bir otorite elde etmeyi ummaktadırlar. Zamanla Batı’yı destekleme yoluna girmektedirler. Şeriata davet eden sloganları yerini demokrasiye ve özgürlüğe davet eden sloganlara bırakmaktadır. Batı hakkında, Kuffar derken, artık müttefik ve değişimin öncüsü demeye başlamışlardır. 

Bu iki düşüncede yanlıştır. Zira bunlar Müslümanların iradelerini zayıflatır, şüpheye düşmelerine neden olur. Müslümanlar kendi güçlerinden tereddüte düşerler. Cennet ulaşılmaz değildir!

Bu yanlış düşüncelerle mücadele edilmesi gerekir. Bu düşünceler mağlup bir zihniyetin ürünüdür ve hâkim statükonun devamlılığına yöneliktir. Oysa İslam, Müslümanların, Ümmet hakkında karamsarlığa düşmelerine izin vermemektedir. Zira Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: 

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ 

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz.” (Âl-i İmran 110) 

Bu durumda Müslümanların ve Ümmetin geleceği hakkında nasıl karamsarlığa düşebiliriz?! “En hayırlı ümmet’ten” başka, insanlığın geleceğini kim aydınlatabilir?! Allah Azze ve Celle doğru hüküm verir.

Müslümanlar olarak öncelikle görmemiz gereken Batı’nın, İslam’ı ve Müslümanları düşman olarak gördüğünü gerçeğidir. Başlıca hedefi, İslam’ın bir otorite olarak tekrar doğmasını engelleme ve İslam topraklarını hâkimiyeti altında tutmaktır. Bu hususlarda o denli ciddidir ki İslam’ın güçlenmesine karşı verdiği mücadelede en ufak bir taviz dahi vermeye yanaşmamaktadır. Hatta Batı şu an, ayaklanmalardan, tüm Müslümanmları bayrağı altında toplayacak bir Hilafet Devleti’nin çıkmasından büyük bir endişe duymaktadır. 

Önceleri İslam topraklarını işgal ederek, buralarda askerî üsler kurarak, Müslümanların başlarındaki diktatör liderleri ve İsrail’i destekleyerek, bozuk fikirler yayıp Ümmet arasında fitne çıkararak bu hedeflerine ulaşmaya çalışmıştır. Bugün ise Batı strateji değiştirmiştir. Yıllardır zalim rejimleri desteklemiş olan Batı, bugün halkı desteklemekte ve halkla birlikte baskıcı rejimlere karşı mücadele vermektedir. Hatta ılımlı, İslamî partileri desteklemektedir ve onları siyasete ve seçimlere katılmaya teşvik etmektedir. Anlamaktayız ki Batı, Müslümanların birgün diktatör liderlerine karşı ayaklanma ihtimalini göz önünde bulundurarak kendini daha önceden buna hazırlamış, İslam topraklarındaki menfaatlarını koruyabilmek için birtakım stratejiler belirlemiştir. 

Çeşitli planlar yapıp yeni stratejiler belirlemiş olması, Batı’nın başarılı olacağı anlamına gelmemektedir. Çünkü en iyi planları Allah Azze ve Celle yapar! وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ ‘Allah tuzak kuranların hayırlısıdır’ ve  أَسْرَعُ مَكْرًاَ‘daha çabuk tuzak kurar’

Arap baharından ümitli olmak meselesine gelince; ayaklanmalara gerçekci bir bakış açısıyla yaklaşmak gerekmektedir. 

İlk olarak şunu görmekteyiz ki sokaklara dökülen insanlar, akidesi İslam akidesi olan, Allah Azze ve Celle’nin dinine inanan, ‘en hayırlı Ümmetten’ parça olan Müslümanlardır. Bu dine inananlara Allah Azze ve Celle, kâfirler يُرِيدُونَ أَنْ يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ “Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler”, galibiyet ve hâkimiyet vereceğini müjdelemektedir. 

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً 

“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur.”

Dikkate alınması gereken ikinci nokta, geçmişte, Ümmetin başından birçok sıkıntılı ve zorlu olayların geçmiş olduğudur. Haçlı orduları, ihanetler, kaos... Ama her defasında Ümmet tekrar dirilmiş ve böylelikle Müslümanların tarihi birçok kalkınmaya şahitlik etmiştir. Çünkü Müslümanlar sıkıntıya düştüklerinde, dönüp tekrar İslam’a sarılmışlardır. Allah Azze ve Celle ise onlara şu şekilde karşılık vermiştir: 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.”

Bugün Müslümanlar yine Allah Azze ve Celle’ye yönelmişlerdir. Ve Allah Azze ve Celle elbette sözünü tekrar tutacaktır! 

Üçüncü nokta ise, yıllardır zulüm altında yaşadıktan sonra Müslümanlar, artık İslam’a karşı nasıl bir savaş verildiğini görmüşlerdir. Sadece, İslam’ın siyasî olarak gündelik hayata hâkim olması için çalışanlar değil, artık şahsi alanlardada Müslümanlar sürdürülen bu savaşı hissetmektedirler. Sakallı erkekler, tesettürlü kadınlar, sırf İslam’ı yaşamayı arzuladıkları için eziyet görmektedirler. İlim adamlarımız, düşünürlerimiz ve âlimlerimiz bilgileriyle Ümmete faydalı olmak istediklerinde önleri kesilmekte ve onlarda çeşitli eziyetlere maruz kalmaktadırlar. 

Müslümanlar artık Batı’nın İslam topraklarındaki müdahalelerinin ve bunların Ümmet üzerindeki etkisinin farkına varmışlardır. Bununla birlikte, güvenliklerinin ve onurlarının sadece İslam’la korunabileceğini görmüşlerdir. Tüm İslam âleminde, zulümden aşağılanmaktan bıkmış, usanmış, köklü bir İslamî değişimi arzulayan gruplar ayaklanmışlardır. Her ne kadar Batı medyası yansıtmamış olsada, bu olaylar arka planda uzun zamandır süregelmekteydi. Gereken tek şey ufacık bir kıvılcımdı. Ve Tunus’da ki kıvılcım, devrim ruhunu tüm İslam âleminde ateşledi.

Bugün Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in sözlerinin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha görmekteyiz: “Müslümanlar acı duymaları, birbirlerine şefkat ve sevgi göstermeleri bakımından tek bir vücut gibidirler. Bedenin bir uzvu hastalanırsa diğer kısımları uykusuzluk ve ateş ile acı duyar.”

İslam topraklarından yükselen seslerden anlamaktayız ki; Ümmetimiz birlik olmuştur. Çağrımız, hedefimiz, topraklarımız aynı noktada birleşmiştir. Tunus’daki Müslümanlar Suriye’deki Müslümanlar için, Endonezya’daki Müslümanlar Mısır’daki Müslümanlar için, Türkiye’deki Müslümanlar Burma’daki Müslümanlar için kaygılanmaktadırlar.

Ayaklanmalar ümidin işaretidir. Müslümanın gelecekten ümitsiz olması ve Ümmet hakkında tereddüte düşmesi caiz değildir. Zira bu Allah Azze ve Celle’nin hükmü hakkında tereddüte düşme anlamına gelir. Allah Azze ve Celle’ye güvenmeliyiz. Bizler O’nun Celle Celaluhu dinine yardım edersek, elbette O’da Celle Celaluhu bize yardım edecektir. Kendimize güvenmeliyiz. Zira bizler bu durumu değiştirme gücüne ve kapasitesine sahibiz.

Batı’nın başarısız olduğunu, ekonomik, siyasî, askerî ve sosyal olarak çöktüğünü mutlaka bilmeliyiz. Batı’nın hayata bakış açısının, hedeflerinin, yeni stratejilerinin farkında olmalıyız ki küfre karşı uyanık olabilelim. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz.”

Müslüman, insanları aldatmamalı, insanlara zarar vermemeli, zulüm etmemelidir. Fakat diğer taraftan kandırılması çok kolay, naif bir insanda olmamalıdır. 

Ayaklanmalar, demokrasiye yapılan bir çağrı niteliğinde değildir. Yapılan çağrı çok daha derindir. Medya sadece demokrasiyi isteyenleri ekranlara çıkarsa da bu insanların demokrasiden anladıkları, Batı’nın onlara aşılamak istediği şeyden farklıdır. Müslümanların istedikleri, kendi liderlerini seçebilmek ve sahip oldukları İslamî şahsiyete göre yaşayabilmektir. Bu temel haklar ise sadece İslam’da bulunmaktadır. 

Zafer Arap Baharıyla gelmeyecek olsa dahi, bu ayaklanmalar zafere giden yolda atılan ilk adımlar olacaktır. Ve bu yol Müslümanları mutlaka zafere götürecektir. Zira diller artık İslam ile ıslandı, gözler ufukta zaferi aramakta ve kalpler şehitlik mertebesini arzulamaktadır.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz