İnkâr Edilemez
Gerçek: Kapitalizmin Çöküşü
Özelde Müslümanlar
genelde de insanlık adaletle hükmeden, halkını gözetip kollayan, güven ve huzur
dolu bir hayat standardı sağlayan Hilâfet Devleti’nden mahrum oldukları günden
itibaren adaletsizliğin, gözyaşlarının, açlıkların, acıların olduğu bir dünya
var eden kapitalizm, dünya sahnesinde yerini almaya başladı. Bugün yaşadığımız
uzaktan seyirci kalmakla yetinmeyip varlığını daha doğrusu sömürü pençelerinin
neticesi olarak iliklerimize kadar hissettiğimiz krizler namına ne varsa kuşku
yok ki Amerika’nın öncülüğünde kapitalizmin hakimiyetinin eseridir(!).
Var olduğu günden
bu yana mali kriz, kapitalizm sisteminin kendi kendine ürettiği başlıca
krizlerin başında yer almaktadır. Kapitalizmin mali raporları ve performans
skalası bunu ispat etmek adına yeterlidir. Mali krizler kapitalizmin, başka bir
ifadeyle kapitalist dünyanın yeni yeni tanıştığı bir gerçek değildir. Çok
geriye gitmeden sadece 2008 yılında meydana gelen ve küresel manada kendisini
hissettiren iktisadi kriz; kapitalizmin ciddi manada hasta bir sistem olduğunu
göstermek adına yeterliydi. Tabii ki de görmek ve bilmek isteyenler için…
Hepinizin de malumu
olduğu üzere koronavirüs Çin’in Wuhan şehrinde başladı ve kısa zaman içerisinde
de tüm dünyaya yayıldı. Koronovirüsün sebep olduğu olumsuzlukların hayatın her
alanına yansıdığı gerçeği inkâr edilemez. Sadece bulaştığı insanları hasta
etmek ve dahi öldürmekle sınırlı kalmayıp küresel ölçekte ekonomi pazarında da
ciddi krizlere sebebiyet vermiştir. 2008 yılında yaşanan iktisadi kriz ve bu
krizin artçı sarsıntıları hâlen dünya piyasasında olumsuz manada etkisini
gösteriyorken ve dünya henüz 2008 yılındaki iktisadi dibe vurmuşluktan
kurtulamamışken her şeyi allak budak eden virüs pandemisi meydana geldi. Dünyayı
sarıp sarmalayan iktisadi krizler kapitalizmin çöküşünün habercisidir. Virüsle
birlikte en derin ve kapsamlı iktisadi çalkantının kapitalizmin yani sonu
yaklaşan sömürü düzeninin işaret fişeğidir aslında… Bunu kapitalizmin sömürü
çarkının en başındaki kişi; Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina
Georgieva, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının tüm dünyada “2008
küresel mali krizinden çok daha kötü ve benzeri görülmemiş” ekonomik krize
yol açtığını söyledi. Aslında bir nevi itiraf etti diyebiliriz. Bugün yaşanan
ekonomik buhranın hatta çıkmazın tüm dünyayı etkisi altına aldığı ve bunun
müsebbibinin kapitalizm nizamı olduğu gerçeğini, kapitalist nizamın beyni diye
adlandırabileceğimiz ekonomistler ve düşünürler itiraf etmektedirler.
Martin Wolf’un
Financial Times’daki “Yenidünya düzensizliği ve parçalanmış Batı”
başlıklı yorumu yine “Bence, bu kapitalizm bu krizden çıkamaz! Başka bir
kapitalizm ya da kapitalizmden başka bir şey gerekiyor. İkisi de şimdilik
ufukta görünmüyor.” ifadeleri tam da bu kapitalizmin çıkmazını ya da bir
çıkış arayışı içerisinde olduğunu göstermektedir.
Tahtakurdu ile
Koronavirüsün Ortak Yönü: Ölümü İfşa Etmek
İnsanların
kralların ölümü üzerine söylediği söze benzetme yaparak kapitalistlerin düşünce
dünyasına ışık tutmak istiyorum “Kapitalizm öldü yaşasın yeni kapitalizm.”
Kapitalizmin can çekiştiği gerçeğine rağmen acaba İslâm beldelerindeki
yöneticiler bu gerçeği görmezden gelip hasta sistem kapitalizme koltuk
değneği/asa olmaya devam mı edecekler ya da acaba yöneticiler, sadece
yöneticiler de değil, güç sahipleri, beyin ölümü gerçekleşmiş olan kapitalizm
ve onların uygulayıcıları olan sömürgeci kâfirlere destek vererek ayakta
kalmalarını sağlamaya devam mı edecekler? Ölmüş birisini canlı göstermeye
çalışmaktan farksızdır aslında… Yöneticilerin ayakta durmaktan aciz olan
kapitalizm sistemine destek olarak ayakta tutmaya çalışmaları ölmüş Süleyman Aleyhis
Selâm’ı ayakta tutan, ölmemiş gibi gösteren/canlı imajı veren
asanın durumuna ne kadar da benziyor. Şöyle buyuruyor Allah Azze ve Celle:
[فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا
دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِه۪ٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَاَتَهُۚ
فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا
لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُه۪ينِ] “Vaktaki onun ölümüne karar verdiğimiz zaman, (vefat ettiği
hâlde, asasına dayalı olarak günlerce ayakta tutulan Hz. Süleyman’ın) ölümünü
onlara (cin takımına, ancak) asasını yemekte olan bir ağaç kurdu fark
ettirmişti. (Hz. Süleyman’ın dayandığı değnek kırılıp yere düşünce cinler onun
öldüğünü anlamışlardı.) Artık o, yere yıkılıp, düşünce, açıkça ortaya çıktı ki,
şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp
(bu utancı) yaşamazlardı.”[1]
Bu Kur’anî kıssadan
çıkartabileceğimiz diğer bir hisse; nasıl ki tahta kurdu hayatta sanılan
Süleyman Aleyhis Selâm’ın ölümünü ifşa ettiyse, koronavirüs de hayatta
olduğu zannedilen kapitalizmin ölümünü ifşa etmiştir. Peki ey güç sahipleri! Ey
yöneticiler! Ölmek üzere olduğunu bildiğiniz hâlde kapitalizme ve onun
uygulayıcıları olan sömürgeci kâfirlere hâlâ bel bağlayacak mısınız? Cinler
öldüğünü bilmiş olsalardı bu zahmete katlanırlar mıydı diye soruyor Allah Subhânehû ve Teâlâ… Biz de size soralım
o vakit; artık ayağa kalkmaya mecali kalmamış bir nevi beyin ölümü gerçekleşmiş
kapitalizmin yükünü ve zulmünü üstlenecek misiniz? Kendisine faydası olmayan
sömürgeci kâfirlerden medet umacak mısınız? Allahu Teâlâ’nın kapitalizm
sisteminin örümcek evinden daha güçsüz olduğunu bir virüsle bize göstermiş
olmasına rağmen izzeti, şerefi sömürgeci kâfirlerden ve onların sistemlerinde
aramaya devam edecek misiniz?
Koronavirüsün etkisi kapitalist sistemin çaresizliğini, ekonomik
çıkmazlarını bir kez daha ispat etmiş ve gün yüzüne çıkarmıştır. Bir virüsün
süper güç devletleri ne hâle getirdiğini nasıl perişan ettiğini hepimiz
müşahede ettik. Hani Amerika güçlüydü? Hani sömürgeci kâfirlerin teknik
donanımları çok üst düzeydeydi? Hani onların bütün olanak ve imkânları vardı?
Hani onlara kimse kafa tutamazdı? Evet, virüs zannedildiği gibi olmadığını
gösterdi. Öyleyse ey güç sahipler! Ey ölmüş bir sisteme bel bağlayan
yöneticiler! Kapitalizm öldü ancak yaşasın yeni kapitalizm mi diyeceksiniz?
Yoksa kapitalizm öldü yaşasın İslâm mı diyeceksiniz? Kısacası hasta bir sistemin
koltuk değneği olmaya devam mı edeceksiniz yoksa İslâm’ın köklü bir şekilde
değiştireceği yeni bir dünyanın bânisi mi olacaksınız? Tercih sizin?!
Çözümsüz Teşhis;
Nereye Kadar?
Dünyanın ve de
özelde yaşadığımız coğrafyanın, karanlıkların girdabında boğulmaya terk
edilmesinin temelinde yatan, kapitalizm nizamının amentüsü niteliğinde olan
hürriyetler fikridir. İşte insan fıtratını altüst eden ve kapitalizmin
peyderpey kendi sonunu hazırladığı hürriyetler fikri; herkesin dilediği gibi
inanabilmesinin teminatını veren inanç hürriyeti, kişinin istediği her türlü
fikri söyleyebilmesinin garanti edildiği fikir hürriyeti, dileyenin dilediği
gibi haram-helal gözetmeksizin alıp satma hakkının sağlandığı mülkiyet
hürriyeti ve kişilere dilediği gibi yaşama hakkı veren şahsi hürriyettir. İşte
bu hürriyetlerin içerisinden mülk edinme hürriyetinden zenginlerin daha fazla
zenginleştiği, fakirlerin ise daha çok fakirleştiği ve Batılı kâfir devletleri,
halkları sömürü yoluyla servetlerini yağmalamaya iten kapitalist ekonomi düzeni
doğmuştur. Sömürü esası üzerine var olan kapitalizm genel itibarıyla dünyaya
egemen olan nizamdır. Kapitalizm sistemine ait fikrî yön ve hayata bakış açısı,
dini hayattan ayırma esasına göre tayin edildi. İnsana, hayata ve iktisada dair
sağlıklı/sahih çözümleri bulunamayan kapitalizm, içerisinde yaşadığımız
dünyanın yaşanmaz bir hâle gelmesindeki en büyük faktördür. Kapitalizm nizamı
dünyaya kaos, sömürgecilikten kaynaklı olarak da fakirlikten başka bir şey
verememiştir. Koronavirüs malumun ilamı oldu desek yeridir. Peki tam da burada
sadece kapitalizmin çökmek üzere ve yaşanan başta iktisadi olmak üzere bütün
krizlerin müsebbibinin olduğunu söylemek yeterli midir? Dört gözle
hastalığından kurtulmayı bekleyen birisine tedaviden yoksun ha bire
hastalığının ölümcül olduğunu söyleyip durmak -iyi bir şey olmakla birlikte-
nasıl ki büyük bir eksiklik ise çözümsüz ve alternatifsiz sadece kapitalizmin
ifsadından bahsetmek de bir o kadar yanlış ve eksiktir. Tedavisiz hastalık teşhisinin
bugüne kadar kime ne faydası olmuş ki?
Yıllardır İslâmi
camialar olarak kapitalizmin ifsadını konuştuk. Panellerde, konferanslarda
kapitalizmin dünyayı nasıl karanlığa boğduğunu en ince ayrıntısına kadar
anlattık. Peki bunları yapmak kötü mü? Ya da bunun neresi yanlış diye
sorabilirsiniz? Asla böyle bir şeyi kast etmedim. Pek tabii ki iyi ancak eksik…
Tıpkı sınavda iki sorudan birisini yanıtlamamış olmak gibi. Yani bir soruyu
cevaplamış olmak iyi ama olması gereken değil. Verdiğim basit örnekte olduğu
gibi sadece çözümden yoksun zulmün müsebbibini söylemek kompozisyonun eksik
olmasını/kalmasını sağlar. Müsebbibin kapitalizm olduğuna ilave olarak çözümün
İslâm’da olduğunu söyleyenlerin varlığını inkâr etmek ya da en azından burada
dile getirmemek de haksızlık olacaktır. Ancak genel, yuvarlak ifadelerle İslâm
demek de arzulanan değildir. Sorunlar ile çözüm olarak ortaya atılan fikirler
birbiriyle uyumlu olmak zorundadır. Uyumludan kasıt sorunu köklü bir şekilde
çözecek cinsten olmasıdır.
Sözlerimin daha iyi
anlaşılabilmesi adına bir örnek vermek istiyorum. Yaşadığımız Türkiye
topraklarında zina herkesin ortak dile getirdiği problemlerin başında
gelmektedir. Bunun çözümüne dair çok şeyler yazıldı, çizildi pek tabii ki…
Bizim mahallenin bunun çözümüne dair verdiği cevap istisnasız “İslâm” olmuştur.
Evet, zina problemi ancak İslâm ile çözülür âmennâ ve saddeknâ. Bu cevap yanlış
değil ama tam arzulanan da değildir. Çünkü İslâm’ın zina suçuna ilişkin
düzenlemesi Kur’an ayetiyle sabittir ve bunun yaptırımı bellidir. Şöyle ki:
[اَلزَّانِيَةُ وَالزَّان۪ي فَاجْلِدُوا كُلَّ
وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍۖ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ ف۪ي
د۪ينِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۚ
وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَٓائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ] “Zina eden kadın ile zina eden erkeğin
her birine yüz sopa vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın
dinini uygulama hususunda o ikisine karşı merhamet duygusuna kapılmayın.
Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya tanık olsun.”[2]
Öyleyse bu sorunun
cevabı el kesmek mi? Hayır bu da değil. Ukubat ahkâmının bir parçası olan el
kesmeyi tatbik edecek İslâmi bir devlet. İşte bu sorunun tam ve doğru cevabı
budur. İşte bu örnekte de olduğu gibi en iyimser hâliyle kapitalizme alternatif
olarak İslâm cevabının verilmesi kompozisyonun eksik kalmasını sağlayan bir
cevaptır. Kapitalizmin alternatifi İslâm iktisat nizamına hayat verecek olan
İslâm Hilâfet Devleti’dir. Peki ey Müslümanlar meydana gelen bu siyasi boşluk
tam da bu hakikati dillendirmenin zamanı değil midir? Ey kanaat önderleri!
Meydana gelen boşluk değişim için en uygun fırsat ve zaman değil midir? Peki
ayağımıza kadar gelmiş bu fırsatı gerçek çözümü haykırmadan heba olmasında
katkı sağlayanlardan olursak/olduysak Ruz-i Mahşer’de Rabbimize ne deriz?
Oluşan Siyasi
Boşluğu Ancak İslâm Doldurur! Peki Biz Bu İşin Neresindeyiz?
Bizler tüm insanlık
için çıkarılmış en hayırlı ümmetiz. Bu da bizim namaza, abdeste bilindik
ritüellere ek olarak fazlaca sorumluluklarımızın olduğunu göstermektedir. En
büyük sorumluluklarımızdan birisi de dünyamıza sömürü anlayışıyla zalimane
tahakküm eden dünyanın birinci devleti konumunda olan Amerika’nın yerine
insanlığı İslâm’ın adaletine çıkartacak Râşidî Hilâfet için çalışmaktır. Hele
ki koronavirüsün oluşturduğu bu iktisadi krizin ve Amerika’nın birinci devlet
konumundan düşmesinin alametlerini/sinyallerini verdiği şu zaman diliminde…
Henry Kissinger, Wall Street Journal’daki bir makalede korona salgınının
küresel sistemi sonsuza kadar değiştireceğini öngördüğünü yazdı. Amerika’nın
birinci devlet pozisyonunu kaybetmemiş olması birinci devlet özelliklerini
hakkıyla yerine getirdiğinden değil, onun yerine birinci devlet pozisyonunu
alacak bir varlığın/devletin olmayışındandır. Ancak ne var ki bir devletin
siyasi gücünün zayıflamasının en bariz iki alameti de Amerika’da mevcuttur.
Siyasi güç ağırlıklı olarak askerî ve ekonomik güç üzerine endekslidir. ABD’de
bu ikisi de şu anda vahim bir durumdadır. Sadece zihinlerde daha iyi
canlanabilmesi için örnek verecek olursak:
2013 yılında 662
milyar dolar olan askerî harcamaları yüzünden pentagondan büyük bir baskıya
maruz kalmıştı hükümet... Ki bu meblağ on büyük devletin askerî harcamasına
denktir. Ekonomik açıdan ciddi krizler yaşayan Amerika’nın yani kapitalizmin
bütçe açığı ve mali problemleri tasavvur edilemeyecek seviyeye ulaşmıştır. Bir
itiraf paylaşalım yeri gelmişken: 05.10.2013 tarihinde Endonezya’nın Bali
adasında yapılan APAC Zirvesi’nin açılışında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Kerry
şöyle demişti: “Mali krizin devam etmesi veya tekrarlanması hâlinde insanlar
ABD yönetiminin takip ettiği rotayı ve bunu koruma gücüne güveni sarsılıp onu
sorgulamaya başlayacaktır.”[3]
Koronavirüsten sonrasının çok daha kötü olduğu izaha muhtaç değildir.
Koronavirüsten kaynaklı ekonomik kriz, 2008 ekonomi krizinden çok daha şiddetli
olduğu bilirkişilerin itirafı ile sabittir. Kapitalizmin kan kaybetmeye
başladığı günlerden itibaren bilirkişiler yani ekonomistler, siyaset
bilimcileri barizleşen ve yükseliş trendinde olanın İslâm olduğuna dikkat
çekmişlerdir. Buna Noah Feldman “İslâm Devleti’nin Yükselişi ve Yıkılışı”
adlı kitabında dikkat çekmektedir. Şöyle ki: “Sembolik ve pratik açıdan İslâm
Devleti 1924 yılında öldü. Fakat bugün, İslâm Devleti yeniden canlanıyor. Trend
onlardan yana. Coğrafi aralığı Fas’tan Endonezya’ya kadar uzanan Müslüman
ülkelerde dikkate değer çoğunluklar şeriatın ülkeleri için hukuk kaynağı olması
gerektiğini savunuyor.”[4]
Dolaysıyla
Amerika’dan boşalacak bu boşluğu İslâm ümmetinin kıyam etmesiyle birlikte Hilâfet
Devleti dolduracaktır. Çünkü İslâm ümmetinde dünyanın liderliğini elde etmenin
yeterliliği fazlasıyla vardır biiznillah… Bu Allah’ın vaadi ve Rasulullah’ın
müjdesidir. Ancak bu boşluğun İslâm Hilâfet Devleti ile doldurulması
çalışmasında biz nerede duruyoruz? Biz bu işin neresindeyiz? Bir şeylerin
değişmesini bekleyen ve sadece uzaktan seyredenlerden miyiz, yoksa değişimin
öncülerinden mi?
Biz tam olarak o
günün süper güçlerine karşı: [اللَّهُ
ابْتَعَثْنَا لِنُخْرِجَ مَنْ شَاءَ مِنْ عِبَادَةِ الْعِبَادِ إِلَى عِبَادَةِ رب
العباد وَمِنْ ضِيقِ الدُّنْيَا إِلَى سِعَتِهَا، وَمِنْ جَوْرِ الْأَدْيَانِ
إِلَى عَدْلِ الْإِسْلَامِ] “Biz, Allah’ın, insanları kula kul olmaktan kendisine
kulluğa, dünyanın darlığından ahiretin genişliğine ve batıl dinlerin zulmünden
İslâm’ın adaletine çıkaralım diye gönderdiği bir toplumuz.”[5]
diyen Rebi b. Amir’in dediği ve durduğu yerdeyiz. Orada olmalıyız. Tıpkı o
günün dünyasını süper güç devletlerin pençesinden kurtarmayı dert edindiği gibi
bizler de tüm insanlığı kapitalizmin kanlı pençesinden kurtaracak Râşidî Hilâfet’in
ikamesini kendimize dert ediniyoruz!
Peki ya siz
kardeşlerim, ya siz neredesiniz ve neyi dert edindiniz?!
[1]
Sebe Suresi 14
[2]
Nur Suresi 2
[3]
Devletlerarası Durumda Siyasi Boşluk, Esad Mansur Köklü Değişim
Yayıncılık
[4]
Kapitalzmin Çöküşü ve İslam’ın Yükselişi, Prof. Muhammed Malkâwi, Diwan
Araştırma ve Yayıncılık
[5]
El-Bidaye ve'n-Nihaye, İbn Kesir


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış