Allah Subhanehû
ve Teâlâ, Rasulünü hidayetle gönderdi ki, kulları için razı olduğu din olan
İslâm, kullarının hayatlarını düzenleyen ve ona göre hayatlarını sürdürdüğü,
kalkınmalarını sağlayacak bir hidayet olsun. İslâm bireyi, aileyi ve toplumu
önemser ve korur. İnsanın kendisiyle, ailesiyle ve toplumuyla karşılaştığı
bütün sorunlar için çözüm göstermiştir. Böylelikle insanı, İslâm hükümleri
çepeçevre kuşatmış ve onun, gayelerin gayesi olan Allah’ın rızasını kazanmasını
amaçlayarak, huzurlu yaşamasını sağlamıştır. Akidesinden insan için nizamların
çıkarıldığı İslâm, insanın dünya hayatındaki problemlerini çözmesini sağlayan
aklına kanaat eden, fıtratına uyumlu olan ve kalbini mutmain eden ruhi ve
siyasi akidesi ile en iyi şekilde topluma fikrî liderlik yapmıştır. İnsanları
“La İlahe İllallah” rayesi (bayrağı) altında toplayarak toplumda adaleti
yaygınlaştırmış, güvenli ve huzurlu bir iklimde ikame edilmesini sağlamıştır.
Fakat İslâm’ın
Müslümanların hayat sahasından çıkması ile birlikte musibet ve belaların onlara
musallat olması bir olmuştur. Müslümanları koruyan kalkanın (Hilâfet
Devleti’nin) kırılması ile birlikte sömürgeci Batılı devletler, İslâm ümmetinin
üstüne üşüşmüştür. Müslümanlar, İslâm’ı tamamen hayat sahasından çıkarmaya
çalışan açgözlü sömürgeci devletlerin maslahatlarının itip kaktığı, cimrilerin
sofrasındaki yetimler gibi olmuşlardır. Topraklarındaki servetleri elde etmek
için saldıran sömürgeci devletler ile iş birliği yapan hain yöneticiler
sayesinde Müslümanlar, İslâm’ın yönetim nizamını bırakıp, çürümüş materyalist
hadaratın yönetim nizamını kabul etmek zorunda bırakılmıştır.
İslâm topraklarında
yaşayan insanlar, İslâm’ın hayat sahasından kayboluşu sonucu, sadece uzvi ve
içgüdüsel ihtiyaçlarının hareket ettirdiği bir “ZOMBİ’ye dönüşmüştür. İnsanların
tek derdi, gayesi hangi şekilde olursa olsun uzvi ve içgüdüsel ihtiyaçlarını
doyurmak olmuştur. İslâm topraklarında yaşayan Müslümanlar, İslâm’ın
ışık tuttuğu temiz ve huzurlu hayatın kılavuzu ve lideriyken, İslâm’ın ortadan
kalkışı ile kendilerine yol gösteren bir kılavuz olmaksızın dünya hayatlarında
ifsat eden bir yolda seyretmektedirler.
يَا أَيُّهَا
الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا
يُحْيِيكُمْ
“Ey iman edenler!
Allah ve Rasulü sizi, size hayat veren şeye çağırdığında icabet ediniz.”[1]
Maalesef bize hayat veren şeyden uzaklaştırıldık! Batı’nın kültürü ve
kanunları sayesinde İslâm, Müslümanların aile mefhumundan çıkarıldı. Anlayışlı,
sevgi dolu, uyumlu, huzurlu olan Müslüman aileler bir anda; bencil, herkesin
kendini haklı gördüğü, diğer aile bireyleri ile çatışmalar yaşadığı,
huzursuzluk ve endişenin kaynağı hâline geldi. Bugün Müslüman
ailelerin fotoğrafını çektiğimizde onun paramparça olduğunu, aile fertlerinin İslâmi
akidenin getirmiş olduğu kavramlara tamamen zıt olan ve onunla çelişen
kavramları, davranışları yayan kapitalizmin hüküm sürdüğü bir hayata itilmiş
olduklarını, dinlerinin hükümlerinden kopuk yabancılara dönüştüklerini,
üzerlerine ve nefislerine uygulanan bu kapitalist sistemin kavramlarının onları
itip kakmakta olduğunu görüyoruz.
Tüm bu yaşadıkları
sarsıntıya rağmen Müslümanların; özlerinde hâlâ bu bozuk beşerî sistemlerin
karanlıklarından insanları aydınlığa çıkarmak için İslâm’ı savunup onu dünyaya
taşıyacak güçlü, net, ne istediğini bilen nesilleri yetiştiren aileyi sağlamca
kuran ve koruyan dinleri İslâm’a ve hükümlerine özlem duyduklarını da
görmekteyiz.
İslâm, Müslüman bir
aileyi (evi) sağlam, dayanıklı temeller üzerine kurmak için şu hükümleri farz
kılmıştır:
1-İki salih Müslüman eşi birleştirmiş olan evi
oluşturmaktadır. Nitekim Allah Subhanehû ve Teâlâ, kullarına eş olarak
saliha kadın ve salih erkek seçmelerini teşvik etmiştir:
اخْتَارُوا
لِنُطَفِكُمُ الْمَوَاضِعَ الصَّالِحَةَ
“Nutfeniz
(çocuklarınız) için saliha/iyi yerler seçin.”[2]
Buradan da
anlaşıldığı üzere ev bir kaledir. Öyleyse onu sarsıntı ve tehditlere karşı
güçlü ve dayanıklı olana kadar sağlamlaştırmak kaçınılmazdır.
2-İslâm’da aile güzel ahlak ve temiz yaşam üzere kurulur.
Ebu Derda eşine şöyle demiştir:
“Beni kızgın
gördüğün zaman beni hoşnut et, eğer ben seni kızgın görürsem ben seni hoşnut
ederim. Aksi halde birbirimize yarenlik edemeyiz.”
Aynı şekilde aile
fertlerini itaat ve ibadete teşvik etmiştir. Dolayısıyla Müslümanın aile
fertlerine iyi davranması, onlara hakkı ve salih amelleri öğütlemesi ve
hatırlatması, aralarına hayırda yarışma ve hasenat kazanma bilincini
oluşturması gerekmektedir:
وَأْمُرْ
أَهْلَكَ بِالصَّلاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ
نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
“Ailene namazı
emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık
veriyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya aittir.”[3]
Ebeveyn Allah’a
dayanır, Allah’ın hükümlerini yerine getirir, bu hükümler doğrultusunda çocuklarını
eğitir ve en iyi şekilde yetiştirirler. Çocuklara dinlerini öğretir, onları
cennete götüren amellere teşvik eder ve cehenneme götüren amellerden
sakındırırlar.
3-Müslüman aile, Allah’a itaat esası üzerine kurulmuştur.
İki eş arasında sağlam, yıpranmaz bir bağ vardır. İki eşten her biri; kendisine
dini hususta yardımcı olacak, hata yaptığında hatasını düzeltecek, Allah’a
itaat etmeye ve göklerin Rabbinin rızasını kazanmaya teşvik edecek bir eş
bulmaya çalışır. Hasan RadiyAllahu Anh’ın
Ebu Hurayre RadiyAllahu Anh’dan
naklettiği ve İmam Ahmed’in Müsned’inde yer verdiği hadiste Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle
demiştir:
رَحِمَ اللَّهُ
رَجُلًا قَامَ مِنَ اللَّيْلِ فَصَلَّى، وَأَيْقَظَ امْرَأَتَهُ فَصَلَّتْ، فَإِنْ
أَبَتْ نَضَحَ فِي وَجْهِهَا الْمَاءَ، رَحِمَ اللَّهُ امْرَأَةً قَامَتْ مِنَ
اللَّيْلِ فَصَلَّتْ، وَأَيْقَظَتْ زَوْجَهَا، فَإِنْ أَبَى نَضَحَتْ فِي وَجْهِهِ
الْمَاءَ
“Allah gece kalkıp
namaz kılan, sonra da eşini kaldırıp, eğer uyanamazsa yüzüne su serpen ve
böylece onun namaz kılmasına vesile olan erkekten razı olur. Aynı şekilde Allah
gece kalkıp namaz kılan, sonra da eşini kaldırıp, eğer uyanamazsa yüzüne su
serpen ve böylece onun namaz kılmasına vesile olan kadından da razı olur.”
İşte Rablerini razı
etmeye çalışan, ikisinden her biri diğerine Allah’a itaat hususunda yardım
eden, çocuklarını buna göre koruyup gözeten ve bu esasa göre terbiye eden
karıkocanın hayatı bu şekildedir.
Cabir bin Abdullah RadiyAllahu Anh’ın aktardığı hadiste
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem
şöyle buyurmuştur:
إِذَا دَخَلَ
الرَّجُلُ بَيْتَهُ فَذَكَرَ اللَّهَ عِنْدَ دُخُولِهِ وَعِنْدَ طَعَامِهِ قَالَ
الشَّيْطَانُ لَا مَبِيتَ لَكُمْ وَلَا عَشَاءَ وَإِذَا دَخَلَ فَلَمْ يَذْكُرِ
اللَّهَ عِنْدَ دُخُولِهِ قَالَ الشَّيْطَانُ أَدْرَكْتُمُ الْمَبِيتَ وَإِذَا
لَمْ يَذْكُرِ اللَّهَ عِنْدَ طَعَامِهِ قَالَ أَدْرَكْتُمُ الْمَبِيتَ
وَالْعَشَاءَ
“Kişi evine
girerken ve yemek yerken besmele çekerse, şeytan adamlarına ‘Burada ne
geceleyebilir ne de yemek yiyebilirsiniz!’ der. Eğer o kimse eve girerken
besmele çekmezse şeytan adamlarına ‘Geceyi geçirecek bir yer buldunuz.’ der. O
şahıs yemek yerken besmele çekmezse, şeytan kendi adamlarına ‘Hem barınacak yer
hem de yiyecek yemek buldunuz.’ der."[4]
Karıkocanın
sorumlulukları paylaşmaları ve aralarında bölüşmeleri gerekir ki gemi,
yolcuları arasındaki yardımlaşma ile yol alsın. Eşlerden her biri, üzerine
düşen rolünü sevgi, dostluk, hoşnutluk ve merhametle yerine getirir. Bir gün Aişe RadiyAllahu Anhâ’ya Esved RadiyAllahu Anh şöyle
sormuştur:
كَانَ يَكُونُ
فِي مِهْنَةِ أَهْلِهِ - تَعْنِي خِدْمَةَ أَهْلِهِ - فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ
خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ
“Nebi (SallAllahu
Aleyhi ve Sellem) evde ne yapıyordu? Aişe (RadiyAllahu Anhâ) şöyle demiştir:
Evdeyken ailesine yardımcı oluyordu -ailesinin hizmetini kast ediyor-. Namaz
vakti girdiğinde ise mescide giderdi.”[5]
İşte böyle, âlemlerin
Rabbi’nin, âlemlere rahmet olarak göndermiş olduğu hayırlı kimse, ailesine
karşı da insanların en hayırlısıydı. Sevgi ve şefkatle muamelede bulunuyor ve
onlara yardımcı oluyordu. Müslümanları da böyle terbiye etmiştir. Aynı şekilde
Müslüman ailenin temel sütunlarını bu esas üzere bina etmiştir. Zira
çocuklardan sorumlu olup onları terbiye eden eşlerden başlamıştır. Çocukların kişiliklerini inşa etmek için
onlara şer’î rota belirlemiştir.
4-Karıkocanın çocuklarına; yaratmanın da emretmenin de
Allah’a ait olduğunu, hâkimiyetin tamamen O’na ait olduğunu ve O’nun bir
ortağının olmadığını öğretmeleri gerekmektedir. Aynı şekilde çocuklarına
dinleri ile gurur duymayı, dinlerinin en üstün ve hâkim olması için çalışmayı
iyice aşılamaları gerekmektedir. Onlara önderimiz Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in,
amcasının oğlu Abdullah Bin Abbas’a öğrettiği şu güzel sözleri öğretmeliler:
يَا غُلامُ
إِنِّي مُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ، احْفَظِ اللَّهَ
تَجِدْهُ تُجَاهَكَ وَإِذَا سَأَلْتَ فاَسْأَلِ اللَّهَ وَإِذَا اسْتَعَنْتَ
فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ وَاعْلَمْ أَنَّ الْأُمَّةَ لَوِ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ
يَنْفَعُوكَ، لَمْ يَنْفَعُوكَ إِلا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ وَلَوِ
اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوكَ لَمْ يَضُرُّوكَ إِلا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ
اللَّهُ عَلَيْكَ رُفِعَتِ الْأَقْلامُ وَجَفَّتِ الصُّحُفُ
“Evlat, sana birkaç
kelime öğretiyim! Allah’ı (emir ve yasaklarını) koru ki Allah da seni korusun. Allah’ı
(emir ve yasaklarını) koru ki O’nu hemen karşında bulasın. Bir şey istediğin zaman Allah’tan iste.
Yardım istediğinde Allah’tan iste. Şunu bil ki ümmetin tamamı sana fayda vermek
için toplansalar Allah’ın senin için yazdığından başka bir fayda veremezler.
Yine eğer sana zarar vermek için toplansalar Allah’ın senin için yazdığından
başka bir zarar veremezler. Kalemler kaldırılmış, sahifeler kurumuştur.”
Allah sevgisi,
Müslüman aile fertlerini bir araya getirir. Onun üzerinde bir araya gelirler,
birbirlerine hayırda ve takvada yardım ederler. Allah’ı razı etmek uğruna
herkes Allah’a itaatte diğer aile fertleri ile yarışır. Herkes kendinden önce
diğerlerini düşünür. Rabbinin razı olduğu hususta daima onlara sevgi besler ve
onları razı/hoşnut etmeye çalışarak yaşar. İslâm, kendisine rehberlik ettiği,
kontrol ettiği, savunduğu ve koruduğu sürece Müslüman ailenin hâli böyledir.
Eğer İslâm onu terk ederse o, bencilliğin ve kendini beğenmişliğin hâkim
olduğu, birlikleri bozulup paramparça olmuş bir aileye dönüşür.
Kurtuluş için örnek
alınması gereken model; Müslüman aile kurumu budur! Müslüman beldelerde olması
gereken aile budur! Bu aile modelinin örnek alınması, toplumda baskın olan
fikirlerde ve kavramlarda köklü bir değişimi gerektirmektedir. İslâm’ın aile
modeli, Müslümanların nefislerine kâbus gibi çöken ve onları adeta karar
veremeyen verimsiz yabancılara dönüştüren bu kokuşmuş Batı hadaratını kökünden
söküp atmayı gerektirmektedir! Bu sebeple Müslümanların İslâmi bir aileye
tekrar sahip olabilmeleri için; hayatlarını süsleyen ve onları dünyanın
huzurlu, saygın, güçlü liderleri olarak yaşamalarını sağlayan tertemiz, arı
duru İslâmi kavramları tekrar geri getirmek için çalışmaları gerekmektedir.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış