İslam ferdi olarak inanılıp
kişilerin özel hayatlarında bağlandığı vicdani bir din değilidir. Tüm
ilişkileri tanzim eden cemai bir dindir. Ona olan bağlılık bireysel ibadetlerle
sınırlı kaldığında yeryüzünde bir ağırlığı olmayacağı gibi onun müntesipleri
zulüm görmeye ve aşağılanmaya maruz kalacaklardır. İşte şu anki Müslümanların
durumu bunun en iyi örneğidir…
Önceki makalede sorumluluklarımızı
ana hatlarıyla ele almaya çalışmış ve bu sorumlulukları ifa edebilmek için
kültürün büyük önem arz ettiğini söylemiştik. Bu makalede kültürün önemine
değinmeye çalışacağız.
Sorumlulukları
yerine getirmede kültürün önemi:
Kültür; tarih, lügat, fıkıh,
felsefe ve tecrübeye dayanmayan diğer bilgiler gibi telakki, haber alma ve
istinbat yoluyla elde edilen bilgilere denir. İslam Kültürü ise;
araştırılmasına İslam Akidesinin sebep olduğu bilgilere denir. Dolayısıyla
İslam Kültürü denildiğinde; tevhid ilmi, fıkıh, fıkıh usulü, tefsir, hadis,
hadis usulü ve Arap lugati gibi bilgiler anlaşılır. Çünkü bunların
araştırılmasına İslam Akidesi sebep olmuştur.
Kültürün sorumluluklarımızı
yerine getirmede temel şart ve hayati bir önemi olmakla birlikte, bizatihi
kültürün kendisini öğrenmekte bir sorumluluktur. İslam Kültürü’nden; ister
namaz, oruç gibi ibadetle ilgili olsun, ister alış-veriş, mülk edinme ve
artırma yolları gibi ekonomiyle ilgili olsun, ister sakınmak için halvet,
ihtilat ve namahremi kapsayan ictimai nizamla ilgili olsun, isterse kişinin
içinde yaşadığı ülkenin İslam ülkesi mi, küfür ülkesi mi olduğunu bilmesi ve
gereğini yapmasıyla ilgili olsun her bir mükellef Müslüman’ın öğrenmesi üzerine
farz olan bilgiler olduğu gibi, zengin olmasıyla zekât, hac ve kurban ile
ilgili, evlenmeye, boşanmaya veya ortaklık kurmaya azmetmesiyle üzerine farz
olan hükümleri kapsayan bilgiler ve devlet adamı, doktor, ebe, müçtehit ve
savaş ilmi gibi yeteri kadar Müslüman’ın bilmesiyle diğer Müslümanlar üzerinden
düşen bilgilerde mevcuttur. Bir bütün olarak bu bilgilerin İslam Ümmetin’de
bulunması hepsine birden yüklenen sorumluluklardandır. Bünyelerinde yeteri
kadar devlet adamı ve müçtehit bulundurmadığından dolayı bütün Müslümanlar
günah işlemiş olacağı gibi, yeteri kadar doktor, ebe, savaş uzmanı (komutan) ve
benzeri uzman kişiler bulunmamasından dolayı da günah işlemiş olurlar.
Günümüzde genelde Müslümanlar
halleriyle ilgili farzları otuziki farzla sınırlandırmakta ve iştigal ettiği
halde ortaklık, icare, nikâh ve talak gibi hükümleri, sahibi olduğu halde
haraci ve öşrü arazi hükümlerini ve özellikle üzerinde yaşadıkları halde dar-ul
küfür hükümlerini ve onu dar-ul İslam’a çevirme hükümlerini ihmal
etmektedirler. Bütün bunların kültürün öneminin kavranmamasıyla alakalı olduğu
bir hakikattır. Zira bazı Müslümanlar İslam’a son derece bağlı oldukları halde
demokratik partilere oy vermekte, ona davet etmekte ve İslami hayatı böyle bir
partinin başlatacağını sanmaktadırlar.
Bu nedenledir ki İslam; ilmi
amelden üstün tutmuş ve bir günlük ilim çalışmasını bin yıllık nafile
ibadetten, âlimi cahilden üstün tutmuş ve ilmi bir eser bırakmayı sadakayı
cariyeden saymıştır. Öyleki bu durum “Âlimin
uykusu, cahilin ibadetinden daha hayırlıdır” şeklinde ifade edilmiştir.
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Hiç
bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 9)
Yine bu üstünlüğün salt ilimden
değil, ilmiyle amel ettiğinden kaynaklandığını şöyle ifade etmiştir:
“Kulları
içinde Allah’tan hakkıyla korkan ancak âlimlerdir.” (Fatır, 28)
Aynı konuya işaretle Rasul
Aleyh-is Selatu ve-s Selam şöyle buyurmuştur:
“Fıkhı bilen bir kişi, şeytan
üzerine bin âbidden daha zorludur” (Tirmizi)
Başka bir hadiste ise şöyle
buyurmaktadır: “Âlim kimsenin âbid kimseye karşı üstünlüğü benim sizin en aşağı
mertebede olanınıza karşı üstünlüğüm gibidir. Şüphe yok ki insanlara hayrı
öğreten kimselere Allah merhamet eder, melekleri, göklerin ve yerlerin halkı,
hatta yuvasındaki karıncalar hatta balıklar, insanlara hayır ve faydalı şeyler
öğreten (âlim) kimseye dua ederler.” (Tirmizî, İlim)
Nasıl öyle olmasın ki; keyfiyeti
bilinmeyen bir amel nasıl yapılabilsin. Dolayısıyla ister ibadete ilişkin olsun
ister melbusata ya da isterse ahlak, muamelat ve ukubata ilişkin olsun insan
ilmini bilmediği bir ameli Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın razı olacağı şekilde
gerçekleştiremez. Öyleyse her Müslüman’ın bunları bilmesi gerektiği gibi
özellikle günümüzde içerisinde bulunduğumuz gayri İslami bu hayattan kurtulup
İslami hayatın başlatılmasıyla ilgili İslam kültürünü tam bir şekilde kuşatıp,
bu köhnemiş kapitalist düzenden kurtulmak için onu hayata geçirmesi evla
babındandır. Onu hayata geçirmek ise; belirli İslami hükümleri benimsemek,
onunla amel etmek ve onu başkalarına taşımaktır. Yönetime Müslümanları değil,
İslam’ı taşımaktır.
Bununla birlikte her Müslüman’ın
İslam Kültürü’nü öğrenmesi gerektiği gibi, bozukluğunu ifşa etmek,
Müslümanlar’ın ondan etkilenmesini engellemek ve onu çürütmek için başka
kültürleri de öğrenmesi caiz ve gereklidir. Ancak şu şartla ki, kendisinde
amellerini ona göre seyrettirdiği İslami nefsiyet ve Kur’an esaslı düşünen
İslami akliyetin birleşiminden oluşan İslam şahsiyeti yerleştiği vakit. İslam
şahsiyetinin oturmadığı kimselere, özellikle çocuklara yabancı kültürlerin
öğretilmesi doğru değildir. Zira onun öğretilmesinden maksat ancak onun
çürütülmesidir ki İslami şahsiyete sahip olmayan bir insan nezdinde bunu
gerçekleştirmek oldukça zordur.
Şüphesiz İslami kültürün halka
indirilmesi âlimlerin sorumlulukları arasındadır. Öyleyse âlimlere büyük ve çok
önemli bir iş düşmektedir. Nitekim İslam, toplumun bozulmasını da kalkınmasını
da âlim ve yöneticilere bağlamıştır.
Dolayısıyla âlimlerin
sorumlulukları diğer Müslümanlar’ın sorumluluklarından daha fazladır. Bu
sorumluluğu yerine getirebilmek için azami gayret sarf etmelidir. Zira ebedi
liderimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem yönetim işlerine şamil olduğu
gibi, Müslümanlar’ın herhagi bir işini üstlenenlere de şamil olan bir hadis-i şerif’te;
“Allahım!
Kim ümmetimin yönetiminden bir şey üstlenir de onlara zorluk çıkarırsa, sen de
onlara zorluk çıkar! Kim de ümmetimin yönetiminden bir şey üstlenir de onlara
şefkatle muamele ederse, sen de onlara şefkatle muamele et” (Muslim)
buyurarak sorumluluğun önemine dikkat çekmektedir. Bunun gibi yönetim olsun,
memurluk ya da başka olsun Müslümanlar’ın işlerinden bir şey üstlenipte hakkını
vermeyenleri Cehennemle, azapla ya da başka şekilde tehdit eden pek çok hadis
vardır.
Buna mukabil olarak sorumluluğunu
yerine getirenleri de müjdeleyen oldukça çok hadis vardır. Onlardan birtanesi
şöyle:
İbnu Meryem el-Ezdî (radıyallâhu
anh) anlatıyor: "Hz. Muâviye (radıyallâhu anh)'nin yanına girmiştim. Bana:
"Ey Ebû fülân, seni hangi rüzgâr
attı?" diyerek (ziyaretimden memnuniyeti izhâr etti). Ben de: "Rasûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'tan işitmiş olduğum şu hadisi, (size hatırlatmayı düşündüm)"
dedim: "Allah kime Müslümanların işlerinden birşeyler tevdi eder, o da
onların ihtiyaçlarına, isteklerine, darlıklarına perde olur (giderirse),
kıyâmet gününde Allah da onun ihtiyaç, istek ve darlıklarına perde olur
(giderir)." Râvî der ki: "Bunun
üzerine Hz. Muâviye (radıyallâhu anh) insanların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek
üzere bir adam tâyin etti."
Yine Ömer (radıyallâhu anh)
anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Size
emîrlerinizin en hayırlıları kimlerdir, en şerirleri kimlerdir haber vereyim
mi? Onların en hayırlıları sizlerin sevgisine mazhar olanlar, sizleri
sevenlerdir; lehlerinde hayırla dua edersiniz, onlar da size hayır dua ederler.
Ümerânızın şerirleri de sizin buğzettiklerinizdir, onlar da size buğzederler,
siz onlara lânet edersiniz, onlar da size lânet ederler" Tirmzî,
Fiten 77, (2265).
KöklüDeğişim Dergisi yazarları
aracılığıyla bir çok kez yazar ve âlimleri Hilafet konusunu konuşmaya davet
etmiş ancak ciddi bir cevap alamamıştır. Bunun sebebi günümüz aydınlarının
Erdoğan liderliğindeki Ak Parti iktidarına sonsuz bir güven duymaları ve İslam
Ümmeti’nin kalkınmasını devlete havale etmeleridir. Bu güven öyle sosuz ki
yapılan zulümlere dahi ses çıkarılmamakta ve peygambere duyulan güven misali Ak
Partiye güven duyulmaktadır. İslam yeryüzüne hâkim olmuş olsa bile bu durum
İslam’ın tasvip ettiği bir durum değildir. Yani özetle âlimler yapması
gerekenleri yapmamakta ve toplumun yozlaşmasına sebep olmaktadırlar. Âlim,
kanaat önderi ve yazarları korkularını kırıp zulme ses çıkartmaya davet
ediyoruz.
Allahım, bizleri elimiz
altındakileri seven, onlarında bizi sevdiği hayırlı kimseler kıl. Ümmetin
işlerinden bir şey üstlenip de sonra onun hakkını vermeyenlerden olmaktan sana
sığınırım. Allahım, Suriye’de, Burma’da ve daha pekçok İslam beldelerinde “Allahım katından bize bir veli, bir
koruyucu ve bir yardımcı gönder” diyen kadınlar, çocuklar ve yaşlılar
uğrunda savaşacak, İslam ordularını mü-min bacılarımızın namusu ve şerefi için
seferber edecek ve tüm zulmü yeyüzünden kaldıracak, arkasında korunup
savaşacağımız bir Halife’ye beyat etmeyi nasip et. Müslümanlar’ın kanlarına
karşılık tazminat talep eden, ordularını kışlalarda paslanmaya bırakan ya da
Müslümanlar’ı sindirmek için kullanan, Ümmete ihanet edip, kâfirlere köle olan
hain yöneticilerin şerrinden bizleri koru. Onları layık oldukları yere indir.
Onları ümmetin liderliğinden alaşağı et.
Hamd ve senâ Sana’dır. Âmin


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış