SORUMLULUĞUN VE SORUMLULUĞU YERİNE GETİREBİLMEK İÇİN KÜLTÜRÜN ÖNEMİ-2

Murat Savaş

İslam ferdi olarak inanılıp kişilerin özel hayatlarında bağlandığı vicdani bir din değilidir. Tüm ilişkileri tanzim eden cemai bir dindir. Ona olan bağlılık bireysel ibadetlerle sınırlı kaldığında yeryüzünde bir ağırlığı olmayacağı gibi onun müntesipleri zulüm görmeye ve aşağılanmaya maruz kalacaklardır. İşte şu anki Müslümanların durumu bunun en iyi örneğidir…

Önceki makalede sorumluluklarımızı ana hatlarıyla ele almaya çalışmış ve bu sorumlulukları ifa edebilmek için kültürün büyük önem arz ettiğini söylemiştik. Bu makalede kültürün önemine değinmeye çalışacağız.

Sorumlulukları yerine getirmede kültürün önemi:

Kültür; tarih, lügat, fıkıh, felsefe ve tecrübeye dayanmayan diğer bilgiler gibi telakki, haber alma ve istinbat yoluyla elde edilen bilgilere denir. İslam Kültürü ise; araştırılmasına İslam Akidesinin sebep olduğu bilgilere denir. Dolayısıyla İslam Kültürü denildiğinde; tevhid ilmi, fıkıh, fıkıh usulü, tefsir, hadis, hadis usulü ve Arap lugati gibi bilgiler anlaşılır. Çünkü bunların araştırılmasına İslam Akidesi sebep olmuştur.

Kültürün sorumluluklarımızı yerine getirmede temel şart ve hayati bir önemi olmakla birlikte, bizatihi kültürün kendisini öğrenmekte bir sorumluluktur. İslam Kültürü’nden; ister namaz, oruç gibi ibadetle ilgili olsun, ister alış-veriş, mülk edinme ve artırma yolları gibi ekonomiyle ilgili olsun, ister sakınmak için halvet, ihtilat ve namahremi kapsayan ictimai nizamla ilgili olsun, isterse kişinin içinde yaşadığı ülkenin İslam ülkesi mi, küfür ülkesi mi olduğunu bilmesi ve gereğini yapmasıyla ilgili olsun her bir mükellef Müslüman’ın öğrenmesi üzerine farz olan bilgiler olduğu gibi, zengin olmasıyla zekât, hac ve kurban ile ilgili, evlenmeye, boşanmaya veya ortaklık kurmaya azmetmesiyle üzerine farz olan hükümleri kapsayan bilgiler ve devlet adamı, doktor, ebe, müçtehit ve savaş ilmi gibi yeteri kadar Müslüman’ın bilmesiyle diğer Müslümanlar üzerinden düşen bilgilerde mevcuttur. Bir bütün olarak bu bilgilerin İslam Ümmetin’de bulunması hepsine birden yüklenen sorumluluklardandır. Bünyelerinde yeteri kadar devlet adamı ve müçtehit bulundurmadığından dolayı bütün Müslümanlar günah işlemiş olacağı gibi, yeteri kadar doktor, ebe, savaş uzmanı (komutan) ve benzeri uzman kişiler bulunmamasından dolayı da günah işlemiş olurlar.

Günümüzde genelde Müslümanlar halleriyle ilgili farzları otuziki farzla sınırlandırmakta ve iştigal ettiği halde ortaklık, icare, nikâh ve talak gibi hükümleri, sahibi olduğu halde haraci ve öşrü arazi hükümlerini ve özellikle üzerinde yaşadıkları halde dar-ul küfür hükümlerini ve onu dar-ul İslam’a çevirme hükümlerini ihmal etmektedirler. Bütün bunların kültürün öneminin kavranmamasıyla alakalı olduğu bir hakikattır. Zira bazı Müslümanlar İslam’a son derece bağlı oldukları halde demokratik partilere oy vermekte, ona davet etmekte ve İslami hayatı böyle bir partinin başlatacağını sanmaktadırlar.

Bu nedenledir ki İslam; ilmi amelden üstün tutmuş ve bir günlük ilim çalışmasını bin yıllık nafile ibadetten, âlimi cahilden üstün tutmuş ve ilmi bir eser bırakmayı sadakayı cariyeden saymıştır. Öyleki bu durum “Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden daha hayırlıdır” şeklinde ifade edilmiştir. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:


 “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 9)

Yine bu üstünlüğün salt ilimden değil, ilmiyle amel ettiğinden kaynaklandığını şöyle ifade etmiştir:


“Kulları içinde Allah’tan hakkıyla korkan ancak âlimlerdir.” (Fatır, 28)

Aynı konuya işaretle Rasul Aleyh-is Selatu ve-s Selam şöyle buyurmuştur:

“Fıkhı bilen bir kişi, şeytan üzerine bin âbidden daha zorludur” (Tirmizi)

Başka bir hadiste ise şöyle buyurmaktadır: “Âlim kimsenin âbid kimseye karşı üstünlüğü benim sizin en aşağı mertebede olanınıza karşı üstünlüğüm gibidir. Şüphe yok ki insanlara hayrı öğreten kimselere Allah merhamet eder, melekleri, göklerin ve yerlerin halkı, hatta yuvasındaki karıncalar hatta balıklar, insanlara hayır ve faydalı şeyler öğreten (âlim) kimseye dua ederler.” (Tirmizî, İlim)

Nasıl öyle olmasın ki; keyfiyeti bilinmeyen bir amel nasıl yapılabilsin. Dolayısıyla ister ibadete ilişkin olsun ister melbusata ya da isterse ahlak, muamelat ve ukubata ilişkin olsun insan ilmini bilmediği bir ameli Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın razı olacağı şekilde gerçekleştiremez. Öyleyse her Müslüman’ın bunları bilmesi gerektiği gibi özellikle günümüzde içerisinde bulunduğumuz gayri İslami bu hayattan kurtulup İslami hayatın başlatılmasıyla ilgili İslam kültürünü tam bir şekilde kuşatıp, bu köhnemiş kapitalist düzenden kurtulmak için onu hayata geçirmesi evla babındandır. Onu hayata geçirmek ise; belirli İslami hükümleri benimsemek, onunla amel etmek ve onu başkalarına taşımaktır. Yönetime Müslümanları değil, İslam’ı taşımaktır.

Bununla birlikte her Müslüman’ın İslam Kültürü’nü öğrenmesi gerektiği gibi, bozukluğunu ifşa etmek, Müslümanlar’ın ondan etkilenmesini engellemek ve onu çürütmek için başka kültürleri de öğrenmesi caiz ve gereklidir. Ancak şu şartla ki, kendisinde amellerini ona göre seyrettirdiği İslami nefsiyet ve Kur’an esaslı düşünen İslami akliyetin birleşiminden oluşan İslam şahsiyeti yerleştiği vakit. İslam şahsiyetinin oturmadığı kimselere, özellikle çocuklara yabancı kültürlerin öğretilmesi doğru değildir. Zira onun öğretilmesinden maksat ancak onun çürütülmesidir ki İslami şahsiyete sahip olmayan bir insan nezdinde bunu gerçekleştirmek oldukça zordur.

Şüphesiz İslami kültürün halka indirilmesi âlimlerin sorumlulukları arasındadır. Öyleyse âlimlere büyük ve çok önemli bir iş düşmektedir. Nitekim İslam, toplumun bozulmasını da kalkınmasını da âlim ve yöneticilere bağlamıştır.

Dolayısıyla âlimlerin sorumlulukları diğer Müslümanlar’ın sorumluluklarından daha fazladır. Bu sorumluluğu yerine getirebilmek için azami gayret sarf etmelidir. Zira ebedi liderimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem yönetim işlerine şamil olduğu gibi, Müslümanlar’ın herhagi bir işini üstlenenlere de şamil olan bir hadis-i şerif’te; “Allahım! Kim ümmetimin yönetiminden bir şey üstlenir de onlara zorluk çıkarırsa, sen de onlara zorluk çıkar! Kim de ümmetimin yönetiminden bir şey üstlenir de onlara şefkatle muamele ederse, sen de onlara şefkatle muamele et” (Muslim) buyurarak sorumluluğun önemine dikkat çekmektedir. Bunun gibi yönetim olsun, memurluk ya da başka olsun Müslümanlar’ın işlerinden bir şey üstlenipte hakkını vermeyenleri Cehennemle, azapla ya da başka şekilde tehdit eden pek çok hadis vardır.

Buna mukabil olarak sorumluluğunu yerine getirenleri de müjdeleyen oldukça çok hadis vardır. Onlardan birtanesi şöyle:

İbnu Meryem el-Ezdî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Hz. Muâviye (radıyallâhu anh)'nin yanına girmiştim. Bana: "Ey Ebû fülân, seni hangi rüzgâr attı?" diyerek (ziyaretimden memnuniyeti izhâr etti). Ben de: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan işitmiş olduğum şu hadisi, (size hatırlatmayı düşündüm)" dedim: "Allah kime Müslümanların işlerinden birşeyler tevdi eder, o da onların ihtiyaçlarına, isteklerine, darlıklarına perde olur (giderirse), kıyâmet gününde Allah da onun ihtiyaç, istek ve darlıklarına perde olur (giderir)." Râvî der ki: "Bunun üzerine Hz. Muâviye (radıyallâhu anh) insanların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek üzere bir adam tâyin etti."

Yine Ömer (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Size emîrlerinizin en hayırlıları kimlerdir, en şerirleri kimlerdir haber vereyim mi? Onların en hayırlıları sizlerin sevgisine mazhar olanlar, sizleri sevenlerdir; lehlerinde hayırla dua edersiniz, onlar da size hayır dua ederler. Ümerânızın şerirleri de sizin buğzettiklerinizdir, onlar da size buğzederler, siz onlara lânet edersiniz, onlar da size lânet ederler" Tirmzî, Fiten 77, (2265).

KöklüDeğişim Dergisi yazarları aracılığıyla bir çok kez yazar ve âlimleri Hilafet konusunu konuşmaya davet etmiş ancak ciddi bir cevap alamamıştır. Bunun sebebi günümüz aydınlarının Erdoğan liderliğindeki Ak Parti iktidarına sonsuz bir güven duymaları ve İslam Ümmeti’nin kalkınmasını devlete havale etmeleridir. Bu güven öyle sosuz ki yapılan zulümlere dahi ses çıkarılmamakta ve peygambere duyulan güven misali Ak Partiye güven duyulmaktadır. İslam yeryüzüne hâkim olmuş olsa bile bu durum İslam’ın tasvip ettiği bir durum değildir. Yani özetle âlimler yapması gerekenleri yapmamakta ve toplumun yozlaşmasına sebep olmaktadırlar. Âlim, kanaat önderi ve yazarları korkularını kırıp zulme ses çıkartmaya davet ediyoruz.

Allahım, bizleri elimiz altındakileri seven, onlarında bizi sevdiği hayırlı kimseler kıl. Ümmetin işlerinden bir şey üstlenip de sonra onun hakkını vermeyenlerden olmaktan sana sığınırım. Allahım, Suriye’de, Burma’da ve daha pekçok İslam beldelerinde “Allahım katından bize bir veli, bir koruyucu ve bir yardımcı gönder” diyen kadınlar, çocuklar ve yaşlılar uğrunda savaşacak, İslam ordularını mü-min bacılarımızın namusu ve şerefi için seferber edecek ve tüm zulmü yeyüzünden kaldıracak, arkasında korunup savaşacağımız bir Halife’ye beyat etmeyi nasip et. Müslümanlar’ın kanlarına karşılık tazminat talep eden, ordularını kışlalarda paslanmaya bırakan ya da Müslümanlar’ı sindirmek için kullanan, Ümmete ihanet edip, kâfirlere köle olan hain yöneticilerin şerrinden bizleri koru. Onları layık oldukları yere indir. Onları ümmetin liderliğinden alaşağı et.

Hamd ve senâ Sana’dır. Âmin

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz