SURİYE İZZET YOLUNDA İMTİHAN OLURKEN…

Murat Savaş

Suriye Kıyamı üçüncü yılında, üçüncü kışın eşiğinde ve üç Ramazan, üç Kurban Bayramı geçirmiş durumda. Soğukları coğrafi konumlarından dolayı çok sert yaşamasalar da zulüm, katliam ve açlığı, özellikle yardımsız bırakılmışlığı en ağır şekilde yaşıyorlar. Günler, aylar geçtikçe Suriye Kıyamı yeni bir durumla karşılaşmakta ve sürekli şartlar değişmektedir. Bu çerçevede Suriye Kıyamı’nın geldiği noktayı ele almak ve İslam Ümmeti’ne açıklamak durumundayız. Yazdığımız makaleler, yorumlar gerçekleştirdiğimiz konferanslar, paneller ve basın açıklamalarıyla Suriye konusunda sık sık söz söylesek de aynı şeyleri tekrar edip durmuyoruz. Gereği kadar tekrar ve yeni durumları açıklıyoruz.

Dolayısıyla bu makalemizde Suriye Kıyamı’nın karşılaştığı yeni durumları ve kâfir Batı ve zavallı Müslüman liderlerin değişen politikalarını ele almaya çalışacağız. Esed’e karşı görünüp hakikatte İslami kıyama engel olmaya çalışanların şimdilerde yavaş yavaş Esed’i hedef tahtasından kaldırıp yerine Esed’e karşı mücadele eden İslami cepheleri koymaya çalıştıklarını göstereceğiz.

Özellikle kimyasal silah kullanıp ABD’nin kırmızıçizgilerini aştıktan sonra Esed rejimi ve ona karşı gözükenlerin esas amaçlarının İslam Hilafet Devleti’nin kurulmasını engellemek olduğunu kendi ağızlarıyla söylediler. Kırmızıçizgilerinin aşınmasından sonra ABD sınırlı operasyon kararı almışken danışıklı dövüşün gereği Rusya’nın girişimleriyle Esed’in kimyasal silahların imha edilmesine evet demesi ve ABD’nin askeri operasyonu askıya alması esas amaçlarının ağır ve kimyasal silahların muhaliflerin eline geçmesini engellemek olduğu göstermektedir. ABD dışişleri bakanı Kerry’nin şu ifadeleride bu anlama gelmektedir: “Beşşar Esed görevde olsa da olmasa da bu kimyasal silahlar bölgeden çıkarılmalı.” (Amerikan NBR radyosu) Fakat gerek ABD’nin, gerek diğer kâfir ve hainlerin her politikalarında bir gerçek hedef ve bir de toplumlarda oluşturmak istedikleri algı gereği bu durum halklar nezdinde “ABD Suriye halkının katledilmesine karşı hareket ediyor.” şeklinde yer buluyor. Oysa bunun anlamı “Kimysal silah kullanmadan istediğin kadar katliam yap!” demekten başka bir şey değildir.

Zaten şimdilerde Esed yerine muhalifler hedef tahtasına oturtulmaktadır. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İsviçre’nin Neue Zürcher Zeitung (NZZ) gazetesine verdiği demeçte Suriye konusuna değindi. Suriye’de muhalif saflarda bulunan radikal grupların kendilerini tedirgin ettiğini dile getiren Davutoğlu dolayısıyla AKP hükûmeti içindekini yavaş yavaş kusmaya başlamış oldu. Daha önce El-Kaide ile hiçbir bağlantısı olmadığını açıklamasına rağmen ısrarla El-Nusra ve benzeri hareketleri sırf İslami fikirlerinden dolayı El-Kaideci gösterip radikal ilan etmeleri esas endişelerinin İslam’ın tatbik mevkiine gelmesi olduğunu gözler önüne seriyor. Ayrıca en başında Erdoğan Suriye halkının yanında olduğunu açıklarken hatırlanırsa bunun demokratik yollarla olduğu zaman böyle olduğunun altını çizmişti. Suriye halkı taleplerini ve geleceklerini demokratik yollarla belirleyecekmiş! Bunun anlamı “İslami talepleri olursa yanınızda değilim!”den başka nedir?

Üç yıldır Esed rejimi Türk uçağını düşürmüş, onlarca top ve havan mermisini kasıtlı ya da kasıtsız olarak Türkiye’ye göndermiş, El-Muhaberat sınır kapısında bombalı saldırı yapmış ve tüm bunlar sonucu onlarca Türkiye vatandaşı yaralanmış ve hayatını kaybetmişken Türkiye hükûmetinin bunlara karşılık verdiği tepki sözde ağır ama pratikte içi boş olmuştur. Fakat gene El-Kaide olarak niteledikleri grupların yanlışlıkla Türk topraklarına patlamayan bir top mermisi isabet ettirince TSK’nın yaptığı açıklamaya göre adeta Suriyeli Muhalifler’e savaş açılmıştır. Zaten Türk hükûmeti çıkartılan ve yenilenen Suriye tezkeresiyle kendilerinden istenirse Esed ya da aşrı diye tabir ettikleri gruplara karşı Suriye topraklarına girebileceklerini göstermiştir.

Suriye kıyamının Suriye dışındaki devletler açısından korkulu bir kâbus olduğu ve politikalarının komplo üzerine kurulduğu açıktır. Alnı secdeye değen bir yönetici dahi bu politikanın dışında değildir. Suriye kıyamında değişen unsurlar daha çok Suriye içiyle alakalı unsurlardır. Dolayısıyla makalemin geri kalanını Suriye içine hasretmek istiyorum.

Üçüncü yılında yalnız bırakılmışlığı en katmerli şekilde yaşıyor Suriye halkı. Zulmün, açlığın, katliamın ve ihanetin en ağırını yaşıyorken Suriye halkı, belki de en çok Ümmet’in duyarsızlığı dokunuyor onlara. Demokrasi yolunda ilerleyen bazı Müslümanlar, Ümmetin desteğini alabiliyorken İslami hayatı başlatmak için Hilafet’i kurmaya çalışıyor olmalarına rağmen gördükleri destek cılız, zaman zaman ve birilerinin onayına bırakılmış…

Evet, Suriye halkı üç yıldır kimyasal katliamlara varıncaya kadar en vahşi katliamları yaşarken katliam dışında da maddi manevi birçok sıkıntı yaşıyor. Bu sıkıntılar yukarıda saydığım gibi yalnızlık, ihanet, zulüm, duyarsızlık ve açlık. Belki de Suriye halkı yolun başındayken bu sıkıntıları yaşayabileceklerini tahmin bile etmiyorlardı. Zira İslam Ümmeti’nin her durumda ayağa kalktığını görüyor ve biliyorlardı. İslam’a, Kurʾan-ı Kerim’e ve Müslümanlara bir saldırı olduğunda Endonezya’dan Fas’a, Yemen’den Türkiye’ye kadar Müslümanların sokaklara döküldüğünü daha önce çok görmüşlerdi çünkü. Nereden bilsinler, Müslümanların ne zaman sokağa dökülüp ne zaman sessiz kalacağını bazı cemaat ve STK’ların belirlediğini? Nereden bilsinler, cemaat ve STK’ların devletlerinin politikalarına göre hareket edeceklerini?

Her ne olursa olsun Suriye İslami Devrim yolunda ilerlemeye devam ediyor. Ancak, şu bir hakikat ki İslam Ümmeti’ne önderlik yapacak öncü ve önderler teorik bilgiler yanında hem Allah Azze ve Celle’nin imtihanından geçmiş, hem İslam Ümmeti’ne fedakârlığını göstermiş hem de dünya siyasetini kavramış bir devlet adamı olmalıdır. Suriye halkının belki en başta İslam Ümmeti’ne liderlik etmek gibi bir amacı yoktu, belki yukardaki vasıflara uygun liderlere boyun eğeceklerdi ama gelinen noktada kendilerinin Ümmet’in liderliğine hazırlandığını anlamış oldular. Zira Müslümanların liderliğini elinde bulunduran altmış küsür kıytırık ve korkak liderler ne gelip kendilerini kurtardılar, ne Esed’den kurtulmaları için ellerine ağır silah verdiler, ne de lojistik ve gıda yardımını ulaştırılması gereken esas yerlere ulaştırdılar. Düpedüz ihanet…

Geçen ay idrak ettiğimiz Kurban Bayramı’nda bizler kurbanımızdan ne kadar et çıktığı, çabuk pişip pişmediği ve kavurmasının mı yoksa kebabının mı güzel olduğu konularda konuşup tartışırken Suriye’de açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya olan insanlara bazı âlimler kedi, köpek ve eşek eti yiyebileceklerinin fetvasını veriyorlardı. Son günlerde Şam’ın güney mahallelerindeki camilerde yeni bir mesaj yankılanıyordu. Bazı âlimler mağdur halkın dinimizde yenilmesine izin verilmeyen haram olan eşek, kedi ve köpek etinin tüketilebileceğine dair bir fetva yayınladı. Çoğunlukla muhaliflerin kontrolündeki stratejik önemi büyük olan bu bölgeler, Esed rejimi tarafından sürekli bombardıman altında. Bu yıkım ortamında halk, gıda ve diğer ihtiyaç maddelerine erişemiyor. Aynı şekilde Humus’tan gelen haberlerde içler acısı.

Mevkuf bir hadiste boykot dönemini yaşayan bir Sahabe şöyle anlatıyor: “Ben bevletmek üzere çalılıkların içerisine gittiğimde ayağıma ıslak bir şey değmişti. Ben hemen onu alıp ağzıma attım. O şeyin ne olduğunu hâlâ bilmem.” Evet, Suriye halkı açlığın ve açlıktan ölmenin eşiğinde İslam Ümmeti’nin duyarsızlığı gölgesinde ve belki de Esed’in zulmünden daha ağır bir durumda yaşıyor/ölüyor. Mekke döneminde Müslümanların yaşadığı boykot dönemine ne kadar da benziyor Suriye halkının durumu. Ama bir farkla ki etraflarında kendilerini kuşatan müşrikler yerine milyonlarca Müslüman bulunuyor.

Suriye halkının cumalara verdikleri isimler biliyorsunuz kendi hallerini ve isteklerini en iyi anlatan bir uygulama olmuştur. Suriye’de bu haftaki (18.10.2013) cumanın ismi “El Muazzimiyye ve Güney Şam'ı kurtarın, onlar abluka altında açlıktan ölüyor.” olarak belirlendi.

Bizler hamile eşlerimizin elini sıcak sudan soğuk suya değirmez, doğuma kadar onlarca kez doktor kontrolüne gidip gelirken Suriye’de hamile kadınlar keskin nişancılar tarafından katlediliyor. İngiliz The Times’ın haberine göre Suriye'de keskin nişancılar iddiaya girip hamile kadınları avlıyorlar. Gazetenin manşetten verdiği haberde Suriye'deki bir hastanede beş hafta boyunca gönüllü olarak çalışan Doktor David Nott, meslektaşlarıyla birlikte Suriye'de kadınların ve çocukların günlük yiyecek alışverişi için oradan oraya koştururken aslında keskin nişancılara av olduklarını fark ettiklerini şöyle anlattı: “Bir gün kasıklarından, ertesi gün sol güğüsten, sonraki gün de boyunlarından vuruluyorlar. Sabah saatlerinde gelen yaralılardan günün geri kalanını tahmin etmek mümkün. Sanki bir oyun gibi... Keskin nişancıların yeterli sayıda hedef vurduklarında sigarayla ödüllendirildiklerini duyduk.”

Nott, son yirmi yılını Bosna, Libya, Çad, Sudan ve Kongo gibi savaş bölgelerinde acil servis cerrahı olarak geçirdiğini ancak, sivillerin, özellikle de hamile kadınların hedef alındığını Suriye’den başka hiçbir yerde görmediğini anlatıyor haberde. Bir seferinde anne karnındaki bebeğin beyninde kurşun tespit ettiklerini bile söyleyen Doktor Nott’un gazetede yer alan ifadeleri şöyle devam ediyor: “Hamile kadınların hepsi rahimlerinden vurulmuş hâlde geliyor. Onların amaçladıkları şey de bu olmalı zaten. Bunun ne kadar korkunç olduğunu anlatamıyorum. Genellikle bu tür durumlarda siviller çapraz ateşe yakalandıkları için vurulurlar ancak, burada kasıtlı olarak vuruluyorlar. Hayatımda ilk kez böyle bir şey görüyorum.”

Suriye’de tedavi ettiği kişilerin yüzde 90'ının sivil olduğunu söyleyen Doktor Nott, çok az sayıda savaşçıyı tedavi ettiğini söylüyor. Kendisiyle birlikte görev yapan Suriyeli doktorların, ailelerine zarar gelmesinden korkarak takma isimler kullandıklarını söyleyen Nott, iki kardeşi tutuklanmış bir anestezi uzmanıyla tanıştığını, diğerlerinin ailelerinin de tehditler aldığını dile getiriyor.

Suriyeli bu bacılarımızın hâlleri aynen İslam’ın ilk şehidi Sümeyye annemizin durumuna benzemektedir. İnşallah onlarda kurulacak olan ikinci İslam Devleti’nin ilk şehitleri olmuşlardır.

Gene Suriye’de yaşanan başka bir sıkıntıda bazı muhalif grupların birbirleriyle çatışması ve sivillerin ölümüne sebep olmalarıdır. Buna yönelik Suriye halkının tepkisi yine Cuma ismi ve eylemiyle dile getirildi. Bu sıkıntının yaşandığı hafta cumanın ismi “Silahlarımız cephe içindir, kurtarılmış bölgeler için değil!” şeklinde Suriye halkının basiretini yansıtan bir şekilde oldu. Ayrıca bazı güçlü muhalif gruplar ortak bir bildiri yayınlayıp çatışan grupları derhâl ateşkese ve aralarındaki sorunların çözümü için oluşturulan İslami mahkemelere başvurmaya davet etti.

Tüm bu sıkıntıların yanında olumlu onlarca gelişmede yaşanıyor tabii ki. Mesela askeri ketibe ve cepheler hızla birleşiyorlar. Esed rejiminin eli zayıflarken muhalifler sürekli güç kazanıyorlar fakat önemli olan Suriye dışındaki Müslümanların bu işin neresinde olduğudur. Birbirimizin derdi ve sıkıntısını paylaşmayacaksak bu dinin müntesibi olduğumuzun ne anlamı var?


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz