Suriye Kıyamı üçüncü
yılında, üçüncü kışın eşiğinde ve üç Ramazan, üç Kurban Bayramı geçirmiş
durumda. Soğukları coğrafi konumlarından dolayı çok sert yaşamasalar da zulüm,
katliam ve açlığı, özellikle yardımsız bırakılmışlığı en ağır şekilde
yaşıyorlar. Günler, aylar geçtikçe Suriye Kıyamı yeni bir durumla karşılaşmakta
ve sürekli şartlar değişmektedir. Bu çerçevede Suriye Kıyamı’nın geldiği
noktayı ele almak ve İslam Ümmeti’ne açıklamak durumundayız. Yazdığımız
makaleler, yorumlar gerçekleştirdiğimiz konferanslar, paneller ve basın
açıklamalarıyla Suriye konusunda sık sık söz söylesek de aynı şeyleri tekrar
edip durmuyoruz. Gereği kadar tekrar ve yeni durumları açıklıyoruz.
Dolayısıyla bu
makalemizde Suriye Kıyamı’nın karşılaştığı yeni durumları ve kâfir Batı ve
zavallı Müslüman liderlerin değişen politikalarını ele almaya çalışacağız.
Esed’e karşı görünüp hakikatte İslami kıyama engel olmaya çalışanların
şimdilerde yavaş yavaş Esed’i hedef tahtasından kaldırıp yerine Esed’e karşı
mücadele eden İslami cepheleri koymaya çalıştıklarını göstereceğiz.
Özellikle kimyasal silah
kullanıp ABD’nin kırmızıçizgilerini aştıktan sonra Esed rejimi ve ona karşı
gözükenlerin esas amaçlarının İslam Hilafet Devleti’nin kurulmasını engellemek
olduğunu kendi ağızlarıyla söylediler. Kırmızıçizgilerinin aşınmasından sonra
ABD sınırlı operasyon kararı almışken danışıklı dövüşün gereği Rusya’nın
girişimleriyle Esed’in kimyasal silahların imha edilmesine evet demesi ve
ABD’nin askeri operasyonu askıya alması esas amaçlarının ağır ve kimyasal
silahların muhaliflerin eline geçmesini engellemek olduğu göstermektedir. ABD
dışişleri bakanı Kerry’nin şu ifadeleride bu anlama gelmektedir: “Beşşar Esed görevde olsa da olmasa da bu
kimyasal silahlar bölgeden çıkarılmalı.” (Amerikan NBR radyosu) Fakat gerek
ABD’nin, gerek diğer kâfir ve hainlerin her politikalarında bir gerçek hedef ve
bir de toplumlarda oluşturmak istedikleri algı gereği bu durum halklar nezdinde
“ABD Suriye halkının katledilmesine karşı
hareket ediyor.” şeklinde yer buluyor. Oysa bunun anlamı “Kimysal silah kullanmadan istediğin kadar
katliam yap!” demekten başka bir şey değildir.
Zaten şimdilerde Esed
yerine muhalifler hedef tahtasına oturtulmaktadır. Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, İsviçre’nin Neue Zürcher Zeitung (NZZ) gazetesine verdiği demeçte
Suriye konusuna değindi. Suriye’de muhalif saflarda bulunan radikal grupların
kendilerini tedirgin ettiğini dile getiren Davutoğlu dolayısıyla AKP hükûmeti
içindekini yavaş yavaş kusmaya başlamış oldu. Daha önce El-Kaide ile hiçbir bağlantısı
olmadığını açıklamasına rağmen ısrarla El-Nusra ve benzeri hareketleri sırf
İslami fikirlerinden dolayı El-Kaideci gösterip radikal ilan etmeleri esas
endişelerinin İslam’ın tatbik mevkiine gelmesi olduğunu gözler önüne seriyor.
Ayrıca en başında Erdoğan Suriye halkının yanında olduğunu açıklarken
hatırlanırsa bunun demokratik yollarla olduğu zaman böyle olduğunun altını
çizmişti. Suriye halkı taleplerini ve geleceklerini demokratik yollarla
belirleyecekmiş! Bunun anlamı “İslami talepleri olursa yanınızda değilim!”den
başka nedir?
Üç yıldır Esed rejimi
Türk uçağını düşürmüş, onlarca top ve havan mermisini kasıtlı ya da kasıtsız
olarak Türkiye’ye göndermiş, El-Muhaberat sınır kapısında bombalı saldırı
yapmış ve tüm bunlar sonucu onlarca Türkiye vatandaşı yaralanmış ve hayatını
kaybetmişken Türkiye hükûmetinin bunlara karşılık verdiği tepki sözde ağır ama
pratikte içi boş olmuştur. Fakat gene El-Kaide olarak niteledikleri grupların
yanlışlıkla Türk topraklarına patlamayan bir top mermisi isabet ettirince TSK’nın
yaptığı açıklamaya göre adeta Suriyeli Muhalifler’e savaş açılmıştır. Zaten
Türk hükûmeti çıkartılan ve yenilenen Suriye tezkeresiyle kendilerinden
istenirse Esed ya da aşrı diye tabir ettikleri gruplara karşı Suriye
topraklarına girebileceklerini göstermiştir.
Suriye kıyamının Suriye
dışındaki devletler açısından korkulu bir kâbus olduğu ve politikalarının
komplo üzerine kurulduğu açıktır. Alnı secdeye değen bir yönetici dahi bu
politikanın dışında değildir. Suriye kıyamında değişen unsurlar daha çok Suriye
içiyle alakalı unsurlardır. Dolayısıyla makalemin geri kalanını Suriye içine
hasretmek istiyorum.
Üçüncü yılında yalnız
bırakılmışlığı en katmerli şekilde yaşıyor Suriye halkı. Zulmün, açlığın,
katliamın ve ihanetin en ağırını yaşıyorken Suriye halkı, belki de en çok Ümmet’in
duyarsızlığı dokunuyor onlara. Demokrasi yolunda ilerleyen bazı Müslümanlar,
Ümmetin desteğini alabiliyorken İslami hayatı başlatmak için Hilafet’i kurmaya
çalışıyor olmalarına rağmen gördükleri destek cılız, zaman zaman ve birilerinin
onayına bırakılmış…
Evet, Suriye halkı üç
yıldır kimyasal katliamlara varıncaya kadar en vahşi katliamları yaşarken
katliam dışında da maddi manevi birçok sıkıntı yaşıyor. Bu sıkıntılar yukarıda
saydığım gibi yalnızlık, ihanet, zulüm, duyarsızlık ve açlık. Belki de Suriye
halkı yolun başındayken bu sıkıntıları yaşayabileceklerini tahmin bile
etmiyorlardı. Zira İslam Ümmeti’nin her durumda ayağa kalktığını görüyor ve
biliyorlardı. İslam’a, Kurʾan-ı Kerim’e ve Müslümanlara bir saldırı olduğunda
Endonezya’dan Fas’a, Yemen’den Türkiye’ye kadar Müslümanların sokaklara
döküldüğünü daha önce çok görmüşlerdi çünkü. Nereden bilsinler, Müslümanların
ne zaman sokağa dökülüp ne zaman sessiz kalacağını bazı cemaat ve STK’ların
belirlediğini? Nereden bilsinler, cemaat ve STK’ların devletlerinin
politikalarına göre hareket edeceklerini?
Her ne olursa olsun
Suriye İslami Devrim yolunda ilerlemeye devam ediyor. Ancak, şu bir hakikat ki
İslam Ümmeti’ne önderlik yapacak öncü ve önderler teorik bilgiler yanında hem
Allah Azze ve Celle’nin imtihanından geçmiş, hem İslam Ümmeti’ne fedakârlığını
göstermiş hem de dünya siyasetini kavramış bir devlet adamı olmalıdır. Suriye
halkının belki en başta İslam Ümmeti’ne liderlik etmek gibi bir amacı yoktu,
belki yukardaki vasıflara uygun liderlere boyun eğeceklerdi ama gelinen noktada
kendilerinin Ümmet’in liderliğine hazırlandığını anlamış oldular. Zira
Müslümanların liderliğini elinde bulunduran altmış küsür kıytırık ve korkak
liderler ne gelip kendilerini kurtardılar, ne Esed’den kurtulmaları için
ellerine ağır silah verdiler, ne de lojistik ve gıda yardımını ulaştırılması
gereken esas yerlere ulaştırdılar. Düpedüz ihanet…
Geçen ay idrak ettiğimiz
Kurban Bayramı’nda bizler kurbanımızdan ne kadar et çıktığı, çabuk pişip
pişmediği ve kavurmasının mı yoksa kebabının mı güzel olduğu konularda konuşup
tartışırken Suriye’de açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya olan insanlara
bazı âlimler kedi, köpek ve eşek eti yiyebileceklerinin fetvasını veriyorlardı.
Son günlerde Şam’ın güney mahallelerindeki camilerde yeni bir mesaj
yankılanıyordu. Bazı âlimler mağdur halkın dinimizde yenilmesine izin
verilmeyen haram olan eşek, kedi ve köpek etinin tüketilebileceğine dair bir
fetva yayınladı. Çoğunlukla muhaliflerin kontrolündeki stratejik önemi büyük
olan bu bölgeler, Esed rejimi tarafından sürekli bombardıman altında. Bu yıkım
ortamında halk, gıda ve diğer ihtiyaç maddelerine erişemiyor. Aynı şekilde
Humus’tan gelen haberlerde içler acısı.
Mevkuf bir hadiste
boykot dönemini yaşayan bir Sahabe şöyle anlatıyor: “Ben bevletmek üzere çalılıkların içerisine gittiğimde ayağıma ıslak
bir şey değmişti. Ben hemen onu alıp ağzıma attım. O şeyin ne olduğunu hâlâ
bilmem.” Evet, Suriye halkı açlığın ve açlıktan ölmenin eşiğinde İslam
Ümmeti’nin duyarsızlığı gölgesinde ve belki de Esed’in zulmünden daha ağır bir
durumda yaşıyor/ölüyor. Mekke döneminde Müslümanların yaşadığı boykot dönemine
ne kadar da benziyor Suriye halkının durumu. Ama bir farkla ki etraflarında
kendilerini kuşatan müşrikler yerine milyonlarca Müslüman bulunuyor.
Suriye halkının cumalara
verdikleri isimler biliyorsunuz kendi hallerini ve isteklerini en iyi anlatan
bir uygulama olmuştur. Suriye’de bu haftaki (18.10.2013) cumanın ismi “El Muazzimiyye ve Güney Şam'ı
kurtarın, onlar abluka altında açlıktan ölüyor.” olarak belirlendi.
Bizler hamile
eşlerimizin elini sıcak sudan soğuk suya değirmez, doğuma kadar onlarca kez
doktor kontrolüne gidip gelirken Suriye’de hamile kadınlar keskin nişancılar
tarafından katlediliyor. İngiliz The Times’ın haberine göre Suriye'de keskin
nişancılar iddiaya girip hamile kadınları avlıyorlar. Gazetenin manşetten
verdiği haberde Suriye'deki bir hastanede beş hafta boyunca gönüllü olarak
çalışan Doktor David Nott, meslektaşlarıyla birlikte Suriye'de kadınların ve
çocukların günlük yiyecek alışverişi için oradan oraya koştururken aslında
keskin nişancılara av olduklarını fark ettiklerini şöyle anlattı: “Bir gün kasıklarından, ertesi gün sol
güğüsten, sonraki gün de boyunlarından vuruluyorlar. Sabah saatlerinde gelen
yaralılardan günün geri kalanını tahmin etmek mümkün. Sanki bir oyun gibi...
Keskin nişancıların yeterli sayıda hedef vurduklarında sigarayla
ödüllendirildiklerini duyduk.”
Nott, son yirmi yılını
Bosna, Libya, Çad, Sudan ve Kongo gibi savaş bölgelerinde acil servis cerrahı
olarak geçirdiğini ancak, sivillerin, özellikle de hamile kadınların hedef
alındığını Suriye’den başka hiçbir yerde görmediğini anlatıyor haberde. Bir
seferinde anne karnındaki bebeğin beyninde kurşun tespit ettiklerini bile
söyleyen Doktor Nott’un gazetede yer alan ifadeleri şöyle devam ediyor: “Hamile kadınların hepsi rahimlerinden
vurulmuş hâlde geliyor. Onların amaçladıkları şey de bu olmalı zaten. Bunun ne
kadar korkunç olduğunu anlatamıyorum. Genellikle bu tür durumlarda siviller
çapraz ateşe yakalandıkları için vurulurlar ancak, burada kasıtlı olarak
vuruluyorlar. Hayatımda ilk kez böyle bir şey görüyorum.”
Suriye’de tedavi ettiği
kişilerin yüzde 90'ının sivil olduğunu söyleyen Doktor Nott, çok az sayıda
savaşçıyı tedavi ettiğini söylüyor. Kendisiyle birlikte görev yapan Suriyeli
doktorların, ailelerine zarar gelmesinden korkarak takma isimler
kullandıklarını söyleyen Nott, iki kardeşi tutuklanmış bir anestezi uzmanıyla tanıştığını,
diğerlerinin ailelerinin de tehditler aldığını dile getiriyor.
Suriyeli bu
bacılarımızın hâlleri aynen İslam’ın ilk şehidi Sümeyye annemizin durumuna
benzemektedir. İnşallah onlarda kurulacak olan ikinci İslam Devleti’nin ilk
şehitleri olmuşlardır.
Gene Suriye’de yaşanan
başka bir sıkıntıda bazı muhalif grupların birbirleriyle çatışması ve
sivillerin ölümüne sebep olmalarıdır. Buna yönelik Suriye halkının tepkisi yine
Cuma ismi ve eylemiyle dile getirildi. Bu sıkıntının yaşandığı hafta cumanın ismi
“Silahlarımız cephe içindir, kurtarılmış
bölgeler için değil!” şeklinde Suriye halkının basiretini yansıtan bir
şekilde oldu. Ayrıca bazı güçlü muhalif gruplar ortak bir bildiri yayınlayıp
çatışan grupları derhâl ateşkese ve aralarındaki sorunların çözümü için
oluşturulan İslami mahkemelere başvurmaya davet etti.
Tüm bu sıkıntıların
yanında olumlu onlarca gelişmede yaşanıyor tabii ki. Mesela askeri ketibe ve
cepheler hızla birleşiyorlar. Esed rejiminin eli zayıflarken muhalifler sürekli
güç kazanıyorlar fakat önemli olan Suriye dışındaki Müslümanların bu işin
neresinde olduğudur. Birbirimizin derdi ve sıkıntısını paylaşmayacaksak bu
dinin müntesibi olduğumuzun ne anlamı var?


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış