ABD’NİN DOSTLUĞU ÇIKARLARI İLE ORANTILIDIR

Mahmut Kar

“Amerika’nın kalıcı dostları ya da düşmanları yoktur, sadece kalıcı çıkarları vardır.” Bu söz; yüz yıllık hayatının tamamını Amerikan çıkarları için harcamış, iki ABD başkanının politika ve stratejilerine yön vermiş, aktif siyasetten çekildikten sonra strateji kuruluşları, üniversiteler ve uluslararası kurumlar üzerinden ABD’nin bölgesel ve küresel politikalarına etki etmiş Henry Kissinger’a ait. Yüzde yüz doğrulanmamakla birlikte “ABD'nin düşmanı olmak tehlikelidir ancak dostu olmak ölümcüldür.” sözünün de Kissinger’e ait olduğu söylenir.

Trump’a ikinci dönem seçimlerini kazandıran, 2025 Ulusal Strateji Raporu’nda yer alan, ABD’nin bugünkü bölgesel ve küresel politikalarını anlatan “önce Amerika” sloganı Kissinger’in sözleri ile paralellik arz etmektedir. Trump’ın seçim sloganına bakarak ABD’nin dış politika siyasetinin değiştiği iddia edilse de önceki Amerikan başkanları ile Trump’ın politikalarında esasi hedefler açısından herhangi bir fark bulunmamaktadır. Bu sebeple şunu kesinkes söyleyebiliriz; ABD’nin diğer ülkelerle ya da örgütlerle, siyasetçilerle ya da liderlerle dostluğu/düşmanlığı sadece Amerika içindir. Bunun böyle olduğunu, yani ABD’nin dostluklarının çıkarları üzerine kurulu olduğunu Ortadoğu’nun sıcak bölgesi olan Suriye’den başlayarak geriye doğru tek tek inceleyip değerlendirelim.

Suriye’de Durum Nasıl Değişti?

Arap Baharı, Tunus’ta Muhammed Buazizi’nin yaktığı ateş ile başladığında, ABD ve Batı, halk ayaklanmalarının rejimleri devireceğini öngöremedi. Domino etkisi ile ateş Mısır, Yemen ve Libya’ya sıçrayınca sürece müdahil oldular ve demokratik muhalefetleri devreye sokarak devrim ateşini söndürdüler. Ne var ki Arap Baharı’nın yakıcı rüzgârı Suriye’ye ulaştığında ABD hazırlıksız yakalanmıştı. Çünkü Baas rejiminin demokrat muhaliflerden oluşan bir alternatifi bulunmamaktaydı. Bu sebeple Suriye’deki ayaklanma terörize edilerek, para ve silah ile desteklendi. Böylece bölge ülkeleri ve aparat örgütler eliyle devrimin yıkıcı etkisi tam 13,5 yıl boyunca baskılandı ve kontrol altında tutuldu.

ABD, Ortadoğu’daki çıkarları gereği Suriye’de Baas Partisi dışında yeni müttefikler edindi. Bunların başında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) gelmektedir. Baas rejiminin bazı bölgelerden planlı çekilmesi sonucu Suriye’nin kuzey sınırına yerleşen PYD/YPG bileşenlerinin başını çektiği bu yapı, 14 yıl boyunca bölgede Amerika’ya hizmet etti. Amerika, “IŞID ile mücadele” bahanesiyle Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) verdiği desteği, sistematik bir şekilde sürdürdü. Otuz bin tır silah, askerî eğitim ve donanımla tahkim ettiği bu örgütü, “kara gücü” olarak kullandı. Malî destek ve silah yardımının yanı sıra Fırat Nehri çevresindeki verimli arazilerin, elektrik santrallerinin, petrol ve gaz sahalarının kontrolünün SDG’nin elinde olmasından da memnundu. Türkiye’ye ise bunun “geçici bir taktik” olduğunu söyledi. Çünkü ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarları, Suriye’de Baas rejiminin yerini alacak İslâmi bir otoritenin kurulmasıyla derinden sarsılacaktı. Bu sebeple böyle bir siyasi gelişmeye müsaade etmeyecek örgütler ile iş birliği ve ortaklık yaptı.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın da dediği gibi, şimdi bugün artık durum değişti. Barrack artık Suriye’de SDG’ye ihtiyacın kalmadığını söylüyor:

“Kürtlerin önderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri, 2019 yılına kadar IŞİD'in bölgesel halifeliğini yenmede en etkili kara ortağı olduğunu kanıtlamış, El-Hol ve El-Şaddadi gibi hapishanelerde ve kamplarda binlerce IŞİD savaşçısını ve aile üyesini tutsak etmiştir. O dönemde, ortaklık kurulabilecek işlevsel bir merkezi Suriye devleti yoktu; Esad rejimi zayıflamış ve tartışmalıydı… Bugün durum temelden değişti. Suriye'nin artık, IŞİD ile Mücadele Koalisyonuna katılan, Batı’ya yönelen ve terörle mücadelede ABD ile iş birliğini kabul eden bir merkezi hükümeti var. Bu durum, ABD-SDG ortaklığının gerekçesini değiştiriyor.”

Tom Barrack’ın bu açıklaması, Henry Kissinger’ın “ABD’nin kalıcı dostları yoktur” sözünü doğruluyor. Evet, ABD’nin kalıcı çıkarları vardır ve bu çıkarları sağlayacak yeni dostlukları kurmak ABD için önem arz ediyor. Barrack bu yeni dostluğu şu sözlerle açıklıyor:

“SDG’nin sahada IŞİD karşıtı birincil güç olma amacı büyük ölçüde miadını doldurdu, çünkü Şam (Ahmed el-Şara yönetimi) artık IŞİD hapishanelerinin ve kamplarının kontrolü de dâhil olmak üzere güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye hem istekli hem de hazır durumda.”

ABD, artık şöyle düşünüyor: Ahmed el-Şara hükümeti, Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını gerçekleştirme konusunda SDG’den daha muktedir ve ehil durumdadır. Bu çıkarların en başında; İslâm’ın yönetim sistemini Suriye’den uzak tutmak, Yahudi varlığının güvenliğini korumak, Suriye ve Filistin’deki taleplerine de boyun eğmek geliyor. Dolayısıyla bugüne kadar çıkarları gereği dost olduğu SDG ile ortaklığın bitirilmesinde bir sorun görülmüyor. Bu da gösteriyor ki, ABD ile müttefiklik, güvence değil geçici bir kontrattır.

Dün SDG ile yapılan kontrat yırtılıp atıldı, bugün Şara yönetimi ile yeni bir kontrat yapılıyor. ABD Suriye’den, “İsrail”in Şam’ı bombalamaya kadar ileri giden saldırılarına karşılık vermemesini istiyor, sonra da Paris’te müzakere masasına oturup normalleşme zeminini hazırlayan görüşmeleri yapmasını… Ahmed el-Şara ve yeni Şam yönetimi, bütün bunları “Suriye halkının çıkarları için yaptığını” iddia ediyor lakin asıl olanın Amerikan çıkarları olduğunu herkes biliyor. Aslında Amerika ile iş birliği ve ortaklık yapan bütün yönetici ve liderler, çıkarları gereği ABD’nin bir gün kendilerine de sırt döneceğini, kurulan bu dostluğun biteceğini biliyorlar. Soru şu: O halde bu iş birliği neden? Koltuk sevdası ve iktidar hırsından başka bir şey için değil…

İran, ABD’nin Dostu mu?

“Amerika ile İran dost mudur yoksa düşman mıdır?” diye sorsanız, çok az insan hariç herkes “bu iki ülke arasında onarılamaz bir düşmanlığın olduğunu” iddia eder. Çünkü İran, ABD’ye “büyük şeytan” diyor, Amerika ise İran’ı, kendisi ve “İsrail” için en büyük bir tehdit olarak gösteriyor. Gerçeğin bu şekilde olmadığı, Köklü Değişim Yayınları’ndan çıkan “Vehim ve Gerçeklik Arasında Amerika-İran İlişkileri” başlıklı raporda[1] detaylı bir şekilde anlatılıyor. Ben, İran’ın ABD ile dost olduğunu ve Amerikan çıkarları için çalıştığını birkaç örnekle anlattıktan sonra bu ortaklığın bugün hangi noktaya vardığını da değerlendirmeye çalışacağım.

Normalde, birbirine düşman iki ülkenin çıkarlarının çatışması gerekir ama İran’ın bölgede yürüttüğü siyaset, Amerikan çıkarları ile hiç çatışmıyor. Örneğin, ABD’nin Irak’ı işgal sürecinde ve sonrasında Irak üzerindeki İran etkisine Amerika’nın ses çıkarmaması hatta desteklemesi, bunu göstermektedir. İşgalden hemen sonra İran, Irak’ta bir elçilik açmış, işgalin zirvede olduğu bir dönemde İran Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı defalarca kez Irak’a ziyaret gerçekleştirmiştir.

Hakeza, ABD ve işgalci “İsrail”e en üst perdeden konuşarak veryansın eden eski muhafazakâr Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, aynı şekilde İran destekli Maliki yönetimi sürecinde defalarca kez Irak’a ziyaret gerçekleştirmiştir. ABD ve Batı karşıtı demeçleriyle öne çıkan Ahmedi Necad’ın 2009 yılında yaptığı bir konuşmadaki, Amerika’ya karşı ılımlı politikaları nedeniyle kendisinden önceki Cumhurbaşkanı Hatemi’yi eleştirdiği ve İran’ın, ABD ile olan bu iş birliğini ortaya koyduğu sözler, itiraf niteliğindedir:

“Zamanın hükümetinin Afganistan'da ve Irak'ta ve nükleer meselede tam iş birliği yaptığı, tamamen geri çekildiği ve nükleer anahtarı neredeyse sonsuza dek onlara (Amerikalılar) teslim ettiği bir durumda, yumuşama sloganı altındaki tüm bu iş birliğinden sonra, Bay Bush kürsüye geldi ve İran'ın şer ekseni olduğunu ve İran'a saldırmamız gerektiğini ilan etti. Bu, kibirlilerin ahlakıdır.”

Irak ve Afganistan işgalleri sürecinde, İran’ın Amerika ile açıkça iş birliği yapması, Hatemi’ye fatura edilip sadece reformcu politikalarla izah edilemez. Bu İran’ın Amerika’ya karşı değişmez devlet politikasıdır. Nitekim İran, bölgede ABD çıkarları uğrunda fiilî mücadele vermek için Kasım Süleymani liderliğinde Halk Seferberlik Güçleri ve Kudüs Gücü'nü kurmuş, hakeza aynı şekilde 2011’de Suriye’de başlayan devrim sürecinde de bu milis güçleri Suriye’ye sokarak elini Müslüman kanına bulaştırmıştır. Bununla birlikte ABD, Lübnan’daki partisi olan Hizbullah’ı, Irak, Afganistan ve Pakistan’daki İran yandaşlarını iktidara taşımış, onlarla birlikte çalışmış, rolleri sona erince de iktidardan indirmek ve tasfiye etmekten geri durmamıştır.

Peki, bu hizmetin sonucu ne oldu? ABD, İran Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymani’yi uzun yıllar kendisine hizmet ettiği Irak topraklarında katletti yani “hizmet bitti, dostluk da bitti”. Yine Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın Beyrut’ta katledilmesine izin verdi. 2025 yılında açıkça İran’a saldırarak nükleer tesisleri bombaladı ve projeleri imha etti. Bununla da kalmadı, Başkent Tahran’da en üst düzeydeki komutan ve bilim insanlarını suikast ile öldürdü. Amerika’nın çıkarları mı değişti? Hayır! Bugün nükleer program, füze sanayisi ve rejime karşı yapılan halk protestoları konusunda İran’dan kendi şartlarına boyun eğmesini istiyor. Amerika değişmedi, İran onunla iş birliği yaparak hata etti. İran, onunla ittifak kurarak Amerika tarafından güvende olacağını, ABD’nin kendisine zarar vermeyeceğini, ABD’nin bölgedeki çıkarları için çalışırsa kendi çıkarlarını da koruyacağını zannediyordu ama maalesef, Amerika’nın kendi çıkarlarından başka bir şeyi önemsemediğini bir türlü öğrenemedi.

ABD’nin “Kullan At” Ortakları

Pakistan’da 1999’da Amerikan destekli bir darbe ile Navaz Şerif hükümetini devirip iktidara gelen Pervez Müşerref, 2008’e kadar yönetimde kalmıştı. Bu süre zarfında Amerika ile iş birliğini devam ettiren Müşerref, el-Kaide ve diğer gruplara karşı “yeterince mücadele etmediği” gerekçesiyle iktidarını kaybetti. ABD, terörle mücadele iş birliği için Pakistan’a verdiği 20 milyar doların hesabını sormaktan çekinmedi. Zira el-Kaide lideri Usame b. Ladin, Pakistan sınırları içinde öldürüldüğünde Ladin’in beş yıl Pakistan’da yaşadığı anlaşılmıştı.

Müşerref, Amerikalıların güvenini yeniden kazanmak için Washington’da görüştüğü kongre üyelerinin; “Verdiğimiz paraları nereye harcadınız?” sorusuna, “Yoksulluğu %34’ten %17’ye düşürdüm.” cevabını verince, Kongre üyesi Gary Ackerman’ın da bulunduğu masada başka bir Amerikalı yetkili Jack Rosen, Müşerref’e şunları söyledi:

“Amerikalıların Pakistan halkının yoksulluğunu önemsediğini mi düşünüyorsun! Hiçbir Kongre üyesi, 20 milyar doların 5 sentini bile sizin ekonominiz ya da yoksulluğunuz için onaylamaz. Biz, koca Afrika kıtasını bile umursamıyoruz.” Bu sözlere rağmen Müşerref, Kongre üyelerinden el altından kendisini desteklemelerini ve iktidara taşımalarını istedi ve Amerikan çıkarları için geçmiş tecrübelerini kullanacağını söylemekten de çekinmedi.

Amerikan çıkarları için hizmet eden liderlerden biri de ABD tarafından iktidara getirilen ve yine onun eliyle iktidardan alınan Imran Khan’dır. Pakistan İstihbarat Teşkilatı’nın (ISI) başına atanacak kişinin belirlenmesinde ABD’ye sadakati tartışılmayan Genelkurmay Başkanı Bajwa ile ters düşünce Imran Khan’ın gözünün yaşına bakılmadı. Kendisi ve eşi yolsuzluk suçlamasıyla hapse atıldı. Şimdi koltukta Şahbaz Şerif oturuyor. O da ABD Başkanı Trump’ı, “barış adamı” olarak övüyor, Nobel Barış Ödülü'ne aday gösteriyor, -adı, “Epstein dosyaları”nda pedofili suçlusu olarak geçen- Trump için, “Allah sizi korusun. Allah bu şekilde hizmet edebilmeniz için size uzun bir ömür versin.” diyerek dua ediyor.

Pakistan’ın şu anki Genelkurmay Başkanı Asım Munir ve Başbakan Şahbaz hükümeti, mübarek toprak Filistin üzerindeki işgali pekiştirmek ve direnişi ezmek amacıyla Yahudi varlığı “İsrail” ve Trump ile aynı safta birleşiyor. Gazze’de oluşturulacak “Uluslararası İstikrar Gücüne” askerî destek vereceğini açıklıyor. Bu yöneticiler bütün bunları kendi koltuklarını korumak uğruna yapıyorlar. Ancak ABD, çıkarları için kendisine hizmet eden hiçbir liderin arkasında sonsuza dek durmaz, durmadı da. Pakistan'da Pervez Müşerref, Navaz Şerif ve İmran Han, Endonezya'da Suharto, Mısır'da Hüsnü Mübarek, Sudan'da Ömer el-Beşir ve Suriye'de Beşar Esad… hepsi Amerikan çıkarları için çalıştılar ve en sonunda terk edildiler.

Amerikan Çıkarlarına Karşı Koymak

Amerika; Ortadoğu, Afrika, Uzakdoğu ve Asya’da küresel çıkarları için daima diğer ülkelerin yönetimleri ile iş birliği yaptı ve ortaklık kurdu. 1991'de Kuveyt’i kurtarma bahanesiyle Irak'a başlattığı askerî operasyonda Avrupa ve bölge ülkeleri dâhil yaklaşık 32 ülke ile ittifak kurdu. 1992'de Somali'ye saldırırken Mısır, Türkiye ve Pakistan’ın desteğini aldı. 2001'de Afganistan'a saldırıp işgal ettiğinde NATO ülkelerini yanına aldı; İran, Pakistan ile Orta Asya ülkeleri ona askerî üslerin kullanımı dâhil tüm imkânlarıyla destek verdi. 2003’te İngiltere ve Avustralya ile ittifak halinde Irak'a saldırıp işgal etti; bu işgal, 36 ülke tarafından desteklendi. 2014 yılında 60 ülkenin içinde olduğu “IŞİD’e Karşı Mücadele Koalisyonu” ile Suriye'ye saldırdı; Türkiye, Katar ve Ürdün’deki üsleri bunun için kullandı.

2022’de Rusya’yı kışkırtarak onun Ukrayna’ya vurmasını sağladı ve Avrupa’nın doğu sınırında, AB ülkeleri için büyük bir tehdit ve tehlike var etti. Rusya-Ukrayna savaşında bütün bir Avrupa’yı siyasi, askerî ve en önemlisi ekonomik anlamda kriz ile baş başa bıraktı. Ukrayna'yı Rusya'nın elinde acı çekmeye terk etti, Avrupa ülkelerini Ukrayna'ya yardım etme sorumluluğunu üstlenmeye zorladı. Rusya’yı kışkırtarak böyle bir savaşa sokması, Çin ile mücadelesinde ABD’nin elini güçlendirdi. Çünkü Rusya’nın savaştan başını kaldıracak hali yoktu.

ABD, yaptığı bu ortaklıklar sebebiyle ülkelere zaman zaman malî yardımlar ve destekler de sağladı. Yani çıkarları için harcama yapmaktan çekinmedi. Ancak, 23 Ocak 2026 tarihinde, ABD Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan “2026 Ulusal Savunma Stratejisi” şunu gösteriyor: ABD, müttefikleri ve ortaklarından kendi çıkarlarını gerçekleştirmeye yönelik iş birliğinde artık maliyetlerin paylaşılmasını istiyor. Yani “önce Amerika” diyen Trump, bir kuruş para harcamadan ABD’nin sömürge çıkarlarını sürdürmek istiyor. Çünkü ABD’nin daha önemli bir hedefi var: Çin ile ekonomik mücadele ve onu kuşatma ve baskılama.

Bu nedenle Amerika'nın müttefik ve ortaklarından beklentileri değişmiştir, artık ülkelerden şunu istemektedir: servetleri ve orduları kullanma pahasına Amerikan çıkarlarını koruma arzusuyla çalışmak. ABD ile müttefik olan ülkeler, Trump ile dost olan liderler, artık Amerika’ya hizmet için halklarının ve ümmetlerin servetlerini harcayacaklar, bunu kendi koltuklarını korumak için yapacaklar.

Peki, Amerikan çıkarlarına karşı koymanın bir sırrı yok mu? Muhakkak var ama bu, küresel sisteme ve Amerikan hegemonyasında sömürülen dünyaya, belirli bir fikir ve mefhumla bakmayı gerektiriyor. Amerika bugün her ne kadar güçlü gibi görünse de siyasi, askerî ve ekonomik çıkarlarını güvence altına alma konusunda eski gücünü kaybetmiştir. Bir taraftan sömürge çıkarlarının peşinden koşarken diğer taraftan dünyaya yaymaya çalıştığı değerlerin hepsini çiğnemiş ve “ahlaki otoritesini” yitirmiştir. Amerika’yı çalkalayan “Epstein” dosyası, Gazze'deki soykırım savaşında yaşanan onca insani vahşet ve katliama rağmen Yahudi varlığı “İsrail”in desteklenmesi, bu çöküşü daha da hızlandırmıştır.

Amerika ordusunun özellikle İslâm ülkelerindeki işgal ve operasyonlarda yaşadığı kayıp ve hezimetler, gerçekleştirdikleri sivil katliamlar ve karşılaştıkları şiddetli direniş nedeniyle askerlerin yaşadığı psikolojik travmalar, tedavisi ve telafisi mümkün olmayan bir korkuyu doğurmuştur. 2008 malî krizi, pandemi sürecinin yol açtığı durgunluk sebebiyle ekonomiye odaklanmış harcamaları kısmak ve gelirleri artırmak zorunda kalmıştır. Trump yönetiminin Çin ile mücadele politikalarında gümrük vergilerini kat kat artırması, bu sebepledir.

Dolayısıyla Amerika bugün her zamankinden daha fazla başkalarının (müttefik ülkeler ve işbirlikçi yöneticiler) gücüne bağımlıdır. Bu yüzden Trump gibi sadece konuşan bir başkan, bu liderleri korkutmaya ve çıkarlarına boyun eğdirmeye çalışıyor. Onlar da bu Amerikan küstahlığına boyun eğiyorlar. Buna engel olmak, Amerikan çıkarlarının karşısında durmak, mümkündür. Nasıl mı? Bunun cevabı, derginin bu sayısındaki diğer tüm makalelerin satırlarındadır.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz