PRAGMATİZM/FAYDACILIK DOKTRİNİ VE SİYASİ ETKİLERİ

Serdar Yılmaz

Günümüzde her alanda yıkıcı etkilerini gördüğümüz kapitalist Batı düşüncesinin hayata dair tüm değerleri yok eden en temel iddiası, “insan için iyi olan şeyin onu mutlu edecek hazlar ve çıkarlar olduğu” iddiasıdır. Antik Yunan filozofu Epikuros’a ait bir iddia olan “En iyi olan, en fazla haz ve mutluluk verendir.” düşüncesi, modern dönemde ABD’li ve İngiliz düşünürler tarafından “Pragmatizm” olarak Batı düşüncesinin en temel yaklaşımı haline gelmiştir.

Pragmatizm/Faydacılık, eylem ve davranışlarda yararı/faydayı ilke yapan, “yararlı olanın iyi olduğu” tezini esas alan, modern felsefî doktrindir. “İyi” ile “yararlı”yı bir tutan faydacılığın temel ilkesi, olabildiğince çok sayıda insanın olabildiğince çok mutluluğudur. Faydacı filozoflara göre, insan iradesinin konusu ancak “haz” ile “acı”dır. İnsan hazzı elde etmek, acıdan kaçmak ister. Aynı zamanda mutluluğun kaynağı da budur. Öyleyse eylemlerin değerlilik ölçüsü, haz almak ve acıdan uzaklaşmaktır. Buna göre, elden geldiğince çok insanın, elden geldiğince acıdan kurtulup hazzı tatması ilkesine, savunusuna “faydacılık” denmektedir.

Kuzu postuna bürünen kurtların fikri olan bu yaklaşım, insanları kendi akli çıkarımları ile “iyiyi/güzeli” ve “kötüyü/çirkini” bulacağına ve faydaları en yüksek noktaya getirmeye çalışan canlılar olduğuna inanan Bentham ile Batı düşüncesinde hayat buldu. İngiliz düşünür Jeremy Bentham, “fayda = mutluluk” denklemini “pragmatizm” olarak geliştirip kapitalizmin ölçüsü haline getirdi. Sonrasında “insanın en iyiyi bulmasını sağlayacak” teoriyi, Charles S. Peirce ve William James bilimsel ve kurumsal yapıya kavuşturdu. Böylelikle pragmatizm, insanların davranışlarına şu temel ölçüyü kazandırdı: “Yapmış olduğum davranış, benim faydama mı?” sorusuna, cevap “evet” ise bu davranış iyidir ve beni mutlu eder; cevap “hayır” ise bu davranış kötüdür ve beni mutsuz eder. 

“Pragmatizm”, adını Latince “pragma” kelimesinden almaktadır. Pragma, “eylem” ve “fiil” anlamına geldiği gibi “yararlı” manasına da gelmektedir. Aslında “Eylemin, bilgi ve düşünceye ilkesel üstünlüğü” ifadesi, pragmatizmin en özet tanımı olarak verilebilir. Burada “eylem”den kastedilen, pratikte uygulanabilen ve fayda sağlayan eylemlerdir. Pragmatizm açısından eylem öğretiden, deney sabit ilkelerden önce gelir. Yani doğruluğun ve gerçekliğin ölçüsü, tek yanlı biçimde yalnızca eylemlerin sonuçları ve başarıları ile değerlendirilir. 

Bu öğretiye göre; düşüncelerin yarar ve faydaları, doğruluklarından önce gelir. Bir başka deyişle, düşüncelerin doğrulukları, onların doğuracakları pratik değerleri demektir. Buradan hareketle Pragmatizm, her zaman pratik bir şekilde sorunları ele alarak sadece teorik ilkelere dayanmamak olarak tanımlanmıştır. Aynı zamanda, teorileri körü körüne takip etmek yerine doğrudan pratik sonuçlara odaklanan bir davranış veya politika biçimidir.

Pragmatik yöntem, fikirlerin kaynağına veya nasıl ortaya çıktığına değil, davranış ve yaşam üzerindeki pratik etkilerine odaklanır. Amaca ulaşmak için, düşüncenin kökeni veya temeli ne olursa olsun, herhangi bir fikri benimsemek mümkündür. O, sadece çıkarları savunur, kavramları sulandırır ve mevcut vakıayı yüceltirken, pratik hedeflere ulaşmak için dolambaçlı yöntemleri meşrulaştırır.

Pragmatizm, Batı’da şekillenip birçok alanda kabul gören bir düşünce haline geldikten sonra, ekonomik, eğitim, sosyal ve siyasal hayatın bütün yönlerinde temel referans kabul edildi ve insani, ahlaki tüm değerleri ve yüksek fikirleri yok eden yıkıcı bir akım haline geldi. Tabii ki bu sadece Batılı halklarla sınırlı kalmadı; kısa süre içinde Müslüman topraklarda da yayılmaya başladı.

Tıpkı diğer yıkıcı fikrî akımlar gibi, ümmetin bedenini yaralayan, düşüncesini parçalayan, kimliğini yok eden ve hedeflerine ulaşmasını engelleyen temel unsur oldu. Bunun temel sebebi ise hem Müslümanlarda var olan fikrî erozyon hem yapılan propagandalarla gerçekleştirilen toplum mühendisliği hem de sözde âlimlerin bazı şer’i kaideleri bağlamından kopararak fasit fikirleri meşru için kullanması olmuştur. Böylece Müslümanların şer’i hükümlere muhalif olan ifsat edici Batılı düşüncelerini hayatlarında uygulamalarına sebep oldu.

Pragmatik Siyaset:

Çıkar ve faydaların ilkelerden ve değerlerden önce geldiğini esas alan Pragmatizmin ifsat ettiği alanlardan ilki siyaset alanı olmuştur. Hatta başta ABD olmak üzere Kapitalist Batılı devletlerin siyaseti tamamen pragmatik esaslar üzerine kurulmuştur. Ulus devlet yapıları, devletlerarası ilişkiler, devletlerarası hukuk, ekonomi politikaları, para piyasaları, siyasi ölçüler ve eylemler hep pragmatik ölçüler üzerine inşa edilmiştir.

16 yüzyılda yaşayan ve Batılı siyaset felsefesinin teorisyeni olarak kabul edilen Niccolo Machiavelli’nin “Amaca ulaşmak için her araç yasaldır ve ahlakidir.” kaidesiyle de birleşen pragmatik siyaset, ideal siyasetçi ve yöneticinin nasıl olması gerektiği ile ilgili de genel bir anlayış haline gelmiştir. Ve sonuçta “devletin yüksek menfaatleri” adı altında her türlü suç, cürüm ve ilkesizlikler yasal ve ahlaki(!) hale gelmiştir. Böylece “popülist ve pragmatik lider” kavramı, siyasi literatüre girmiştir.

Popülist/pragmatik liderler, ilkelere en az bağlı kalan, sabiteler ve yüksek idealler ile hareket etmeyen, çokça demagoji yapabilen liderlerdir. En duygusuz kararları alırken bile kitlelerin duygularını okşayabilen lider profilidir. İdeolojik siyasi söylemler yerine icraat söylemleri ve kitlelerin talep ettiği anlık çıkarlar ile hareket edebilen kıvrak siyasetçidir.

İşte Kapitalist Batı’nın ürettiği bu pragmatik siyaset, maalesef bugün İslâm dünyasında da kabul gören bir siyaset tarzı haline geldi. Hem koltuklarını sağlamlaştırmak için Batılı devletlerin payandası olan hem İslâmi ve insani tüm değerlerden uzak siyasi kararları rahatça alabilen hem de tüm bunları halklarının faydası için yaptığına insanları ikna edip ucuz popülist söylemlerle halk desteğini artırabilen liderler en makbul liderler haline gelmiştir. Öyle ki bu lider ve yöneticilerin pragmatik siyasetleri, Müslüman halkların dönüştürülmesi, gayri İslâmi sistemlere entegre edilmesi, İslâmi talep ve tercihlerden her geçen gün uzaklaşması noktasında önemli bir etken olmuştur.

Artık İslâmi beldelerin halklarının büyük bir çoğunluğu neredeyse bu popülist ve pragmatik liderleri yüceltip siyasi tercihlerini bunlardan yana kullanmaya başlamışlardır. İlkeli, İslâmi hüküm ve değerlere sıkı sıkıya bağlı, Müslüman halkların yegâne kurtuluşunun şer’i hükümlerde olduğu anlayışı, artık Müslüman halkların çoğunluğunun siyasi tercih ve yönelimini belirlemez hale geldi. Pragmatik siyasetin dönüştürdüğü halkların bu durumu, yöneticileri daha da popülist ve ilkesiz siyaset noktasında cesaretlendirdi.

Bunun en canlı örneği, Gazze sürecinde görüldü ve görülmeye devam ediyor. 2 yılı aşkın süreçte insanlığın şahit olduğu en büyük soykırımlardan birisi yaşandı. Bebek, kadın, sivil demeden insanlar katledildi. Çarşılar, pazarlar, hastaneler ve camiler bombalandı. “Artık daha kötüsü olmaz!” denilen her katliamın daha kötüsü yaşandı. Ama tüm bu yaşananlar, İslâm beldelerinin liderlerini bir türlü harekete geçirmedi. İnsanlığı kahreden hiçbir görüntü, somut adımlar atılmasına sebep olamadı. Neden peki?

Çünkü bu liderlerin hiçbiri, İslâmi hüküm, fikir ve ölçülerle meseleye bakmadılar. Sadece pragmatik ölçü ve fikirlerle baktılar. Zira pragmatizm mizanında, Gazze’deki soykırıma karşı somut adımlar atmak fayda/yarar sağlamıyordu. Çıkarlar ve faydalar, soykırıma karşı pasif tavır almayı, Yahudi varlığı ile ilişkileri onarılamaz şekilde bozmamayı gerektiriyordu. Ayrıca ABD’den bağımsız siyasi tavır almak, çıkarlara zarar verebilirdi.

İşte sırf bu pragmatik ölçüye tabi olmaktan dolayı İslâmi beldelerin yöneticileri, koca bir beldeyi ve halkını, yeryüzünün en vahşi katillerinin insafına terk ettiler. Bununla da yetinmeyip soykırımın en büyük destekçisi ve her fırsatta “Gazze’deki katliamlarda kullanılan silahları kendisinin verdiğini” söyleyen Trump’un kanlı ellerini sıkıp onunla fotoğraf çektirmekle övündüler ve katili, “barış elçisi” olarak taltif ettiler.

Aslında Türkiye’de yaşayan bizler için bu durumlar çok da şaşırtıcı değildir. Zira yıllardan beri bu pragmatik ve popülist siyasete bizler en üst perdeden alıştırıldık ve bu siyaseti yürüten liderler, “karizmatik liderler” olarak yüceltildi.

Bir taraftan dilinden Filistin’i düşürmemek; ama “İsrail” cumhurbaşkanını gösterişli bir karşılama ile kucaklamak.

Yahudi varlığıyla her türlü askerî, siyasi, ekonomik vb. iş birliğini aralıksız sürdürmek.
Çin ile iş birliği uğruna Doğu Türkistan’ı kurban etmek.

Halklarına yıllardır kan kusturan ve Müslümanlara her türlü zulmü reva gören Türkî devletlerin yöneticileri ile sarsılmaz dostluklar kurmak.

Mısır’ı kan gölüne çeviren darbeci yönetimle ilişkileri kuvvetlendirmek.

Putin, Trump gibi eli kanlı ne kadar katil varsa, bunlarla kurulan dostluklarla övünmek.

Evet, bunlar gibi hiçbir İslâmi ve insani değerle bağdaşmayan daha onlarca cürüm, pragmatizm adına meşru görülebildi.

Aynı şekilde, içeride yürütülen siyaset de hep pragmatik ölçülere göre sürdürüldü. Eğitimden aileye, ekonomiden sosyal hayata kadar her alanda günübirlik popülist kararlarla sürdürülen siyaset, gelinen noktada büyük bir toplumsal çürümeye sebep oldu. Laik ve seküler eğitimle öğütülmeye devam eden gençler; sadece zevk ve eğlence peşinde koşan, ahlaki ve ruhi krizlerin pençesinde kıvranan, kimliksiz nesiller hâline geldi. Aileler dağıldı; boşanma oranları Batılı ülkelerle yarışmaya başladı. Suç oranlarındaki artış karşısında cezaevleri yetersiz hâle geldi.

Sonuç olarak safiyane bir şekilde bu pragmatik siyaset ve liderlerden İslâmi hükümlerin hâkim olmasını bekleyenler, laiklik ve Kemalizm’in tahkim edilmesi karşısında şaşırıp kaldılar. Oysaki ortada şaşırılacak bir durum yoktur. Çünkü Batı’nın ölçüsü ve talebi olan pragmatik siyasetten ancak Batı’nın memnun olacağı sonuçlar ortaya çıkar.

Batı, Türkiye’de başarıyla yürütülen bu pragmatik ve popülist siyaseti, şimdi de Türkiye’nin rol modelliğinde Suriye’de gerçekleştirmeye çalışıyor. Yıllarca büyük bir fedakârlık ve bedeller ile yürütülen Suriye Devrimi, geldiğimiz noktada hedefinden saptırılıp pragmatizm raylarına sokulmaya çalışılıyor. Ki böylece devrimi doğuran İslâmi şiar ve değerler yavaş yavaş sönümlensin ve bu tren, Batı’nın döşediği raylar üzerinde seyretsin. Zaten şimdiden yeni Suriye yönetiminin icraatları ve siyasi hamleleri, pragmatik olması hasebiyle Batılı liderler tarafından övülmeye ve alkışlanmaya başlandı.

İşte Batılı bir felsefi fikir olarak ortaya çıkan pragmatizmin siyaseti şekillendirme ve etkileme formülü budur. Bu formül ile kazanan hiçbir zaman Müslümanlar olmayacak aksine her daim Batı kazanacaktır. Çünkü bu formülde, faydayı ve fayda sağlayan siyasal eylemi ve araçları belirleyen -ABD başta olmak üzere- kapitalist devletlerdir. Belirlenen çıkarlar, kapitalist ideolojinin hakimiyetinin devamı, pastayı olabildiğince büyütmek ve bu pastadan en büyük pay olan siyasi ve ekonomik çıkarları garantilemektir. Bu çıkarlar çerçevesinde siyaset ve siyasi araçlar belirlenir. Ardından, belirlenen bu siyasete tabi olacak; kendi adlarına vekâlet mücadelesi yürütecek ve bunu pastadan çok küçük bir pay karşılığında yapacak aktörler seçilir.

İşte maalesef İslâmi beldelerin pragmatik liderleri bu görev için hazırdır. Bu oyunda aktör olmayı memnuniyetle kabul ederler. Zira siyasi meşruiyet ve küçük ekonomik çıkarlar elde etmenin yolunun bu olduğuna inandırılmışlardır. Hatta bunu “kazan-kazan” (win-win) olarak ifade eder ve bir başarı hikâyesi olarak lanse ederler.

Oysa gerçekte kendilerinin bir, düşmanlarının ise doksan dokuz kazandığını görmezler; görseler bile buna ehemmiyet vermezler. O birini kazanmak uğruna kaybettikleri değer, ilke ve ölçülere itibar etmezler. Çünkü onlara göre başka türlü o kazancı elde etme imkânı yoktur. Zira ellerinde Batı ideolojisiyle mücadele edebilecekleri bir ideoloji yoktur. İnsanlara ve toplumlara sunabilecekleri bir yaşam tarzı yoktur. Değer ve ölçüler ortaya koyabilecek bir hayat tasavvurları yoktur. Fikirlerini ve çözümlerini dayandırabilecekleri fikrî kaideleri yoktur. Dünyaya liderlik edebilecekleri fikrî liderlikleri yoktur. Bu sebeple Batı’nın ideolojisine, fikrî kaidesine ve fikrî liderliğine teslim olmaktan başka yolları kalmamıştır.

Evet, bu fikrî yoksunluk günümüz siyasi liderlerinin en büyük handikabıdır. Batılı fikirler, siyasi atmosferleri öylesine zehirlemiş ve havayı öylesine puslu hâle getirmiştir ki mevcut siyasiler, ellerindeki hazinenin ve sahip oldukları fikrî servetin farkında değildirler.

Oysa Müslümanların elinde İslâm gibi bir ideoloji vardır. Tüm insanlığa liderlik edebilecek bir fikrî liderlikleri vardır. Değersizlik, ruhsuzluk ve ölçüsüzlük girdabına sürüklenmiş toplumlara can suyu verecek fikrî kaideleri vardır. Bu fikrî kaideden çıkmış fikir, hüküm ve ölçülere sahiptirler. Batı’nın kokuşmuş fikirlerine ve çirkef siyasetlerine muhtaç değildirler. Yeter ki bu hazinenin ve fikrî servetin kıymetini anlasınlar ve gerçek liderliğin İslâmi fikirlerle mümkün olduğunu görebilsinler.

Müslümanların yegâne maslahatı ve faydasının ancak İslâm’da ve İslâmi siyasette olduğunu idrak ettiğimizde, işte o zaman bu pragmatik siyasetten kurtulabiliriz. İnsanların amellerini, eylemlerini ve fiillerini ölçebilecek yegâne terazi İslâm’ın terazisidir. Siyaseti, ekonomiyi ve tüm hayatı bu terazi ile tartmadığımız her an kaybetmeye ve kandırılmaya mahkûm olduğumuzu bir an dahi aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Aksi takdirde hem dünyada zillet hem de ahirette büyük bir azap, bizleri bekleyen kötü bir akıbet olacaktır.

[وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُص۪يبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ] “Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.”[1]



[1] Maide Suresi 49


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz