Allahu Teâlâ Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i Medine’de İslami bir devlet eliyle hayata hâkim kılmış ve dinin tüm hükümlerini insanlar üzerine devlet başkanı sıfatıyla uygulatmaya başlamıştı. Artık tüm teba aralarındaki anlaşmazlıkları Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e arz ediyor ve o da aralarında adaletle hüküm ediyordu.
“…Allah’a yemin ederim ki eğer Muhammed’in kızı Fatıma’da suç işlese cezasını verirdim.” (Buhari ve Müslim) Hadis-i şerifi gereğince kimseye bir ayrıcalık ve tolerans gösterilmiyordu. Fakat günümüzde dokunulmazlık zırhına bürünmüş milletvekillerinin, yüksek mevkide görev yapan akademisyenlerin, bürokratların ve paşalarının yargı karşısındaki ayrıcalıklarının vakası İslam’ın adalet anlayışı ile açıkça çelişmektedir. Evet, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in de tasvir ettiği gibi önceki kavimler, özellikle Yahudiler aralarında gariban birisi hırsızlık yaptığında derhal cezasını verirler, fakat soylu birisi aynı suçu işleyince ceza vermezlerdi. Bunun bir örneği de geçmişte Hindistan’da yaşanmıştır. Hindistan’da insanlar üç sınıfa ayrılmış ve aynı suçu işlemesine rağmen üst sınıftaki birisiyle alt sınıftaki birine verilen cezalar tamamen birbirinden farklı olmuştur. Örneğin, alt sınıftan birisi üst sınıftaki birinin yüzüne tükürse idam edilirken, üst sınıftakiler alttakilere her türlü hareketi yapabilirlerdi…
Günümüzde ise bu duruma hiçte aratmayan fakat daha modern bir hukuksuzluk ile karşı karşıyayız. Örneğin; Cumhurbaşkanının vatana ihanetten başka bir suçtan dolayı yargılanamaması, milletvekillerinin dokunulmazlık zırhı ile korunması, askeri personelin Genelkurmayın izni olmadan yargılanamaması, hâkim ve savcılarında sadece üst düzey mahkemelerde yargılanması gibi. Son olarakta bu tür bir hukuksuzluğa yeni anayasa paketine giren parti kapatmayla ilgili dava açılabilmesi için yine aynı partinin üyelerinin de içinde bulunduğu bir komisyondan izin almaksızın kapatma davası açılamaması gibi modern bir adaletsizlik daha eklenmiştir.
Yine “yargı önünde herkes eşittir” gibi içi boş bir kavram dillendirildiği halde, yukarda bahsettiğim zırhlara bürünemeyen bir takım akademisyen ve emekli askerlerinin hiç de zayıf ve sıradan insanlarla eşit yargılanmadığını görmekteyiz. Yaklaşık yirmi aydır tutuklu olduğu halde hiç cezaevinde yatmayanlar, tutukluluk süresini GATA veya daha başka saraylarda geçirenlerden bahsediyorum. Kimileride cami bombalama ve kendi uçağımızı düşürerek ülkeyi kaosa sokmayı planladıkları halde tutuksuz yargılanmaktalar. Çoğu dosyalarda bilindiği gibi zaman aşımına uğratılmakta veya kavuşturulmaya gerek olmadığı gerekçesiyle sessizce kapatılmaktadır. Fakat madalyonun öteki yüzü hiç de böyle değildir. Dergimizin yazarlarından Çiğdem Albasan sahip olduğu fikirleri kaleme almasından veya dile getirmesinden dolayı zalimce bir uygulama ile tutuklanması “hukukun karşısında herkesin eşit” olduğu yalanını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bacımızın bakıma muhtaç bir çocuğu ve şu an yaklaşık olarak altı aylık hamile olmasına rağmen eşiyle birlikte cezaevine konulması artık tuzun koktuğunun göstergesidir. Esasen fikirlerinden dolayı tutuklanan tek kişi bu bacımız da değildir.
Aynı hukuksuzluğu bundan on ay öncede yaşamıştık. Yaklaşık olarak ikiyüz kişi tutuklanmıştık. Fakat şimdiye kadar yapılan Türkiye genelindeki mahkemelerde ilk duruşmalarda Elhamdulillah çoğu arkadaşımız tahliye oldular. Ancak (adaletin farklı işlediğini göstermek için yazıyorum) aynı “suç” şüphesiyle ve aynı kanun maddelerinden yargılandığımız halde bizler halen beş arkadaşımla birlikte tutuklu bulunmaktayız. Bazen düşünüyorum, hani hâkimler kararlarını Türk milleti adına veriyorlar ya! Acaba hakkımızda hazırlanan iddianameyi, Türk milletinden kast ettikleri T.C. vatandaşlarına okutsak hakkımızda nasıl bir hüküm verirlerdi? Nüfusun %95’inin Müslüman olduğuna dayanarak söylüyorum, eminim hepsi alnımızdan öpüp, bizleri tebrik ederlerdi. Çünkü iddianamede, İslam’ı yeryüzüne hâkim kılıp, insanlar arasında Kur’an ve Sünnet’e göre hüküm verecek bir İslam Hilafet Devleti kuracağımız gibi zaten Müslümanların yıllardır özlemini çektiği bir işi yapmakla suçlanıyoruz.
Yine bizleri ve bizim gibi düşünen Müslümanları terörist olarak yaftalayan zalim idareci ve bu yönde yayın yapan İslami ve dindar kılıklı medya organlarına sesleniyorum. Gelin bize karşı yapılan operasyonları saptırarak yaptığınız yayınlar gibi şimdide hakkımızda hazırlanan iddianameleri de yayınlayın. Yayınlayın da insanlar hem sizin gerçek yüzünüzü hem bizim yaptığımız güzel amelleri hem de yargının adaletsizliğini görsünler.
Evet, maalesef bu ülkede yargı karşısında eşitlik yok! Bu ülkede yargı adil değil! Bu ülkede adamına göre hukuk var!
Ama başlangıçtaki hadis-i şerif’e dönecek olursak bu durumun hep böle gitmeyeceğini, yargıdaki adaletsizliğin bu sistemin sonunun başlangıcı olduğunu hepimiz görebiliriz. Zira kendi kurallarına uymamak, bir sistemin zayıflığının, basitliğinin ve çökmek üzere olduğunun ilk göstergesidir. Geçmiş kavimlerde bundan dolayı helak olmuştur. Ben bu helak olmaktan insanların değil de, sistemlerin yıkılıp gittiğini anlıyorum. Çünkü hiçbir dönem insan türü tamamen yok olmuş değildir. Yok, olan sadece batıl sistemlerle o sistemin ava neleridir.
Son sözüm de akademisyen, yazar ve toplumun önderliğine soyunan belli zevatadır. Televizyon programlarında saatlerce kadın haklarından dem vuran, Ergenekon terör örgütü sanıklarını savunan sizler, hiçbir kimsenin örgüt üyeliğinden dolayı tutuklanamayacağını haykıran hukukçular, fikir hürriyetini savunan kimsenin fikrini ifade ettiğinden dolayı tutuklanamayacağını haykıranlar, darbe planı yapmanın suç olmadığını belirtenler neden sadece belli kesimler için hukuk arıyorlar. Neden bu yorumlar ve tartışmalar sırf tutuklanan paşalara, akademisyenlere yönelik yapılıyor. Neden Müslümanlara yapılan zulümleri ve hukuksuzlukları hiç eleştirmiyorsunuz.
Ayrıca yeni yargı reformunu kurtuluş gibi görenler, adaletin sanki yeniden tesis edileceği izlenimini oluşturanlar hiç etraflarına bakmıyorlar mı? İnsanların akılların koyduğu yargı sistemlerinin hepsi de batıl ve fasid değil mi? Yeryüzünde gerçek bir adalet anlayışı nerede mevcut? Tek doğru yargı sistemi İslam hukuku değil mi? İnsanı yaratan Yaratıcı aynı zamanda düzen koyucu, kanun koyucu olan tek ilah değil mi?
İnsanın bu konuda aciz olduğunu, sürekli değişen yasalardan ve iki gün önce hazırladığı 28 maddelik paketi iki gün sonra 30’a çıkartan ve bir kısmanda yeniden düzenlemeye giden AKP’nin akıl hocalarında gördük.
أَفَلا تَذَكَّرُونَ “Artık düşünmez misiniz?” (Nahl 17)


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış