İKTİDARA GİDEN YOL BAŞÖRTÜSÜNDEN Mİ GEÇER?

Murat Savaş


وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ

“Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini (harama karşı) sakınsınlar, namuslarını muhafaza etsinler ve ziynetlerini –görünen kısımlar müstesna– göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar…” (en-Nur 31) 

Bu ayet-i celile nazil olunca, Mü’min kadınlar hemen o anda üzerlerindeki fazla kumaşları yırtarak başlarını örtmüşler ve teslimiyetlerini ortaya koymuşlardır. Ayet-i kerime ve onu tahsis eden hadis-i şeriflerle birlikte başörtüsünün farziyeti, kimlere karşı örtüneceği ve ne şekilde uygulanacağı da açıklanmıştır. Bu açıklama neticesinde Ashab-ı Kiram konuyu anlamış ve Rablerini razı edecek şekilde amel etmiştir. Asr-ı Saadet döneminden Osmanlı Hilafet Devleti’ne kadar da bu konuda hiçbir zaman Müslümanlar arasında farklı bir düşünce ve uygulama görülmemiştir. Ta ki Cumhuriyet’in ilanından sonra sırf çağdaşlaşmak adına başörtüsünün ideolojik bir simge olarak görülüp yasaklanmasına kadar! Tabiri caizse, “köpeksiz köyü bulup, değneksiz gezenler”, Hilafet kaldırılınca İslamî şiarlara saldırmış ve başörtüsü dâhil pek çok dinî vecibeyi yasaklamıştır. Bu yasaklara itiraz eden ve hakkı haykıran nice âlimler ise devrim kanunlarına muhalefetten asılarak, idam edilmiştir. 

Toplumun doğal liderleri, âlimleri ve muttakiler geçmişte bu hususta can verirken, bugün başörtüsü, demokratik siyasî partilerin oy toplama aracı olarak kullandığı bir malzeme haline gelmiştir. Bu partiler tarafından iktidarı elde etme adına istismar edilmiştir. Ama hangi iktidar gelirse gelsin nüfusunun yüzde doksan sekizinin Müslüman olduğu bir ülkede okumak isteyen Müslüman bacılarımız öğretim kurumlarına başörtüsüyle giremez olmuşlardır. Herhangi bir kılık-kıyafet kanunu olmamasına rağmen, söz konusu başörtüsü olunca bin bir gerekçeyle bacılarımız engellenmiştir. Müslümanlar bir taraftan resmî ideolojinin zulmü, diğer taraftan da bu konuyu istismar eden fırsatçı demokratik partilerin sahte vaatleri arasında kalmış ve ne yapacağını bilemez bir hale gelmiştir. Otoriteye baş kaldırmaktansa, sahte olan vaatlere inanarak her seçimden önce “bu sorunu biz çözeceğiz” diyenlerin peşlerinden gitmiş ve oylarıyla onları iktidara taşımışlardır. 

Yakın geçmişi hatırlayan herkes, bu fotoğrafı net bir şekilde görecektir. Refah Partisi (RP)’nin iktidar olmasındaki en etkili sebep de bu konuda Müslümanlara verdiği vaatleridir. Ama RP tarafından sorunu çözecek irade ortaya konulamadığı için bu sefer de MHP sahneye çıkmıştır. Bu sorunu “biz erkekçe çözeriz” vaatleri işe yaramış ve Müslümanlar MHP’yi de iktidar ortağı yapmışlardır. Ama tabiî ki, MHP’nin tamamen yasaklayarak çözeceğini ummamışlardır. İşte Müslümanlar bu şok hali üzerindeyken bu sefer de yeni kurulan AKP konuya talip olmuş ve halk onları da iktidara taşımıştır. Fakat AKP’nin yaklaşık sekiz yıllık iktidarı döneminde yine nihaî bir çözüm bulunamamıştır. Yani kısacası, vaatler vaatleri takip etmiş ama bir arpa boyu yol alınamamıştır. 

Bütün muhafazakâr ve sağ partilerin kullandığı ve istismar ettikleri bu mesele, en sonunda “bu kadarına da pes” dedirtecek bir aşamaya, bu son günlerde gelmiştir: Kemal Kılıçdaroğlu ile üslup değiştiren CHP de “bu sorunu biz çözeriz” diyerek 2011 seçimleri öncesi meydanlara inmiş ve böylece bir sol parti de bu fırsattan yararlanmak için kolları sıvamıştır. Referandumun ardından halkın bu konudaki hassasiyetini gören ve tekrar halkla bütünleşmekten başka bir çıkar yol bulamayan CHP dahi bu sorunu çözeceğini iddia etmiştir. AKP ise CHP’yi lafının üzerine yıkmak istercesine, çözümün biran önce gerçekleşmesini arzulamakta ve sorunu kendi iktidarı döneminde çözmek istemektedir. 

Bizim endişe ve üzüntümüz ise, sadece sorunun çözülemeyişi değildir; Allah Azze ve Celle’nin farz kıldığı ve Müslümanların dinî bir vecibe olarak telakki ettikleri başörtüsünün, siyasî bir rant olarak algılanması ve mevcut siyasî partilerin bunun üzerinden oy toplamaya çalışmalarıdır. Bir başka önemli husus da, İslamî hareketlerin, dernek ve STK’ların, başörtüsü sorunu hakkındaki mücadele anlayışlarıdır. Maalesef buralardaki Müslümanlar, başörtüsü sorununu; “Başörtüsü, giyinme özgürlüğüdür”, “Başörtüsü demokratik bir haktır”, “Başörtüsü insan haklarından bir haktır”, “Başörtüsü Anayasal bir haktır”, “Başörtüsü kişisel hürriyetin bir parçasıdır” gibi söylemlerle savunmaktadırlar. İslam Ümmeti, on dört asırdır başörtüsünü Allah’ın bir emri olarak görürken, bugün Ümmet’in temsilciliğine soyunanlar bu şekilde dillendirmektedir. Maalesef başörtüsü, yeri geldiğinde teferruat olarak görülmüş ve şer’î bir hüküm, demokratik bir hak olarak isimlendirilmiştir. Hâlbuki farzlar, Allah Azze ve Celle farz kıldığı için uygulanmalı ve Müslümanlar bu konuda başka bir şey düşünmemelidirler. 

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا

“Allah ve Rasulü bir şeye karar verdiği zaman, ne Mu’min bir erkek nede Mu’min bir kadın için, onlar için işlerinde seçme hakkı yoktur. Kim Allah ve Rasulü’ne isyan ederse, gerçekten apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.” (el-Ahzab 36) 

Bu ve benzeri ayet-i kerimeler, Müslümanlar için konuyu netleştirmektedir. Fakat asıl korktuğumuz husus, Müslümanların dinî vecibelerini yerine getirirken mevcut kuralların elverdiği kadarıyla yetinmeleri ve mücadelelerini demokratik yollarla çözüme kavuşturmaya çalışmalarıdır. Başını örtmek isteyen Müslüman bacılar bunu demokratik bir hak olarak algılayıp örtünürlerse, Allah katında bu makbul olacak mıdır? Ya da bu sorun bu şekilde çözülürse İslamî kitleler yıllardır “küfür” dedikleri demokrasiye daha çok meyleder ve daha başka sorunların çözümlerini de demokraside ararlarsa bu doğru olacak mıdır? 

Peki, mevcut partilerin tamamı demokrasiden yana çözüm arayışında iken, hepsi meselenin demokratik bir zeminde çözüme ulaştırılmasının doğru olacağını dillendirirken ve herkes de çözüm isterken neden bu mesele çözülememektedir? Başörtüsü, neden bu kadar büyük bir sorun olarak algılanmakta ve niçin yıllardır engel olunmaktadır? Bu sorunun cevabı çok basittir. Çünkü başını örtmek ferdî bir eylem olsa da, etkileri ferdî değil, toplumsaldır. Şöyle ki; İslam Hilafet Devleti’ni yıkmak için çalışan -İngilizler başta olmak üzere- Batılı kâfirler 19. asırda Müslümanların topraklarına özel yetiştirilmiş ajanlar göndermiş ve Osmanlı Hilafet Devleti’ni nasıl yıkacaklarını tespit etmeye çalışmışlardır. Bu ajanlar Müslümanların arasına yerleşerek, kimi sıradan birisi, kimisi de güya âlim olarak görevlendirilmiştir. Bu ajanlara genellikle “oryantalist” denir. İşte bu oryantalistlerden birisi, başörtüsüyle alakalı tespitlerini raporuna sıralarken; başörtüsünün, kadın-erkek bütün Müslümanları iffetli yaptığını, zina ve fuhşiyattan alıkoyduğunu ve dolayısıyla kadının bu şekilde korunmasının toplumun bozulmasının önünde bir engel olduğunu yazmaktadır. O dönemde dikkate alınan bu türden raporlar, kâfirlerin başörtüsüne bakışının günümüzdeki bazı Müslümanların bakışından daha isabetli olduğunu göstermektedir. Casusun tespitleri gerçekten doğru ve yerindedir. Zira İslam, zinayı yasakladığı gibi zinaya götüren vesileleri de yasaklamıştır. Kadının açık-saçık olması bunun en önemlilerindendir. Buradan anlaşılıyor ki başörtüsü bir sorun değil, bilakis Allah Azze ve Celle’nin asırlar öncesinden birçok meseleyi bir arada çözdüğü çözümün ta kendisidir. İnsanların sorunlarını, insanı en iyi tanıyan Rab’lerinden gelmesinden daha tabii ne olabilir ki zaten. Tabii olmayan insanın sınırlı ve eksik olan aklı ile insanların sorunlarını çözmeye çalışmaları ve inatla Allah’ı ilah kabul etmemeleridir.

Öte yandan, bu sorun çözülünce üniversitelere başörtüsüyle girilse bile ilk ve orta öğretimlerdeki yani liselerdeki kız çocuklarımız başlarını örtebilecekler mi? Yaşadığımız coğrafyada kız çocukları genelde on iki-on üç yaşlarında buluğ çağına girer. Bu ise orta öğretim dönemine denk gelir. Üniversiteye kadar başını açan kızlarımız bu hassasiyetlerini yitirmezler mi? Ayrıca, yıllarca okuyan çocuklarımızın çoğu sonunda avukat, hâkim ve öğretmen vb. meslekler edinip kamu kuruluşlarında başını açarak çalışmayacaklar mı? Üniversitede hak olan, benzer durumda olan birisi için neden farklı ortamlarda hak olmaz? Görüldüğü gibi bu sorun demokrasiyle çözülecek bir sorun değil, yıllardır kökleşmiş, hayat-memat meselesi olmuş ideolojik bir sorundur.

Aydın düşünen insan, sorun üzerinde çakılıp kalmaz; onun sebep ve müsebbiplerini araştırır. Böylece esas sorunun, bizzat Kapitalist ideolojinin, demokratik nizamın kendisinden kaynaklandığını görür. Çünkü bu ve benzeri sorunlar, hain idarecilerin Batı’dan demokrasi ve cumhuriyeti iktibas etmeleriyle ve Hilafet’i kaldırmalarıyla ortaya çıkmıştır. Ümmet’in kalkanı olan Halife olmayınca Ümmet, kendi vatanında garip kalmıştır. Allah’ın emir ve nehiyleri bu kokuşmuş Kapitalist ideoloji sayesinde tartışılır, seçilir ve oylanır olmuştur.

Köklü olan bu başörtüsü meselesi hakkında köklü çözümü ortaya koymadan önce AKP’nin konuya yaklaşımını da ele almak istiyorum. Öncelikle AKP’nin artık ABD güdümlü ve eksenli olduğu tartışmasız bir gerçektir. Dolayısıyla ABD’nin başörtüsü konusuna yaklaşımını bilmek, AKP’nin konuya yaklaşımını bilmektir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın jandarmalığına soyunan ABD, rakibi olan İngiltere’nin hilafına Müslümanların dinî duygu ve düşüncelerinin ve İslamî şiarlarının tamamen bastırılmasının veya yasaklanmasının Müslümanların uyanışına etki edeceğini gördü ve “siyasal (gerçek) İslam”a karşı “ılımlı İslam” projesini başlattı. Böylece Kapitalizmi yumuşatarak ve insanlara dinini yaşayabiliyor imajı vererek Kapitalizmi hedef olmaktan çıkarmayı planladı. Bu planı, Türkiye’de AKP eliyle ve diğer İslamî Beldelerde de yerli işbirlikçileri eliyle gerçekleştirmeye çalışıyor. Yani aynı zehirli şerbeti Müslümanlara kap değiştirerek sunuyor.

Köklü ve kapsamlı çözüm ise; akidesi laiklik olan bu Kapitalist ideolojiyi söküp atmak ve yerine Allah’ın emri ve İslam’ın yönetim sistemi olan Hilafet Devleti’ni kurmaktır. O zaman bırakın Allah’ın emirlerinin uygulanmamasını, kimse bunların tartışılmasına dahi cüret edemez. Çünkü Halife, Allah Rasulü Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in de dediği gibi yeryüzünde Allah’ın gölgesidir, Müslümanların kalkanıdır ve İslam’ın bekçisidir. Ve en önemlisi Hilafet; başörtüsü gibi bütün cüz’î sorunları çözecek olan esasî çözümün kendisidir. Çözümün sıhhati için Müslümanlar bu meseleye bu açıdan bakmalıdır. Selam ve dua ile.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ

“Ey iman edenler; Allah ve Rasulü sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığında icabet edin…” (el-Enfal 24)



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz