BENİMSETİLEMEYEN İDEOLOJİ: KAPİTALİZM

Murat Savaş


Dünya üzerinde mevcut ülkelerde uygulanan yönetim sistemi ve toplumların yaşam tarzları (ideoloji) çok çeşitliymiş gibi gösterilmeye çalışılsa da, esasen toplumların benimseyerek uyguladıkları veya devlet eliyle zoraki uygulanan yaşam tarzı, yani ideoloji üçtür. Zira bir fikrin ideoloji olabilmesi; bütün fikirlerin ve çözümlerin kendisine dayandığı veya bizzat kendisinden neşet ettiği bir ana fikrin, yani akidenin varlığını zorunlu kılar. Yine bu akideden çıkan çözümlerin insanî olması, tüm insanlığı kapsayıcı olması, şuanda mevcut olan ve gelecekte de çıkacak muhtemel problemleri çözme potansiyeline sahip olması gerekir. Ayrıca ferde, topluma bir bakışı ve amellerin ölçüsü gibi çeşitli saikların bulunması da bir zorunluluktur. Çünkü bir devlet çatısı altında yaşayan milyonlarca insanın eşit bir şekilde haklardan yararlanması, yönetilmesi ve nizama uymayanların cezalandırılması ancak bu şekilde mümkündür. Aksi takdirde mümkün değildir.

İdeolojilerin üç olduğunun ispatı ise, az önce bahsettiğim “akide” mefhumundan anlaşılır. Zira akide; insan, hayat ve kâinat hakkında, bunların öncesindeki ve sonrasındaki küllî bir fikirdir. Daha net bir ifadeyle akide; “insan nereden gelmiştir, ne için yaşıyor ve sonra nereye gidecektir?” şeklinde her insanda oluşan büyük düğümün cevabını içeren bir düşünüştür. Dolayısıyla her ideoloji, Allah var mıdır-yok mudur veya bu ikisinin ortası (Laiklik) mümkün müdür, gibi sorulara bir cevap vermek zorundadır. Dolayısıyla “Allah var” diyen İslam ideolojisi, “yok” diyen Komünizm ideolojisi ve bu ikisinin ortasını bulan, yani “varsa da, yoksa da toplumsal hayata karışmasın” diyen Kapitalizm ideolojisinden başka bir ideoloji yoktur. Ve olması da mümkün değildir. Çünkü bir şey ya vardır, ya yoktur yada varsa bile hayata karıştırılmaktan men edilmiştir.

Buradan anlaşılmaktadır ki krallık, diktatörlük ve demokrasi gibi fikirler bir ideoloji olmayıp, İslam’ın değil, diğer iki ideolojinin biçimidir. Aynen Hilafet’in bir ideoloji olmayıp, İslam’ın tek uygulanış şekli olduğu gibi. Ulusalcılık, liberalizm ve Kemalizm gibi izm’lerinse bir ideoloji olmadığı açıktır. Zira bu fikirler insan, hayat ve kainat hakkında fikirler değildir.

Toplumların bir ideolojiyi benimsemesi ise ideolojinin insan fıtratına uygunluğu ölçüsünde olur. Bir insanın bir ideolojiyi tam anlamıyla benimsemesi, kişinin bu ideolojiyi teorik olarak anlaması ve doğruluğuna kanaat etmesiyle olur. Veya bu ideolojinin pratikte uygulanmasıyla onun doğruluğunu ve adaletini yakinen görmesiyle olur. 

إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا

“Allah’ın zaferi (yardımı) ve fetih geldiği (bir beldede İslam uygulandığı) zaman, insanların Allah’ın dinine bölük bölük girdiğini gördüğün zaman ...” (en-Nasr 1-2) Bunun haricinde benimseme olmaz. Zira fikrin ne olduğunu bilmemek benimsemeye engeldir. Böyle olmazsa benimseme olmaz, ancak taklit olur.

Açıkça anlaşılmaktadır ki bir toplumda uygulanan ideoloji ya toplum tarafından benimsenmiştir, ya o toplum tarafından taklit ediliyordur, yada belli bir zevat tarafından toplum üzerine silah, polis ve kanun zoruyla uygulanıyordur. Aynen Türkiye’de olduğu gibi. Burada makalemizin faydalı olabilmesi ve Müslümanlara ışık tutması için şu soruların sorulması ve cevaplarının verilmesini bir vecibe olarak görüyorum.

  1. Neden İslam dini, ideolojisi on üç yıl gibi kısa bir sürede Mekke ve Medineli insanlar tarafından benimsenmiş ve uygulandığı 14 asır boyunca diğer toplumlar tarafından benimsenmeye devam etmiştir?

  2. Komünizm neden yetmiş iki yıl gibi kısa bir sürede teorik ve pratik olarak çökmüştür?

  3. Kapitalizm ideolojisi batıl olduğu halde Komünizme nispetle neden Fransız İhtilali’nden (1789) buyana hâlâ toplumlar tarafından kabul görmektedir?

  4. İslam ideolojisi tek doğru ideoloji olduğu halde niçin şuan dünyada hiçbir devlet tarafından uygulanmıyor?

  5. İslam ideolojisinin hayata hakim kılınmasına hangi tür insanlar ve ne için karşı çıkıyor?

Birinci soruya cevap şöyledir: İslam Dini, Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem tarafından tebliğ edilmeye başlamasıyla beraber inen ayetler genel olarak akideyle ilgili olmuş ve insandaki büyük düğümü, insanda bulunan tedeyyün (dindarlık) içgüdüsüne mutabık cevaplarla çözmüştür. Bunun yanında Mekke müşriklerinin pis âdetlerine, geleneklerine ve tartılardaki yaptıkları hilelere çatarak, yerine adaleti, doğruluğu ve köle ile efendisinin takva dışında eşit olduğunu zikretmiştir. Bu da insan fıtratına uygun olması hasebiyle insanlar tarafından benimsenmiş ve 13 yıl gibi kısa bir sürede hayata hakim kılınmıştır. Bu adaleti ve nuru gören toplumlar 14 asır boyunca fevç, fevç bu dine girmişlerdir. Hatta Müslüman olmayanlar dahi sırf adaletinden, can, mal ve ırzlarının korunmasından dolayı İslamî Hilafet Devleti çatısı altında yaşamışlardır.

İkinci soruya cevap: Komünizm ideolojisi açıkça bir yaratıcının varlığını inkar ettiğinden dolayı insan fıtratına ters düşmüştür. Çünkü aklî olarak her insan bir yaratıcı tarafından yaratıldığını idrak eder. Bununla birlikte Rusya’da pratikte uygulanmasına rağmen adaleti, istikrarı ve doğru kalkınmayı gerçekleştirememiştir. Bu sebeplerle toplumlar Komünizmi benimsememiştir. O ancak silah ve kânun zoruyla uygulanmıştır. Böylece kısa sürede yıkılıp gitmiştir.

Üçüncü soruya gelince; Kapitalizm ideolojisi her ne kadar yaratıcıyı hayat işlerine karıştırmayarak insan fıtratı ile çelişse de bunu her insan görememektedir. Dileyenin inkar etmesine, dileyenin inanması ve inancına göre rahatlıkla(!) ibadet etmesine imkan vermesinden dolayı insanlar özellikle Müslümanlar onun tehlikesini görememektedir. Zira din kavramı içi boşaltılarak yalnızca itikat ve ibadetler manzumesi olarak mefhumlaştırılmıştır. Üstelik karanlık çağda batıl dinlerin ve kralların zulmünden bunalan Batılı toplumların hatalı da olsa kalkınmasını sağlamıştır. Bu da haklı olarak Kapitalizm ideolojisinin Batılı toplumlar tarafından benimsenmesine sebep olmuştur. Zira Kapitalizm Avrupa’da insanları, batıl dinlerin ve zalim kralların zulmünden kurtarmıştır. Hiç adalet görmemiş insanlar da onun doğru olduğunu zannetmişlerdir. Fakat bu ideoloji, Komünizme nispetle daha tehlikelidir. Çünkü Allah’ı açıkça inkar etmeyerek O’nu tanıyormuş gibi algılanmaktadır. Halbuki Kapitalizm Allah’a, yarattı ve terk etti nazariyesi ile bakar. Başka insanların hürriyetlerine dokunmamayı bir ön şart olarak kabul eder.

Kapitalizmin, İslam ve Komünizmin yanındaki durumu aynen münafığın Müslüman ve kafirin yanındaki durumu gibidir. O siyahla beyazın, geceyle gündüzün, adaletle zulmün ve hak ile batılın ortasını bulmaya çalışan bir ideolojidir. Bundan dolayı Müslümanların onu fikri telakki ile anlayarak benimsemesi imkansızdır. Zira Başbakan Erdoğan’ın yıllar önce söylediği gibi “bir insan ya Laik olur ya da Müslüman, hem Laik hem Müslüman olamaz.” Ancak kapitalizm Müslümanlar arasında taklidî bir benimseme ile veya zoraki uygulanmaktadır.

12 Eylül’de yapılan referandumun öncesindeki AKP ve CHP’nin propagandalarını dikkatlice inceleyen kimse görür ki onlar oyların renginden daha çok referanduma katılım hususunda insanları teşvik etmişler ve ortaklaşa bunun propagandasını yapmışlardır. Her iki parti lideri de referandum öncesi ve sonrası yaptıkları konuşmalarda ister “evet” ister “hayır” olsun Müslümanları oy kullanmaya davet etmiş ve oy kullananlara teşekkür etmişlerdir. Bu da gösteriyor ki, 87 yıldır Müslümanlara Kapitalizm, sahih manada benimsetilememiştir. Bu sebeplerle Kapitalizm iki asrı aşkın bir zamandır toplumlar tarafından taklidi olarak kabul görmüştür. Ancak İslam’ın bir ideoloji olarak Kapitalizme alternatif olduğu anlaşılınca Kapitalizmin çökeceğine inanıyorum.

İslam ideolojisi tek doğru ideoloji olduğu halde dünyadaki hiçbir devlet tarafından uygulanmayışının çeşitli sebepleri olmakla birlikte en önemli faktör, Müslümanların kendi inandıkları dinden uzak bir yaşam sürmeleri ve İslam’a bağlılık konusunda gevşeklik göstermeleridir. Bunu sebebi ise caiz olmamasına rağmen akidelerini taklit üzerine bina etmeleri yani İslam’a geleneksel olarak inanmalarıdır. Halbuki akide taklit üzerine değil, akla mebni olmalıdır. Müslümanların bu hale gelmesinde kafirlerin büyük rolü olsa da faturayı tamamen onlara kesmek bizi çözüme ulaştırmaz. Zira onlar kafirdir ve onların işi hak ile batılı birbirine karıştırmak, yeryüzünü ifsat etmek ve bozgunculuk etmektir. Onlar ve Şeytan sanki Cehennemdeki arkadaşlarını çoğaltmak istiyor.

Müslümanlar dinlerine samimiyetle bağlı oldukları müddetçe ne kafirler ne de Şeytan, Müslümanlar üzerine bir yaptırım gücüne sahip değildir. Dinimize bağlandığımız zaman İslamî Hilafet Devleti’nin ikame edilmesine kimse engel olamaz. 

إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ

“Bir kavim (toplum) nefsindekileri değiştirmedikçe Allah da o kavmin (toplumun) halini değiştirici değildir.” (er-Ra’d 11) 

İslam ideolojisinin hayata hakim kılınmasına karşı çıkanlara gelince; onlar ya cahil kimselerdir yada genelde yeryüzünde makam ve mevki sahibi kimselerdir. Mekke döneminde Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in davetine karşı çıkan Ebu Cehillerin, Ebu Leheblerin vs. durumları incelendiğinde bu hakikat açıkça görülecektir. Çünkü onlar zulüm ve haksızlıkla servet ve makam sahibi olmuş ve kibirlendikçe kibirlenmiştir. Bu sebeple “Köle ile beni bir tutan bu din (İslam) olmaz olsun!” diyebilmişlerdir. Bu tür insanlarca kendi ilahları üzerinden dahi rant elde etmek oldukça normaldir. 

Bu durum 14 asır geçmesine rağmen gene böyledir. Zira Ebu Cehil kafalı, onun şahsiyetine bürünmüş insanlar her asırda mevcuttur. İslam’ın hakimiyetine karşı çıkan işte bu tip insanlardır. Çünkü İslam’ın hakimiyeti onları makamlarından edecek ve haksızca elde ettikleri sömürü çarkları kırılacaktır. Tuhaf olansa İslam’ın hakimiyetine karşı çıkanlar arasında Müslüman olduğunu söyleyen kimseler de mevcuttur. Gerçi Mekke müşrikleri dahi ataları İbrahim Aleyhi’s-Selam’ın dinine inandıklarını söylüyordular ya… 



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz