Kalkan’ımızı kaybettikten sonra gün geçmiyor ki yeni bir zulümle uyanmayalım.
Osmanlı Devleti yıkıldıktan bu yana Laik (dinsiz) Türkiye Cumhuriyeti’nin uygulamış olduğu baskıcı politikalar ardı ardına devam etmekte… İlanının üzerinden 89 yıl geçmiş olan bu Laiklik akidesine dayalı Cumhuriyet’in başındaki yöneticiler sürekli İslam’ın değerlerine saldırmış ve son yıllarda bu değerlerin en önemlilerinden biri olan Müslüman kadının hür olduğunu ve iffetini koruduğunu simgeleyen, Rabbimizin farz kıldığı başörtüsüne saldırıp onu hedef tahtası haline getirmişlerdir.
Özellikle 2011-2012 eğitim-öğretim yılında bu saldırılar had safhaya varmıştır. Birinci dönem eğitim-öğretim yılı bitmesine rağmen açılmış olan okullarda başörtüsü avına çıkılmış ve yüzlerce öğrenci yaka paça dışarı atılmış, hakarete maruz kalmış, dövülmüş ve daha kötüsü halkın güvenliğini sağlamakla görevli olan polisler tarafından da aynı zulümler yapılmış ve son olarak Gaziantep’te bir hanım Ablamız gözaltına alınmıştır. Kurulduğu günden itibaren halkına karşı demir yumruk olan bu Laik Devlet, sürekli Müslümanlara baskı kurmuş onları yıpratmak için mücadeleye girişmiştir. Başörtülü Müslümanların olmasını hiçbir zaman kabullenememişlerdir. Bu utanç, kin ve nefret öylesine hâd safhaya ulaşmıştır ki; iffetlerini korumak ve Rablerini razı etmek için başörtüsü kullanan Müslüman hanım kardeşlerimiz ile karşı karşıya gelmemek adına “kamusal alan” mefhumunu icat etmişlerdir.
Laiklik akidesini benimseme üzerine bir dünya görüşüne sahip bu kesim, sürekli mümine bacılarımızın iffetine taarruzda bulunmuştur. Bu da bizim için şaşılacak bir durum değildir. Çünkü izini takip ettikleri ataları da, şapka giymeyen yüzlerce Müslüman için darağaçları hazırlamış ve hiç acımadan vahşi bir katliama girişmişlerdi
Onlar ve benzerlerinin zalimliklerini Allah Subhanehu ve Teâlâ bize şöyle haber vermektedir:
إِن يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ أَعْدَاء وَيَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ وَأَلْسِنَتَهُم بِالسُّوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ
‘‘Eğer onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler ve size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten onlar sizin kâfir olmanızı istemektedirler.’’ (el-Mumtehine 2)
Yine bu mücrimlerin, ellerinden gelse bizleri dinimizden döndürmek için mücadele edecekleri aşikârdır ve aynı zamanda bunların kalplerinde besledikleri kinleri, fiiliyata döktüklerinden daha fazladır.
Son süreçte, ajanslara yansıyan başörtüsü zulmüne dair haberlere baktığımızda yapılan baskıcı tutumu açıklıkla görmek mümkündür. Ben bu makalemde bu icraatlardan sadece 3 tanesini örnek vereceğim.
Birincisi;
“…okuluna giden 7. sınıf öğrencisi Zeynep Kütükçü, başörtüsü ile sorunsuz bir şekilde ilk üç derse girdiğini; fakat üçüncü derste Müdür Metin Parlak’ın engeliyle karşılaştığını söyleyerek, “Müdür beni odasına çağırdı başörtü ile okula gelemeyeceğimi söyleyip başörtümü açmam için psikolojik baskı yaparak beni ikna etmeye çalıştı. Başörtümü aile zoruyla taktığımı iddia etti. Ben ise ‘Beni annem babam yaratmadı ki beni Allah yarattı ve başörtüsü O’nun emridir.’ dedim.” ifadelerini kullandı.
Müdür ile konuşmaları devam ederken sosyal bilgiler öğretmeninin de gelip daha yumuşak davranarak bu yaşta başörtüsü takmanın zorunlu olmadığını, daha küçük olduğunu söyleyerek ikna etmeye çalıştığını söyleyen Kütükçü, öğretmenin kendisine “Bana sen daha küçüksün okula kadar başını ört okula girince başını açarsın, benim eşim de başörtülü, dedi. Ben ise ‘Dışarıdakiler erkek de okuldakiler erkek değil mi? Allah’ın emri her yer de geçerlidir.’ dedim.” şeklinde konuştu.”
İkincisi;
“Adana’da 12 Eylül 2010 Anayasa referandumunu da hatırlatan veliler, “Bize, özgürlüklerin önü açılacak, kadına ve çocuklara pozitif ayrımcılık verilecek” dediler. Nerede bu sözleri verenler? Eğer bunlar çocuksa, çocuğa pozitif ayrımcılık nerede? Eğer çocuk değil yetişkin ise kadına pozitif ayrımcılık nerede? Yoksa pozitif ayrımcılık çıplaklık için miydi? Çocuklarımız rencide olacak şekilde tecrit ediliyor arkadaşlarının yanında. Bu da bizi çok üzüyor” diye konuştular.”
Üçüncüsü ise;
“Eğitim öğretim yılının başladığı günden beri, başörtülü olduğu gerekçesiyle zorunlu eğitim hakkından mahrum bırakılan Şehitkâmil İMBK İlköğretim Okulu öğrencisi Ayşe Çevik’in Annesi Güllü Çevik, şikâyet için gittiği Güven Polis Merkezi’nde Savcılık talimatıyla gözaltına alındı.
Yaklaşık 7 saat Güven Polis Merkezi’nde gözaltında tutulan anne Güllü Çevik, işlemlerin ardından Şehitkâmil Devlet Hastanesi’nden alınan sağlık raporunun ardından Adliye Sarayı’na getirildi. Saat:16.30 sularında Savcılığa çıkarılan Anne Çevik, Savcılıktaki sorgusunun ardından serbest bırakıldı.
İMKB İlköğretim Okulu öğrencisi Ayşe Çevik’in Annesi Güllü Çevik, Gaziantep’te yerel bir radyo programına telefonla katılarak; kızının iki yıldan beri her alanda başörtüsünü taktığını belirterek, “Kızım, geçen senelerde başörtüsünü okul kapısında çıkarıp gidiyordu. İki ay önce ise her alanda başörtülü olduğunu sadece okulda örtüsüz olduğunu, bundan dolayı da rahatsız olduğunu bana söyleyerek; “Anne sokakta beni gören Allah, okulda da beni görür, neden okulda başörtüsünü çıkarayım” diyerek artık okula da başörtüsü ile gitmek istediğini belirtince biz de ona destek olduk” ifadelerine yer vererek daha sonra yetkililerden gördüğü hukuksuzlukları anlattı.
Gaziantep’teki Yetkililer Hukuksuzlukta Birleşti
Çocuğunun eğitim hakkı için mücadele ederken okula gelen TEM Polisleri tarafından defalarca tehdit edildiğini son olarak ise gözaltına alındığını belirten Çevik, gözaltında savcılıkta karşılaştığı hukuksuzluğa da değinerek; “Savcı bey, güya beni suçlu olarak görmüş, “Sen bir kadın olmasan seni tutuklardım” tehdidinin yanı sıra, gözaltına alınma olayımı protesto etmek için adliye önüne gelen sivil toplum kuruluşlarının üyelerini tutuklama tehdidinde de bulundu” dedi.
28 Şubat süreci -sözde- bitmesine rağmen, hâlâ ilkokul ve üniversitelerde başörtüsü zulmü ve -7. sınıf öğrencisi Zeynep Kütükçü’nün anlattıklarından hareketle- ikna odaları vakıası devam etmektedir. Bir Müdür gelerek küçücük çocuğu Rabbinin ondan istemiş olduğu başörtüsünden caydırmak için uğraş veriyor ve bununla da kalmayıp “Annem babam zorla bana bunu yaptırıyor” demesini isteyerek yalana teşvik ediyor. Küçük kızımızın vermiş olduğu cevap ise hakiki bir imana sahip olduğunu gözler önüne seriyor: “Beni annem babam yaratmadı ki beni Allah yarattı ve başörtüsü O’nun emridir” diyerek Ali RadiyAllahu Anh’ın iman ederken Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e vermiş olduğu cevabın bir benzeriniz veriyor. Daha sonra Sosyal Bilgiler Öğretmeninin de dahil olduğu psikolojik baskı devam ediyor. Öğretmen de Kütükçü’ye, “Sen daha küçüksün okula kadar başını ört okula girince başını açarsın, benim eşim de başörtülü” diyerek onu kararından caydırmaya çalışıyor. Küçük kız ise “Dışarıdakiler erkek de okuldakiler erkek değil mi? Allah’ın emri her yer de geçerlidir” diyerek tahkiki imanını bir kere daha ortaya koyuyor. Sormak lazım, Sosyal Bilgiler Öğretmeni’ne; “Eşi nasıl kapalı? Acaba eşine de “benim yanımda örtün dışarıda açıl” diyor mu? Acaba kendisi Allah’ın emrinin her yerde geçerli olduğunu bilmiyor mu?
Bir velinin sözleri ise bu yöneticilerin Müslümanları nasıl kandırdığını uyuttuğunu gözler önüne seriyor. 12 Eylül 2010’da yapılan referandumda birçok Müslüman yeniliklerin olacağını baskıların kaldırılacağını düşünerek mevcut İktidarın vaatlerine kandılar. Erdoğan ise, başörtüsü konusunda sürekli kıvırdı, kıvırdıkça kıvırmaya devam etti. Hükümet, dokuz yıllık iktidarı boyunca başörtüsü sorununu çözeceğini tekrarlayıp durmaktadır. Hükümet, başörtüsünü neden halletmek istemektedir; İslam’ın emri olduğu için mi, Müslüman kızların eğitim haklarını ve özgürlüklerini savunduğu için mi, yoksa başka bir sebeple mi?
İslam’ın emri için olmadığı kesindir. Aksi takdirde bugün İslami cemaat ve STK’larını ve onlara üye olan veya olmayan Müslüman gençleri tutuklamaz, Müslümanları katleden insanlarla sarmaş-dolaş olmazdı. Eğitim hakkı ve özgürlük de bunun sebebi değildir. Çünkü hak ve özgürlükler, İslam ile ilgili olunca veya mazlumlara ilişkin olunca geçersiz olmaktadır. O nedenle AKP Hükümeti, başörtüsü meselesini, “oligarşik bürokrasi” olarak tanımladığı derin devlet uzantılarıyla arasındaki çekişmede bir malzeme olarak kullanıp utanç verici bir yüzsüzlük ile istismar etmektedir. Nitekim bu çekişmenin sonuçlanması, Amerikan’ın Türkiye stratejisinin bel kemiğinden biridir ve AKP Hükümeti bu uğurda kendisini paralamaktadır. Ne İslam için, ne ülke için, ne de halkı için değil! Bunu göremeyen Müslüman Hanım kardeşlerimiz ise sürekli Erdoğan’ın bir şeyler yapacağına inandılar…
Son olarak, Gaziantep’te meydana gelen durum hepimizi üzmüştür. Bu olay üzerine bazı sivil toplum kuruluşları basın açıklaması yapmış, bu ise medyada pek fazla yer bulmamıştır. Biz de bu durumu şiddetle kınıyoruz ve bunu yapanların derhal görevlerinden alınmalarını istiyoruz. Nitekim bu durum, Müslüman mahallesinde Haç dağıtmaya benzer. Halkı Müslüman olan bir ülkede Müslümanların kızlarını okula almayacaksın ve bundan dolayı kızının hakkını aramaya çalışan anneyi tutuklayacaksın, bunu hangi vicdan kabul eder?
Geçtiğimiz aylarda Gaziantep’te basın mensuplarının sorularını cevaplarken gazetecilerin, “Başörtüsü konusunda okullardaki keyfi uygulamaları sormaları üzerine, başörtüsü yasağından ve öğrencilerin derslere alınmadığı yönünde bir bilgisi olmadığını söyleyen Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, peki bir annenin gözaltına alınma haberine ne dedi acaba? Hiçbir şey tabii ki…
Bir anne çocuğunu korumak için okula gidiyor. Okul Müdürü ise hanım ablamızı azarlayıp polisleri çağırıp şikâyetçi oluyor. Polisler de keyfi uygulamalarda bulunan Müdürü değil de zavallı anneyi gözaltına alıyorlar. SubhanAllah! Nasıl bir sistem ki herkes kendi başına hareket ediyor, herkes kanunlar koyuyor! Gerçi, insan aklından çıkan, kişilerin hevalarına göre konulmuş olan bu kanunlardan ve onları tatbike çalışan bu zevattan daha ne beklenebilir ki…
Çektiği eziyetler bunlarla sınırlı olmayan Hanım Ablamıza bir de Savcının zulmü eklenmektedir. Savcı, kendisine “Sen bir kadın olmasan seni tutuklardım” tehdidinin yanı sıra, gözaltına alınma olayını protesto etmek için adliye önüne gelen sivil toplum kuruluşlarının üyelerini tutuklama tehdidinde de bulunarak sistemin ne kadar adaletli(!) olduğunu gözler önüne sermiş bulunmaktadır.
Ayrıca kızını korumaya çalışan annenin “TCK’nın 109, 112 ve 119’uncu maddeleri gereğince kızımı okula almalısınız” demesi üzerine Müdür’ün, “burada Türkiye Cumhuriyeti kanunları geçmez” diyerek sanki Türkiye’de, kanunların geçersiz olduğunu ve kişilerin -özellikle mevki, makam sahiplerinin- hevalarına göre hareket ettiklerinin ikrarını yapmıştır. Sanki bize -ki biz iyi biliyoruz-, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde “hukukun üstünlüğü” değil de “üstünlerin hukuku”nun geçerli olduğunu anlatmak istemiştir.
Burada bir hadisi zikretmekte fayda var. “İbni Ömer, Allah Rasulü’nün şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürülerinizden sorumlusunuz! Yönetici çobandır.” Bu ve benzeri naslara binaen tebaada meydana gelen her türlü sorunlardan yönetici mesuldür. Dolayısıyla başörtüsü zulümlerinden de özellikle iktidardaki AKP Hükümeti, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül hassaten sorumludurlar.
Son olarak şunları belirtmek isteriz:
Başörtüsü Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın sübutu ve delaleti kati olan vazgeçilemez bir hükmüdür:
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ
“Ey Nebi! Kendi zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına de ki, üzerlerine cilbaplarını sarkıtsınlar…” (el-Ahzab 59)
Ayrıca başörtüsü, Anayasal bir hak değildir. Başörtüsü, Müslüman hanımın tacıdır. Başörtüsü, Allah’ın emridir. Eskiden Allah’ın emri olduğundan dolayı örtünüp haklarını arayan bazı Müslüman bacılarımız ve İslamî söylemleri olan bazı sivil toplum kuruluşları, Erdoğan’ın söylemelerine binaen artık bunu, Anayasal bir hak olarak savunmaktadır. Asıl olması gereken ise bunun, Allah’ın emri olduğu için savunulmasıdır.
Mücadelenin İslâmî Temellere Dayanması Gerekmektedir
Müslümanlar diğer konularda olduğu gibi bu meselede de baskı, zulüm ve sindirme politikası ile karşı karşıyadır. Müslüman Hanım bacılarımıza düşen, İslamî perspektife göre değerlendirip bu şekilde mücadele vermektir. Kuşkusuz, başörtüsünü bir bağnazlık, Laikliğe muhalif bir amel ve Batı Hadaratı’nın değerlerine direnen bir davranış olarak görenler, aynı şekilde mescitleri, salahı, siyamı, ‘İyd-ul Fitr ve İyd-ul Edha’yı (Ramazan ve Kurban Bayramlarını) kutlamayı da bağnazlık, Laik Anayasaya aykırı bir hareket ve Batı toplumunun değerlerine ters bir görüntü kılmaya kadirdirler. Onun için bize düşen küfrün nasıl baktığı, nasıl değerlendirdiği değildir. Bizim için önemli olan, Rabbimizin hükmünün ne olduğudur. Bugün kendilerinden bir yöneticisi olmadığı için Müslümanlar, bu sıkıntılara maruz kalmaktadır. Ama bu mücadeleyi Allah rızası için sürdüren bacılarımız kazanacaklardır. Bu zorbaların zulümleri, sizi aşağılamaları, sizi tehdit etmeleri ve İslam dışı vaatlerine rağmen, sizlerin ilk dönemin saliha hanımları gibi davranmaya devam etmeniz gerekir. Rabbimizin başınıza taç olarak yerleştirdiği başörtüsünü ne pahasına olursa olsun korumaya özen göstermelisiniz. Bize düşen de bu uğurda siz saliha bacılarımıza yardımcı olmaktır.
Gelin Müslüman hanımlara yardım edelim, onlara destek olalım ve “İslamî hükümler üzerinde pazarlık olmaz” konumumuzu ve kelimemizi bir kılalım. Hiç şüphesiz bilin ki,
وَإِن تُطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُم مِّنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“Eğer Allah’a ve Rasulü’ne itaat ederseniz, Allah amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz ki Allah Ğafur’dur, Rahîmdir.” (el-Hucurat 14)


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış