KÜRDİSTAN’DA OYNANAN KİRLİ OYUNLAR VE HÜDA-PAR

Salih Akkılıç

Kürdistan topraklarında yaşayan Müslümanlar İslami Hilafet Devleti’nin yıkılmasıyla beraber birçok sorunla karşılaştılar. Mevcut rejimin onlara uygulamış olduğu zulümler neticesinde “denize düşen yılana sarılır” misali kendilerine uzatılan her eli tuttular ya da kendilerine gösterilen her yola girdiler veyahut kendileri için kurtuluş olarak gördükleri her türlü yola başvurdular. Sonuç olarak ideolojik bir bakış açısıyla hareket edilmediğinden dolayı bu yönelmelerin hepsi hüsranla sonuçlandı. Bundan en çok etkilenen insanlar ise samimi ve ihlaslı Müslümanlar oldu.

Kürdistan topraklarında Şeyh Said’den günümüze kadar ciddi manada ideolojik bir hareket meydana gelmedi. Kimileri Kürt milliyetçiliğini savundu ve o tarafa kaydı; farkında olmadan Kürt-İslam sentezini savundular ve cahiliye taassubuna yakalandılar. Kimileri de İslam dışı hareket eden gruplara katılarak düşmanımız bir, hedefimiz bir ve bizi ortak emellerimiz birleştirir söyleminde bulunarak sosyalist hareketlere entegre oldular. Kimileri de bölgelerinde olan sorunları görmediler ve aslında rejimin haklı olduğunu ve halkın ise asi olduğunu belirterek var olan rejimin –bilerek veya bilmeyerek- yalakalığını yaptılar. Kimileri de zamanla silahlı mücadele içerisine girdiler ve bu yolla İslam Devleti’nin kurulacağını iddia ettiler. Yapılan silahlı mücadele sonucunda siyasal İslam karalandı ve azımsanmayacak sayıda insan İslam’ı kötü görmeye başladı ya da İslam’dan ziyade siyasi İslami hareketlere katılmayı ve İslam Devleti’ni kurmak için mücadele etmeyi kerih gördüler. Fakat sonuç olarak bunlarda silahlı mücadelenin yanlışlığını gördüler ve silahı terk ettiler. Son bahsettiğimiz hareket ise Hizbullah adıyla kurulmuş olan cemaattir. Ben bu makalemde o dönemde yapılan silahlı mücadelenin yanlış olup olmadığına ya da o dönemdeki şartların neyi gerektirdiğine, kimin haklı kimin haksız olduğuna değinmeyeceğim. Benim değineceğim konu geçmişte partileşmeyi reddeden insanların nasıl da sisteme entegre olduklarını göstermektir. 

Her ne kadar Mustazaflar Cemiyeti üyeleri yeni kurulan partinin Hizbullah’ın partisi olmadığını iddia etseler de bu herkesçe malumdur ki Hüda-Par (Kürtçe Allah’ın partisi demek) Hizbullah’ın yasal oluşumudur. Beykoz operasyonundan sonra yaklaşık olarak 20.000’den fazla insanın gözaltına alınmasından sonra uzun süre sessizliğe bürünen cemaat Gaffar Okan suikastı ile yeniden gündeme geldi -ne kadar Hizbullah üyeleri bu suikastı biz yaptık deseler de gerçek manada bu ispatlanmış değildir ve şahsen onların yaptığını da sanmıyorum- . Daha sonra cemaat kendi içerisinde uzun süren istişare toplantıları yaptı. Bir kısmı kendimizi toparlayalım sonra silahlı mücadeleye devam edelim derken, diğer bir kısım, dernekleşelim; yasal çerçevede faaliyetimizi yürütelim görüşünü savundu. Kimileri ise dernekleşmeden evlerde toplanalım; böylelikle ayakta dururuz, dediler. Sonuç olarak dernekleşmede karar kılındı ve cemaat içerisinde kopmalar meydana geldi. 11 Eylül 2004 tarihinde Mustazaflar ile Dayanışma Derneği (Mustazaf-Der) kuruldu. Dernek olarak kutlu doğum etkinlikleri, peygambere hakaret mitingleri, Kuran’a yapılan hakarete karşı yapılan mitingler, yardım faaliyetleri, başörtüsü mitingi vb. bazı etkinliklerde bulundular. Üstelik mitinglerde azımsanmayacak sayıda insanı bir araya getirebildiler. Daha sonra –Mustazaf-Der mensuplarının iddiasına göre- sistem bu faaliyetleri hazmedemedi ve yapılan iftiralarla derneği kapatma girişiminde bulundu. Habertürk'ten Ahmet Yukuş'un haberine göre; soruşturmayı genişleten Adana Cumhuriyet Savcılığı, Mustazaf-Der'in, Hizbullah terör örgütü ile bağlantılı olduğunu ve Hizbullah'ın yayın organı olduğu belirtilen İnzar Dergisi'nin dağıtımını organize ettiğini tespit etti. Savcılık, derneğin genel merkezinin Diyarbakır olması nedeniyle soruşturma dosyasını Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndererek, iddiaların araştırılmasını ve Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu hükümleri gereği Mustazaf-Der hakkında kapatma davası açılmasını istedi. Dernek ile ilgili yargılamayı tamamlayan Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2010 yılında Mustazaf-Der'in feshedilmesini kararlaştırdı.

Mahkemenin gerekçeli kararında, kapatma kararı şu gerekçelere dayandırıldı: "Davalı Mustazaflarla Dayanışma Derneği'nin, dernek tüzüklerince belirtilen amaç dışında, mevcut anayasal düzeni yıkarak şer’i esaslara dayalı teokratik bir devlet kurmayı amaçlayan yasadışı Hizbullah terör örgütünün amacı doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu, davalı derneğin yasalarla ve uluslararası sözleşmelerle hüküm altına alınan dernek kurma özgürlüğünü, insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullandığı, böylelikle amacın kanuna aykırı hale geldiği anlaşılmakla söz konusu derneğin Türk Medeni Kanunu’nun, 89. maddesi uyarınca feshine karar vermek gerekmiştir." Mevcut rejim birazcık olsun İslami faaliyet yaptıklarından dolayı kendi putunu yiyerek fikir özgürlüğünü hiçe saymış ve Müslümanların faaliyet yürüttüğü bir derneği kapatmıştır. Bunun akabinde dernek Diyarbakır’da “Ahde Vefa” isimli bir miting düzenledi. On binlerce insanın katıldığı mitingde kapatma kararı protesto edildi ve cemaat yeni bir oluşum içerisine girdiğini duyurdu. Artık dernek çatısının kendilerine dar geldiğini ve siyasi oluşuma döndüklerini açıkladılar. İsimlerini ise “Mustazaflar Hareketi Cemiyeti” olarak ilan ettiler. Bu tarihten sonra herkes cemaatin partileşeceği günü bekledi. Sonra hareket Hüda-Par (Hür Dava Partisi) adında bir parti kurduklarını ilan etti. Mustazaflar Hareketi Cemiyeti artık partileşmeye doğru yol aldı. Bunun ardından HaberTürk’te 5 Aralık 2012 tarihinde yayınlanan programda bu hareketin geçmişi ve geleceği tartışıldı. Katılımcılar birçok konuya girdiler ve hep yuvarlak ifadeler kullandılar. Geçtiğimiz günlerde ise hareket resmi parti talebinde bulundu. 

Kürdistan topraklarında tüm bunlar yaşanırken aynı zamanda bu topraklarda yeni bir oluşum da başlatılıyordu. Bu oluşumun başında ise bir dönem Hizbullah cemaatinin avukatlığını yapmış Sıdkı Zilan bulunuyordu. Zilan, Mustazaf-Der’in kapatılmasından önce 'Kürdistani İslami Parti' isimli bir oluşumu başlatacaklarını duyurdu. Kimileri bunun Hizbullah’ın kurduğu bir parti olduğunu söylerken kimileri de bunun fitne amacıyla kurulduğunu belirtti. Zilan ise, kendi açıklamasında herhangi bir hareketin egemenliği altında kurulmadıklarını söyledi. Daha sonra Mustazaf-Der’in kapatılmasının ve derneğin siyasi oluşuma dönüşmesinin akabinde Zilan, kendilerinin de harekete dönüştüğünü açıkladı. Ocak 2011'de Milliyet'ten Aslı Aydıntaşbaş'a açıklamalarda bulunan Av. Sıdkı Zilan "Eğer açılım çerçevesinde büyük bir barış olacaksa bana göre PKK yanında Hizbullah’ın da bu kardeşlik projesine dahil edilmesi lazım" demişti.

Aydıntaşbaş'a yaptığı açıklamalarda Zilan, Hizbullah'ın siyasi parti olması gerektiğini de belirtmişti:

"İslami duyarlılığı olan ve PKK’de temsil edilmeyen ciddi bir kitle var. Örgütlülük açısından BDP’den hemen sonra gelir. Bugün geçici olarak Ak Parti’ye oy veriyorlar. Ama bizim evimiz orası değil. Kürtler ilahi nihayet Fethullah Hoca’ya, Ak Parti’ye bağlı kalmaz . AK Parti geçici bir duraktır. Kürt coğrafyasında BDP’ye İslami bir alternatif olması lazım. Bana göre Hizbullah hareketi bir siyasi parti olmalıdır. Bu konuda içeride de bir tartışma var."

Hizbullah'ın geçmişinin 'temiz' olmadığını kabul eden Zilan, AKP'nin imza attığı dönüşüme desteğini de göstererek şöyle konuşmuştu:

"Siz söyleyin, kim temiz? Dersim olaylarını yapan devlet mi? Ne Kemalizm, ne Apoizm , ne de Hizbullah zehri kolay kolay çıkmaz ama biz de bu insanları bu zehre kurban edemeyiz. Herkesin kazanımları var artık Türkiye’nin bir demokrasi olmasından. Hizbullah da artık meşru bir yapı olabilir." 

Zilan bu açıklamaları ile Hizbullah’a ve diğer yapılara göndermede bulunarak Hizbullah’ın siyasi parti haline dönüşmesi gerektiğini belirtiyordu. Yine Zilan, 28 Mayıs’ta “Mustazaflar Hareketinin Geleceği” başlıklı yazısında şöyle diyordu:

“Keza, Hizbullah camiasının on yıla yakındır şiddetten ve kardeş kavgasından uzak durmasını da takdir ettik, etmeye de devam edeceğiz. Bu noktada, Hizbullah’ın Mustazaf-Der üzerinden sivil hayatla tanışmasını olumlu buluyoruz. Bundan sonraki siyasi harekete dönüşme kararını hem destekliyor hem de Kürdistan siyaseti için olumlu buluyoruz.” Bu ifadelerle Zilan ısrarla Hizbullah’ın partileşmesini istiyordu. Zilan, bunları daha da destekleyecek şekilde “Hür Dava Partisi (Hüda-Par)” başlıklı yazısında şunları belirtiyor: “Mustazaflar'ın partileşmesini hızlandıran, teşvik eden gelişmelerin başında, geçen Haziran ayında Diyarbakır’da kuruluş kongresini yapan “Hak, Adalet ve Hürriyet İçin Kürdistan İslami İnisiyatifi”nin katkısı göz ardı edilemez.” Evet bence de göz ardı edilemez bir durum. Çünkü bunun neticesinde Hizbullah partileşme kararını daha çabuk verdi ve daha hızlı bir şekilde bunu tabanına yansıtabildi. 

Hizbullah cemaati –farkında olarak veya olmayarak- bu oyuna düştü ve son yıllarda yakalamış olduğu yükselişi kaybedecek adımlar attı. 1980’li yıllarda da Hizbullah kısa sürede camilerde yapmış olduğu faaliyetler sonucu halka yayıldı ve sayısını artırarak kendine bir taban oluşturabildi. Fakat silahlı mücadele oyununa düştüğünden dolayı kendi bünyesinden birçok adamı kaybetti ve karalandı. Bugün de aynı durum söz konusu çünkü yine bir yükseliş içerisine giren hareket, tevhidi düşünceden saptığı takdirde büyük kayıplar yaşayacak ve Refah Partisi’nin düştüğü konuma düşecektir. Bugün de cemaat içerisinde bu tartışmalar ayyuka çıkmış durumdadır. Tevhidi düşünceye gönülden bağlı olan insanlar bu karara tepki göstermektedirler. Benim de böyle bir yazı kaleme almamın tek gayesi vardır; tevhidi düşünceye sahip bir hareketin tevhitten sapmasını istemememdir. Çünkü saptığı takdirde hem dünya hayatı hem de ahiret hayatı heba edilmiş olacaktır. Bu harekete gönül veren kardeşlerin bu oyuna düşmemesi gerekmektedir. Başkanlık sistemi geldiği takdirde PKK’nın karşısında bölge içerisinde yaşayan bir güç olmasını isteyen AKP, şartları hazırlayarak Hizbullah’ın partileşmesini sağlamıştır. Üzerine düşünülmesi gerekenler çok fazladır. Mesela Hizbullah bu hükümet döneminde dernekleşti, bu hükümet döneminde kapatıldı ve bu hükümet döneminde partileşti. Şunu anlamalıyız ki sistem tarafından bilinçli bir şekilde bu ortam sağlandı ve Hizbullah’ı bu cenderenin içine çektiler. 

Bu noktada son olarak Hizbullah’ın resmi sitesi “Hüseyni Sevda” sitesinde altı yazı halinde yayınlanan “Hizbullahi Hareketin Vasıfları” başlıklı yazının değerlendirmesini yapacağız ve yazımızı sonlandıracağız. Bu yazıda yazar Hizbullahi hareketin çıkış sürecini anlatıyor. Bugün Hüda-Par’a gönül vermiş, İslami bir harekete mensup olan kardeşlerimizin bu yazıyı dikkatlice okumalarını talep ediyorum. İsteyenler Hüseyni Sevda sitesine girerek yazının tamamını okuyabilirler. Genel olarak faydalı bilgiler içeren yazıyı sizlerle beraber tefekkür ederek okuyalım.

Hizbullahi Hareketin Vasıfları- 1 

Yazar, yazısında geçen bu ifadeyi; “O, sınırları ve kuralları hakim rejim güçlerince belirlenmeyen…” şu şekilde açıklıyor: “İslam dünyasındaki İslami gelişmelere paralel olarak Türkiye’de de bütün baskılara rağmen İslami uyanışlar ortaya çıktı. Ancak bu uyanışlar, ciddi oluşumlara dönüşememiş; dernek, vakıf, parti ve buna benzer yapılanmaların etrafında vücut bulmuştur. Oysa bu yapıların, sınırları ve kuralları hakim rejim güçlerince belirlenmiş ve onların denetim mekanizmalarının gözetimi altında faaliyet gösterme mecburiyeti getirilmişti. Parti, dernek, vakıf vb. legal oluşum ve yapılar Anayasa ve yasaların belirledikleri kanun ve tüzüklere tabi idi. Hal böyle olunca İslami uyanışlar ciddi bir güç haline gelemiyor, düzenli bir sevk ve idare mekanizmasına sahip olamadığı için güçlü bir şekilde örgütlenip teşkilatlanamıyordu. Mevcut kurallar ve sınırlar daha fazlasına müsaade etmediği için de güdük kalıyordu. İslami faaliyetler çoğunlukla açıktan ve hakim güçlerce belirlenen sınırlar ve kurallar çerçevesinde yapıldığından gelişmesine, güçlenmesine ve kökleşmesine müsaade edilmiyordu. Ne zaman ciddi bir faaliyet veya gelişme görülse hemen müdahale edilir, engellenir ve bertaraf edilirdi. Artık tecrübe ile sabit olmuştur ki; sınırları ve kuralları hakim güçlerce belirlenen çerçeve içerisinde İslam’ın özüne uygun bir mücadele ve hizmet verilemez. Çünkü bu güçler, kendilerine zarar ve tehlike gördükleri an müdahale eder ve bütün yolları kapatır.” Şimdi bu ifadeler üzerinde düşünmek gerekir. Gerçekten bu ifadeler doğru değil mi? Hüda-Par’ın tabanı olan tevhidi mücadeleye gönül veren kardeşlerimiz, bu cümleler sizi düşündürtmüyor mu? Yazar bu düşünceye sahip olanın Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu olduğunu söylüyor, peki sizler lideriniz olan şahsın düşüncesinin aksini mi savunuyorsunuz? Sizin ifadenizle bu fikirler uğrunda şehit olan insanların düşüncelerine ters mi hareket edeceksiniz? Mahşerde bu fikirler uğrunda bedel ödeyen insanlarla karşılaştığınızda ne cevap vereceksiniz? En önemlisi “Gençlerle Tevhid Dersleri” isimli kitapta tevhidi anlatırken bugün tevhide aykırı hareket ettiğinizi nasıl açıklayacaksınız?

Hizbullahi Hareketin Vasıfları- 2 

Yazar ikinci yazısında hareketin bağımsız olabilmesi için herhangi bir oluşumun içerisine girmemesini şu ifadelerle belirtiyor: “…ucu hiçbir tarafa dayanmayan, bağımsız,…” ve şöyle açıklıyor: “Hizbullahi hareketin öncüleri, varlığını ve gücünü ispatlamayan bir hareketin, şartların tamamıyla İslam’ın ve Müslümanların aleyhinde olduğu bir ortamda başka güçlerle herhangi bir alanda direk veya dolaylı ilişkiler içerisinde olmasının kendisine faydadan çok zarar getireceğine, yapılanmasını yeni yeni oluşturan bir hareketin bu aşamada dışındaki farklı güçlerle ilişki ve diyalog içerisinde olması; etkin değil etkilenen, avantajlı değil dezavantajlı bir duruma sürükleneceğine inandıkları için bundan kaçınmışlardır. Yine kendi ayakları üzerinde duramayan bir hareketin devamlı başkalarına muhtaç olacağını; karşılıksız bir şeyin olmadığı mevcut dünya düzeninde böylesi bir durumun, getirisinin yanında götürüsünün de olacağı kesin olduğundan; bir hareketin kendi yağında kavrulması ve kendi ayakları üzerinde durması gerektiğine inanıyorlardı. Bir hareket kendi yağında kavrulmaz ve kendi ayakları üzerinde durmazsa bağımsız kalabilmesi mümkün değildir. Bağımsız olmayan bir hareketin belirlediği hedef ve gayelerine ulaşması da mümkün değildir…” Yazarın çok güzel şekilde vakıayı analiz etiği bu ifadelere karşı ne diyeceksiniz kerim kardeşlerim? Sisteme entegre olup mevcut rejime boyun eğmeyi ve onun yağında sisteminde kavrulmayı nasıl açıklayacaksınız? Bu yola başvurarak tüm değerlerinizi kaybedeceğinizin farkında değil misiniz? Partileşerek bağımsızlığınızı kaybedeceğinizi bilmiyor musunuz?

Hizbullahi Hareketin Vasıfları- 3 

Yazar burada Nebevi Metod’tan bahsederek Hizbullahi harekete gönülden destek vermiş insanlara hareketin nasıl mücadele etmesi gerektiğini açıklıyor. “…nebevi hareketi model edinen…” yazar nebevi hareketten kastının ne olduğunu şöyle dillendiriyor: “Adnan Menderes’in Adalet Partisi’ne oy vermek, akabinde Milli Nizam Partisi’ne, Milli Selamet Partisi’ne oy vermek, bir zamanlar Müslüman gençliği hem içerde hem de dışarıda temsil eden MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) derneğine üye olmak ve onun faaliyetlerine katılmak, muhtelif isimlerde çıkan dergi ve mecmuaları okumak ve okutmak, İslam'a hizmet adına yapılıyor ve biliniyordu. Evet her ne kadar bu eğilim ve oluşumların faaliyetleri içerisinde İslam'ın bir cüz’üne rastlanıyorsa da Rasulullah (sav)'ın metod, anlayış ve pratiği ile tam olarak örtüşmemektedir. İslam'a hizmet adına başvurulan bu yol ve yöntemlerin hepsi de tek başına yeterli ve kâfi gelmiyordu. Bu maksada hizmet babından oluşturulan oluşum ve yapıların sınırları ve kuralları hakim rejim güçlerince belirleniyordu. Onlar istedikleri zaman müdahale edebiliyor, ara rejim veya askeri darbe gibi bir durumda bu oluşum ve yapıların reel ve tüzel kişiliklerine son verilebiliyordu.

Bu metodun tabiatı, ilke ve prensipleri, mesaj ve hedefleri açık, belli ve berraktır. Gayesi; tevhidin yani ilayı kelimetullahın hakimiyeti, kulların kullara kul olmaktan kurtarılıp sadece ve sadece Allah’a kul olmalarını sağlamaktır… Mazlumlara, mustazaflara, ezilenlere ve hakları elinden alınanlara gerçek kurtuluş yolunu göstermektir… Zalimlere, tağutlara, müstekbir ve ceberutlara karşı Tevhid bayrağını yükseltmektir… Yüce Allah'ın insanlara tanıdığı her türlü hak ve özgürlükleri temin ve güvence altına almaktır… İnanç özgürlüğü önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır… Hak ve adalete dayalı bir düzeni kurmaktır. 

Bu metodun tabiatında şirk ve cehalet düzeni ile şirk ve cehalet değerleri üzerinde uzlaşma yoktur... Hoşgörü adı altında evrensel mesajını törpüleme, yontma, budama ve yumuşatma yoktur… Tevhid ilkelerinden taviz verme yoktur… Zaman, ortam ve şartlara göre esas ana ilkelerinde değişime gitme, tepkilere göre revize etme, baskı, zorluk ve manialara karşı bir kısmını bırakıp bir kısmını tutma yoktur… 

Bu metod ve onun temel ilke ve prensiplerine bağlı kalındığı müddetçe hep ileriye, hep tekamüle doğru gidilmiştir. Aslından zerre kadar sapma baş gösterdiğinde ise gerileme ve tedenni baş göstermiştir .” Bu tevhidi düşünce ile bugünkü savunulan Hüda-Par düşüncesi aynı mı? Bir tane hak yok mu? Bir tane hak varsa bu nasıl bir çelişkidir? Neden kuruluş gayeniz ile bugününüz arasında dağlar kadar fark var? Yazarın dediği gibi şirk ile cehalet bir araya gelemiyorsa –ki doğru söylüyor- neden küfür sisteminin parlamentosunda mücadele etmek istiyorsunuz? Yine yazarın dediği gibi hükümler zamana, ortama ve şartlara göre değişmiyorsa neden bugün bu harekete gönül vermiş insanların düşüncesi değişiyor? Allah’ın hükümleri değişti mi ki sizin görüşleriniz değişiyor?

Hizbullahi Hareketin Vasıfları- 5 

Yazar burada çağın gereklerine tevhidi çizgi esasında uyulması gerektiğinden bahsederek hadarat ile medeniyetin ayrılması gerektiğini belirtmeye çalışıyor.

“…modern, çağdaş, yeniliklere açık,…” Burada yazar insanların düşmüş olduğu hatalarını şu şekilde açıklıyor: “Asrın beraberinde getirdiği yeniliklere karşı Müslümanların da kendilerini yenilemeleri gerekir düşüncesiyle hareket edip İslam’ın özünden taviz veren, muhkem İslami nasları tevil eden ve zamanla sapmalara kadar giden fırkalar olduğu gibi; yeni dünya düzeni ve çağdaş bir asırda İslam'ın bazı ilke ve prensiplerini törpüleyen, bazı taraflarını yontan, hoşgörü ve diyalog adına yeni stratejiler belirleyen akımlar da oluştu. Buna benzer, Rasulullah (sav)' ın metodunu terk edip çağdaş metodlara başvuran, partileşme ve buna benzer yöntemleri uygulayanlar da ortaya çıktı. Öbür taraftan, çağın beraberinde getirdiği yeniliklere sırt çevirip uzak durmaya çalışanlar, bunları caiz görmeyip karşı çıkanlar, kısır döngüler içerisinde kalıp sıkışınlar da oldu… Sorun belliydi! İslam’ı yeni çağda modern teknolojiyi ve çağdaş medeniyet hedeflerini de içine alarak aslına uygun, şanına yaraşır, yeniliklere açık, değişen ve gelişen şartları şekillendiren, bilim ve teknolojiyi destekleyen ve onu insanlar için hayırlı hizmetlere sevkeden, modern ve çağdaş bir şekilde sunmaktı…” Hz. Yusuf (as) durumunu bugünkü sistemlerle kıyaslamak apaçık bir tevil değil mi? Naslarla oynamak değil mi? Hudeybiye vakıasını kitleye kıyaslamak vakıayı yanlış tevil ederek, saptırmak değil midir? Yazarın “Rasulullah (sav)’ın metodunu terk edip çağdaş metodlara başvuran, partileşme ve buna benzer yöntemleri uygulayanlar da ortaya çıktı.” ifadesini nasıl anlamalıyız kardeşlerim? Partileşme İslam’ın metoduna aykırı olduğu halde nasıl böyle bir karar alabiliyorsunuz? Sizi buna sevk eden belediyenin elinde bulunan maddi imkanlar mı? Müteahhitlerinizin daha rahat inşaat sektöründe yol alması mı? Tevhidi bir düşünce için hareket eden sizler neden dünya menfaati için mücadele eder bir hale geldiniz? İstemez misin dünya onların ahiret sizin olsun? 

Siz bu yola girdiğiniz sürece bizler ensenizde olacağız çünkü sizler bizim kardeşlerimizsiniz. Bize düşen sizleri haramdan alıkoymak ve emri bil maruf nehyi anil münker görevini yapmaktır. Umarım bu kararınızdan vazgeçer ve küfür sistemine bulaşmazsınız. 

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Kardeşin zalim de olsa, mazlum da olsa ona yardım et!” Bunun üzerine sahabeler dediler ki: “Ey Allah’ın elçisi, kardeşimiz mazlum olduğu zaman ona yardımı biliyoruz. Fakat o zalim olduğu zaman ona nasıl yardım ederiz?” Buyurdular ki; “Onun zulmüne engel olmanız ona yardım etmektir.”


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz