Küfür Devam Eder Ama Zulüm Asla

Salih Akkılıç

Dünyada Allah’ın hükmü yeniden tesis esilsin, dengeler değişsin ve İslam; İslam yeniden hâkim, yönetici ve tahrik edici olsun…

Bu Ümmet, içerisinde bulunduğumuz bu ayda, 3 Mart 1924 Pazartesi günü şafağın söktüğü saatlerde, Allah’ın, Rasulü’nün ve Mü’minlerin düşmanı olan İngilizler ve onların yerli işbirlikçileri tarafından Hilafet’in ilga edilmesi ile birlikte biçare bırakılmıştır. Bu hain işbirlikçiler ve din düşmanları, Halife’nin çevresini kuşatmış ve onu memleketinden kovmuştur. Bu korkunç amel, yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Lozan’da vermiş olduğu ve varlığını onun üzerine bina ettiği ihanetlerden sadece birisidir. 

Daha sonra ilerleyen zaman içinde Ümmet; parçalanmışlık, sömürgeciler tarafından topraklarının işgal edilmesi, toplumsal ve ekonomik çöküntü, toplumlarımızın ifsat oluşu ve halen devam eden üzerimizdeki küfrün hâkimiyeti gibi birçok problem ile yüz yüze geldi. Koskoca bir bölgeye hükmeden Osmanlı Hilafet Devleti yıkıldı ve yerine küçük sınırları yönetmekten aciz devletçikler kuruldu. O günden sonra gökyüzü kana bulandı, müminlerin feryadı arşı alayı titretti! Gözyaşları sel olup aktı! İslam topraklarından kan ve gözyaşı hiç eksik olmadı! 

Ayrıca Hilafet’in yıkılması ile birlikte İslam toprakları sömürgeci kâfirler ve orduları tarafından kontrol edildi. Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi veya Arap Yarımada’sında, Körfez’de, Pakistan’da, Özbekistan’da olduğu gibi askeri üslerini dört bir tarafa yaydılar. Tüm bunları da, Müslümanların kukla yöneticilerinin izni ve onayı ile hatta bazen bu yöneticilerin izni ve onayı bile olmadan yaptılar. Nitekim (Allah şehadetini kabul etsin) Usame Bin Ladin’e karşı emperyalist Amerika tarafından düzenlenen operasyonda Pakistan hükümetinin –medyaya yansıdı kadarıyla- haberi dahi yoktu. Yani kâfirler İslam topraklarında istedikleri gibi at koşturmaktadırlar.  

İslam ülkeleri, her hırslı kâfir için yağmalanacak bir ganimet haline gelmiştir. Türkiye’de devlet ve kamu mülkiyetine ait birçok servet yabancı şirketlere satılmaktadır. Müslüman kitleler fakirliğin ağırlığı altında çökerken, hain yöneticilerin paraları Batı ekonomisini desteklemek ve zengini daha zengin yapmak için Batı’daki bankalarda tutulmaktadır. Kaddafi’nin, Hüsnü Mübarek’in, Esad’ın ve diğer yöneticilerin servetlerinin Avrupa bankalarından çıkması gibi! Bu servetlerin gerçek sahibi olan Müslümanlar ise hakları olduğu halde ondan yararlanmaktan men edilmektedirler. 

Yine Hilafet’in ilgasından sonradır ki işgalci Siyonistler cesaret bulup Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Mi’racını gerçekleştirdiği ve Müslümanların ilk kıbleleri olan tayyip ve mübarek toprakları işgal ettiler. Sömürgeci kâfirlerin -bilhassa Amerika ve İngiltere- askerleri, İslam’ın yerleşmelerini kâfirlere haram kıldığı Arap Yarımadası’na çöreklendiler. Sonra bu işgalciler Müslümanların beldelerine birer birer saldırdılar. Kıbrıs, Keşmir, Çeçenistan, Afganistan, Irak, Güney Sudan ve Müslümanların diğer bölgeleri Filistin’den önce ve sonra işgal edildiler. Böylece Müslümanların hurumâtı ayaklar altına alındı! Mukaddesatı kirletildi! Servetleri yağmalandı! Birçok Müslüman beldede Müslümanların tertemiz masum kanları gece-gündüz akıtıldı! ve Müslümanların beldelerindeki yöneticiler ise, sanki Kaf Dağı’nın ardında yaşanan bir hadiseyi izliyorlarmışçasına sadece şehitlerin ve yaralıların sayılarını hesaplamakla kalmadılar mı? Yine Batı dünyası, Hilafet’in yeniden kurulmasını engellemek için hain yöneticiler atayıp, Ümmetin arasına kin tohumları ekip, vatancı ve milliyetçi söylemleri geliştirmediler mi? Ulus kökenli devletlerin kurulmasını sağlamadılar mı? Ümmetin zihinlerinden İslam fikrini çıkarmak için her türlü desiseye başvurarak, Hilafeti en büyük düşman görüp Hilafet’in yeniden kurulması için çalışanlara her türlü zulmü reva görmediler mi? Evet, onlar için en büyük tehlike İslam nizamının yeniden hayata hâkim olmasıdır ve bu düşünce dahi onların uykularını kaçırmaktadır. İngilizlerin usta ajanlarından olan Lawrence bu gerçeği şu şekilde ifade ediyor:

Gerçek tehlike İslam nizamında, onun yayılma kudretinde ve canlılığında gizlidir. O Avrupa ve sömürgenin önünde yegâne engeldir.”

Buraya kadar aktardıklarımız tarihi süreçte İslam ümmeti üzerinde oynanan oyunlar ve kâfirlerin zulümlerinden müteşekkildi. Şimdi de bu yöneticiler tarafından devamlı suretle “update” edilen zulümlerden bahsedelim. Zira dilêmın di şewite (içim yanıyor):

•Şırnak’ın Uludere (Qılaban) İlçesi’ne bağlı Ortasu (Roboski) Köyü’nde TSK’ya ait F-16’ların kaçakçılık yapan köylüleri vurmasıdır. Bombalama sonucu 34 masum sivil Müslüman öldürülmüştür. İşte bu olay tüm Türkiye’nin yüreğine kor gibi düşmüş ve tüm Müslümanları konu üzerinde yeniden düşünmeye sevk etmiştir. Ancak şu unutulmamalıdır ki, akidevi kardeşlik dışında hiçbir proje Kürt sorununu çözmeye elverişli değildir.

•Bir başka üzücü olay ise; 2005 yılında Hilafet’in kaldırılışının yıldönümü sebebi ile birçok İslam beldesinde olduğu gibi İstanbul’da da sadece basın açıklaması yaparak düşüncelerini dile getiren kardeşlerimize yönelik olarak verilen 117 yıllık hapis cezasıdır. Ayrıca bir sosyal medya sitesinde bir bayan Müslüman’ın bu bahsettiğim haberin altına çocuklarının resmini koyarak yaptığı yorum yüreğimizi dağlamaktadır: 

“Es-Selamu Aleykum... Eşim geçen perşembe günü Hizb-ut Tahrir’e üyelik suçlamasıyla 6,5 aydır yattığı İzmir F-1 cezaevinden tahliye oldu. Daha tahliyesi 1 hafta olmadan şimdide bu mahkeme sonuçlandı. Allah’ım zalimleri sana şikâyet ediyorum. Profilimde resmi olan evlatlarımın kaç gece babaları için ağladığını ancak ben ve Allah biliyor. Şüphesiz Rabbimin vaadi var... Sabah mutlaka çok yakın...” İşte düzene oturan adalet, bu olsa gerek!

•Yine 11 aydır asrın mücrimi Esad tarafından on binlerce Müslüman katledildi. Bir o kadarı kayboldu ve bir o kadarı da yaralandı. Suriyeli Müslümanlar ise yalnız Rablerine dayanıyorlar ve zaferi ondan bekliyorlar. İşte Suriye’de ki Müslümanlara reva görülen İnsan Hakları bu!

•Afganistan’da son 3 yılda yaşanan çatışmalarda 8 bin 223 sivilin hayatını kaybettiği bildirildi.

İşte tarumar edilmiş İslam coğrafyası, yağmalanmış servetler, gözü yaşlı anneler, feryat eden babalar, yardım bekleyen yetimler… Ne acıdır ki bu ifadeler İslâm ümmetinin içinde bulunduğu durumu tanımlamak için kullanılmakta ve bu durum hala yaşanan yalın hakikati gözler önüne sermektedir. Maalesef ki, İslâm Ümmeti kimsesiz ve çaresiz…

Ayrıca Müslümanların beldelerindeki yönetim ve yöneticiler açısından Ümmetin gerçek vakıasına bakan kimse, herkesin açıkça görmesi mümkün olan şu iki çarpıcı meseleyi görecektir. Birinci mesele; yöneten ile yönetilen arasındaki ilişki çok şiddetlidir. Yönetici ve yönetilenler farklı dünyalardadırlar. Halk, aralarında İslam’ın hâkim olmasını ve ülkelerinde adalet ve hayrın yayılmasını isteyen Müslümanlardır. Diğer taraftan yöneticiler, halkı Allah’ın kanunları ile yönetmemekte ve Allah’ın kullarının maslahatlarını gözetmemektedirler. Bilakis onlara zalimce davranmakta, baskı altında tutmakta, peşlerine düşmekte, tutuklamakta ve hapsetmektedirler. Ülkenin tüm varlıklarını, topraklarını, hava sahasını, sularını sömürgecilere tahsis etmektedirler. İşte bunlar Müslüman beldelerdeki yöneticilerdir. Bazı noktalarda farklılık gösterseler de Allah’ın kullarına karşı baskı ve zulümlerinde, buna karşın Allah’ın düşmanlarına itaat ve sadâkatte farkları yoktur. Onlar yöneticilerin en şerlileri oldukları için Ümmet’in nefretine ve lânetine uğramaktadırlar. Nitekim Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

خِيَارُ أَئِمَّتِكُمِ الَّذِينَ تُحِبُّونَهُمْ وَيُحِبُّونَكُمْ وَتُصَلُّونَ عَلَيْهِمْ وَيُصَلُّونَ عَلَيْكُمْ وَشِرَارُ أَئِمَّتِكُمِ الَّذِينَ تُبْغِضُونَهُمْ وَيُبْغِضُونَكُمْ وَتَلْعَنُونَهُمْ وَيَلْعَنُونَكُمْ قَالُوا قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلا نُنَابِذُهُمْ عِنْدَ ذَلِكَ قَالَ لا مَا أَقَامُوا فِيكُمُ الصَّلاةَ لا مَا أَقَامُوا فِيكُمُ الصَّلاةَ

“En hayırlı imamlarınız sizin onları sevdiğiniz, onların da sizi sevdikleri, sizin onlara dua ettiğiniz, onların da size dua edenleridir. En şerlileri de onların size buğz ettiği ve sizin de onlara buğz ettiğiniz, onların size lânet okudukları, sizlerin de onlara lânet okuduğunuz imamlarınızdır.”

İşte yönetici ile yönetici arasındaki yani bir tarafta otoriteyi elinden tutanlar ve beraberindekiler ile diğer tarafta üzerlerindeki kâfir sömürgecilerin kontrolünün yanı sıra zulüm ve baskı altında inleyen halk arasındaki alâkayı koparan ve aralarındaki düşmanlığı artıran birinci mesele budur!

İkinci meseleye gelince; Ümmet artık çektiği tüm sıkıntıların, beşer ürünü kanunlar olduğunu fark etmiştir. Bunlar, kendisine hiçbir güç kazandırmayan, yeniden kalkınmasına imkân vermeyen, rahat ve huzurlu bir yaşam sağlamayan, küstah ve zorba yöneticilerin zulmünden korumayan ve bu yöneticilerin efendileri olan sömürgecilerden kendilerini kurtarmayan kanunlardır. Yine Ümmet; kuvvetin, saadetin ve itibarın ancak Allah’ın kanunlarının tatbikinden geçtiğini de fark etmiştir. Bizler bütün bu olup bitenleri görüyoruz. İnsanlara İslam’ın Devleti’nden, Hilafet Devleti’nden bahsederek bunun bir hayal olmadığını haykırmak istiyoruz. “İslâm Devleti; hayalden, rüya görmekten, sayıklamaktan ibaret değildir. Çünkü o, 13 asır boyunca tarihin her tarafını tamamen kaplamıştır. Bu, bir hakikattir. İslâm Devleti, geçmişte böyle idi yakın bir zaman içinde yine öyle olacaktır. Çünkü onun var oluş faktörleri, kötürüm kimsenin onu inkâr etmesinden ya da onu yıkmak için hazırladığı kuvvetten daha kuvvetlidir. Zira artık günümüzde aydın akıllar onunla dolmaktadır. Çünkü o, İslâm’ın izzetine susamış İslâm ümmetinin arzusu, ideali durumundadır...”

İşte bu hakikate inanarak diyoruz ki:

•İslâm ümmetinin yaşadığı böylesi bir çöküntü atmosferinde eksikliğini her an hissettiğimiz bir mefhumdur, Hilâfet…

•Günümüzde çalacak kapı bulamayan mustazaf Müslümanların özlemle, gözlerini ufuktan ayırmaksızın beklediği bir kurtarıcıdır, Hilâfet…

•Dünya liderlerinin, özellikle de İslâm beldelerindeki yöneticilerin korkulu rüyası, ABD Başkanı Bush’un Irak’ı ve diğer İslâm beldelerini işgal amacını anlatırken bütün dünyayı kapsayan bir ‘Hilâfet’ kurmaya çalışıldığı şeklinde ifadelendirdiği korkunun adıdır, Hilafet… 

•İnsanlık için, çağdaş zulümlerden İslâm’ın aydınlığına çıkış yoludur, Hilâfet…

•Müslümanları, sömürgeci kâfirler tarafından çizilmiş sınırlardan kurtararak bir araya getirecek olan siyasî varlıktır, Hilâfet…

•İslâmî yönetim esaslarını tatbik ederek, adaleti bir toplumu hayatın her alanında tesis edecek olandır, Hilâfet…

•İslâm şeriatının ekonomi ile ilgili hükümlerini uygulayarak servetin sadece zenginlerin arasında dolaşan bir meta olmasını engelleyendir, Hilâfet…

•Kadın-erkek ilişkilerinde şer’i ölçüleri esas kılarak toplumun ahlak yapısını ve nesli koruyandır, Hilâfet…

•İslâmî eğitim-öğretim esaslarını tatbik ederek evlatlarımızın İslâmî kültüre sahip birer İslâmî şahsiyet olmasına çalışandır, Hilâfet…

•Müslümanların kanlarını, namuslarını ve mallarını korumak için savaşan kalkandır, Hilâfet…

•Topluluklar arası düşmanlıkları gideren, kabilecilik ve milliyetçilikten uzak durarak adil olan nizamdır, Hilâfet…

•Müslümanları; Türk, Kürt ayırt etmeksizin, Arap’ın Aceme, siyahın beyaza üstünlüğü kabul etmeyerek herkesi kucaklayan devlettir, Hilâfet…

•Sadece Müslümanların değil tebaasından olan gayri Müslimlerin kanlarının, mallarının ve ırzlarının da koruma ve güvence altında olduğu bir hayatı tesis edendir, Hilâfet…

•Yeraltı ve yerüstü zenginliklerin sömürgeci kâfirler tarafından Müslümanlardan gasp edilemediği ve zekât verilecek bir fakirin dahi bulunmadığı bir zenginliktir, Hilâfet…

•Filistin Haçlı hâkimiyeti altında iken rahat uyku uyumayan ve gülmeyen Selahaddin Eyyubî gibi komutanların; Yahudilerin Filistin’den parayla toprak satın alma tekliflerine “Hilâfet Devleti ayakta kaldığı müddetçe buradan bir karış dahi toprak alamayacaksınız, ne zaman ki bu devlet yıkılır ancak o zaman emelinize ulaşabilirsiniz” cevabını veren Sultan Abdulhamid gibi şahsiyetli devlet adamlarını yetiştiren devlettir, Hilâfet…

•Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in إِنَّمَا الإمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ “Muhakkak ki İmam (Halife) kalkandır. Onunla savaşılır ve korunulur.” hadisindeki ifadelerinin bir yansıması olarak, insanlığa kan kusturan vahşi kapitalizmi yeryüzünden silecek, sömürgeci kâfirleri Müslümanların beldelerinden kültürleriyle birlikte kovacak ve Müslümanlara kaybettikleri izzeti tekrar kazandıracak yegâne unsurdur, Hilâfet…

İşte tüm bu nedenlerden dolayı “Hilafet” diyor ve onun için mücadele ediyoruz. Rabbimizden dualarımızda onu istiyor ve bizlere nusretini yollamasını istiyoruz. 

Ey Rabbimiz! Yeniden o şanlı günleri görmeyi nasip et! 

Ey Rabbimiz! Bizi çaresiz bırakan, bize ve inançlarımıza değer vermeyen bu zalim yöneticilerden bizi kurtar ve bizim için onlardan intikam al! 

Ey Rabbimiz! Senin dinini hayata hâkim kılarak, özlediğimiz izzetli ve şerefli günleri bize geri getirecek olan Râşidî Hilâfeti en yakın zamanda kurmayı bizlere nasip eyle! 

Ey Rabbimiz! Sana yönelişimizi geri çevirme. Şüphesiz ki Sen, dualara icabet edensin.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz