Türkiye Cumhuriyeti’ndeki resmî bayramlardan(!) biri de 19 Mayıs’ta kutlanacak olan “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı”dır. Bu bayram Mustafa Kemal’in gençliğe armağanıdır.
İnsanoğlu hayatı esnasında belli evrelerden geçer. Bunlardan biri ve belki de en önemlisi gençliktir. Gençlik; “Çocukluk ile yetişkinlik arasındaki dönem, genç olma durumu” şeklinde tarif edilmektedir. Gençlik evresi, insanın ergenlik çağı ile orta yaş arasını kapsar. İnsan, gençlik evresinde zihinsel ve fiziksel olarak gelişir. Kimliğini ve kişiliğini de bu devrede kazanır. Gençlikte insan, cesaretli, heyecanlı, kuvvetli ve enerji dolu olur. Ardından yanlış veya doğru, lakin yürüdüğü yönde kararlılıkla yürür. Sağına veya soluna bakmaz, idealist olur. Bunun için gençlik dönemi insan hayatının en önemli dönemidir.
Gençlik, sadece insanın kendisi için değil aynı zamanda halkların geleceği içinde çok önemlidir. Zira gençlik, bir halkın en önemli güç kaynağıdır, dinamiğidir. Gençlerini iyi yetiştirmiş bir toplum geleceğine umutla bakabilir. Bu yüzden her toplum, istikbalini garanti altına alacak, kendi değerlerini ve yargılarını yükseltip, tüm dünyaya örnek olarak sergileyecek insanlar yetiştirmeyi hedef edinir. Gençlerini iyi yetiştirmiş olan toplumlar, sağlam, sağlıklı ve istikrarlı bir yapıya kavuşmuş olurlar. Kısacası gençlik evresi, toplumların geleceğinin belirlendiği bir dönemdir.
Bu bakımdan gençlik, hem insanın, hem de halkların ümitleri ve yarınlarının güvencesidir.
Bu çerçevede Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gençler ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinde görmek istediği resmi, şu sözleriyle tarif etti: “Dindar bir gençlik yetiştireceğiz.”
Ardından İmam Hatip Liseleri ile ilgili konuştu: “Gençliğin önünü açacak ve rahat olacağız.” İmam Hatip Liselerinin orta kısımları açıldı.
AKP Hükümeti, Kur’an kurslarında 12 yaş sınırını kaldırdı. Kur’an Kurslarını Diyanet’e bağladı. Bunlara ilaveten eğitim sistemine 4+4+4 şeklinde yeni düzenleme getirdi ve okullarda verilen din dersinin alanını genişletti. Başbakan Erdoğan, bu konuyla alakalı şöyle dedi: “Şunu burada ifade etmek isterim; değerli kardeşlerim Kur’an bir süs eşyası değildir. Kur’an bir ilham kaynağıdır. İstiklal Şairimizin ifadesi çok açık ve net... Ne diyor? “Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına/Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına./İnmemiştir Kur’an bunu hakkıyla bilin/Ne mezarda okunmak ne de fal bakmak için”…”
Halkın çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede bu tür adımlar tabii ki halkı ümitlendirmiştir. Aileler, çocuklarını, güven içerisinde, devlete teslim edebileceklerini düşünerek sevinmişlerdir. Nitekim devlet, belli bir ideolojiyi uygular. Bunun neticesinde, toplumun üzerinde hâkim olan nizam, aynı duygular ve fikirler, insanın şahsiyetini yani zihniyetini ve nefsiyetini şekillendirir. Zira insan, toplumdan bir parçadır.
Laiklik kelimesinin anlamının ve mefhumunun, dinin devletten ayrılması ve böylelikle dinin tamamıyla hayattan uzaklaştırılması olduğunu bilen bir kişi, bütün bu düzenlemelere rağmen, mutlaka şu soruyu soracaktır: “Laik düzenin hâkim olduğu bir yerde, nasıl dindar bir gençlik yetiştirilebilir? Laik olduğunu söyleyenler nasıl dindar bir gençlik yetiştirebilir?”
Laiklik, dini, Kur’an-ı Kerim’i duvarlar arasına, hatta kalplerin içine hapseder. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu dindarlık, hayatın hiçbir alanında etkisi olmayan bir dindarlıktır. Oysa dinin özü, hayatı boyunca farklı farklı evrelerden geçen ve çeşitli ortamlarda hayatını sürdürmek durumunda olan, bundan dolayı da sabit fikirler edinemeyen insanoğluna rehberdir. İslam Dini, bu esas üzerine kurulmuş bir hayat nizamıdır. İslam, Allah Azze ve Celle’nin kelamının tüm hayata hâkim olması için indirilmiştir. Laiklik, İslam’ın esasına ve amacı aykırıdır. Dolayısıyla Laik düzende dindar gençlik yetişmez, yetişemez. Zira böyle bir misyon Laikliğin esasına da aykırıdır. Dindar gençlik, sadece okullarda Kur’an okutulan bir toplumda değil, Kur’an’ın hayata hâkim olduğu bir toplumda yetişebilir. Çünkü ancak böyle bir toplumda bir genç, yaptığı her işte yaratıcısıyla alaka kuracak, Allah’ın sevgisi ve Allah’tan korkusu kalbine tam olarak yerleşmiş olacaktır. Dolayısıyla toplum, temiz bir toplum olacaktır.
Laiklik düşüncesine göre gençlik, gelişi güzel geçirilen yılların, asiliğin, kontrolsüz bir dönemin adıdır. Dahası, gençlik dönemi sırf eğitim alınan ve kariyer yapılan bir dönem olarak da görülmektedir. Hatta gençler, 4’er yıllık eğitim programlarına hapsedilmişlerdir. Hedef, iyi bir meslek, sonra da bir ev ve bir arabadır. Hayatında bunlardan başka hedefi olmayan bir anlayışla gençliğini geçiren bir nesil, dindar bir nesil olamaz.
Oysaki İslam’ın gençlere biçtiği rol, çok daha önemlidir. İslam, gençleri geleceğin büyük insanları olarak görür. İnsanlık ve İslam adına büyük işler yapabileceklerini gösterir. Küçük hedeflerle meşgul etmez. Gençlerin, çağlarının büyük insanları, âlimleri, fatihleri, ilim adamları, vs. olmaya muktedir olduklarını söyler ve buna hazırlar.
Laik bir yönetimin yanı sıra, Türkiye Cumhuriyeti’ne Kapitalizm hâkimdir. Her ne kadar Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne, başörtüsü girmiş olsa da, yasama ve yürütmede, günlük hayatta hâkim olan nizam Kapitalizmdir. Mesela, Türkiye’de halka, gazeteler, televizyonlar, kitaplar, vs. vasıtasıyla, insanoğlunun Allah Azze ve Celle’den geldiği ve tekrar Allah Azze ve Celle’ye döndürülüp hesap vereceği hakikatine bir perde çekilip, insanın bu hayatı, heva ve heveslerinin doğrultusunda, zevk merkezli yaşaması şeklindeki Kapitalizmin hayat görüşü sunulmaktadır. Pragmatizm ve egoizm düşünceleri aşılanmaktadır. Zengin, fakir veya orta kesim olsun, herkesin kredi çekmesi yönünde propaganda yapılmaktadır adeta. Aşağıya çekilen faiz oranlarıyla, kredi çekme imkânı kolaylaştırılmıştır. Vergi vermenin kutsallığı(!) gölgesinde kadınlar alenen satılmaktadır. Alkol, uyuşturucu ve internetteki sapıklığın yaygınlığını izah etmeye gerek dahi yoktur. Çünkü bu sıkıntılar, artık günlük hayatta, gözle görülecek derecede barizdir. Gençler de, bütün bunların, hatta daha da fazlasının hâkim olduğu bir toplumun tam da ortasında yaşamaktadırlar. Bu nizama göre yoğrulup, işlenmektedirler. Kapitalizm ideolojisini uygulayan bir devlet altında, temiz ve dindar bir gençlik yetiştirmenin hiç de mümkün olmayacağı, gün gibi ortadadır.
İslam fıkhında, “genç” için, çocukluktan kurtulan, yetişkin ve sorumlu bir “adam” denmektir.
Allah Azze ve Celle gençlere çok büyük önem vermektedir. Zira Rasulullah Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar içinde yüce Allah’ın en çok sevdiği kimse, kötülükleri terk edip, iyiliklere yönelen gençtir.”
Bu yüzden en önemli sorumlulukları gençlerin omuzlarına yüklemektedir. Zira Kur’an-ı Kerim’de adı geçen nebilerin gençlerden oluşması bunun en açık delilidir. Bunun yanı sıra, onlarla birlikte iman edip, getirdikleri dine destek verenlerin büyük çoğunluğu da gençlerdir.
İbrahim Aleyhi’s-Selam hakkında Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ إِبْرَاهِيمُ
“Kendisine “İbrahim” denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik” dediler.” (el-Enbiya 60) Yusuf Aleyhi’s-Selam:
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ آتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماً وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
“…Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.” (Yusuf 22) Musa Aleyhi’s-Selam’a iman edenler de gençlerdi:
فَمَا ءَامَنَ لِمُوسَى إِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِهِ عَلَى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِمْ أَنْ يَفْتِنَهُمْ وَإِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِفِينَ
“Sonunda Musa’ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı.” (Yunus 83) Ashabı Kehf:
إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَداً
“O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: “Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).” (el-Kehf 9-10)
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, İslam’ı tebliğ ettiğinde kendisine iman edip yardım edenler ve böylelikle İslam’ın bel kemiğini oluşturanlar, bir grup idealist gençlerdi. O SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e asıl destek olanlar, bu imanlı gençlerdi. İslam, bu gençlerin omuzlarında yükselmiştir. Cündüb İbnu Abdillah RadiyAllahu Anh anlatıyor: “Biz erginlik çağına yaklaşmış bir grup genç Rasulullah Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam ile beraberdik. Kur’an’ı öğrenmezden önce imanı öğrendik. Sonra da Kur’an’ı öğrendik. Kur’an sayesinde imanımız daha da arttı (güçlendi).”
Hatta Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem, gençlere o kadar değer ve önem vermekteydi ki, müşrikler O’nun gençlerle oturup kalkmasını yadırgamaktaydılar. Bir defasında yanında Habbab, Suhayb, Bilal ve Ammar varken Kurayş ekâbirleri O’na gelip şöyle dediler: “Ey Muhammed! Sen bunlara mı razısın? Demek Allah, aramızdan bunlara mı lütfetti? Şimdi biz, onlara mı tâbi olacağız? Kov onları yanından, belki o zaman sana uyabiliriz!”… ”Bizim için onlardan ayrı bir oturum yap. Senin yanına Arap heyetleri geldiğinde biz bu çoluk çocuktan utanıyoruz. Bari biz yanına gelince onlardan uzaklaş. Biz gittikten sonra istersen onlarla otur.” Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ise onların bu tekliflerini kabul etmedi.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, İslamî toplumun şekillenmesinde gençlere büyük görevler vermiştir. Mesela, savaşlarda sancağı birçok defa gençlere vermiştir. Tebuk Gazvesi’nde Beni Neccar Kabilesi’nin sancağını henüz 20 yaşlarında olan Zeyd bin Sabit RadiyAllahu Anh’a vermiştir. Bedir Gazvesi’nde 21-22 yaşlarında olan Ali RadiyAllahu Anh’i sancaktar yapmıştır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Benî Kudâa üzerine göndermek üzere hazırladığı birliğin sancağını da Usame b. Zeyd RadiyAllahu Anh’a vermiştir. Rivayete göre Usame RadiyAllahu Anh’in yaşı henüz 18 veya 20 idi. Bu birlik, aralarında Ebû Bekir, Ömer ve Ebu Ubeyde RadiyAllahu Anhum gibi muhacirlerin de yer aldığı binlerce askerden oluşuyordu. Sahabelerden bazıları Usame RadiyAllahu Anh’in kumandan tayin edilmesini hoş karşılamayınca Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem onları uyararak Usame RadiyAllahu Anh’i övmüş ve desteklemiştir. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem henüz 21 yaşında iken Muaz bin Cebel RadiyAllahu Anh’i Yemen’e vali tayin etmiştir. Muaz RadiyAllahu Anh hakkında şöyle buyurmuştur: “Ümmet’im içinde helal ve haramı en iyi bilen Muaz’dır.” Câfer b. Ebu Tâlib, Habeşistan’a hicret edip, İslam’ı savunmak üzere Habeşistan hükümdarının, Hıristiyan din adamlarının ve saray erkânının huzurunda çok tesirli bir konuşma yaptığında, 25 yaşında idi. Mus’ab b. Umeyr 25 yaşında iken, Birinci Akabe Biat’inden sonra Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem tarafından Medine’ye İslam davasını taşıyan bir davetçi olarak gönderilmiştir. Böylelikle birçok Medineli, Müslüman olmuştur.
Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem tarafından komşu ülkelerin hükümdarlarına ve Arap kabilelerine gönderilen mektupların çoğunu Zeyd b. Sâbit yazmıştır. Aynı zamanda komşu ülkelerden gelen mektupları tercüme etmek ve bunlara cevap yazmak için Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in emriyle İbranice ve Süryanice öğrenmiştir. Vahiy kâtiplerinden olmuştur. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde Zeyd b. Sâbit daha 21 yaşındaydı. Sahabeler İslam adına gerçekleştirdikleri bütün büyük işleri yaşlı iken değil, genç iken gerçekleştirmişlerdir. Mesela, hayatta iken cennetle müjdelendiklerinde, Aşere-i Mubeşşere’den olan 10 Sahabe, henüz 40 yaşını geçmemişlerdi. Ali RadiyAllahu Anh, küçük yaşta Müslüman olmuş, kazandığı zaferlerin büyük çoğunluğunu da 20 ile 30 yaşları arasında gerçekleştirmiştir.
Görüldüğü gibi gençlere hak ettikleri değeri sadece İslam verebilir. Gençlerdeki potansiyeli ve enerjiyi, doğru yöne sadece İslam yöneltebilir. Bu da sadece İslamî bir toplumda mümkündür. Böyle bir toplumda gençler önemli pozisyonlarda, büyük işler yapma imkânına sahip olacaklardır. Başları dik, ufukları geniş ve göğüsleri açık büyük insanlar haline geleceklerdir. Zira bunun için gençlere doğru ve gerekli eğitim ve öğretim sağlanacaktır. Böylelikle gençler de sonraki nesillerine ve ahiretlerine yatırım yapma imkânına sahip olurlar.
Evet, ancak İslamî bir toplum elde edildiğinde gençlerin hakkı verilmiş olacaktır. Ahirette de Allah’ın gölgesiyle gölgelendirilecektirler inşallah. Gençlerin asıl bayramı işte o zamandır!


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış