Ülke gündeminin önemli önemsiz her olaydan sonra günü ardına değişmesi, üzerinde uzunca konuşulması gereken bazı meselelerin sumen altı edilmesine olanak sağlamaktadır. Muhakkak ki sadece bu vazife ile görevlendirilmiş olan bazı yayın organları, gazeteciler ve televizyoncular bulunmaktadır. Aslında üzerinde ciddiyetle durulması ve sonuç alana kadar unutturulmaması gereken öyle konular var ki bugün onların esamesi dahi okunmamaktadır. Mesela; Uludere katliamında istihbaratın kimden geldiği, olayla ilgili soruşturmanın hangi aşamaya ulaştığı, olayda ihmali ya da kastı bulunan görevliler hakkında hangi işlemlerin yapıldığı gibi… Yine Suriye tarafından düşürüldüğü iddia edilen savaş uçağının nasıl ve niye düştüğü muamması gibi…
Böylesine önemli konulardan bir tanesi de, Anayasa Mahkemesi tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin 7+5 olduğunun belirtildiği, hukukla hiçbir alakası bulunmayan kararı ve akabinde yaşananlardır. Konu hakkında Murat Albasan’ın Dergimizin 95. sayısındaki makalesine bakabilirsiniz. Biz ise konuyu daha önce hiçbir medya kuruluşunda yer almayan bilgiler ışığında ve farklı bir zaviyeden bakarak değerlendirmeye çalışacağız. O da Gül ve Erdoğan arasındaki hazımsızlığı göstermek adına olacaktır. Bunu da gazeteci Ruşen Çakır’ın 30 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Sözcüsü Ahmet Sever ile yaptığı röportajın satır aralarını okuyarak ve AKP kulislerinden aldığımız özel bilgileri analiz ederek yapacağız.
Malum olduğu üzere Başbakan Erdoğan’ın Anayasa değişikliğinden sonra Cumhurbaşkanı olmak isteği aşikârdır ve büyük ihtimalle de bu isteğine kavuşacaktır. Ancak Erdoğan’ın yetkileri daha da artırılmış bir Cumhurbaşkanı mı, Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci Başkanı mı, yoksa partili bir Cumhurbaşkanı mı olacağını belirleyecek olan husus, önümüzdeki Anayasa değişikliğidir. Zira Erdoğan’ın şu hali ile aktif siyasetin içerisinde olmayan sembolik bir cumhurbaşkanlığını istemediği ayan beyan ortadadır. Bu nedenle Söğütözü’ndeki AOÇ arazisi içerisinde inşaatı başlatılan, dışı Selçuklu mimarisi içi de Amerikan siyaseti ile tasarlanan ve muhtemelen Erdoğan’ın yeni ofisi olacak olan yerli White House bunun içindir. Yani Erdoğan bir nevi projeyi bitirmiş ve inşaata başlamış gözükmektedir!
Türkiye’nin siyasi arenasında Erdoğan’ın hayalindeki bu projeyi engelleyecek güçlü bir parti bulunmamaktadır. Askerin hali de ortadadır. Genelkurmay Başkanı Org. Özel ile Başbakan Erdoğan’ın muhabbeti, evine gidip iftar yapacak kadar samimidir. O zaman geriye kalan tek unsur, Anayasa Mahkemesi tarafından garabet bir karar ile kendisine ikinci kez seçilme yolu açılan Abdullah Gül’den başkası değildir. İşte bunun içindir ki bazı AKP kurmayları, seçime daha iki yıl varken, Abdullah Gül’ün yeniden aday olmayacağı yönünde medyaya demeçler vermişlerdir. Örneğin Hüseyin Çelik “Başbakan aday olursa Sayın Gül aday olmaz” derken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik “Abdullah Gül çok iyi bir Cumhurbaşkanı oldu. Ama Erdoğan aday olursa, Sayın Gül’ün aday olacağını sanmıyorum” demiştir. Görünen o ki Başbakan Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin aldığı 7+5 kararını iyi okumuş ve kanun yoluyla yapamadığı engellemeyi, bu sefer de kurmayları üzerinden medya aracılığıyla yapmaya çalışmıştır.
Yapılan bu açıklamalara Numan Kurtulmuş’la kıyılan nikâhın kameralar önünde ilan edilmesi ve Kurtulmuş’un Erdoğan’ın halefi olarak gösterilmesi de eklenince, bu sefer kamuoyu yapma sırası Gül’e geçmiştir. Zira Numan Kurtulmuş’un gelişi, Abdullah Gül ve AKP içerisindeki bazı kesimler tarafından hoş karşılanmamış ve Erdoğan’dan sonra sırasını sabırla bekleyenler, bu durumdan oldukça rahatsız olmuşlardır. Zaten AKP içerisinde Erdoğan’ın “İstanbul Ekibine” karşı duyulan rahatsızlık, bu ekibe dışarıdan transfer olan Kurtulmuş’un da eklenmesiyle zirveye ulaşmıştır. Erdoğan’sız bir AKP’nin dizayn çalışmalarının yapıldığı bu süreçte, Abdullah Gül’ün Sözcüsü Ahmet Sever’in Ruşen Çakır’a verdiği röportaj çok manidardır. Şu bir gerçektir ki böylesine önemli açıklamalar içeren bir röportajın Abdullah Gül tarafından kelime kelime okunmadan yayınlanması asla mümkün değildir. Yani bu röportajı veren Cumhurbaşkanı Gül’ün bizzat kendisidir.
Şimdi bu röportajın satır aralarını okumaya çalışalım:
1- “Yeniden aday olmasının engellenmek istenmesinin Gül’ü çok üzdüğünü ve kırdığını” söylemesi, Cumhurbaşkanı Gül’ün, kendisi ile alakalı kararların Erdoğan tarafından alınmasına yönelik şikâyetini dile getirmesi ve bunu açıkça deklare etmesidir.
2- “Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ile bir çatışma, çekişme görüntüsü vermemeye özen gösterdi, hâlâ da gösteriyor. Ama aynı özeni partinin bazı önemli isimlerinin göstermemesi ve uluorta konuşmaları gerçekten hoş olmadı” demesi şu şekilde anlaşılmalıdır. Yani ben bu özeni gösterdiğim halde siz neden göstermiyorsunuz diyerek, kendisinden habersiz açıklama dahi yapamayacaklarını bildiği önemli isimleri değil, bizzat Başbakan Erdoğan’ı işaret etmektedir. Zira Gül bu isimlerin böylesine hassas bir konuda Erdoğan’dan onaysız ağızlarını dahi açamayacaklarını çok iyi bilmektedir.
3- Abdullah Gül’ün 2007 seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanı seçilmesinde ilginç bir süreç yaşandı. Neler oldu o dönemde? Sorusu üzerine: “Gergin ve sancılı bir süreçti. Çok ciddi bir kulis faaliyeti yürütüldü. Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı olmaması, tekrar aday olmaması için çok yoğun baskılara maruz kaldı. İnanamayacağınız bazı isimler gelip ‘Adaylıktan vazgeçin yoksa bu işin sonu kötüye varacak’ dediler” cümlesinde kastedilen kimlerdir? İlk başta bu baskıların karşı taraftan yani askerden geldiği düşünülebilir. Büyük bir ihtimalle o süreçte bu tür telkinler gelmiştir de. Ancak Ahmet Sever’in burada neyi kastettiği hakkında AKP kulislerinden aldığımız ve daha önce hiçbir yayın organında yazılmayan bazı gerçeklere ulaşınca, inanın bizde çok şaşırdık. Şu an kabinede bulunan bir bakanın bizzat kendi ağzından, o dönemde kendisi ile birlikte partinin bazı önemli isimlerinin Başbakan Erdoğan tarafından tekrar aday olmaması için Gül’e gönderilerek ikna edin talimatı aldıklarını ancak Gül’ün bunu kabul etmediğini belirtmektedir. Yani Ahmet Sever’in “Çok ciddi bir kulis faaliyeti yürütüldü” ve “İnanamayacağınız bazı isimler geldi” vurgularından kastettiği; baskıların parti içinden geldiği ve özellikle Erdoğan tarafından yaptırıldığıdır.
4- Sever: “Eğer bazılarının istediği gibi Abdullah Gül’ün yerine daha düşük profilli bir kişi Cumhurbaşkanı olsaydı bu süreç bu kadar başarılı olamazdı. Türkiye, bugünkü Türkiye olmazdı, olamazdı” diyor. Buradaki “Eğer bazılarının istediği gibi…” cümlesinde geçen bazıları kimlerdir? Başbakan Erdoğan değil midir? Hatırlanacağı üzere o dönemde cumhurbaşkanlığı için eski ANAP’lı Vecdi Gönül ve Köksal Toptan’ın da adı geçiyordu. O süreçte yaşanan gerilimi düşürmek adına Erdoğan, pekâlâ cumhurbaşkanlığı için bu isimleri ya da bu ayarda kişileri daha uygun görmüş olabilir? Yine AKP kulislerinden öğrendiğimize göre Başbakan Erdoğan’ın gerilimi artırmamak adına asker ile Vecdi Gönül üzerinde anlaştığı ve Gül’ün adaylığını bu nedenle engellemek istediği belirtilmektedir. Ayrıca “bu süreç, bu kadar başarılı olamazdı” vurgusu da önemlidir. Zira Türkiye’nin bu seviyeye gelmesindeki tek mimarın Başbakan Erdoğan olmadığı ve Cumhurbaşkanı Gül’ün de bu sürece katkılarının çok fazla olduğu altı çizilerek vurgulanmaktadır.
5- “Sayın Cumhurbaşkanı beş yıl boyunca, gerilimden, kutuplaşmalardan uzak, gerçek bir demokrasiye sahip, düşünce ve ifade özgürlüğünün alanlarının genişlediği, herkesin birbirine hoşgörüyle baktığı bir Türkiye için çalıştı” ve “Cumhurbaşkanı ilk başından itibaren gerilim tırmandırıcı bir pozisyona girmedi. Sorunları zamana yaydı, uzlaşı ve ikna yolları aradı ve zaman içinde de bu tür sorunlar kendiliğinden çözüldü” denilmektedir. Bugün belli çevreler tarafından Erdoğan’ın en çok eleştirildiği konular da bunlar değil midir? Yani burada ciddi bir gönderme söz konusudur. Ruşen Çakır’ın sorduğu: Ama bu konularda Türkiye’de çok ciddi tartışma ve eleştiriler var? sorusu üzerine: “Sonuçta sayın Cumhurbaşkanı icranın başı değil. Yetkileri ve alanı belli” denilerek hedef olarak icranın başı olan Başbakan gösterilmiştir.
6- Kendi görev süresinin uzun süre belirsiz kalmasından rahatsız olduğu anlaşılıyordu ama bağlayıcı şeyler söylemedi? sorusuna verdiği: “Rahatsız olmaması düşünülebilir mi? Yurtdışında sürekli olarak Türkiye’nin öngörülebilir bir ülke olduğunu savunan bir Cumhurbaşkanının kendi görev süresindeki belirsizliği izah etmesi tabii ki mümkün değildi. Zaten bu belirsizliğin bir an önce ortadan kaldırılması gerektiğini söyleyerek bu durumdan rahatsız olduğunu da belirtmiş oldu. Ama bu belirsizliğin son ana kadar sürmüş olması sayın Cumhurbaşkanı’nı çok üzdü” cevabı, konuyu bir türlü vuzuha kavuşturmayan hükümete yönelik açık bir eleştiridir. Bu sürecin belirsiz olmasının arkasındaki tek faktör ise Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olma ihtirası değil midir?
7- “Bu süreçte Sayın Cumhurbaşkanı’nı çok rahatsız eden gelişmeler oldu. Kendisi dışarıya yansıtmadı ama yeniden aday olmasını engellemeye yönelik bir yasak konulması kendisini gerçekten üzdü ve kırdı. Öyle ki Anayasa Mahkemesi bu yasağın anayasaya aykırı olduğu yolunda karar almasına rağmen bazı kişiler buna bile karşı çıkıp mahkemenin kararını anayasaya aykırı ilan edebildiler. Cumhurbaşkanı, sayın Başbakan ile bir çatışma, çekişme görüntüsü vermemeye özen gösterdi, hâlâ gösteriyor. Ama aynı özeni partinin bazı önemli isimlerinin göstermemesi ve uluorta konuşmaları gerçekten hoş olmadı. Bu benim kişisel görüşüm: Anayasa Mahkemesi bu kararı vermiş, pekâlâ aday da olabilir, niye olmasın? Sonuçta karar kendisinin, belki bana kızacak bunu bu şekilde ifade ettim diye ama şimdiden “oldubitti, artık kenara çekilecek” havasının yayılması çok büyük haksızlık. Partinin kuruluşunda kilit rol oynamış, başbakanlık, sonra dışişleri bakanlığı ve başbakan yardımcılığı yapmış bir kişi hakkında bu kadar özensiz davranılması burukluk yaratıyor. Burada bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum: Bazı anketler yayınlanıyor. Örneğin bir gazetede “Kim Cumhurbaşkanı olmalı?” diye bir anket yayınlandı; herkese oy çıkmış ama Abdullah Gül’e tek oy bile çıkmamış. Bu nasıl bir şeydir, anlamak mümkün değil. Bana çok manidar geliyor. Bir başka gazetede Mart ayındaki bir ankette sayın Cumhurbaşkanı birinci sırada çıkıyor, üç ay sonra tekrar bir anket yapıyorlar, her şey tepetaklak oluyor, aşağıya iniyor. Üç ayda ne oldu da bu dengeler böyle altüst oldu? Şu kadarını söyleyeyim: Bunlar hiç şık şeyler değil” cümleleri zaten her şeyi açıklamaktadır. Gül’ün yeniden aday olmasının önünü kesmek için Başbakan kanun çıkarttırıyor, ancak bu kanun Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmiyor. Bunun üzerine Erdoğan’ın talimatı ile AKP kurmayları, 2007 yılında gizli olarak yaptıkları aday olma baskısını bu sefer daha aleni olarak medya üzerinden yapmaya çalışıyorlar. Sizce burada bir hazımsızlık yok mudur?
Zamanlaması ve içeriği oldukça manidar olan bu röportajdan sonra kamuoyunda haklı olarak “Gül ve Erdoğan arasında bir sorun mu var” anlayışı oluştu ve ilk fırsatta bu konu her iki siyasetçiye de soruldu. Abdullah Gül, Hacı Bayram Camii çıkışında gazetecilerin ısrarlı sorularına: “Bizim Başbakan ile olan diyalogumuz, dostluğumuz, kardeşliğinde ötesindedir” diyerek, bildiğimiz Abdullah Gül karakterine uygun bir açıklama yaptı. Ancak Başbakan Erdoğan A Haber televizyonunda katıldığı programda: “Cumhurbaşkanı sözcüsü olan bir kişinin böyle açıklamalar yapmasını son derece yakışıksız ve yersiz buluyorum” diyerek konudan duyduğu rahatsızlığı ve kendisine verilen cevaptan hiç de haz etmediğini dile getirmiş oldu. Tabi “kol kırılır yen içinde kalır” zihniyeti ile yaşanan tüm bu olaylara rağmen Gül ve Erdoğan’ın arasında bir husumetin olmadığını ve iki siyasetçinin iyi bir arkadaş, dost ve kardeş olduğunu söyleyenler bulunmaktadır. Onlara cevaben deriz ki: Habil ile Kabil’in iki kardeş, Esed ile Erdoğan’ın iki arkadaş ve Erbakan ile Numan Kurtulmuş’un, Abdullatif Şener ile Erdoğan’ın da iki dost olduğunu unutmayınız. Ayrıca arkadaşlıkları kardeşliğinde ötesinde olanlar, birbirlerine medya üzerinden mesaj göndermeye başlıyorlarsa burada kardeşlikten bahsetmek biraz zorlama bir yorum olur. Erdoğan ve Gül, daha önce de bazı konularda karşı karşıya gelmişlerdi. Özellikle Erdoğan’ın ameliyat olduğu ve partinin başsız kaldığı dönemde! Şike yasasının Cumhurbaşkanı tarafından iptali, ancak Başbakan tarafından aynen iade edilmesi, Gül’ün milletvekili olmasını istemediği ve Erdoğan’ın da sırf o istemediği için listenin birinci sırasına koyduğu Kayseri milletvekili Mustafa Elitaş’ın yasanın iptali sonucunda Gül’e yönelik sert eleştirileri, bu durumdan faydalanmak isteyerek Gül’e destek veren ancak daha sonra “keşke dilimi eşek arısı soksaydı da bunları söylemeseydim” diyen Bülent Arınç’ın açıklamaları… ve Erdoğan’ın istirahatinde Numan Kurtulmuş ile yaptığı görüşme… Anlaşılıyor ki Erdoğan hasta yatağında sadece istirahat etmemiş!
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz. Şu bir esastır ki Türkiye siyaseti üzerindeki hayati kararlar, Türkiye sınırları içerisinde alınmamaktadır. Bu nedenle Amerika, bazen metne bağlı kalmayan Erdoğan ile tamamen metne bağlı kalabilen Gül arasında bir tercih yapacak ve arızi bir durum söz konusu olmazsa sonucu stratejik ortak belirleyecektir. Ayrıca Abdullah Gül yeniden aday olabilir mi? sorusunun cevabı, Erdoğan Cumhurbaşkanı olunca Gül ne olacak sorusunun cevabı ile doğrudan ilintilidir. Dediğimiz gibi muhtemelen Erdoğan istediği koltuğa (Cumhurbaşkanlığı/Başkanlık/Yarı Başkanlık) oturacaktır. Yani Erdoğan’ın yeri bellidir ama özellikle de Numan Kurtulmuş’un gelişinden sonra Gül’ün nereye oturacağı meselesi henüz net değildir. İşte Gül’ün çıkışının bu bağlamda değerlendirilmesinin doğru olacağı kanaatindeyim. Eğer Abdullah Gül, Erdoğan’dan sonra kendi istediği yere oturamayacağını anlarsa belki de şu an oturduğu yerden kalkmak istemeyebilir. Peki, Erdoğan buna engel olabilir mi? Ya da her ikisi de aday olursa seçimi kim kazanır? Her iki ihtimalde de Erdoğan’ın eli, Gül’e karşı daha zayıftır. Zira 2007 yılında Dışişleri Bakanı olduğu dönemde adaylığını engelleyemediği Gül’ü, 2014 yılında hem de Cumhurbaşkanı iken nasıl engelleyebilecektir. Zayıf bir ihtimal de olsa, her ikisinin de aday olduğunu düşünürsek, MHP ve CHP’nin de Erdoğan yerine Gül’e destek verecekleri, liberallerin ve Gülen cemaatinin de Gül’ün yanında olacağı kuvvetle muhtemeldir.
Bu nedenle Erdoğan istediği yere oturmak istiyorsa, önce Gül’e yer göstermek zorundadır!


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış