Hakim ve Savcı ile Diğer Yardımcı Personel Sayıları
Türkiye’de yargının
yapısal sorunları denildiğinde ilk akla gelen mahkemelerin ve savcıların iş
yoğunluğu, buna karşı hakim, savcı ve diğer yardımcı adliye memurlarının azlığı
sorunundan bahsedilir. Bu yaklaşım doğrudur ancak eksik ve çözümden uzak bir
yaklaşımdır.
Öncelikle doğru
ancak eksik olan bu konuda biraz istatistiksel bilgi vermemiz gerekir.
2017 yılı Adalet
Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün konu ile ilgili bazı
istatistikleri tablo şeklinde aşağıda verilmiştir.
Bu tabloya göre Türkiye’nin tüm adalet teşkilatının yükünü 11.530 hakim ve savcı üstlenmektedir. Yargıtay’daki, Bölge Adliye Mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi’nde ve Merkez Teşkilatı’nda bulunan hakim ve savcılar belirtilen bu rakama dahildir ve bunların toplam sayısı 3.913’tür. Bu sayı genel toplamdan çıkarıldığında ilk elden 80.000.000’u aşkın Türkiye vatandaşına 7.630 hakim ve savcı adalet dağıtmaya çalışmaktadır.
Peki bu hakim ve savcılara
yardım eden diğer yardımcı eleman dediğimiz yazı işleri müdürü, katip, mübaşir,
icra müdürleri ve diğer teknik personel sayısı kaç kişidir?
2017 yılı Adalet
Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün yayınlamış olduğu rapora
göre; Toplam 60.847 yardımcı elaman bulunmaktadır. Bu yardımcı elamanların
yaklaşık 14.000 kişisinin “Diğer” ismi altında adliyelerin bakım ve onarımından
sorumlu personel, bazıların şoför ve benzeri eleman olduğunu unutmayalım.
İş
Yoğunluğu
2017 yılı Adalet
Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün yayınlamış olduğu savcı
başına düşen dosya sayısına yönelik 2010 yılından 2017 yılına kadar Cumhuriyet
Başsavcılıklarına gelen dosya sayıları aşağıda verilmiştir. Savcılıklara gelen
iş sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu artış Türkiye’nin nüfus artış oranı ile
kıyaslanamayacak kadar büyük bir artış oranı ile artmaktadır. Yaklaşık %50 oranında bir artış söz konusu
olmuştur. Ancak yine aynı tabloda sonuçlandırılan dosya sayıları verilmektedir.
Burada hemen hemen hiçbir artış bulunmamaktadır. Sonuçta savcılıklarda her yıl
4.000.000 civarı dosya bir sonraki yıla aktarılmaktadır. Yeni gelen dosyalarla
bu dosyalar birikmektedir. Okuyucuların aklına şu gelebilir; çığ gibi büyüyen
bu dosyalar sonunda ne olmaktadır. Ceza hukukunun zamanaşımı ile ilgili
hükümleri imdata yetişmekte ve dosyalar zamanaşımına uğramakta veya her on
yılda bir af çıkarılarak dosyalar eritilmeye çalışılmaktadır.
Aşağıdaki tabloda ise Mahkemelerin iş yoğunluğu gösterilmektedir. Her yıl yaklaşık 6.000.000 dosya gelmekte, sonuca bağlanan dosya sasıyı ise 3.000.000 civarıdır. Her yıl 3.000.000’a yakın dosya bir sonraki yıla aktarılmaktadır.
Yıllardan beri
Türkiye’deki yargı sorunu bu şekilde algılanmış ve çözüm yolu olarak da hakim
ve savcı sayısı ile diğer yardımcı personelin artırılmasının gerekliliği
savunulmuştur. Bu bir sorundur, hem de önemli bir sorundur ve giderilmesi
gerekmektedir ancak Türkiye’deki yargı sorunu sadece hakim savcı sayısına
indirgemek asıl sorunları görmezden gelmektir.
Diğer Sorunlar Bizce Aşağıda Başlıklar Hâlinde ve
Kısaca Değindiğimiz Gibidir
1-Yıllarca Türk
toplumunun yapısı ile çelişen yasalar çıkarılmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk
yıllarında Avrupa ülkelerinden birebir tercüme şeklinde kanunlar tercüme
edilmiş ve haklı olarak eleştirilmişti. Ancak 2000’li yıllarda yeni yerli
kanunlar yapılmaya çalışılmıştır. Ancak bu mevzuatın ismi milli olsa da yine
Türk toplumu ile çelişen bir mevzuattır. Bu mevzuata örnek verilmesi gerekirse
Türk Ceza Kanunu’nun cinsel suçlarla ilgili maddesidir. Türk toplumunda 16
yaşında bir kızın evlenmesi gayet normaldir ve asırlardır bu böyle devam
etmektedir. Kaldı ki, Avrupa’nın çoğu ülkesinde ve Amerika’da evlilik asgari
yaşı 14-16’dir. Ülkemizde cinsel saldırı suçundan ceza alanların yarısından
fazlası bu tür evliliklerdir. Mahkemeler ve savcılar bu nedenle meşgul
olmaktadır. (14 yaşında kızların evlenmesine izin veren ülkeler: Andorra,
Kolombiya, Ekvador, El Salvador, ABD,
Paraguay, Andorra, 15 yaşa izin veren
ülkeler: Bahamalar, Estonya, Ürdün, Litvanya…16 yaşa izin veren ülkeler: Angola,
Ermenistan, Avustralya, Avusturya,
Belarus, Beliz, Bosna Hersek, Bolivya, Brezilya, Bulgaristan, Kanada, Şili, Küba, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Fiji, İrlanda, İtalya, İsrail, Macaristan,
Kosova, Makedonya, Malta, Meksika, yeni Zelanda, Hollanda, Norveç, Peru, Rusya, Sırbistan, Portekiz, İngiltere)
2-Yine Türk
toplumunun yapısının bozulması nedeni ile aile büyüklerinin devreye girerek
çözüme kavuşturacakları, aile hukukuna ait birçok konu mahkemelerin iş yüküne
eklenmiştir. 6284 sayılı kanunun bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu kanunun dayanağı ise Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve
Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’dir. Kanun yerli olmakla
birlikte dayanak gayri millidir.
3-İdari yolla
çözülebilecek birçok mesele adli mesele hâline getirilmiştir. Nüfus müdürlüklerinde,
tapu müdürlüklerinde ve benzeri kurumların çözebileceği çoğu mesele, mahkemelerin
iş yüküne eklenmiştir. Sulh Hukuk mahkemelerinde görülen davaların çoğu ve
Asliye Hukuk mahkemelerinde görülen bazı davalar bu kapsamda
değerlendirilebilir.
4-Merkezi devletçi
yapı geleneği ve insana(memura) güvenmeme nedeni ile aşırı derecede bürokrasi
ve usûle yönelik iş akışları oluşturulmuştur, bu ise davaların sonuca bağlanma
süresini artırmıştır.
5-Hakimlere
yeterince takdir hakkı tanınmamış, bu nedenle hakimlerin esnek ve sonuç odaklı
iş bitirebilmelerinin önüne geçilmiştir.
6-Hakim ve savcı
eğitim kalitesi düşmüştür. Ancak bu sadece hakim ve savcı sınavları ve eğitim
merkezlerinin kalitesini yükseltmekle olacak bir iş değildir. Hakim ve savcılar
hukuk fakültelerinden mezun olan kişilerdir. Her sokağa bir üniversite açılması
politikası ve en az maliyetli ve en prestijli bölümlerden biri olan hukuk
fakültelerinin bu sokak üniversitelerinde açılması bu kalite düşüklüğünün en
büyük sebebidir.
7-Avukatların genel
olarak eğitim kalitesi düşmüş, dilekçe yazmaktan bi haber avukatlar türemiştir.
Hakim ve savcılar sunulan dilekçede ne denilmek istediğini anlayabilmek için
zaman harcamaktadırlar. Yine usûl ağırlıklı bir yargılama sisteminin olması ve
bu usûl ağırlıklı sistemden yararlanmak isteyen avukatlar bilinçli olarak
mahkemeleri uzatmak için usûlü işlem yapılması yönünde taleplerde bulunmakta,
hakimler ise yasal zorunluluk gereği bu usûl işlemlerini yerine getirmek için
zaman harcamaktadırlar.
8-Müvekkiller bir
avukat ile görüşmeye gittiklerinde, dosya içeriği ile konuşmaktan ziyade
avukatın hakim, savcı tanıdığı olup olmadığını konuşmak istemektedir. Bu,
toplum nezdinde adalet sisteminin ne hâlde olduğunu gösterir bir durumdur.
Ancak, aynı zamanda müvekkillerin asıl amaçlarının adil bir sonuca yönelik
girişimde bulunmadıklarını her nasıl olursa olsun davayı kazanmaya yönelik bir
psikoloji içinde olduklarını göstermektedir. Sonuç olarak toptan kalite sorunu
asıl sorundur. Bir işletmede veya bir fabrikada tüm paydaşlar ve iş süreçleri
mükemmel olmazsa üründen mükemmellik beklenemez, aynı şekilde adalet sisteminin
tüm paydaşlarının toptan kalitesinin yükseltilmesi gerekmektedir. Sadece hakim
ve savcılardan veya adalet teşkilatından mükemmel bir sonuç beklemek bencil ve
yanıltıcı bir beklenti olacaktır.
9-Hakim
bağımsızlığı ve tarafsızlığı sorunların en önemlilerinden birisidir. Ancak bu
yazıda ayrıntılı olarak incelenmeyecektir.
Sonuç Olarak
Yukarıda ana
başlıklar hâlinde yazmış olduğumuz sorunlar varken, CMK’nın 308 veya 311. maddelerinde
ve devamında düzenlenen olağanüstü yargı yollarının kullanılarak veya yeni
mevzuat düzenlemeleri ile adalet sisteminden, daha önce yapmış olduğu hataları
telefi etmek üzere 28 Şubat Yargılamaları ve diğer sorunlu yargılamaların
yeniden gündeme getirilmesi, adalet sistemine ek iş yükü getirmesi nedeni ile
reddedilmektedir. Yapılan müracaatlar iş yükünü artıracağı endişesi
oluşturmaktadır.
Adalet ve
insanların hürriyeti her türlü endişeden ve mazeretten uzak olmalıdır. İnsanın
bir gün dahi hürriyetinden haksız yere mahrum bırakılmasının hiçbir haklı
gerekçesi olamaz.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış