DAHA FAZLA ÜRETİM ADINA KAPİTALİZM DÜNYAYI İFSAT ETTİ

Hakkı Eren

İnsana, hayata ve iktisada dair doğru tespitlerde bulunamayan kapitalizm, içerisinde yaşadığımız dünyanın yaşanmaz bir hâle gelmesindeki en büyük etkendir. Kapitalizm ideolojisi dünyaya kaos, sömürgecilik ve fakirlikten başka bir şey verememiştir. Bir türlü doymak bilmeyen açgözlü insanlar, daha fazla kâr elde etmek adına her türlü zulmü yapabilecek şirketler ve sömürgecilik adına alenen katleden devletlerin varlığı hep onun eseridir. Zira “yaşamak için öldüreceksin” diyen bir ideoloji insana kan ve yoksulluktan başka ne verebilir ki?

Kapitalizmin üzerine kurulu olduğu temel doktrinler muayyendir. Zamanın geçmesi ve vakıanın değişmesi ile bazı fikirler çeşitlilik gösterse de, aslında bunlar esaslara ilişkin fikirlerden değildir. Yani üsluplara ilişkin olan teferruatlardandır. Kapitalizmin iktisadi sisteminin üzerine kurulu olduğu ana düşüncelerden bazıları ise şunlardır:

- İhtiyaçların yalnızca maddi olduğu düşüncesi

- Tabiattaki mal ve hizmetlerin kıt olduğu düşüncesi

- Faydayı talebe göre takdir etme düşüncesi

- Değerin göreceli olduğu düşüncesi

- Sadece somut mal ve hizmetlerin değerli olduğu düşüncesi

- Fiyatın üretim, tüketim ve dağıtımı ayarlayan bir mekanizma olduğu düşüncesi

İşte bu ana düşüncelere yönelik kapitalist düşünürler tarafından zamanla farklı yaklaşımlar öne sürülmüş olsa da, bunlar kapitalist iktisadın temelleri konumundadır. Kapitalistler iktisadi problemin temelini insan merkezli görmezler. Yani onlara göre esas problem, sınırsız ihtiyaçlar ve kıt olan kaynaklardır. Dolayısıyla bu problemi çözmek için her bir ferdin ihtiyacını karşılamak yerine, sadece ihtiyaçları tatmin edecek kaynakların çoğaltılmasını yeterli görmektedirler. Kapitalizmin temel düşüncelerinden birisi bu olunca, odaklanılan husus da üretimi mümkün olan en üst seviyeye çıkartmak yani üretimi çoğaltmak olmaktadır. Onlar üretimin artmasının tek başına birçok problemi çözeceğini düşünmektedirler. Çünkü sınırsız olan ihtiyaçlar ancak daha fazla üretim ile karşılanabilir. Konuyla alakalı olarak İslâm’da İktisat Nizamı kitabında rahmetli Şeyh Takiyyüddin en-Nebhani şöyle söylemektedir:

“…  mal ve hizmetlerin dağıtımı problemi kapitalist iktisatçıları sıkı bir şekilde üretim problemine eğilmeye yöneltmiştir. İktisadi analizlerin en yüce hedefi, insanların tümünün mal ve hizmet tüketimlerinin miktarını arttırmaya çalışmaktır. Bunun için millî üretim kapasitesine etki eden faktörleri incelemek, bütün iktisadi konuların başında gelmektedir. Çünkü millî üretimin arttırılması hakkındaki araştırmalar ‘sınırsız ihtiyaçların sınırlı mal ve hizmet kaynakları ile karşılanması’ sorununun çözümü için yapılan çalışmaların en önemlisidir. Bu yüzden kapitalist iktisatçılar, ancak üretimin çoğaltılmasıyla fakirlik ve yoksulluk sorununun aşılabileceğine inanırlar. Dolayısıyla onlar için toplumun karşılaştığı ekonomik sorun, üretimin arttırılması yoluyla çözülebilir.” 

Kapitalizm, müreffeh bir yaşam için nihai hedef olarak üretimin arttırılmasını gösterince, etraflarında üretimi arttırabilecek hammadde ve işgücünü bulamayan kapitalistler dünyaya yayılmış ve sömürmek üzere adeta yağmalamaya başlamışlardır. Bu hedefe ulaşmak için her yolu mubah gören kapitalist Batılılar, izandan ve insaftan yoksun bir şekilde daha iyi yaşamak için daha fazla zenginliğe, daha fazla zenginlik için daha fazla üretmeye, daha fazla üretmek için ise daha fazla sömürmeye azmetmişlerdir. Özellikle Asya ve Afrika’daki zenginlikleri neredeyse bedelsiz bir şekilde sömürdükleri yetmezmiş gibi, bir de bu coğrafyanın insanlarını üretimi arttırmak adına köleleştirmişlerdir.

Dünya sömürgecilik tarihine baktığımızda bu konuda en mahir, en sinsi ve en açgözlü olanın İngiltere olduğu görülecektir. İngilizlerin dünya üzerinde sömürgeleştiremediği sadece 22 ülke kalmıştır. İngiliz tarihçi Stuart Laycook’un yaptığı bir araştırma sonucu ortaya çıkan bu bilgiler, bize dünyanın hemen hemen %90’nın İngilizlerin sömürü işgaline uğradığını göstermektedir. İşgalden kurtulan ülkeler ise ya coğrafi açıdan uzak ya da zenginlikleri açısından zayıf konumda olanlardır. Bir nevi bugün Amerika’nın yaptığını, dünya sahnesindeki birincilik koltuğunu Amerika’ya kaptırmadan önce İngiltere yapmıştır ve hâlen bazı ülkelerde yapmaya da devam etmektedir. Güneşi batmayan imparatorluk dünyayı kendi âli menfaatleri adına sömürmüş ve kendisi dışındaki her halkı yoksulluk girdabına büyük bir zevkle sürüklemiştir.

Peki, sadece üretimin artması insanların refah seviyesinde bir iyileşme meydana getirdi mi derseniz, ebetteki hayır. Zira kapitalizmde üretimi meydana getiren dört faktör; doğal kaynaklar, sermaye, emek ve müteşebbistir. Ancak ne hikmetse üretimden ortaya çıkan gelirin çoğunu sermaye sahipleri kazanmaktadır. İşçiler ise üretimin artması ile çoğalan milli gelirden kendilerine düşen payı alamamaktadır. Yani üretimin artması ne muhtaçların doyurulmasını, ne işçilerin maaşlarının artmasını ne de vergilerin azalmasını sağlamaktadır. Üretimin artması sadece sermaye sahiplerinin daha fazla zenginleşmesini sağlamaktadır. Uluslararası yardım kuruluşu OXFAM’ın yayınladığı son rapor, 2017 yılında üretilen paranın %82’sinin dünya nüfusunun %1’ni dahi oluşturmayan zenginlere gittiğini göstermektedir. Yani üretim arttıkça zenginler daha çok zenginleşmektedir. Üretim artması ile milli gelirin yükseleceği ve bu gelirin kişi başına düşen milli geliri de arttıracağı düşüncesi ise yalan ve aldatmacadan başka bir şey değildir. Gerçek hayata hiçbir şekilde yansımayan kişi başına milli gelir ise istatistiki bir veriden başka hiçbir şeyi ifade etmemektedir.

Bu nedenle kapitalistlere göre iktisadın varlık nedeni, bireylerin ihtiyaçlarını karşılayacak olan mal ve hizmetleri temin etmek ve çoğaltmaktır. Yani ülkenin milli gelirini artırmak ve üretim seviyesini yükseltmekle toplumun ihtiyaçlarının tatminine yönelmiş olmaktır. Artan milli gelirin toplumun bireylerine dağıtılması, toplumun bireylerine çalışma ve mülk edinme hürriyeti aracılığı ile verilmektedir. Herkes üretime sağladığı katkının karşılığını doğal olarak alacak, üretime katkı sağlamayanlar ise başlarının çaresine bakacaklardır! Yani kapitalizm her bir ferdin ihtiyaçlarının karşılanmış olup olmamasına bakmaz. Zayıf yaradılışlı olduğu için mal ve hizmet üretimine katkıda bulunamayan veya sonradan zafiyete uğrayan kimselerin yaşama hakkı olmamaktadır. Çünkü böyle kimseler üretime katkı sağlamamış olduklarından, bunların milli gelirden ihtiyaçlarını karşılayacak bir şeye sahip olma hakları yoktur.

Burada akıllara, “İslâm iktisat nizamına göre iktisadi açıdan üretimin artması yanlış mıdır?” diye bir soru gelebilir. Muhakkak ki hiçbir iktisadi düşünce üretimin artmasına karşı değildir.  Esasen üretimin artması da iktisat biliminin konusudur. Tarım, sanayi vb. alanlarda üretimin daha fazla artması adına ilmî çalışmaların yapılmasında kesinlikle bir beis yoktur. Hatta bazı tarım ürünlerinin bu noktada genetiğinin geliştirilmesi bile caizdir. Üretimin verimliliği artırmak adına yürütülen bilimsel çalışmalar hiçbir ideolojiye bağlı olmayan ve bütün toplumlar için geçerli olan evrensel çalışmalardır. Dolayısıyla üretimin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi bilimsel bir bakış açısıyla yapılması gereken bir vakıa araştırmasıdır. Ancak günümüzdeki kapitalist şirketler bu konudaki ilmî çalışmaları da hem siyasi hem de ticari olarak ranta dönüştürmektedirler. Örneğin; tarımsal ürünlerde tohumun kalitesini artırmak adına yapılan bilimsel çalışmalar sadece tohumun verimliliğini artırmak adına değil, tohumu kısırlaştırarak tohum satın alan ülkeleri bağımlı hâle getirme amacı gütmektedir. 

Üretimin arttırılması adına sömürgecilik ile hammaddeleri ele geçiren Batılı devletlerin bu ülkeleri adeta yağmaladıklarını belirtmiştik. Ancak sadece hammaddenin ele geçirilmesi üretim için yeterli değildir. Bu hammaddeyi işleyecek olan emeğe, işgücüne ve istihdama ihtiyaç olacaktır. Kapitalistler daha fazla üretim yapmak için daha fazla işçi kullanmak yerine, her zaman olduğu gibi işçiyi daha fazla çalıştırma yolunu seçmektedirler. Böyle olunca da çalışma şartları ağırlaşmakta ama işçi ücretlerinde bir iyileştirme yapılmamaktadır. Bugün dünyanın birçok bölgesinde günlük üç beş dolara çalışan milyonlarca insan bulunmaktadır. Ama sermaye sahipleri, sadece bu işçilerin sırtından milyonlarca dolar kazanmaktadır. Bu sebeple kapitalizm sömürgecilikten başka bir şey değildir.    

Sadece üretimin artması ile bütün sorunların çözüleceğine inanan kapitalistler, bu uğurda insanı adeta makineleştirmişlerdir. Hem kendi halklarını hem de dünyadaki diğer halkları ezmişler, sömürmüşler ve ifsat etmişlerdir. Özellikle kapitalizmin ve Sanayi Devrimi’nin ilk yıllarında Avrupa’da yaşanan insani trajediler, sosyalizmin çok hızlı bir şekilde yayılmasına sebep olmuştur. Günümüzdeki çalışma şartları da o günlerden farklı değildir. Zira sömürü düzeni var oldukça değişen sadece şeklî unsurlar olmakta ama sömüren ve sömürülenler değişmemektedir.

Bu noktadaki örneklikleri çoğaltmak mümkündür. Bugün yeryüzündeki vakıalar nerdeyse birbirinin aynıdır. İşte bundan ötürü yeryüzünün doğru bir fikre, doğru bir yönetim nizamına, doğru bir iktisadi modele ve doğru bir ideolojiye ihtiyacı her zamankinden daha fazladır. Bu doğru fikir İslâm akidesi, doğru yönetim nizamı Hilâfet, doğru iktisat nizamı İslâm’ın iktisadi nizamı ve doğru ideoloji ise İslâm’dır. Hem Müslümanların hem de tüm insanlığın yegâne kurtuluşu budur!

وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِن كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ

“Allah’ın sana verdiğinde ahireti gaye edin. Dünyadan nasibini unutma. Allah, sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu gaye edinme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” Kasas Suresi 77


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz