İnsana, hayata ve
iktisada dair doğru tespitlerde bulunamayan kapitalizm, içerisinde yaşadığımız
dünyanın yaşanmaz bir hâle gelmesindeki en büyük etkendir. Kapitalizm
ideolojisi dünyaya kaos, sömürgecilik ve fakirlikten başka bir şey
verememiştir. Bir türlü doymak bilmeyen açgözlü insanlar, daha fazla kâr elde
etmek adına her türlü zulmü yapabilecek şirketler ve sömürgecilik adına alenen
katleden devletlerin varlığı hep onun eseridir. Zira “yaşamak için
öldüreceksin” diyen bir ideoloji insana kan ve yoksulluktan başka ne
verebilir ki?
Kapitalizmin
üzerine kurulu olduğu temel doktrinler muayyendir. Zamanın geçmesi ve vakıanın
değişmesi ile bazı fikirler çeşitlilik gösterse de, aslında bunlar esaslara
ilişkin fikirlerden değildir. Yani üsluplara ilişkin olan teferruatlardandır.
Kapitalizmin iktisadi sisteminin üzerine kurulu olduğu ana düşüncelerden
bazıları ise şunlardır:
- İhtiyaçların yalnızca
maddi olduğu düşüncesi
- Tabiattaki mal ve
hizmetlerin kıt olduğu düşüncesi
- Faydayı talebe
göre takdir etme düşüncesi
- Değerin göreceli
olduğu düşüncesi
- Sadece somut mal
ve hizmetlerin değerli olduğu düşüncesi
- Fiyatın üretim,
tüketim ve dağıtımı ayarlayan bir mekanizma olduğu düşüncesi
İşte bu ana
düşüncelere yönelik kapitalist düşünürler tarafından zamanla farklı yaklaşımlar
öne sürülmüş olsa da, bunlar kapitalist iktisadın temelleri konumundadır.
Kapitalistler iktisadi problemin temelini insan merkezli görmezler. Yani onlara
göre esas problem, sınırsız ihtiyaçlar ve kıt olan kaynaklardır. Dolayısıyla bu
problemi çözmek için her bir ferdin ihtiyacını karşılamak yerine, sadece
ihtiyaçları tatmin edecek kaynakların çoğaltılmasını yeterli görmektedirler.
Kapitalizmin temel düşüncelerinden birisi bu olunca, odaklanılan husus da
üretimi mümkün olan en üst seviyeye çıkartmak yani üretimi çoğaltmak
olmaktadır. Onlar üretimin artmasının tek başına birçok problemi çözeceğini
düşünmektedirler. Çünkü sınırsız olan ihtiyaçlar ancak daha fazla üretim ile
karşılanabilir. Konuyla alakalı olarak İslâm’da İktisat Nizamı kitabında
rahmetli Şeyh Takiyyüddin en-Nebhani şöyle söylemektedir:
“… mal ve
hizmetlerin dağıtımı problemi kapitalist iktisatçıları sıkı bir şekilde üretim
problemine eğilmeye yöneltmiştir. İktisadi analizlerin en yüce hedefi,
insanların tümünün mal ve hizmet tüketimlerinin miktarını arttırmaya
çalışmaktır. Bunun için millî üretim kapasitesine etki eden faktörleri
incelemek, bütün iktisadi konuların başında gelmektedir. Çünkü millî üretimin
arttırılması hakkındaki araştırmalar ‘sınırsız ihtiyaçların sınırlı mal ve hizmet
kaynakları ile karşılanması’ sorununun çözümü için yapılan çalışmaların en
önemlisidir. Bu yüzden kapitalist iktisatçılar, ancak üretimin çoğaltılmasıyla
fakirlik ve yoksulluk sorununun aşılabileceğine inanırlar. Dolayısıyla onlar
için toplumun karşılaştığı ekonomik sorun, üretimin arttırılması yoluyla
çözülebilir.”
Kapitalizm,
müreffeh bir yaşam için nihai hedef olarak üretimin arttırılmasını gösterince,
etraflarında üretimi arttırabilecek hammadde ve işgücünü bulamayan
kapitalistler dünyaya yayılmış ve sömürmek üzere adeta yağmalamaya
başlamışlardır. Bu hedefe ulaşmak için her yolu mubah gören kapitalist
Batılılar, izandan ve insaftan yoksun bir şekilde daha iyi yaşamak için daha
fazla zenginliğe, daha fazla zenginlik için daha fazla üretmeye, daha fazla
üretmek için ise daha fazla sömürmeye azmetmişlerdir. Özellikle Asya ve
Afrika’daki zenginlikleri neredeyse bedelsiz bir şekilde sömürdükleri yetmezmiş
gibi, bir de bu coğrafyanın insanlarını üretimi arttırmak adına
köleleştirmişlerdir.
Dünya sömürgecilik
tarihine baktığımızda bu konuda en mahir, en sinsi ve en açgözlü olanın
İngiltere olduğu görülecektir. İngilizlerin dünya üzerinde sömürgeleştiremediği
sadece 22 ülke kalmıştır. İngiliz tarihçi Stuart Laycook’un yaptığı bir
araştırma sonucu ortaya çıkan bu bilgiler, bize dünyanın hemen hemen %90’nın
İngilizlerin sömürü işgaline uğradığını göstermektedir. İşgalden kurtulan
ülkeler ise ya coğrafi açıdan uzak ya da zenginlikleri açısından zayıf konumda
olanlardır. Bir nevi bugün Amerika’nın yaptığını, dünya sahnesindeki birincilik
koltuğunu Amerika’ya kaptırmadan önce İngiltere yapmıştır ve hâlen bazı
ülkelerde yapmaya da devam etmektedir. Güneşi batmayan imparatorluk dünyayı
kendi âli menfaatleri adına sömürmüş ve kendisi dışındaki her halkı yoksulluk
girdabına büyük bir zevkle sürüklemiştir.
Peki, sadece
üretimin artması insanların refah seviyesinde bir iyileşme meydana getirdi mi
derseniz, ebetteki hayır. Zira kapitalizmde üretimi meydana getiren dört
faktör; doğal kaynaklar, sermaye, emek ve müteşebbistir. Ancak ne hikmetse
üretimden ortaya çıkan gelirin çoğunu sermaye sahipleri kazanmaktadır. İşçiler
ise üretimin artması ile çoğalan milli gelirden kendilerine düşen payı
alamamaktadır. Yani üretimin artması ne muhtaçların doyurulmasını, ne işçilerin
maaşlarının artmasını ne de vergilerin azalmasını sağlamaktadır. Üretimin
artması sadece sermaye sahiplerinin daha fazla zenginleşmesini sağlamaktadır.
Uluslararası yardım kuruluşu OXFAM’ın yayınladığı son rapor, 2017 yılında
üretilen paranın %82’sinin dünya nüfusunun %1’ni dahi oluşturmayan zenginlere
gittiğini göstermektedir. Yani üretim arttıkça zenginler daha çok
zenginleşmektedir. Üretim artması ile milli gelirin yükseleceği ve bu gelirin
kişi başına düşen milli geliri de arttıracağı düşüncesi ise yalan ve
aldatmacadan başka bir şey değildir. Gerçek hayata hiçbir şekilde yansımayan
kişi başına milli gelir ise istatistiki bir veriden başka hiçbir şeyi ifade
etmemektedir.
Bu nedenle kapitalistlere
göre iktisadın varlık nedeni, bireylerin ihtiyaçlarını karşılayacak olan mal ve
hizmetleri temin etmek ve çoğaltmaktır. Yani ülkenin milli gelirini artırmak ve
üretim seviyesini yükseltmekle toplumun ihtiyaçlarının tatminine yönelmiş
olmaktır. Artan milli gelirin toplumun bireylerine dağıtılması, toplumun
bireylerine çalışma ve mülk edinme hürriyeti aracılığı ile verilmektedir.
Herkes üretime sağladığı katkının karşılığını doğal olarak alacak, üretime
katkı sağlamayanlar ise başlarının çaresine bakacaklardır! Yani kapitalizm her
bir ferdin ihtiyaçlarının karşılanmış olup olmamasına bakmaz. Zayıf yaradılışlı
olduğu için mal ve hizmet üretimine katkıda bulunamayan veya sonradan zafiyete
uğrayan kimselerin yaşama hakkı olmamaktadır. Çünkü böyle kimseler üretime
katkı sağlamamış olduklarından, bunların milli gelirden ihtiyaçlarını
karşılayacak bir şeye sahip olma hakları yoktur.
Burada akıllara, “İslâm
iktisat nizamına göre iktisadi açıdan üretimin artması yanlış mıdır?” diye
bir soru gelebilir. Muhakkak ki hiçbir iktisadi düşünce üretimin artmasına
karşı değildir. Esasen üretimin artması
da iktisat biliminin konusudur. Tarım, sanayi vb. alanlarda üretimin daha fazla
artması adına ilmî çalışmaların yapılmasında kesinlikle bir beis yoktur. Hatta
bazı tarım ürünlerinin bu noktada genetiğinin geliştirilmesi bile caizdir.
Üretimin verimliliği artırmak adına yürütülen bilimsel çalışmalar hiçbir
ideolojiye bağlı olmayan ve bütün toplumlar için geçerli olan evrensel
çalışmalardır. Dolayısıyla üretimin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi bilimsel
bir bakış açısıyla yapılması gereken bir vakıa araştırmasıdır. Ancak
günümüzdeki kapitalist şirketler bu konudaki ilmî çalışmaları da hem siyasi hem
de ticari olarak ranta dönüştürmektedirler. Örneğin; tarımsal ürünlerde tohumun
kalitesini artırmak adına yapılan bilimsel çalışmalar sadece tohumun
verimliliğini artırmak adına değil, tohumu kısırlaştırarak tohum satın alan
ülkeleri bağımlı hâle getirme amacı gütmektedir.
Üretimin
arttırılması adına sömürgecilik ile hammaddeleri ele geçiren Batılı devletlerin
bu ülkeleri adeta yağmaladıklarını belirtmiştik. Ancak sadece hammaddenin ele
geçirilmesi üretim için yeterli değildir. Bu hammaddeyi işleyecek olan emeğe,
işgücüne ve istihdama ihtiyaç olacaktır. Kapitalistler daha fazla üretim yapmak
için daha fazla işçi kullanmak yerine, her zaman olduğu gibi işçiyi daha fazla
çalıştırma yolunu seçmektedirler. Böyle olunca da çalışma şartları ağırlaşmakta
ama işçi ücretlerinde bir iyileştirme yapılmamaktadır. Bugün dünyanın birçok bölgesinde
günlük üç beş dolara çalışan milyonlarca insan bulunmaktadır. Ama sermaye
sahipleri, sadece bu işçilerin sırtından milyonlarca dolar kazanmaktadır. Bu
sebeple kapitalizm sömürgecilikten başka bir şey değildir.
Sadece üretimin
artması ile bütün sorunların çözüleceğine inanan kapitalistler, bu uğurda
insanı adeta makineleştirmişlerdir. Hem kendi halklarını hem de dünyadaki diğer
halkları ezmişler, sömürmüşler ve ifsat etmişlerdir. Özellikle kapitalizmin ve Sanayi
Devrimi’nin ilk yıllarında Avrupa’da yaşanan insani trajediler, sosyalizmin çok
hızlı bir şekilde yayılmasına sebep olmuştur. Günümüzdeki çalışma şartları da o
günlerden farklı değildir. Zira sömürü düzeni var oldukça değişen sadece şeklî
unsurlar olmakta ama sömüren ve sömürülenler değişmemektedir.
Bu noktadaki
örneklikleri çoğaltmak mümkündür. Bugün yeryüzündeki vakıalar nerdeyse
birbirinin aynıdır. İşte bundan ötürü yeryüzünün doğru bir fikre, doğru bir
yönetim nizamına, doğru bir iktisadi modele ve doğru bir ideolojiye ihtiyacı
her zamankinden daha fazladır. Bu doğru fikir İslâm akidesi, doğru yönetim
nizamı Hilâfet, doğru iktisat nizamı İslâm’ın iktisadi nizamı ve doğru ideoloji
ise İslâm’dır. Hem Müslümanların hem de tüm insanlığın yegâne kurtuluşu budur!
وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ
الْآخِرَةَ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِن كَمَا أَحْسَنَ
اللَّهُ إِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا
يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ
“Allah’ın sana
verdiğinde ahireti gaye edin. Dünyadan nasibini unutma. Allah, sana nasıl
iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu gaye edinme.
Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” Kasas Suresi 77


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış