ANNE KARNINDAN OKULA KADAR İSLÂMİ TERBİYE VE EĞİTİM

Gamze Gürsoy

Evladını kendine, ailesine ve topluma faydalı, önemli, saygıdeğer, bağımsız, hür ve her türlü sorunun üstesinden gelebilecek seçkin bir kişilik olarak yetiştirebilmek dünyanın her yerinde, her dinden, her toplumdan ebeveynin en önemli hedefidir. Bu hedef, Müslüman anne baba için çok daha ayrı bir öneme sahiptir. Zira Müslüman anne baba, iman ettiği yaşam tarzının bir parçası olarak, evladını sadece dünya hayatına değil, ahiret hayatına, ölümsüz, sonsuz mutluluk ve nimetlerle dolu hayata hazırlama özen ve gayreti içindedir.

وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا

“Onlar: 'Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap!' derler.”[1]

Müslüman anne baba; gözünün aydınlığı ve Allah’a karşı gelmekten sakınan; ilmi, hikmeti ve bilgiyi/bilgileri alabilecek, sevebilecek ve öğrendikleriyle amel edebilecek, başka insanlara örnek teşkil edecek seçkin şahsiyetli insanlar yetiştirebilmek için uygun ortam ve şartları çocuk daha ana rahmine düşmeden, hatta evliliğe girmeden hazırlamak zorundadır.

Bu hazırlık sürecine günümüz Türkçesinde her ne kadar eğitim dense de, İslâmi açıdan “terbiye” olarak isimlendirmek daha uygun olacaktır. Zira eğitim kavramı; köken itibariyle Türkçede “eğ, eğmek, fiil kökünden türetilmiş olup, bükmek, uygulamak, öğretmek, yetiştirmek, geliştirmek, alıştırmak, egemenlik altına almak, yenilgiye uğratmak, ezmek, kırmak, yönlendirmek” gibi anlamlara gelmektedir. Buna göre insan, şekil verilmesi gereken bir hammaddedir. Bu aşamaya gelmeden önce ve bu aşama boyunca insanoğlu “terbiye” görmelidir. “Terbiye” kelimesi “Rabb” kelimesinden türemiştir. Lügat anlamı, terbiye etmek, ıslah etmek, mutlak otoriteye sahip olmak, efendisi olmak, sorumluluğunu yüklenmek, başkanlık yapmak, malik ve sahip olmak, sözü dinlenmek, itaat edilmek, üstünlüğü ve otoritesi kabul edilmek anlamlarına gelen “Rabb”, dini bir terimdir. Bütün âlemi yaratan, malik ve sahip olan, terbiyenin bütün gereklerine malik ve her şeye sahip olan Allah anlamına gelmektedir ve Allah Subhanehû ve Teâlâ'nın isimlerindendir. Rabb, sadece terbiye eden (mürebbî) anlamında olmayıp, yardım etmek, yol göstermek, tasarruf etmek, korumak, her şeye hâkim olmak, emretmek ve yasaklamak, sakındırmak gibi terbiyenin bütün gereklerine sahip olabilmeyi de ifade etmektedir.

İslâm’da “terbiye” kelimesi; insan eğitimi ile Rabb arasında bağlantı kurar. İşte insanın her hâliyle, her durumunda, her fiilinde Rabbi ile iletişim içinde olabilmesini sağlamak, öğrendiği her bilgiyi Rabbine hizmet etmek, hizmetiyle razı etmeyi kendine hayat gayesi edinen insanlar yetiştirmektir terbiye etmek. Rabbini razı edebilen kul yetiştirmek,  hayatı boyunca kendisini, toplumunu ve tüm ümmeti ilgilendiren meselelere dair gerekli ilim ve bilgiyle donatmak, kabiliyetlerini geliştirmek; ona bilgi, saygı ve edep öğretmek; iyi ahlak, nezâket ve görgü ilmi gibi faziletleri kazandırmak başta ebeveynin, tüm toplumun ve devletin hayati görevidir. Bundan dolayı hem İslâmî bir terim olan hem de Rabbimiz ile ilişkimizi daima canlı tutan “terbiye” olmadan “eğitim” verimli şekilde tahakkuk etmez. Terbiye ise Rabbimiz Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya kulluğun olmazsa olmaz şartlarındandır. Terbiye ile yetenekler gelişir, ilim ve irfana kavuşulur, ibadette huşuya erilir, ameller edeple süslenir.

Bundan dolayı gözümüzün aydınlığı çocuklar yetiştirmek, evlilikten önce ve ana rahminde başlamaktadır. Evlilik aşamasına kadar, ondan sonra da çocuk sahibi olmaya karar verip gebeliğe kadar gideremediğimiz eksiklerimizi, düzeltemediğimiz davranışlarımızı, hem anne hem baba olarak azami gayretle giderip düzeltmeliyiz. Zira çocuğumuzu terbiye etmek, kendimizi terbiye etmekten geçmektedir. Bu 9 aylık süreçte, sadece annenin değil, tüm aile fertlerinin alışkanlıkları bebeğe sirayet edecektir. Bunun böyle olduğu tıbben de kanıtlanmıştır:

Ana rahminde yaşamaya başlayan bebek beşinci ayından itibaren tüm duyu organları gelişmiş hazır bir insandır. Dokunma hissi sekizinci haftada, değişik tatları ayırt edebilen tat duyusu 13-15’inci haftada, koku alma duyusu 11-15 haftada tamamlanmış olur. 25’inci haftadan itibaren bebek annesinin sesini duyabilir, 27’inci haftada annesinin sesi dışında dışarıdan gelen sesleri işitir tepki verebilir. 26’ıncı haftadan itibaren göz kapakları kapalı olan bebek gözlerini açmaya başlar ve göz kırpar. Anne karnına tutulan güçlü bir ışık kaynağını görebildiği, kalp atışlarının hızlanması ile tespit edilmiştir. Hatta 33’üncü haftadan itibaren bebeklerin gece ve gündüzü ayırt edebildiği, göz bebeklerinin ışığa tepki vererek büyüyüp küçüldüğü de tıbben tespit edilmiştir.

Henüz bizim göremediğimiz bir varlığın, anne rahminde dış dünyadan gelen etkileri hissedebilmesi; “çocuk terbiyesinin” henüz anne rahmindeyken başlamak zorunda olduğunun kanıtıdır. Âlemlerin Rabbine kul olmayı, kulluğu çerçevesinde özel yetenekler geliştirerek, kendine ve çevresine faydalı insan yetiştirmek isteyen Müslüman anne ve onunla birlikte elbette baba ve tüm ev halkı, rahimdeki bebeğin gelişimi için katkıda bulunmalıdır. Batı’da anne adaylarına bebeğe klasik müzik dinletme, kitap okuma, gün içerisinde düzenli ritüeller edinme, sahip olduğu özel yeteneklerini geliştirme gibi yöntemler önerilmektedir. Örneğin hamileliği esnasında yoğun bir şekilde müzikle ilgilenen annenin çocuğu müziğe daha yatkın, yabancı dil öğrenen annenin çocuğu dil öğrenmeye, matematikle ilgilenen annenin çocuğu matematiğe daha yatkın olduğu da yine araştırmalarla sabittir. O zaman neden Müslüman bir çocuğun ilk işittiği sesler, annenin yüksek sesle Kur'an-ı Kerim okuması veya dinlemesi olmasın ki? Dua ve zikir gibi, ilim sohbetleri ve dersleri gibi hoş söz ve konuşmalarla birlikte düzenli olarak Kur’an seslerinin yükseldiği bir ortamda gelişen bebek doğduktan sonra Kur’an sesiyle huzur bulacaktır, sohbet ortamlarından haz alacaktır. Beş vakit namaz kılan (düzenli ritüel!), teheccüde kalkan annenin çocuğu namaza ve ibadetlere doğuştan meyilli olacağı gibi, doğduktan sonra geceyi ve gündüzü kolay ve tez zamanda ayırt edebilecektir. Annenin sağlıklı ve iyi beslenmesinin bebeğin bilişsel gelişmesinde önemli bir yer tuttuğu da tıbbi bir gerçektir. Sağlıklı gelişen ve olgunlaşan bir beyinde algı, kavrama, konsantrasyon, yargı ve sentez daha çok ve daha yüksek düzeyde gelişmektedir. Tüm bunlara ilaveten hem sağlıklı hem de helal lokmayla beslenerek dünyaya gözünü açan çocuğun doğduktan sonra da öğrenme kabiliyeti, sosyal yetenekleri ve ruhsal dengesi hızla onu sahip olacağı seçkin şahsiyete doğru ilerletecektir. Ana rahminde tattığı huzuru, doğduktan sonra da tadabilen, uzaktan edindiği alışkanlıkları doğduktan sonra tekrar bulabilen çocuk çelişkilerden uzak, emin adımlarla işitip, görüp, hissettiği yaşam tarzı ve davranış şekillerini garipsemeden kabullenecektir. Bundan sonra çocuğun ihtiyaçlarını doğru şekilde karşılayıp korumaktır asli terbiye. Çocuğu 6 veya 7 yaşına kadar şımartarak, yani gönlünü kırmayarak gönül kırmayan; şefkat, sevgi, merhamet ile kucaklayarak şefkatli, sevgi dolu, merhametli olmayı; çocuğa saygı göstererek saygılı olmayı, yardım ederek yardımcı olmayı; sözünü dinleyerek söz dinlemeyi, teselli ederek teselli etmeyi, öfkelenmeyerek öfkelenmemeyi öğretecektir anne ve diğer büyükler.

Bu süreci bilinçli başlayan ve devam ettiren ebeveyn; çocuk okul öncesi yaşa gelene kadar,  onun karakterinin, şahsiyetinin temel hatlarını çizmiş olacaktır. Ondan sonra ise okul öncesi eğitim dönemi - yani beş veya altılı yaşlar - şahsiyetin oluşumunda birinci derecede önemli ve bir o kadar da kritik bir dönemi teşkil etmektedir. Zira artık çocuğun kreşe başlamasıyla birlikte, anne-baba etkisine ilaveten oradaki eğitim sisteminin ve öğreticinin de etkisi vardır çocuk üzerinde. Artık İslâmi akidesine dayalı, İslâmi eğitim sistemi, eğitim müfredatı ve metotları çocuğun İslâmi şahsiyetini sağlamlaştırmada, mevcut ortamın ve çevrenin olumsuzlukları karşısında sapasağlam durmasında en büyük payı alacaktır.

Okul öncesi dönemde İslâmi eğitim metodu

Bu dönemdeki eğitim konularında çocuğun motor ve sosyal-duygusal, bilişsel gelişimine; aklında var olan hususları ifade etmekte kullanacağı dili daha iyi kullanmasına ve düzgün konuşabilmesine özen gösterilmelidir. Bunlara ilaveten veya bunlarla birlikte Kur’an’dan bazı sureleri, ilahi, marş ve şiir gibi şeyleri ezberlemesine, hikâyeler okunmasına özen gösterilmelidir. Harfleri tanıma ve okuma eğitimi verilirken bunların maddi eşyalarla, İslâmi mefhumlarla irtibatı sağlanması gerektiği gibi itina ile çocuğun sorduğu sorulara doğru, açık ve ikna edici cevaplar verilmelidir ve sorduğu sorular ciddiye alınmalıdır… 

Bu yaşlar çocukların her şeyi merak ettiği, sorduğu ve sorguladığı yaşlardır. Onların sorularına değer verdiğimizi göstererek bu özelliklerini teşvik etmiş oluruz. Soru sormak, hakikati araştırmak içindir. Çocuğun soruları ufak tefek konular, nesneler, meseleler üzerinde başlar ve çocukla birlikte soruları ve merakları da büyür. Soru sorarak çocuk; insan, hayat, kâinat, hayattan öncesi ve sonrası ve bunlar arasındaki ilişkiyi de öğrenecek ve sorgulayacaktır. Soru sormak, sorgulamak sayesinde çocuk teşvik edilip geliştirilmesi gereken eleştirel düşünceye sahip olacak ve nihayetinde Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın emrettiği şekilde körü körüne taklit etmek yerine, olaylar hakkında derin tefekkür etmeye, hakiki imana ve İslâmi şahsiyetine de kavuşacaktır.

Çocukların sağlıklı bir şekilde yetiştirilebilmesi için, davranış hâline (sulûk) getirilmesi gereken dört değer vardır. Bunlar; ruhi, insani, ahlaki ve maddi değerlerdir.

Ruhi değer: Çocuğun davranışına küçük yaşta İslâmi akideyi şer'î hükümlerle bağdaştırarak yerleştirmek gerekir. Mesela, akide, ibadet, ahlak, tesettür (melbusat), yeme içme (mat'umat) ve başkalarıyla alakası (muamelat). Çocuğa, yeme içme ve lavaboda kullanacağı duaları öğretilmelidir. Yedi yaşına gelince namaz kılabilmesi için Kur'an'dan sureler öğretme hususunda Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مُرُوا أَبْنَاءَكُمْ بِالصَّلَاةِ لِسَبْعِ سِنِينَ، وَاضْرِبُوهُمْ عَلَيْهَا لِعَشْرِ سِنِينَ، وَفَرِّقُوا بَيْنَهُمْ فِي الْمَضَاجِعِ

"Çocuklarınıza, onlar yedi yaşında iken namazı emredin. On yaşında olunca namaz(daki ihmalleri) sebebiyle onları dövün, yataklarını da ayırın."[2]

Küçük yaştan itibaren namaza ve oruca alıştırmak için sevgi dolu vesileler ve yöntemler kullanılmalıdır, zira bu ibadetler küçük yaştan itibaren alışkanlık hâline gelmelidir. Sahabeler, Allah onlardan razı olsun, çocuklarını oruç tutmaya alıştırırlardı. Çocuklardan birisi açlıktan dolayı ağladığı zaman da dikkatini dağıtmak için eline oyuncak verir ve yemek istemeyi unuttururlardı. Onlara Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in siretini ve özellikleri öğretilmelidir. Sahabelerden birisi anlatıyor: "Biz çocuklarımıza Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in savaşlarını Kur'an öğretir gibi (o kadar çok) öğretirdik." Onlara fiillerinde ve davranışlarında Allah'tan korkmayı, O'na itaat etmeyi ve yasaklarını çiğnememeyi öğreterek Allah bilinci verilmelidir.

İnsani değer: Çocuğa ailesiyle olan bağları, akrabalık, komşuluk ve arkadaşlık, onlarla iyi geçinme, yardımlaşma, saygı gibi mefhumları Kur’an’dan ve Sünnet’ten delillerle/örneklerle öğretilerek insani değerleri benimsemesi sağlanır. Örneğin çocuğa Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisi öğretilebilir:

وَاللَّهُ فِي عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كَانَ الْعَبْدُ فِي عَوْنِ أَخِيهِ

"Bir kul, kardeşine yardım ettiği sürece. Allah da o kuluna yardım eder."[3]

Ahlaki değerlere gelince… Ahlak kişiyle ilişkilendirilen ve ona has bir özniteliktir. Bu konuda da büyükler, ebeveyn ve öğreticiler örnek olmalıdır. Çocuklar küçük yaştan itibaren dürüstlük, doğruluk, sadakat üzere ve dilini hakaret ve küfürden arındıracak; bayağılıktan kurtulmak ve mertlikten uzaklaştıran her şeyden uzak olacak şekilde yetiştirmeli. Kendilerine ve duygularına hâkim olup duygularını kanalize etmeyi ve tepkilerini akılla vermeyi öğretmeli. Böylece birisi çocuğa hakaret edip küfür etse, hemen ani tepki vererek intikam almaya kalkışmaz, fakat sakinleşir ve kendini kontrol eder ve kendini öfkeye kapılmaktan korur. Ebu Hureyre RadiyAllahu Anh'tan rivayetle Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir:

لَيْسَ الشَّدِيدُ بِالصُّرَعَةِ، إِنَّمَا الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ

"Pehlivan (güreş meydanlarında başkalarını) yenen değildir. Asıl pehlivan kızgınlık anında nefsine hâkim olan kimsedir.” [4]

Maddi değer: Bunun eğitimi ise sağlığına, temizliğine, beden gücüne nasıl özen göstereceği gösterilerek, geleceği hakkında onunla konuşarak, bunları gerçekleştirmesi hususunda ilk adımları atmasında ona yardımcı olarak verilir.

Tüm bunlar elbette çocuğa kızmadan, bıkıp usanmadan, çocuk üzerinde etkili olacak üsluplar kullanarak gerçekleştirilebilir. Ancak öncelikle çocuğun yapısını, düşünme tarzını tanımalıyız, çözmeliyiz ki onunla diyaloğa geçebilelim. Mesela, çocuk görsel veya işitsel veya duygusal bir düşünme tarzına mı sahip? Her hâlükârda çocuğa kendisi, arzuları veya hayalleri hakkında konuşması için örnek olmak, ilk adımı atmak en önemli üsluptur. Yine çocuğa emir verirken, “lütfen” veya “izin verirsen” gibi güzel kelimeler kullanmak veya istenilen husus yerine getirildiğinde çocuğa “teşekkür ederim” veya “aferin” veya “Allah senden razı olsun” diyerek cevap vermek, verilen emri etkili kılacaktır. Burada da temel kural, emri her daim sakin bir eda ile vermektir.

Her insan gibi çocuk da hatalı davranışta bulunabilir. Bu durumda muhakkak ilk olarak hatalı davranışın sebebi tespit edilmelidir. Acaba yanlış anlama/anlaşılma mı neden oldu? Bilgisizlikten mi kaynaklandı? Kaza sonucu mu yanlış davranış meydana geldi? Her ne olursa olsun, çocuğun çocuk olduğu, sabi olduğu unutulmamalıdır. Her türlü davranışta olduğu gibi hata düzeltmede de Kur’an bize örnek teşkil etmektedir. Kur’an sevap ve ceza üslubunu kullanmıştır. Bu nedenle çocuğun yapmış olduğu doğru, helal davranışını hızlı bir şekilde, tekrar tekrar ödüllendirmek elzemdir. Burada önemli olan, çocuğun kendisinden çok, helal olan davranışını övmek ve ödüllendirmektir. Çocuk annesinin istediğini yerine getirdiği zaman, “bu doğru bir davranıştır” ve “bu amelinden ötürü Allah sana sevap verir”, “Allah ecrini artırsın” gibi ifadeler kullanılır ki çocuk yaptığı işi doğrudan Allah’la ilişkilendirmeyi öğrensin. Buna ilaveten vereceği her doğru cevap ya da çözdüğü ödev karşısında bir yıldız koymak, onun başarısına katkı sağlayacak ve onu bir başka başarıya taşıyacaktır. İyi bir davranışı ödülsüz bırakmamaya, kasıtsız olarak iyi davranışı cezalandırmamaya ve kasıtsız olarak kötü bir davranışı ödüllendirmemeye dikkat etmeliyiz.

Bir başka üslup ise çocuğun dikkat çekmek için yaptığı kötü davranışlarını alternatif bir davranışla değiştirinceye kadar görmezden gelmektir (mahv üslubu). Örneğin çocuk namaz kılmakta ya da okul ödevlerini yapmakta olan kardeşlerine veya dostlarına sıkıntı verirse, onlarla birlikte nasıl namaz kılacağını öğretiriz.  Derslerini okuyup yazmakta kardeşlerine iştirak etmesi için ona; kitap, kalem, defter veririz ya da Kur’ân veya marş, ilahi söylemekte olan kardeşlerini taklit etmesini öğretiriz. Kreş öğrencisi ise kendi alanındaki işlerle meşgul ederiz.

Bazen de çocuğu cezalandırmak gerekebilir. Bu durumda bakılır, kötü davranış tehlike arz etmiyorsa, uzaklaştırma, kesin bir ses tonuyla yaptığından alıkoyma veya hoşlanmadığımızı belli etme gibi davranışlar sergilenir. Ancak davranış kötü veya tehlikeli neticelere yol açmışsa, mantıklı bir şekilde cezalandırılabilir. Fakat asla çocuğu dövmek gibi bir üslup kullanılmaz.

Eğer çocuk terbiyesinde -ki burada tekrarlamak isterim, İslâmi eğitimde asıl doğru ifade “terbiyedir”- bu hususlar gerçekleştirilmezse İslâmi fikirler ve bilgiler çocuğun zihninde sadece birçok bilgi kaynağından birisi olarak kalacak ve hayattaki meselelere ve davranışlara hiçbir etkisi olmayacaktır.

كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ

"Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik."[5]



[1] Furkan Suresi 74

[2] Ahmed b. Hanbel

[3] Müslim

[4] Buhari ve Müslim

[5] Sad Suresi 29


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz