Evladını kendine,
ailesine ve topluma faydalı, önemli, saygıdeğer, bağımsız, hür ve her türlü
sorunun üstesinden gelebilecek seçkin bir kişilik olarak yetiştirebilmek
dünyanın her yerinde, her dinden, her toplumdan ebeveynin en önemli hedefidir.
Bu hedef, Müslüman anne baba için çok daha ayrı bir öneme sahiptir. Zira
Müslüman anne baba, iman ettiği yaşam tarzının bir parçası olarak, evladını
sadece dünya hayatına değil, ahiret hayatına, ölümsüz, sonsuz mutluluk ve
nimetlerle dolu hayata hazırlama özen ve gayreti içindedir.
وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا
مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ
إِمَامًا
“Onlar: 'Rabbimiz!
Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan
et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap!' derler.”[1]
Müslüman anne baba;
gözünün aydınlığı ve Allah’a karşı gelmekten sakınan; ilmi, hikmeti ve
bilgiyi/bilgileri alabilecek, sevebilecek ve öğrendikleriyle amel edebilecek,
başka insanlara örnek teşkil edecek seçkin şahsiyetli insanlar yetiştirebilmek
için uygun ortam ve şartları çocuk daha ana rahmine düşmeden, hatta evliliğe
girmeden hazırlamak zorundadır.
Bu hazırlık
sürecine günümüz Türkçesinde her ne kadar eğitim dense de, İslâmi açıdan “terbiye”
olarak isimlendirmek daha uygun olacaktır. Zira eğitim kavramı; köken
itibariyle Türkçede “eğ, eğmek, fiil kökünden türetilmiş olup, bükmek,
uygulamak, öğretmek, yetiştirmek, geliştirmek, alıştırmak, egemenlik altına
almak, yenilgiye uğratmak, ezmek, kırmak, yönlendirmek” gibi anlamlara
gelmektedir. Buna göre insan, şekil verilmesi gereken bir
hammaddedir. Bu aşamaya gelmeden önce ve bu aşama boyunca insanoğlu
“terbiye” görmelidir. “Terbiye” kelimesi “Rabb” kelimesinden türemiştir. Lügat
anlamı, terbiye etmek, ıslah etmek, mutlak otoriteye sahip olmak, efendisi
olmak, sorumluluğunu yüklenmek, başkanlık yapmak, malik ve sahip olmak, sözü
dinlenmek, itaat edilmek, üstünlüğü ve otoritesi kabul edilmek anlamlarına
gelen “Rabb”, dini bir terimdir. Bütün âlemi yaratan, malik ve sahip olan,
terbiyenin bütün gereklerine malik ve her şeye sahip olan Allah anlamına
gelmektedir ve Allah Subhanehû ve Teâlâ'nın
isimlerindendir. Rabb, sadece terbiye eden (mürebbî) anlamında olmayıp, yardım
etmek, yol göstermek, tasarruf etmek, korumak, her şeye hâkim olmak, emretmek
ve yasaklamak, sakındırmak gibi terbiyenin bütün gereklerine sahip olabilmeyi
de ifade etmektedir.
İslâm’da “terbiye”
kelimesi; insan eğitimi ile Rabb arasında bağlantı kurar. İşte insanın her hâliyle,
her durumunda, her fiilinde Rabbi ile iletişim içinde olabilmesini sağlamak,
öğrendiği her bilgiyi Rabbine hizmet etmek, hizmetiyle razı etmeyi kendine
hayat gayesi edinen insanlar yetiştirmektir terbiye etmek. Rabbini razı
edebilen kul yetiştirmek, hayatı boyunca
kendisini, toplumunu ve tüm ümmeti ilgilendiren meselelere dair gerekli ilim ve
bilgiyle donatmak, kabiliyetlerini geliştirmek; ona bilgi, saygı ve edep
öğretmek; iyi ahlak, nezâket ve görgü ilmi gibi faziletleri kazandırmak başta
ebeveynin, tüm toplumun ve devletin hayati görevidir. Bundan dolayı hem İslâmî
bir terim olan hem de Rabbimiz ile ilişkimizi daima canlı tutan “terbiye”
olmadan “eğitim” verimli şekilde tahakkuk etmez. Terbiye ise Rabbimiz Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya kulluğun olmazsa
olmaz şartlarındandır. Terbiye ile yetenekler gelişir, ilim ve irfana
kavuşulur, ibadette huşuya erilir, ameller edeple süslenir.
Bundan dolayı
gözümüzün aydınlığı çocuklar yetiştirmek, evlilikten önce ve ana rahminde
başlamaktadır. Evlilik aşamasına kadar, ondan sonra da çocuk sahibi olmaya
karar verip gebeliğe kadar gideremediğimiz eksiklerimizi, düzeltemediğimiz
davranışlarımızı, hem anne hem baba olarak azami gayretle giderip
düzeltmeliyiz. Zira çocuğumuzu terbiye etmek, kendimizi terbiye etmekten
geçmektedir. Bu 9 aylık süreçte, sadece annenin değil, tüm aile fertlerinin
alışkanlıkları bebeğe sirayet edecektir. Bunun böyle olduğu tıbben de
kanıtlanmıştır:
Ana rahminde
yaşamaya başlayan bebek beşinci ayından itibaren tüm duyu organları gelişmiş
hazır bir insandır. Dokunma hissi sekizinci haftada, değişik tatları ayırt
edebilen tat duyusu 13-15’inci haftada, koku alma duyusu 11-15 haftada
tamamlanmış olur. 25’inci haftadan itibaren bebek annesinin sesini duyabilir,
27’inci haftada annesinin sesi dışında dışarıdan gelen sesleri işitir tepki
verebilir. 26’ıncı haftadan itibaren göz kapakları kapalı olan bebek gözlerini
açmaya başlar ve göz kırpar. Anne karnına tutulan güçlü bir ışık kaynağını
görebildiği, kalp atışlarının hızlanması ile tespit edilmiştir. Hatta 33’üncü
haftadan itibaren bebeklerin gece ve gündüzü ayırt edebildiği, göz bebeklerinin
ışığa tepki vererek büyüyüp küçüldüğü de tıbben tespit edilmiştir.
Henüz bizim
göremediğimiz bir varlığın, anne rahminde dış dünyadan gelen etkileri
hissedebilmesi; “çocuk terbiyesinin” henüz anne rahmindeyken başlamak zorunda
olduğunun kanıtıdır. Âlemlerin Rabbine kul olmayı, kulluğu çerçevesinde özel
yetenekler geliştirerek, kendine ve çevresine faydalı insan yetiştirmek isteyen
Müslüman anne ve onunla birlikte elbette baba ve tüm ev halkı, rahimdeki
bebeğin gelişimi için katkıda bulunmalıdır. Batı’da anne adaylarına bebeğe
klasik müzik dinletme, kitap okuma, gün içerisinde düzenli ritüeller edinme,
sahip olduğu özel yeteneklerini geliştirme gibi yöntemler önerilmektedir. Örneğin
hamileliği esnasında yoğun bir şekilde müzikle ilgilenen annenin çocuğu müziğe
daha yatkın, yabancı dil öğrenen annenin çocuğu dil öğrenmeye, matematikle
ilgilenen annenin çocuğu matematiğe daha yatkın olduğu da yine araştırmalarla
sabittir. O zaman neden Müslüman bir çocuğun ilk işittiği sesler, annenin
yüksek sesle Kur'an-ı Kerim okuması veya dinlemesi olmasın ki? Dua ve zikir
gibi, ilim sohbetleri ve dersleri gibi hoş söz ve konuşmalarla birlikte düzenli
olarak Kur’an seslerinin yükseldiği bir ortamda gelişen bebek doğduktan sonra
Kur’an sesiyle huzur bulacaktır, sohbet ortamlarından haz alacaktır. Beş vakit
namaz kılan (düzenli ritüel!), teheccüde kalkan annenin çocuğu namaza ve
ibadetlere doğuştan meyilli olacağı gibi, doğduktan sonra geceyi ve gündüzü
kolay ve tez zamanda ayırt edebilecektir. Annenin sağlıklı ve iyi beslenmesinin
bebeğin bilişsel gelişmesinde önemli bir yer tuttuğu da tıbbi bir gerçektir.
Sağlıklı gelişen ve olgunlaşan bir beyinde algı, kavrama, konsantrasyon, yargı
ve sentez daha çok ve daha yüksek düzeyde gelişmektedir. Tüm bunlara ilaveten
hem sağlıklı hem de helal lokmayla beslenerek dünyaya gözünü açan çocuğun
doğduktan sonra da öğrenme kabiliyeti, sosyal yetenekleri ve ruhsal dengesi
hızla onu sahip olacağı seçkin şahsiyete doğru ilerletecektir. Ana rahminde
tattığı huzuru, doğduktan sonra da tadabilen, uzaktan edindiği alışkanlıkları
doğduktan sonra tekrar bulabilen çocuk çelişkilerden uzak, emin adımlarla
işitip, görüp, hissettiği yaşam tarzı ve davranış şekillerini garipsemeden
kabullenecektir. Bundan sonra çocuğun ihtiyaçlarını doğru şekilde karşılayıp
korumaktır asli terbiye. Çocuğu 6 veya 7 yaşına kadar şımartarak, yani gönlünü
kırmayarak gönül kırmayan; şefkat, sevgi, merhamet ile kucaklayarak şefkatli,
sevgi dolu, merhametli olmayı; çocuğa saygı göstererek saygılı olmayı, yardım
ederek yardımcı olmayı; sözünü dinleyerek söz dinlemeyi, teselli ederek teselli
etmeyi, öfkelenmeyerek öfkelenmemeyi öğretecektir anne ve diğer büyükler.
Bu süreci bilinçli
başlayan ve devam ettiren ebeveyn; çocuk okul öncesi yaşa gelene kadar, onun karakterinin, şahsiyetinin temel
hatlarını çizmiş olacaktır. Ondan sonra ise okul öncesi eğitim dönemi - yani
beş veya altılı yaşlar - şahsiyetin oluşumunda birinci derecede önemli ve bir o
kadar da kritik bir dönemi teşkil etmektedir. Zira artık çocuğun kreşe
başlamasıyla birlikte, anne-baba etkisine ilaveten oradaki eğitim sisteminin ve
öğreticinin de etkisi vardır çocuk üzerinde. Artık İslâmi akidesine dayalı, İslâmi
eğitim sistemi, eğitim müfredatı ve metotları çocuğun İslâmi şahsiyetini
sağlamlaştırmada, mevcut ortamın ve çevrenin olumsuzlukları karşısında
sapasağlam durmasında en büyük payı alacaktır.
Okul öncesi dönemde
İslâmi eğitim metodu
Bu dönemdeki eğitim
konularında çocuğun motor ve sosyal-duygusal, bilişsel gelişimine; aklında var
olan hususları ifade etmekte kullanacağı dili daha iyi kullanmasına ve düzgün
konuşabilmesine özen gösterilmelidir. Bunlara ilaveten veya bunlarla birlikte
Kur’an’dan bazı sureleri, ilahi, marş ve şiir gibi şeyleri ezberlemesine,
hikâyeler okunmasına özen gösterilmelidir. Harfleri tanıma ve okuma eğitimi
verilirken bunların maddi eşyalarla, İslâmi mefhumlarla irtibatı sağlanması
gerektiği gibi itina ile çocuğun sorduğu sorulara doğru, açık ve ikna edici
cevaplar verilmelidir ve sorduğu sorular ciddiye alınmalıdır…
Bu yaşlar
çocukların her şeyi merak ettiği, sorduğu ve sorguladığı yaşlardır. Onların
sorularına değer verdiğimizi göstererek bu özelliklerini teşvik etmiş oluruz.
Soru sormak, hakikati araştırmak içindir. Çocuğun soruları ufak tefek konular,
nesneler, meseleler üzerinde başlar ve çocukla birlikte soruları ve merakları
da büyür. Soru sorarak çocuk; insan, hayat, kâinat, hayattan öncesi ve sonrası
ve bunlar arasındaki ilişkiyi de öğrenecek ve sorgulayacaktır. Soru sormak,
sorgulamak sayesinde çocuk teşvik edilip geliştirilmesi gereken eleştirel
düşünceye sahip olacak ve nihayetinde Allah Subhanehû
ve Teâlâ’nın emrettiği şekilde körü körüne taklit etmek yerine, olaylar
hakkında derin tefekkür etmeye, hakiki imana ve İslâmi şahsiyetine de
kavuşacaktır.
Çocukların sağlıklı
bir şekilde yetiştirilebilmesi için, davranış hâline (sulûk) getirilmesi
gereken dört değer vardır. Bunlar; ruhi, insani, ahlaki ve maddi değerlerdir.
Ruhi değer: Çocuğun
davranışına küçük yaşta İslâmi akideyi şer'î hükümlerle bağdaştırarak yerleştirmek
gerekir. Mesela, akide, ibadet, ahlak, tesettür (melbusat), yeme içme
(mat'umat) ve başkalarıyla alakası (muamelat). Çocuğa, yeme içme ve lavaboda
kullanacağı duaları öğretilmelidir. Yedi yaşına gelince namaz kılabilmesi için
Kur'an'dan sureler öğretme hususunda Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
مُرُوا
أَبْنَاءَكُمْ بِالصَّلَاةِ لِسَبْعِ سِنِينَ، وَاضْرِبُوهُمْ عَلَيْهَا لِعَشْرِ سِنِينَ، وَفَرِّقُوا
بَيْنَهُمْ فِي الْمَضَاجِعِ
"Çocuklarınıza, onlar yedi yaşında iken namazı emredin. On
yaşında olunca namaz(daki ihmalleri) sebebiyle onları dövün, yataklarını da
ayırın."[2]
Küçük yaştan
itibaren namaza ve oruca alıştırmak için sevgi dolu vesileler ve yöntemler
kullanılmalıdır, zira bu ibadetler küçük yaştan itibaren alışkanlık hâline
gelmelidir. Sahabeler, Allah onlardan razı olsun, çocuklarını oruç tutmaya
alıştırırlardı. Çocuklardan birisi açlıktan dolayı ağladığı zaman da dikkatini
dağıtmak için eline oyuncak verir ve yemek istemeyi unuttururlardı. Onlara
Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve
Sellem'in siretini ve özellikleri öğretilmelidir. Sahabelerden birisi
anlatıyor: "Biz çocuklarımıza Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in savaşlarını Kur'an öğretir gibi (o
kadar çok) öğretirdik." Onlara fiillerinde ve davranışlarında Allah'tan
korkmayı, O'na itaat etmeyi ve yasaklarını çiğnememeyi öğreterek Allah bilinci
verilmelidir.
İnsani değer: Çocuğa ailesiyle olan
bağları, akrabalık, komşuluk ve arkadaşlık, onlarla iyi geçinme, yardımlaşma,
saygı gibi mefhumları Kur’an’dan ve Sünnet’ten delillerle/örneklerle
öğretilerek insani değerleri benimsemesi sağlanır. Örneğin çocuğa Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisi
öğretilebilir:
وَاللَّهُ فِي
عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كَانَ الْعَبْدُ فِي عَوْنِ أَخِيهِ
"Bir kul, kardeşine yardım ettiği
sürece. Allah da o kuluna yardım eder."[3]
Ahlaki değerlere gelince… Ahlak kişiyle
ilişkilendirilen ve ona has bir özniteliktir. Bu konuda da büyükler, ebeveyn ve
öğreticiler örnek olmalıdır. Çocuklar küçük yaştan itibaren dürüstlük,
doğruluk, sadakat üzere ve dilini hakaret ve küfürden arındıracak; bayağılıktan
kurtulmak ve mertlikten uzaklaştıran her şeyden uzak olacak şekilde
yetiştirmeli. Kendilerine ve duygularına hâkim olup duygularını kanalize etmeyi
ve tepkilerini akılla vermeyi öğretmeli. Böylece birisi çocuğa hakaret edip
küfür etse, hemen ani tepki vererek intikam almaya kalkışmaz, fakat sakinleşir
ve kendini kontrol eder ve kendini öfkeye kapılmaktan korur. Ebu Hureyre RadiyAllahu Anh'tan rivayetle Rasulullah
SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle
demiştir:
لَيْسَ الشَّدِيدُ
بِالصُّرَعَةِ، إِنَّمَا الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ
"Pehlivan (güreş meydanlarında başkalarını)
yenen değildir. Asıl pehlivan kızgınlık anında nefsine hâkim olan kimsedir.” [4]
Maddi değer: Bunun eğitimi ise
sağlığına, temizliğine, beden gücüne nasıl özen göstereceği gösterilerek,
geleceği hakkında onunla konuşarak, bunları gerçekleştirmesi hususunda ilk
adımları atmasında ona yardımcı olarak verilir.
Tüm bunlar elbette
çocuğa kızmadan, bıkıp usanmadan, çocuk üzerinde etkili olacak üsluplar
kullanarak gerçekleştirilebilir. Ancak öncelikle çocuğun yapısını, düşünme
tarzını tanımalıyız, çözmeliyiz ki onunla diyaloğa geçebilelim. Mesela, çocuk
görsel veya işitsel veya duygusal bir düşünme tarzına mı sahip? Her hâlükârda
çocuğa kendisi, arzuları veya hayalleri hakkında konuşması için örnek olmak,
ilk adımı atmak en önemli üsluptur. Yine çocuğa emir verirken, “lütfen” veya
“izin verirsen” gibi güzel kelimeler kullanmak veya istenilen husus yerine
getirildiğinde çocuğa “teşekkür ederim” veya “aferin” veya “Allah senden razı
olsun” diyerek cevap vermek, verilen emri etkili kılacaktır. Burada da temel
kural, emri her daim sakin bir eda ile vermektir.
Her insan gibi
çocuk da hatalı davranışta bulunabilir. Bu durumda muhakkak ilk olarak hatalı
davranışın sebebi tespit edilmelidir. Acaba yanlış anlama/anlaşılma mı neden
oldu? Bilgisizlikten mi kaynaklandı? Kaza sonucu mu yanlış davranış meydana
geldi? Her ne olursa olsun, çocuğun çocuk olduğu, sabi olduğu unutulmamalıdır.
Her türlü davranışta olduğu gibi hata düzeltmede de Kur’an bize örnek teşkil
etmektedir. Kur’an sevap ve ceza üslubunu kullanmıştır. Bu nedenle çocuğun
yapmış olduğu doğru, helal davranışını hızlı bir şekilde, tekrar tekrar
ödüllendirmek elzemdir. Burada önemli olan, çocuğun kendisinden çok, helal olan
davranışını övmek ve ödüllendirmektir. Çocuk annesinin istediğini yerine
getirdiği zaman, “bu doğru bir davranıştır” ve “bu amelinden ötürü Allah sana
sevap verir”, “Allah ecrini artırsın” gibi ifadeler kullanılır ki çocuk yaptığı
işi doğrudan Allah’la ilişkilendirmeyi öğrensin. Buna ilaveten vereceği her
doğru cevap ya da çözdüğü ödev karşısında bir yıldız koymak, onun başarısına
katkı sağlayacak ve onu bir başka başarıya taşıyacaktır. İyi bir davranışı
ödülsüz bırakmamaya, kasıtsız olarak iyi davranışı cezalandırmamaya ve kasıtsız
olarak kötü bir davranışı ödüllendirmemeye dikkat etmeliyiz.
Bir başka üslup ise
çocuğun dikkat çekmek için yaptığı kötü davranışlarını alternatif bir
davranışla değiştirinceye kadar görmezden gelmektir (mahv üslubu). Örneğin
çocuk namaz kılmakta ya da okul ödevlerini yapmakta olan kardeşlerine veya
dostlarına sıkıntı verirse, onlarla birlikte nasıl namaz kılacağını
öğretiriz. Derslerini okuyup yazmakta
kardeşlerine iştirak etmesi için ona; kitap, kalem, defter veririz ya da Kur’ân
veya marş, ilahi söylemekte olan kardeşlerini taklit etmesini öğretiriz. Kreş
öğrencisi ise kendi alanındaki işlerle meşgul ederiz.
Bazen de çocuğu
cezalandırmak gerekebilir. Bu durumda bakılır, kötü davranış tehlike arz
etmiyorsa, uzaklaştırma, kesin bir ses tonuyla yaptığından alıkoyma veya
hoşlanmadığımızı belli etme gibi davranışlar sergilenir. Ancak davranış kötü
veya tehlikeli neticelere yol açmışsa, mantıklı bir şekilde cezalandırılabilir.
Fakat asla çocuğu dövmek gibi bir üslup kullanılmaz.
Eğer çocuk
terbiyesinde -ki burada tekrarlamak isterim, İslâmi eğitimde asıl doğru ifade
“terbiyedir”- bu hususlar gerçekleştirilmezse İslâmi fikirler ve bilgiler
çocuğun zihninde sadece birçok bilgi kaynağından birisi olarak kalacak ve
hayattaki meselelere ve davranışlara hiçbir etkisi olmayacaktır.
كِتَابٌ
أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ
أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
"Sana bu mübarek Kitab'ı,
âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik."[5]


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış