KADININ HAK ETTİĞİ DEĞERE KAVUŞMASI İÇİN DÜNYA HİLÂFET’E MUHTAÇTIR

Tûba Sivren

Kadın; varlığı da yokluğu da imtihan olan…

Kadın; geleceği yetiştiren…

Kadın; huzur yolculuğunun vazgeçilmezi…

Kadın; dünün ve bugünün değişmeyen mağduru…

Kadın; haklarını sadece İslâm ile kazanan…

Hayatının her anında, en çok alaka ve korunmaya muhtaç olandır, kadın…

“Kadın” deyince birçok şey gelir aklımıza; her fikir yapısında farklı farklı tarifleri vardır kadının…

İnsanlık tarihi boyunca yeri nedir, ne değildir diye düşünülmüştür hep… Bazı çağlarda tapılacak kadar yüce(!), bazı çağlarda köle olacak kadar düşük seviyede kalmıştır… 

Yaşarken kadın, kendini bulma serüveni ile birçok yolculuk yapmış, doğru veya yanlış birçok fikrî akıma öncülük etmiştir…

Bu akımlardan en çok göze çarpanı, zamanımızda revaçta olan feminizmdir. Feminizm öyle gizli, dolambaçlı, mugalatalı ifadeler kullanarak yaklaşmıştır ki kadına, hem kapitalist kadınlar hem komünist kadınlar hem de Müslüman kadınlar feminizmin etkisine girmiş ve bazen açıktan bazen ise gizliden bu fikrin tesiri altında kalmışlardır.

Bir komünist veya bir kapitalist için bir şey kaybettirmeyebilir feminizm, ancak bir Müslüman için çok şey kaybettirir!

 Çalışmak, okumak, aldatılmak veya aldatmak, psikolojik hasta olmak… 

Bu dörtlü çarkın içinde dolanıp duruyor kadınlarımız…

“Çalışan olmak zor olsa da hayatının büyük bir bölümünü bu hedef uğruna, farklı gerekçelerle  (ekonomi, kariyer, “özgürlük” gibi) çalışarak geçiriyor kadınlarımızın %30’u…

Okumak “gerekli” ama hayatta ne için olduğunu anlamlandırmaya yetmeyen bir olgu… Onun için sırf herkes okuduğu için okumak, istemediği bir alan da olsa okumak zorunda kalmak gibi çelişkilerle doluyor kadınlarımızın %13’ü…

Televizyon ve dizilerde gökkuşağı gibi renklendirilerek anlatılan  “sevgi” ve “aşk” uğruna yaşamayı tercih edenler ise aldatmak veya aldatılmak ile karşı karşıya kalıyor ve boşanma ile sonuçlanan hayatlar yaşıyor kadınlarımızın %40’ı…

Psikolojik rahatsızlık sonucu depresyon ilacı kullanıyor kadınlarımızın %56’sı…”1

Bütün bunların nedeni aslında; “hayatta niçin olduğunu bilememek”, “bu dünyaya ne amaçla geldiğinin farkında olamamak”, “varlığının gayesini keşfedememiş” olmaktır…

Peki, nasıl anlayabilir bu hakikati, etrafında bunu hatırlayan insan sayısı yok denecek kadar az iken! Nasıl hatırlayacak bu hakikati, etrafındaki insanlar yemek, içmek, giymek ve eşya almak ile ilgilenirken! Nasıl hatırlayacak TV’lerde sürekli aşk hikâyeleri ve sanal ortamın aldatması dolu iken ve reklamlarda sürekli insanın her şeyi başarabileceği anlatılırken! 

Tüm bunlara rağmen kâinatın yaratıcısı için yapması gerekenlerin olduğunu nasıl hatırlayacak kadın?

“Düşünerek, aklederek!” diyebiliriz belki.

Ancak, kapitalist sistemin düşünme seviyesini sürekli düşürdüğü, üniversiteli gençliğin bile düşünmeye üşendiği ve düşünemediği bir zamanda, kadın nasıl düşünsün ki!

“Okuyarak” diyebiliriz belki. 

Ancak okuma seviyesinin ve sayısının çok az olduğu (kişi başına yıllık 8 kitap) ve okullarda okutulan kitapların hayal ürünü, hikâye, roman, fantastik türlerden müteşekkil olduğu bir zamanda neyi, nasıl okuyacak ki kadın?

Böylesi bir düzende çektikleri sıkıntılar ve bu sıkıntılardan kurtaracak çözüm yoluna bir türlü kavuşamayan kadınlar için işin bir de hukuksal yönü var ki, o daha acı…  

Yaşadığı sıkıntılar karşısında çaresiz bırakan, onun sorununu çözemeyen bir hukuk ile karşı karşıya kadınlarımız…

Mesela, kavga eden ve eşinden dayak yiyen bir kadın; polise gidip “darp raporu” alıp şikâyette bulunuyor, polis memuru verilecek cezanın uzaklaştırma olduğunu hatırlatınca, kadın çocuklarını düşünerek vazgeçiyor. Ya da polis memuru karşılıklı vuruştuklarını söyleyerek dava açılmamasını talep ediyor. Fakat müracaatları alındığı için kamu davası açılmış oluyor… Sonuç; hem kadına hem erkeğe para cezası! Eski eşi tarafından bıçaklanan, öldürülen kadınlar ya da komşusunun kızını taciz ettiği için cezaevine giren ve iki yıl sonra çıkıp aynı binada komşu olmaya devam eden adam yüzünden, bunalıma giren genç kız! Yasal evlilik yaşının altında, kendi rızasıyla gayri resmi evlendiği için reşit olmayan biriyle evlenmek suçlamasıyla, kocası tutuklanan kadınlar! Bunlar ve daha nicesi de kadının maruz kaldığı mer’i yasalar çerçevesindeki örneklerdir.

Her ne kadar hak alma ve huzurlu bir yaşamı paylaşma noktasında kadınlarla beraber erkekler ve çocuklar da mağdur oluyorsa da konumuz kadın odaklı olduğundan burada sadece kadınlar açısından meseleyi ele alıyoruz ve çözüm olarak da hemcinslerimize tüm bu sorunlarının çözümünün İslâm’da, onun yönetim nizamı olan Hilâfet’te olduğunu söylüyoruz. 

Tabii ki İslâm’a dair bu çözüm önerilerimizi toplumun tüm kesimleri büyük bir özlemle kucaklamıyor maalesef. Hatta öyle ki, bizler İslâm’ı ve onun tatmin edici çözümlerini sunduğumuz zaman bazı marjinal kesimlerden çok farklı tepkiler alıyoruz. “Siz kadınlar nasıl olur da şeriatı istersiniz? Şeriatta dört evlilik var, kadın mirastan yarım pay alıyor.” vs. gibi ifadelerle, şaşkınlıklarını dile getiriyorlar. 

Hâlbuki bizler, onların bilmediklerini biliyor ve onların bakmadıkları bir zaviyeden hayata bakıyoruz. Çünkü bizler, hem günümüz şartları gereği fıtrata ve akla aykırı bir nizam olan kapitalizmi yaşıyoruz hem de tarihin şanlı sayfalarındaki İslâmi hayatı okuyor ve onu tasavvur ediyoruz. Dolayısıyla günümüz kadınına söylenecek sözlerin ve gösterilecek örneklerin en güzelleri İslâm kültüründe/fıkhında ve tarihin altın sayfalarındadır. O halde, bahsettiğimiz örnekleri içinde barındıran tarihin ve İslâm kültürünün o huzurlu sayfalarını hep birlikte karıştıralım…

Önce sorumuzu soralım ve cevabını arayalım: Kadınlar, insanlık tarihi boyunca huzur yüzü hiç mi görmediler, haklarından sürekli mahrum mu yaşadılar? 

Tarih, gelecek için ibret alınması gereken bir kaynaktır fakat Müslümanlar tarihi, hep oryantalistlerden ve sair Batılı yazarlardan öğrendiklerinden, ümmetin heybetli devleti Osmanlı’ya bile şüpheyle bakar oldular. Oysa Hilâfet’in son merkezi olan Osmanlı Devleti’ndeki binlerce mahkeme sicili, İslâmî kanunlar altında yaşayan kadınların statüleri, hakları ve hayatlarına dair Batılılarca kaleme alınmış birçok tarih kitabından çok daha farklı bir portre ortaya koyuyor!

17. yüzyıl Kayseri ve başka şehirlere ait mahkeme kayıtları, kadınların İslâm’ın egemenliği altında sürdürmüş oldukları hayatlara ışık tutmaktadır:

Kadınlar, kişisel ve mülkiyet haklarını müdafaa etmek üzere mahkemelere kendileri başvurmuş ve davalarda kendilerini temsil etmişlerdir. 1600-1625 yılları arasında Kayseri’de yürütülen mahkemelerin %17’den fazlasında kadınlar davacı olmuştur. Kayıtlar, verilen kararların şeriata göre verildiğini de göstermiştir ve davaların çoğunu da kadınlar kazanmışlardır.

Mahkemeler, kadınların refahını korumada devletin bir kolu görevini üstleniyor ve evlilik, boşanma, miras, nafaka gibi mülkî ve diğer hakları için bu mahkemeleri rahatlıkla kullanabiliyorlardı. Kadına karşı işlenen şiddet suçları ihtar, hapis ve fiziksel cezalar ile sonuçlanıyordu. Çoğu zaman mahkeme kocaya; eşini şeriata ters düşecek bir şekilde tekrar dövmesinin boşanmaya sebep olacağı ikazında bulunuyor ve dövmenin vukuu hâlinde tarafları, kadının maddi haklarını kaybetmemiş olacağı bir kararla boşuyordu. Kısacası, hukuk ve nizam karşısında kadının hakları mevcut ve korunmuş bir hâldeydi. Kadın, ister Müslüman ister gayrimüslim olsun fark etmez; tebaadan olduğu müddetçe, bu yasal korumanın altındaydı. 

Toplum işlerini üstlenme ve özel ve resmî kurumlarda konum sahibi olma noktasında da kadın, İslâm toplumunda önemli bir yere sahiptir. İslâm tarihi, birçok bilimsel ve kültürel çalışmalara imza atan kadın bilim ve kültür insanı ile doludur. Bu bilim insanlarına örnek olarak Fatıma el-Fihrî’yi zikredebiliriz. Fatıma el-Fihrî, Fas’ın Fes şehrinde 859 yılında, günümüzde Karaviyyîn Üniversitesi olarak anılan dünyanın ilk üniversitesini kurmuştur. Kütüphanesi son dönemde restore edilmiştir ve Mayıs 2016’da tekrar açılmıştır. Kütüphanenin koleksiyonunda 4000’in üzerinde el yazması eser bulunmaktadır.2

Tarihte, İslâm toplumunda kadının pozisyonu ve kendisine sağlanan haklar konusunda daha detaylı bir çalışmaya, Hizb-ut Tahrir Kadınlar Kısmı tarafından hazırlanan “Women and Shariah” adlı kampanyasının ilgili bölümünden ulaşılabilir.

İslâm tarihinde ve özellikle Osmanlı Devleti’nde sağlanan bu haklar, tabii ki beşer mahsulü kanunların ortaya koyduğu nizamlardan kaynaklanmamaktadır. Zira insan aklından çıkma kanunların, İslâm’dan önce ve İslâm’ın hükümlerinin kaldırılmasından sonra hiçbir probleme çözüm üretemediğine şahitlik ettik, etmeye de devam ediyoruz… Güncel bir örnek olması açısından, “cinsel istismar” isimlendirmesiyle maruf, yasal evlilik yaşı öncesinde evlenen çiftler ile ilgili yasa tasarısını burada zikredebiliriz. Bilindiği üzere ilgili yasada yapılmak istenen değişiklik ve bu değişikliğin oluşturacağı sonuçların yaşatacağı kargaşa gündemi bayağı meşgul etti. Gündemdeki tartışmaların akabinde tasarının geri çekilmesi ile ailelerin mağduriyetlerinde hiçbir değişiklik olmadı. Zira beşer aklının koymuş olduğu yasalarca oluşan bir sorun, yine beşer aklının çözümsüzlüğüyle tarihin umursamazlığına terkedildi.

İnsanlık tarihinin Asrı Saadet’i yaşadığı yıllar ile ardı sıra gelen asırlardaki Hilâfet dönemlerinde İslâm nizamının zaman zaman eksikliği de olsa uygulandığı zamanda kadınlar, haklarını en güzel ve en doğru şekilde elde etmişlerdir. İslâm nizamının hâkimiyetinin sonlarına doğru ve yıkılmasının ardından yani İslâm nizamının tatbik edilmediği dönemlerde ise kadınlar, hem kültürel anlamda, hem de hayatta varlık gösterme anlamında oldukça geri planda kalmışlardır.

Bugün de kadınlara, siyasi ve sosyal mugalatalı ifadelerle sanki kendisine bir değer veriliyormuş, özel ve genel hayatta bir varlık gösteriyormuş izlenimi verilmeye çalışılmaktadır. Hemen hemen her sektörde “istihdam” edilmek suretiyle ekonomik özgürlüğünü kazanmış ya da kazandırılmış kadının, erkeklerle her alanda “eşit” olduğunu düşünmesi sağlanmıştır. 

Hâlbuki kapitalizmin duyguları tahrik üzerine kurgulanmış sömürü düzeni, tam dişine göre gördüğü kadını, bir cinsel obje olarak, vitrinlik bir malzeme olarak iş hayatında istihdam etmek suretiyle açılıp saçıldıkça değerli(!) olan bir eşya hâline getirmiştir! Ancak kadınlar bunun farkında değildir…

Maalesef kadınlarımız, hem kendini bulma konusunda arayışa yöneleceği noktayı kestirememekte, hem de içine düşürüldüğü bu açmazdan kanunların yardımıyla da olsa kurtulamamaktadır…

Dünden bugüne kadın -İslâm’ın hâkim olduğu dönemler hariç- bir değer bulma, bir kendini konumlandırma mücadelesi içindedir. Bugün de hak ettiği değeri elde etmek için, ne kendini bulma konusunda doğru kaynaklara ulaşabilme imkânına, ne de kanunları değiştirmeye gücüne sahiptir. Bu nedenle kadınını huzurlu kılamayan toplum, huzursuzluğu kendine gelecek kılmıştır. 

Var olan sömürü çarkları içinde adeta bataklıkta çırpınan, özünü gitgide kaybetmekte olan ve İslâm’ın özellikle doğurganlık yönü ile övdüğü kadın, doğurmaktan kaçınmakta ve dolayısıyla annelik özelliğini giderek kaybetmektedir. Zira kapitalizmin çarklarında bir çalışan olmak, çocuk doğurup bakmaktan daha üstün, daha özgürce gösterilmekte! Maaşı kadar zamanının ve kimliğinin ve hatta kişiliğinin yok olduğunun farkına bile varamamaktadır kadın. Hâlbuki Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem “Kocasını sevebilen doğurgan kadınla evlenin. Çünkü ben kıyamet gününde diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim.”3 diyerek çocuk doğurmanın önemine vurgu yapmıştır…

Kapitalist sistemin etkisiyle menfaatçi bakış açısı içinde yoğrulan kadınlarımızın, sadece rabbinin rızasına güvenerek ve inanarak, onu razı etmenin telaşı içerisinde olup, kocasına, evladına, akrabalarına bu bakış açısından sıyrılıp, insanı yükselten bakış açısına sahip olabilmesi için,  İslâm’ın kültürü ile kültürlenmesi gerekir. Bu kültür ise ancak İslâm nizamı ile insanları yönetecek olan nübüvvet metodu üzere Râşidî Hilâfet ile tüm kadınlara ulaşabilir. Zira İslâm Devleti, İslâmi şahsiyet kazandıracak bu kültürü, bütün tebaasına vermekle sorumludur!

Yine İslâm Devleti, adaleti gereği hem kadınların, hem de erkeklerin refah ve huzurunu sağlamak ile mesuldür… Geçmişte bunu başardığı gibi bu günde başaracaktır…

Son olarak, biz kadınların şeriatı istemesini hayretle karşılayan kesim için deriz ki:

Sizin gözünüzde İslâm, sadece dört eşlilik ve mirasta yarım pay sahibi olmak… Meseleye böyle baktığınız için cüzlerde kalıyor ve bütünü göremiyorsunuz! Oysa İslâm’ın külli hükümleri ile kapitalizmin hükümlerini objektif olarak karşılaştırdığınızda, kadınların gerçek haklarına İslâm ile kavuştuğunu sizler de rahatlıkla görebilirsiniz! Ya da daha iyi anlaşılması açısından şöyle örneklendirelim: Kapitalist bakış açısına sahip kadınların, sistemin çarkları içinde para ve kariyer uğruna yaptıkları “fedakârlıkları”, biz Rabbimizin rızası uğruna yapıyoruz! Mesela, patronu istediği için her türlü yoğun iş temposuna katlanmaktan daha ziyade, kocalarımıza itaati önceliyoruz! Ya da hostesler gibi para için herkese güler yüz göstermek, “iyi günler”, “hoşçakalın” demeyi “iş icabı” yapmak yerine, bizler sevap umduğumuz için güler yüzlü oluyoruz! Ya da herkesin kendi küçük dünyasında hapsolduğu, güvensizlik, yalan-dolan dolu bir takım mesleklerle iştigal etmek yerine, başkalarına (çocuklarına veya eşlerine) güven ve huzur dolu bir dünya olan annelik/eşlik gibi bir özveriyi icra ediyoruz!  

Dolayısıyla biz Müslüman kadınlar hiç kimse için değil,  Allah için yaşamanın onur ve izzetini, başka hiçbir mefhumda tadamıyoruz, tadamayız!

Emin olun, patronuna, iş kurallarına, hayat şartlarına uyum sağlamak zorunda olan, cari ideolojiyi benimseyen birçok kapitalist kadından çok daha huzurlu, çok daha mutluyuz! Huzurumuzu kaçıran tek bir şey var ki o da, rızası için yaşadığımız Rabbimizin, emir ve nehiylerinin yeryüzünde hâkim olamaması… Ne zaman ki bu hâkimiyet yeryüzünde tesis edilir, işte o zaman hep birlikte onurlu ve izzetli yaşamanın tadını çıkarırız…

Râşidî Hilâfet, kadını da, erkeği de sömürü çarkının dişlileri arasından çekip alacak yegâne vadedilen ve zamanı yaklaşan kaçınılmaz bir hakikattir. 

وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِّنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ 

“Seveceğiniz başka bir şey daha var; Allah katında yardım ve yakın bir fetih ve mü’minleri müjdele.”4


1 - İstatistiklerde Kadın 2015-TÜİK

2 - Vikipedi

3 - Ebu Davud

4 - Saf Suresi 13


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz