İLİM, AMEL ETMEK İÇİNDİR

İsmail Gürbüz

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ

“(Ey Rasulüm) de ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak gerçek akıl sahipleri anlar, öğüt alır.”[1]

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ifadesi, ilmin önemine ve değerine işaret etmektedir.

Yine Rabbimiz رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا “Rabbim, ilmimi arttır!” ayeti ile Allah’a dua etmemizi öğütlemektedir.

Fahreddin Râzî bu ayetler ile ilgili olarak şöyle söylüyor: “Burada ilmin üstünlüğüne, önemli bir şekilde dikkat çekilmektedir.”

Naslar bir bütünlükte değerlendirildiğinde, ilmin öğrenilmesi ve onunla amel etmenin ise esas olduğu vurgulanmaktadır. 

Nitekim Kur'an-ı Kerim'de “İman edenler ve salih amel işleyenler.” ayeti değişik sigalar ile mutlak ve mukayyed olarak defalarca geçmektedir.

Salih amel kavramı birçok ayette ise emir sigası ile geçmektedir. Emir sigası ile gelmesi, mükelleflerin mutlaka salih ameller yapması gerektiğini vurgulamaktadır. Mesela, namazı, orucu, zekâtı bunlara örnek olarak gösterebiliriz.

Birçok ayette ise salih amel yapmanın önemine ve hayırlı neticelerine işaret edilmiştir. Ayetlerin bu şekilde gelişleri, mükelleflerin bir an bile olsa, salih amellerden uzak kalmamalarını temin içindir. İman ettikten hemen sonra Allah Subhanehû ve Teâlâ özellikle amel etmemiz gerektiğini bize bildirmiştir.

İman ettikten sonra bizden istenen, amelin ilmini öğrendikten sonra amel etmektir. Amelden yoksun bir şekilde ilimleri öğrenmek ve bu şekilde sadece ilmi amaç haline getirmek, kişinin amel etmek için değil de sadece bilgi sahibi olmak için okumasıdır. Kişi ilmiyle amel etmediği sürece, öğrendiklerini pratiğe geçirmediği sürece, öğrendiği ilim kendisine fayda vermez.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor:

يُؤْتَى بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. فَيُلْقَى فِي النَّارِ. فَتَنْدَلِقُ أَقْتَابُ بَطْنِهِ. فَيَدُورُ بِهَا كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ بِرَحَاهُ. فَيَجْتَمِعُ إلَيْهِ أَهْلُ النَّارِ. فَيَقُولُونَ: أَيْ فُلانُ ما شَأْنُكَ ؟ أَليْسَ كُنتَ تَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَى عَنْ الْمُنْكَرِ؟ فَيَقُولُ: بَلَى. قَدْ كُنْتُ آمُرُكُمْ بِالْمَعْرُوفِ ولا آتِيهِ وَأَنْهَاكُمْ عَنْ الْمُنْكَرِ وَآتِيهِ

“Kıyamet Günü’nde bir adam getirilip Cehennem’e atılır. Bağırsakları karnından dışarı fırlar ve o hâlinde değirmen çeviren merkep gibi döner. Cehennemdekiler onun yanına toplanır ve: Ey filan, bu ne hâl? Bize iyiliği emreden ve bizden kötülüğü nehyeden sen değilmiydin? derler. O da: Evet, iyiliği emrederdim fakat onu ben yapmazdım. Kötülükten nehyederdim de onu kendim yapardım, diye cevap verir.”[2]

Kişinin ilmiyle amel etmemesi bu sonucu doğurmaktadır. Amele dönüşmeyen ilim kişiye fayda vermediği gibi çok çetin bir akıbetle de karşı karşıya kalmasına sebep olmaktadır.

İslâmî fikirler sadece soyut, donuk bilgiler değil, pratik hayatta daima uygulanan mefhumlardır. İslâm fikirleri, bu dünya hayatında insanın davranışlarını kontrol altına alan, hidayet, rahmet ve öğüt olarak gelen, insanın yaptığı işlere çözümler getiren, davranışlarının nasıl olması gerektiğini belirleyen düşüncelerdir. Bu nedenle Müslümanlar şer’î nassları amel etmek, özellikle de hayattaki hareketlerini düzenlemek amacıyla gelen nasslar olarak kavramalıdırlar.

Yani Müslümanın, İslâm'ın dünya hayatındaki davranışlarını kontrol etmek için bir takım mefhumlar getirdiğini, her İslâmî düşüncenin bir kanun olduğunu ve davranışlarının kontrol altına alınması için bu konular çerçevesinde hareket etmesi gerektiğini kavraması gerekir.

Onda eğitim yönünden ziyade pratik boyut daha belirgindir. Dolayısıyla yalnızca eğitim boyutunda ele alındığında İslâm'ın asli özelliğinin -pratik yönünün- kaybolacağının unutulmaması gerekir.

İslâm düşüncesinin pratik boyutu ve insan davranışlarını düzenleyen düşüncelerden meydana geldiği unutulacak olursa, hayattaki canlılığı kaybolur. Teorik İslâmî bilgiler olmaktan öteye geçemez. İnsan davranışlarını düzenlemek maksadıyla gelen pratiğe yönelik hükümler olma özelliği, zihinlerden kaybolan ve sadece teorik ile bireysel ve zihinsel mutluluğa ulaştıran bilgiler haline gelir. Bu nedenle ilmi öğrenmekte aslolan amel etmek için öğrenilmesidir.

Kişinin sözü ile davranışının birbirini yalanlamaması gerekmektedir. Allahu Teâla ayette şöyle buyurmaktadır:

أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ

“Kitabı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz?”[3]

Allahu Teâlâ başka bir ayette şöyle buyurmaktadır:

 مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارًا

“Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir.”[4]  ayetinin muhatabı olmamaya aşırı derecede özen göstermemiz gerekmektedir.

Fahreddin Râzi şöyle der: “İlmiyle amel etmeyen ve ilminden yararlanmayan kimselerin hali sırtında su kapları olduğu halde çölde susuzluktan ölen devenin durumu gibidir.”

Ebu Berze Nadle İbni Ubeyd el-Eslemî RadiyAllahu Anh'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Hiçbir kul, Kıyamet Günü’nde ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.”[5]

Kıyamet Günü’nde, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın huzurunda kişi öğrendiği ilim ile amel edip etmediğinin hesabını verecektir. Bu nedenle Allah’ın sevgisini kazananlar ilmi ile amel edenlerdir. Allahu Teâla ayette şöyle buyurmaktadır:

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

“De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[6]

Ayette Allah’ın sevgisinin kazanılmasının şartı Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ittiba olarak bildirilmiştir. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ittiba etmek ise O’nun gittiği yoldan gitmektir. Yani onun yürüdüğü yoldan yürümektir. O’nun yaptığı ve uygulamalı olarak gösterdiği amelleri yapmaktır. Ona uymak ve onun emrini dinlemektir. İşte bu şekilde öğrenip amel eden Müslüman Allah’ın sevgisini kazanacaktır.   Nebî SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediği rivayet edilir:

 “Sözleri toplayanlara yazıklar olsun! Küfür üzerinde ısrarlı olanlara yazıklar olsun!” Ki onlar sözü dinlemek isterler ancak onunla amel etmezler.

Tıpkı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadiste söylediği gibi:

 “Ümmetimden iki grup insan helak olmuştur: Facir bir âlim, cahil bir abid. Denildi ki: Ya Rasulullah hangi insan daha şerlidir? Dedi ki: Fesada uğradığı, bozulduğu zaman âlimler daha şerlidir.”

Ebu Derda dedi ki: “Allah'ın huzuruna çıkıldığı zaman korkunç olanların en korkuncu: Sen bildin, öğrendin... denmesi sonra da, bildiğinle amel ettin mi, diye sorulmasıdır.”

İslâmî düşünceler ve şer’î hükümler insanı kontrol altına alan ve amel edilmesi için sorumluluklar yükleyen konulardır. Bu nedenle, ihlâs ile amel etmek için öğrenilmeyen İslâmî ilimler, İslâmî düşünceler ve şer’î hükümler kişi için çok çetin bir hesapla karşı karşıya bırakacak bir durum ortaya çıkarmaktadır. Zira bu durumda İslâmî düşünce ve hükümler insanların davranışları üzerinde hiç bir etki meydana getirmez hale geliyor. Ayrıca bu durum apaçık bir günahtır. Selim bir kalp ile Allah'a ulaşmanın dışında mal ve evlatların hiçbir fayda vermediği Kıyamet Günü’nde pek şiddetli bir azapla karşılaşmak demektir. Ebû Hüreyre RadiyAllahu Anh Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim dedi:

إِنَّ أَوَّلَ النَّاسِ يُقْضَىَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَيْهِ، رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ، فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا؟ قَالَ: قَاتَلْتُ فِيكَ حَتَّىَ اسْتُشْهِدْت ُقَالَ: كَذَبْتَ، وَلَكِنَّكَ قَاتَلْتَ لأَنْ يُقَالَ: جَرِيءٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَىَ وَجْهِهِ حَتَّىَ أُلْقِيَ فِي النَّارِ.وَرَجُلٌ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ َعَلَّمَهُ، وَقَرَأَ الْقُرْآنَ، فَأُتِيَ بِهِ، فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا. قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا؟ قَالَ: تَعَلَّمْتُ الْعِلْمَ، وَعَلَّمْتُهُ، وَقَرَأْتُ فِيكَ الْقُرْآنَ. قَالَ: كَذَبْتَ، وَلَكِنَّكَ تَعَلَّمْتَ الْعِلْمَ، لِيُقَالَ: عَالِمٌ، وَقَرَأْتَ الْقُرْآنَ لِيُقَالَ: هُوَ قَارِئٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَىَ وَجْهِهِ حَتَّىَ أُلْقِيَ فِي النَّارِ.وَرَجُلٌ وَسَّعَ اللهُ عَلَيْهِ وَأَعْطَاهُ مِنْ أَصْنَافِ الْمَالِ كُلِّهِ، فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا. قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا؟ قَالَ: مَا تَرَكْتُ مِنْ سَبِيلٍ تُحِبُّ أَنْ يُنْفَقَ فِيهَا، إِلاَّ أَنْفَقْتُ فِيهَا لَكَ قَالَ: كَذَبْتَ، وَلَكِنَّكَ فَعَلْتَ لِيُقَالَ هُوَ: جَوَادٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَىَ وَجْهِهِ، ثُمَّ أُلْقِيَ فِي النَّارِ

Kıyamet Günü’nde aleyhinde ilk önce hüküm verilmek üzere, şehit olduğu bilinen bir kimse getirilir. Allah ona olan nimetlerini anlatır. O da mazhar olduğu nimetleri hatırlar. Allah: Ne amel işledin? diye sorar. Adam: Senin yolunda cihad ettim ve nihayet senin için şehit düştüm, der. Allah: Yalan söyledin. Bilâkis sen, cesaretlidir, desinler diye savaştın. Senin için öyle de denilmiştir, buyurur. Başka bir hayırlı ameli bulunmadığından, emir verilir de yüzü üzerine sürüklenerek Cehennem’e atılır. Sonra ilim öğrenmiş, öğrendiğini başkasına öğretmiş ve Kur’an okumuş bir kimse getirilir. Allah ona da nimetlerini hatırlatır, o da itiraf eder. Sonra Allah ona: Ne amel işledin? diye sorar. O: Senin rızan için ilim öğrendim. Onu başkalarına öğrettim. Senin için Kur’an okudum. der. Allah: Yalan söyledin. Bilâkis sen âlim, denilmek için ilim öğrendin. Ne güzel okuyor desinler diye Kur’an okudun. Hakikaten senin hakkında bunlar da söylendi, buyurur. Başka bir hayırlı ameli bulunmadığından, emir verilir de, yüzü üzerine sürüklenerek Cehennem’e atılır. Sonra Allah’ın kendisine her çeşit maldan bolca verdiği bir kimse getirilir. Allah ona nimetlerini hatırlatır. O da hatırlar. Sonra Allah ona: Ne amel işledin? der. Adam: Verilmesini istediğin yerlere senin rızan için bolca verdim, der. Allah: Yalan söyledin. Benim için vermedin. Ne cömert bir kimsedir, desinler diye verdin. Nitekim hakkında böyle de denilmiştir, buyurur. Nihayet, başka bir hayırlı ameli de olmadığından, emir verilir de yüz üstü sürünerek Cehennem’e atılır.”[7]

Hadisi şerifte Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Cehennem’in kendisiyle tutuşturulduğu üç kişiden birinin âlim olduğunu haber vermiştir. Âlim olan kişiyi Cehennem’in kendisiyle tutuşturan üç kişiden biri kılan sebep ise öğrendikleriyle amel etmemesidir. İhlâsı öğrenmiş bunu başkalarına anlatmış ama kendisi bununla amel etmemiş, bu şekilde de ateşin kendisiyle tutuşturulduğu üç kişiden biri olmuştur. İşte bundan dolayı İslâm’da ilim, ihlâs ile ve mutlaka amel etmek için öğrenilir. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Allah'ım, bana öğrettiklerinle beni faydalandır, bana fayda sağlayacak ilim öğret, ilmimi artır.”[8]

“Faydasız ilimden Allah'a sığınırım.”[9]

Faydasız ilim, kişinin durumunu ve davranışlarını düzeltmeyen, bilinip fakat onunla amel edilmeyen ilimdir. İşte bu şekilde amelsiz ilim öğrenmekten Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem Allah Subhanehû’ya sığınmış ve bize de bu şekilde dua etmeyi öğretmiştir.

Biliyoruz ki Kur’an-ı Kerim’in ilk emri “oku” ile başlamıştır. Bizler elbette bunu ciddi ciddi düşünmek zorundayız. Okumak ne demektir? Bu soruyu kendimize sormak zorundayız. Bu bize neyi anlatır? Bunun üzerinde düşünmek ve sebebini anlamaya çalışmak zorundayız. Okuma emri bununla kalmadı, devamında Rabbimiz buyurdu ki:

بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ

“Yaratan Rabbinin adıyla oku.”[10] Okuma işleminin Allah’ın ismiyle olunacağı söyleniyor. Okuma Allah adına olacak. Rab’dan gelen okunacak. İşte bu “oku” emri yalın bir okuma değil, tefekkürle bütünleşen, tedris ve amel ile hayata inen bir okumadır. Yani hayata intibak eden, hayatta uygulanan, uygulanma alanı olan, yani okuyandan amel isteyen, okuyucusunu amele sevk eden bir okumadır. Nitekim bu hususta Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Her kim Kur’an’ı okur, onu anlayarak ezberler ve helâlini helâl, haramını haram kabul eders, Allah bu Kur’an sebebiyle onu Cennet’e koyar.”[11]

Ebu Abdurrahman diyor ki: “Bize Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Ashabından birisinin anlattığına göre onlar Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den on ayet alıp onu öğrenip onunla amel edinceye kadar bir başka on ayet almıyorlardı. Dediler ki: Böylece biz ilmi ve amel etmeyi öğrendik.”

Sahabenin büyüklerinden biri olan Abdullah İbn Mesud, Sahabe neslinin nasıl bir Kur’an anlayışına sahip olduklarını bize şöyle aktarır: “Bize Kur’an lafzını ezberlemek zor, onunla amel etmek ise kolay gelirdi; bizden sonrakilere ise Kur’an’ı ezberlemek kolay, onunla amel etmek ise zor gelmektedir. Kur’an, hükümleriyle amel edilsin diye indirildiği halde insanlar onun tilaveti ile yetinir oldular.”

İşte bizden istenen sadece mücerret olarak okumak değil, amel etmek için okumak, öğrenmek ve ilmi tahsil etmektir.

Bu nedenle Allahu Teâla:

  لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا

“Hanginizin daha güzel bir iş yapacağını denemek için.”[12]  demektedir.

Rabbimiz şöyle buyurmuştur.

وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

“De ki: Çalışın, yapın. Amellerinizi Allah da, Rasulü de, mü'minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah'ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.”[13]

Rabbimiz bizleri ilmi ile amil olanlardan eylesin.



[1] Zumer Suresi 9

[2] Buhari

[3] Bakara Suresi 44

[4] Cuma Suresi 5

[5] Tırmizi

[6] Ali İmran Suresi 31

[7] Muslim

[8] Tırmizi, Daavât, 128

[9] Tırmizi, Daavât, 68

[10] Alak Suresi 1

[11] Tırmizi

[12] Mülk Suresi 2

[13] Tevbe Suresi 105


Yorumlar

  1. Zühre Mungan

    Çok istifadeli bir çalışma olmuş Allah razı olsun

  2. Aykut Topaloğlu

    Allah Razı olsun Allah ilim ile amel etmeyi Cümle Müslümana nasip etsin insaallah.

  3. ahmet sayın

    Rabbim razı olsun rabbim bizleri faydasız ilimdem korusun ilmiyle amil olanlardan ve kendisinin razı olduğu kullardan eylesin.

Yorum Yaz