Rabbimiz şöyle buyuruyor:
قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
“(Ey Rasulüm) de ki: Hiç bilenlerle
bilmeyenler bir olur mu? Ancak gerçek akıl sahipleri anlar, öğüt alır.”[1]
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir
olur mu?” ifadesi,
ilmin önemine ve değerine işaret etmektedir.
Yine Rabbimiz رَّبِّ زِدْنِي
عِلْمًا
“Rabbim, ilmimi
arttır!” ayeti ile
Allah’a dua etmemizi öğütlemektedir.
Fahreddin Râzî bu ayetler ile ilgili
olarak şöyle söylüyor: “Burada ilmin üstünlüğüne, önemli bir şekilde dikkat
çekilmektedir.”
Naslar bir bütünlükte
değerlendirildiğinde, ilmin öğrenilmesi ve onunla amel etmenin ise esas olduğu
vurgulanmaktadır.
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de “İman
edenler ve salih amel işleyenler.” ayeti değişik sigalar ile mutlak ve
mukayyed olarak defalarca geçmektedir.
Salih amel kavramı birçok ayette
ise emir sigası ile geçmektedir. Emir sigası ile gelmesi, mükelleflerin mutlaka
salih ameller yapması gerektiğini vurgulamaktadır. Mesela, namazı, orucu, zekâtı
bunlara örnek olarak gösterebiliriz.
Birçok ayette ise salih amel
yapmanın önemine ve hayırlı neticelerine işaret edilmiştir. Ayetlerin bu
şekilde gelişleri, mükelleflerin bir an bile olsa, salih amellerden uzak
kalmamalarını temin içindir. İman ettikten hemen sonra Allah Subhanehû ve
Teâlâ özellikle amel etmemiz gerektiğini bize bildirmiştir.
İman ettikten sonra bizden istenen,
amelin ilmini öğrendikten sonra amel etmektir. Amelden yoksun bir şekilde
ilimleri öğrenmek ve bu şekilde sadece ilmi amaç haline getirmek, kişinin amel
etmek için değil de sadece bilgi sahibi olmak için okumasıdır. Kişi ilmiyle
amel etmediği sürece, öğrendiklerini pratiğe geçirmediği sürece, öğrendiği ilim
kendisine fayda vermez.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor:
يُؤْتَى بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. فَيُلْقَى فِي النَّارِ.
فَتَنْدَلِقُ أَقْتَابُ بَطْنِهِ. فَيَدُورُ بِهَا كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ
بِرَحَاهُ. فَيَجْتَمِعُ إلَيْهِ أَهْلُ النَّارِ. فَيَقُولُونَ: أَيْ فُلانُ ما
شَأْنُكَ ؟ أَليْسَ كُنتَ تَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَى عَنْ الْمُنْكَرِ؟
فَيَقُولُ: بَلَى. قَدْ كُنْتُ آمُرُكُمْ بِالْمَعْرُوفِ ولا آتِيهِ وَأَنْهَاكُمْ
عَنْ الْمُنْكَرِ وَآتِيهِ
“Kıyamet Günü’nde bir adam
getirilip Cehennem’e atılır. Bağırsakları karnından dışarı fırlar ve o hâlinde
değirmen çeviren merkep gibi döner. Cehennemdekiler onun yanına toplanır ve: Ey
filan, bu ne hâl? Bize iyiliği emreden ve bizden kötülüğü nehyeden sen
değilmiydin? derler. O da: Evet, iyiliği emrederdim fakat onu ben yapmazdım.
Kötülükten nehyederdim de onu kendim yapardım, diye cevap verir.”[2]
Kişinin ilmiyle amel etmemesi bu
sonucu doğurmaktadır. Amele dönüşmeyen ilim kişiye fayda vermediği gibi çok
çetin bir akıbetle de karşı karşıya kalmasına sebep olmaktadır.
İslâmî fikirler sadece soyut, donuk
bilgiler değil, pratik hayatta daima uygulanan mefhumlardır. İslâm fikirleri,
bu dünya hayatında insanın davranışlarını kontrol altına alan, hidayet, rahmet
ve öğüt olarak gelen, insanın yaptığı işlere çözümler getiren, davranışlarının
nasıl olması gerektiğini belirleyen düşüncelerdir. Bu nedenle Müslümanlar şer’î
nassları amel etmek, özellikle de hayattaki hareketlerini düzenlemek amacıyla
gelen nasslar olarak kavramalıdırlar.
Yani Müslümanın, İslâm'ın dünya
hayatındaki davranışlarını kontrol etmek için bir takım mefhumlar getirdiğini,
her İslâmî düşüncenin bir kanun olduğunu ve davranışlarının kontrol altına
alınması için bu konular çerçevesinde hareket etmesi gerektiğini kavraması
gerekir.
Onda eğitim yönünden ziyade pratik
boyut daha belirgindir. Dolayısıyla yalnızca eğitim boyutunda ele alındığında
İslâm'ın asli özelliğinin -pratik yönünün- kaybolacağının unutulmaması gerekir.
İslâm düşüncesinin pratik boyutu ve
insan davranışlarını düzenleyen düşüncelerden meydana geldiği unutulacak
olursa, hayattaki canlılığı kaybolur. Teorik İslâmî bilgiler olmaktan öteye
geçemez. İnsan davranışlarını düzenlemek maksadıyla gelen pratiğe yönelik
hükümler olma özelliği, zihinlerden kaybolan ve sadece teorik ile bireysel ve
zihinsel mutluluğa ulaştıran bilgiler haline gelir. Bu nedenle ilmi öğrenmekte
aslolan amel etmek için öğrenilmesidir.
Kişinin sözü ile davranışının
birbirini yalanlamaması gerekmektedir. Allahu Teâla ayette şöyle buyurmaktadır:
أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنْتُمْ
تَتْلُونَ الْكِتَابَ
“Kitabı okuyup durduğunuz halde
kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz?”[3]
Allahu Teâlâ başka bir ayette şöyle
buyurmaktadır:
مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ
ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارًا
“Kendilerine Tevrat öğretildiği
halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin
durumu gibidir.”[4]
ayetinin muhatabı olmamaya aşırı derecede özen göstermemiz
gerekmektedir.
Fahreddin Râzi şöyle der: “İlmiyle
amel etmeyen ve ilminden yararlanmayan kimselerin hali sırtında su kapları
olduğu halde çölde susuzluktan ölen devenin durumu gibidir.”
Ebu Berze Nadle İbni Ubeyd
el-Eslemî RadiyAllahu Anh'dan rivayet
edildiğine göre Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
“Hiçbir kul, Kıyamet Günü’nde
ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden
kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça
bulunduğu yerden kıpırdayamaz.”[5]
Kıyamet Günü’nde, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın huzurunda kişi
öğrendiği ilim ile amel edip etmediğinin hesabını verecektir. Bu nedenle
Allah’ın sevgisini kazananlar ilmi ile amel edenlerdir. Allahu Teâla ayette
şöyle buyurmaktadır:
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ
وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız
bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[6]
Ayette Allah’ın sevgisinin
kazanılmasının şartı Rasul SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’e ittiba olarak bildirilmiştir. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ittiba etmek ise O’nun gittiği yoldan
gitmektir. Yani onun yürüdüğü yoldan yürümektir. O’nun yaptığı ve uygulamalı
olarak gösterdiği amelleri yapmaktır. Ona uymak ve onun emrini dinlemektir.
İşte bu şekilde öğrenip amel eden Müslüman Allah’ın sevgisini
kazanacaktır. Nebî SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediği rivayet edilir:
“Sözleri toplayanlara yazıklar olsun!
Küfür üzerinde ısrarlı olanlara yazıklar olsun!” Ki onlar sözü dinlemek
isterler ancak onunla amel etmezler.
Tıpkı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu
hadiste söylediği gibi:
“Ümmetimden iki grup insan helak olmuştur:
Facir bir âlim, cahil bir abid. Denildi ki: Ya Rasulullah hangi insan daha
şerlidir? Dedi ki: Fesada uğradığı, bozulduğu zaman âlimler daha şerlidir.”
Ebu Derda dedi ki: “Allah'ın
huzuruna çıkıldığı zaman korkunç olanların en korkuncu: Sen bildin, öğrendin...
denmesi sonra da, bildiğinle amel ettin mi, diye sorulmasıdır.”
İslâmî düşünceler ve şer’î hükümler
insanı kontrol altına alan ve amel edilmesi için sorumluluklar yükleyen
konulardır. Bu nedenle, ihlâs ile amel etmek için öğrenilmeyen İslâmî ilimler, İslâmî
düşünceler ve şer’î hükümler kişi için çok çetin bir hesapla karşı karşıya
bırakacak bir durum ortaya çıkarmaktadır. Zira bu durumda İslâmî düşünce ve
hükümler insanların davranışları üzerinde hiç bir etki meydana getirmez hale
geliyor. Ayrıca bu durum apaçık bir günahtır. Selim bir kalp ile Allah'a
ulaşmanın dışında mal ve evlatların hiçbir fayda vermediği Kıyamet Günü’nde pek
şiddetli bir azapla karşılaşmak demektir. Ebû Hüreyre RadiyAllahu Anh Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim dedi:
إِنَّ أَوَّلَ
النَّاسِ يُقْضَىَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَيْهِ، رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ، فَأُتِيَ
بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا؟ قَالَ:
قَاتَلْتُ فِيكَ حَتَّىَ اسْتُشْهِدْت ُقَالَ: كَذَبْتَ، وَلَكِنَّكَ قَاتَلْتَ
لأَنْ يُقَالَ: جَرِيءٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَىَ
وَجْهِهِ حَتَّىَ أُلْقِيَ فِي النَّارِ.وَرَجُلٌ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ َعَلَّمَهُ،
وَقَرَأَ الْقُرْآنَ، فَأُتِيَ بِهِ، فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا. قَالَ:
فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا؟ قَالَ:
تَعَلَّمْتُ الْعِلْمَ، وَعَلَّمْتُهُ، وَقَرَأْتُ فِيكَ الْقُرْآنَ. قَالَ:
كَذَبْتَ، وَلَكِنَّكَ تَعَلَّمْتَ الْعِلْمَ، لِيُقَالَ: عَالِمٌ، وَقَرَأْتَ
الْقُرْآنَ لِيُقَالَ: هُوَ قَارِئٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ
عَلَىَ وَجْهِهِ حَتَّىَ أُلْقِيَ فِي النَّارِ.وَرَجُلٌ وَسَّعَ اللهُ عَلَيْهِ
وَأَعْطَاهُ مِنْ أَصْنَافِ الْمَالِ كُلِّهِ، فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ
فَعَرَفَهَا. قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا؟ قَالَ: مَا تَرَكْتُ مِنْ سَبِيلٍ
تُحِبُّ أَنْ يُنْفَقَ فِيهَا، إِلاَّ أَنْفَقْتُ فِيهَا لَكَ قَالَ: كَذَبْتَ،
وَلَكِنَّكَ فَعَلْتَ لِيُقَالَ هُوَ: جَوَادٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ
فَسُحِبَ عَلَىَ وَجْهِهِ، ثُمَّ أُلْقِيَ فِي النَّارِ
“Kıyamet Günü’nde aleyhinde ilk önce hüküm verilmek üzere, şehit olduğu
bilinen bir kimse getirilir. Allah ona olan nimetlerini anlatır. O da mazhar
olduğu nimetleri hatırlar. Allah: Ne amel işledin? diye sorar. Adam: Senin
yolunda cihad ettim ve nihayet senin için şehit düştüm, der. Allah: Yalan
söyledin. Bilâkis sen, cesaretlidir, desinler diye savaştın. Senin için öyle de
denilmiştir, buyurur. Başka bir hayırlı ameli bulunmadığından, emir verilir de
yüzü üzerine sürüklenerek Cehennem’e atılır. Sonra ilim öğrenmiş, öğrendiğini
başkasına öğretmiş ve Kur’an okumuş bir kimse getirilir. Allah ona da
nimetlerini hatırlatır, o da itiraf eder. Sonra Allah ona: Ne amel işledin?
diye sorar. O: Senin rızan için ilim öğrendim. Onu başkalarına öğrettim. Senin
için Kur’an okudum. der. Allah: Yalan söyledin. Bilâkis sen âlim, denilmek için
ilim öğrendin. Ne güzel okuyor desinler diye Kur’an okudun. Hakikaten senin
hakkında bunlar da söylendi, buyurur. Başka bir hayırlı ameli bulunmadığından,
emir verilir de, yüzü üzerine sürüklenerek Cehennem’e atılır. Sonra Allah’ın
kendisine her çeşit maldan bolca verdiği bir kimse getirilir. Allah ona
nimetlerini hatırlatır. O da hatırlar. Sonra Allah ona: Ne amel işledin? der.
Adam: Verilmesini istediğin yerlere senin rızan için bolca verdim, der. Allah:
Yalan söyledin. Benim için vermedin. Ne cömert bir kimsedir, desinler diye
verdin. Nitekim hakkında böyle de denilmiştir, buyurur. Nihayet, başka bir
hayırlı ameli de olmadığından, emir verilir de yüz üstü sürünerek Cehennem’e
atılır.”[7]
Hadisi şerifte Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Cehennem’in
kendisiyle tutuşturulduğu üç kişiden birinin âlim olduğunu haber vermiştir.
Âlim olan kişiyi Cehennem’in kendisiyle tutuşturan üç kişiden biri kılan sebep
ise öğrendikleriyle amel etmemesidir. İhlâsı öğrenmiş bunu başkalarına anlatmış
ama kendisi bununla amel etmemiş, bu şekilde de ateşin kendisiyle tutuşturulduğu
üç kişiden biri olmuştur. İşte bundan dolayı İslâm’da ilim, ihlâs ile ve
mutlaka amel etmek için öğrenilir. Rasul SallAllahu
Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
“Allah'ım, bana öğrettiklerinle
beni faydalandır, bana fayda sağlayacak ilim öğret, ilmimi artır.”[8]
“Faydasız ilimden Allah'a
sığınırım.”[9]
Faydasız ilim, kişinin durumunu ve
davranışlarını düzeltmeyen, bilinip fakat onunla amel edilmeyen ilimdir. İşte
bu şekilde amelsiz ilim öğrenmekten Rasul SallAllahu
Aleyhi ve Sellem Allah Subhanehû’ya sığınmış ve bize de bu şekilde
dua etmeyi öğretmiştir.
Biliyoruz ki Kur’an-ı Kerim’in ilk
emri “oku” ile başlamıştır. Bizler elbette bunu ciddi ciddi düşünmek
zorundayız. Okumak ne demektir? Bu soruyu kendimize sormak zorundayız. Bu bize
neyi anlatır? Bunun üzerinde düşünmek ve sebebini anlamaya çalışmak zorundayız.
Okuma emri bununla kalmadı, devamında Rabbimiz buyurdu ki:
بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
“Yaratan Rabbinin adıyla oku.”[10] Okuma işleminin Allah’ın ismiyle
olunacağı söyleniyor. Okuma Allah adına olacak. Rab’dan gelen okunacak. İşte bu
“oku” emri yalın bir okuma değil, tefekkürle bütünleşen, tedris ve amel ile
hayata inen bir okumadır. Yani hayata intibak eden, hayatta uygulanan,
uygulanma alanı olan, yani okuyandan amel isteyen, okuyucusunu amele sevk eden
bir okumadır. Nitekim bu hususta Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
“Her kim Kur’an’ı okur, onu
anlayarak ezberler ve helâlini helâl, haramını haram kabul eders, Allah bu
Kur’an sebebiyle onu Cennet’e koyar.”[11]
Ebu Abdurrahman diyor ki: “Bize
Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Ashabından birisinin anlattığına göre onlar
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den on ayet alıp onu öğrenip onunla amel
edinceye kadar bir başka on ayet almıyorlardı. Dediler ki: Böylece biz ilmi ve
amel etmeyi öğrendik.”
Sahabenin büyüklerinden biri olan
Abdullah İbn Mesud, Sahabe neslinin nasıl bir Kur’an anlayışına sahip
olduklarını bize şöyle aktarır: “Bize Kur’an lafzını ezberlemek zor, onunla
amel etmek ise kolay gelirdi; bizden sonrakilere ise Kur’an’ı ezberlemek kolay,
onunla amel etmek ise zor gelmektedir. Kur’an, hükümleriyle amel edilsin diye
indirildiği halde insanlar onun tilaveti ile yetinir oldular.”
İşte bizden istenen sadece mücerret
olarak okumak değil, amel etmek için okumak, öğrenmek ve ilmi tahsil etmektir.
Bu nedenle Allahu Teâla:
لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا
“Hanginizin daha güzel bir iş
yapacağını denemek için.”[12]
demektedir.
Rabbimiz şöyle buyurmuştur.
وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ
وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ
فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
“De ki: Çalışın, yapın.
Amellerinizi Allah da, Rasulü de, mü'minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da,
görülen âlemi de bilen Allah'ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün
yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.”[13]
Rabbimiz bizleri ilmi ile amil
olanlardan eylesin.
[1]
Zumer Suresi 9
[2] Buhari
[3]
Bakara Suresi 44
[4]
Cuma Suresi 5
[5]
Tırmizi
[6]
Ali İmran Suresi 31
[7]
Muslim
[8]
Tırmizi, Daavât, 128
[9]
Tırmizi, Daavât, 68
[10]
Alak Suresi 1
[11]
Tırmizi
[12]
Mülk Suresi 2
[13]
Tevbe Suresi 105


Yorumlar