بسم الله
الرحمن الرحيم
Salih ve Islah Kavramları
Kullanımı çok yaygın olmakla
beraber İslam literatöründe oldukça önemli yer alan ‘Islah’ kavramı farklı
formlar ve şekillerle Kur’an’ı Kerim’in ve Sünnet’in birçok yerlerinde
geçmiştir. Meşhur İbni Menzur El-Ensari’nin Lisanül Arap kitabında sayfa
294-295 صَلَحَ “salaha” bölümünde şöyle
diyor: "الصَّلاح: ضد الفساد. والإصلاح: نقيض
الإفساد. وأَصْلَح الشئَ بعد فساده: أَقامه. وأَصْلَحَ الدابة: أَحسن إِليها
فَصَلَحَتْ." “Islah olmak bozukluğun tersidir. Islah etmek
ise bozgunculuk çıkarmanın tersidir. Bozulduktan sonra bir şeyi ıslah etmek onu
düzeltmektir. Bineği düzeltmek -bakımını yapmak- ıslah olması için ona iyilik
yapmaktır.”
Nitekim Kur’an-ı Kerim mana
itibarıyla zıt olan “ıslah” ve “bozgunculuk” kavramlarını şöyle
kullanmıştır:
وَلَا تُفْسِدُوا
فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ
رَحْمَةَ اللَّهِ قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ
“Islah edilmesinden sonra
yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a korkarak ve (rahmetini) umarak
dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere -hem Allah- hem O’nun rahmeti çok
yakındır.”[1]
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا
فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ. أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ
وَلَكِنْ لَا يَشْعُرُونَ
“Onlara: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın.’
denildiği zaman, ‘Biz ancak ıslah edicileriz.’ derler. Şunu bilin ki,
onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin hissetmiyorlar.”[2]
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ
قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ
وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ. وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ
فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ
“İnsanlardan öyleleri vardır ki,
dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana
-samimi olduğuna- Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, hasımların en yamanıdır. O,
dönüp gitti mi -yahut bir iş başına geçti mi- yeryüzünde ortalığı fesada
vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu
sevmez.”[3]
Ayrıca “ıslah” kavramı
yukarıda belirttiğimiz mana ile Kur’an-ı Kerim’in farklı yerlerinde geçmiştir.
Misal olarak Allah-u Teala Şuayb Aleyhi’s
Selam hakkında şöyle buyurmuştur:
قَالَ يَا قَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِنْ
كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَرَزَقَنِي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًا وَمَا
أُرِيدُ أَنْ أُخَالِفَكُمْ إِلَى مَا أَنْهَاكُمْ عَنْهُ إِنْ أُرِيدُ إِلَّا
الْإِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفِيقِي إِلَّا بِاللَّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ
وَإِلَيْهِ أُنِيبُ
“(Şuayb) Dedi ki: Ey kavmim! Eğer
benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O bana
tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim
şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece
gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam Allah’ın
yardımı iledir. Yalnız O’na dayandım ve yalnız O’na döneceğim.”[4]
Kur’an-ı Kerim ıslah olmak ve ıslah
etmek her iki kavramı farklı değerlendirir. Islah olan kişi sadece kendisindeki
kötülüğü değiştiren kimsedir. Islah eden kişi ise bununla yetinmeyip başkasının
kötülüğünü değiştiren kimsedir. Diğer bir ifade ile ıslah olan Müslüman şer’î
hükümlere uyan kimsedir. Islah eden Müslüman ise, uymak ile birlikte başkasını
şer’î hükümlere uymaya davet eden/çağıran kimsedir. Biri uyuyor, diğeri ise
uymaya çağırıyor. Mesela beş vakit namazını kılan bir Müslüman salih bir
kimsedir. Ama kılmak ile beraber başkasını namaz kılmaya davet eden Müslüman
ise ıslah edici bir Müslümandır. Yani salih olmak ve İslam’ı yaşamak güzel ve
üstün bir meziyet olduğu kadar ıslah etmek ve İslam’ı yaşatmak daha güzeldir.
Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا
الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ
“İman edip salih amel işleyenleri,
muhakkak salihler içine katarız.”[5]
ve şöyle
buyurmuştur:
وَالَّذِينَ يُمَسِّكُونَ بِالْكِتَابِ
وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ الْمُصْلِحِينَ
“Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı
dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle ıslah edenlerin ecrini zayi
etmeyiz.”[6]
Buna göre ıslah olan Müslümanın
Allah katında büyük bir ecri ve mükâfatı vardır. Ancak ıslah eden Müslümanın
ise derece bakımından Allah katında daha büyük ecri ve mükâfatı vardır. Sıralama
bakımından ise Kur’an’a göre ıslah eden Müslüman önce gelir, yani ıslah eden Müslüman
olmadan salih kimselerden bahsetmek yanlış olur. Müslümanın salih kişi olması
yeterli değildir. Bu gerçeği Kur’an-ı Kerim ve peygamberlerin hayatı ispatlıyor.
Çünkü insanların durumu ıslah eden kimselerin varlığıyla olur. Diğer bir deyiş
ile ıslah olan kimse ıslah eden kimseye bağlıdır. Yani ıslah eden bir topluluk
olmadığı sürece insanlar ıslah olamazlar. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ
الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا مُصْلِحُونَ
“Halkı ıslah eden olduğu
halde Rabbin, haksızlıkla memleketleri helak etmez.”[7]
Allah-u Teala salihleri övdüğü
halde, fakat bu ayette salihlerden değil ıslah edenlerden söz etmiştir.
Neticede sayısı ne kadar çok olursa olsun salih kimselerle insanların durumu
değişmez. Fakat sayısı az da olsa ıslah eden kimseler ile bu kötü durum değişebilir.
Aşağıdaki şu hadis bu gerçeği çok güzel açıklamaktadır:
قَالَتْ زَيْنَبُ بِنْتُ جَحْشٍ:
فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَنَهْلِكُ وَفِينَا الصَّالِحُونَ ؟ قَالَ:
نَعَمْ، إِذَا كَثُرَ الْخَبَثُ
“Zeyneb bintu cahş Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’e: Aramızda salih kimseler olduğu halde yine helak
olacak mıyız? diye sordu. Dedi ki: Evet, eğer pis ve kötülük çoğalırsa.”
Diğer taraftan da الفاسد “bozuk” ile المفسد “bozgunculuk çıkaran” arasında fark vardır. الفاسد “bozuk” haram işleyen kimsedir. المفسد “bozgunculuk çıkaran” ise; haram işlemekle beraber
başkasını onu işlemeye davet eden/çağıran kimsedir. Yani içki içen kişi bozuk
ise, onu içmeye ve bu kötülüğü yaymak için davet eden kişiye de bozgunculuk
çıkaran kişi denir. Dolayısıyla kötülüklerin yayılmasını sağlayan aktör bozuk
kişi değil bozgunculuk çıkaran kimsedir. Mesela; Firavn’un sihirbazları Mısır
toplumunda bozgunculuk çıkaran bir topluluk idi ve asıl bozgunculuğu yayan
onlar idi. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ائْتُونِي بِكُلِّ
سَاحِرٍ عَلِيمٍ. فَلَمَّا جَاءَ
السَّحَرَةُ قَالَ لَهُمْ مُوسَى أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ. فَلَمَّا
أَلْقَوْا قَالَ مُوسَى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُ إِنَّ اللَّهَ سَيُبْطِلُهُ
إِنَّ اللَّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ
“Firavun dedi ki: Bilgili bütün
sihirbazları bana getirin! Sihirbazlar gelince Musa onlara: Atacağınızı atın,
dedi. Onlar (iplerini) atınca, Musa dedi ki: Sizin getirdiğiniz sihirdir. Allah
onu boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah bozgunculuk çıkaranların işini
düzeltmez/ıslah etmez.”[8]
Aynı şekilde Salih Aleyhi’s Selam da kavmini kendisine
davet ederken şöyle dedi:
وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ.
الَّذِينَ يُفسِدون في الأرضِ ولايُصلحون
“Haddı aşanların emrine uymayın ki
onlar yeryüzünde ıslah etmeye değil bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar.”[9]
Bu konu hakkında tefsirde güzel bir
latife geçer, şöyle ki; neden Salih peygamberin ismi muslih değil? Çünkü
kendisi peygmber ve Allah’ın elçisi olduğu için ismi salih ve kavmini salih
amellere çağırdığı için kendisi muslih oluyor. Yani o iki güzelliği bir arada
toplamıştır.
Şu bir gerçektir ki insanlar ya
hayırda yarışırlar ya da şerde. Hayırda yarış yukarıdan aşağıya ıslah edenler
ile başlayarak salih olanlara doğru gelişir. Şerde yarış ise bozgunculuk
çıkaranlar ile başlayarak fasit olanlara doğru geriler. Yarışın istikametini
belirleyen ise her iki grubun yukarıdaki kanaat önderleri, yani “ıslah
edenler” ve “bozgunculuk çıkaranlar”dır.
Özetlemek gerekirse “ıslah olmak”
“bozulmak” karşılığı, “ıslah etmek” ise “bozgunculuk çıkarmak”
karşılığı olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda otomatikman salih olanlar ıslah
edenlerden etkilenirler. (Bozuk) Fasit olanlar ise (bozgunculuk çıkaranların)
ifsat edenlerin etkisi altında kalan kimselerdir. Bu gerçeği gözler önünde
seren Kur’an-ı Kerim insanlar arasında frekans benzerliği olunca her zaman “tabandaki
olanlar tavandaki olanlara tabi olmuşlardır.” diye anlatmıştır:
إِذْ تَبَرَّأَ الَّذِينَ اتُّبِعُوا
مِنَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا وَرَأَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ
الْأَسْبَابُ. وَقَالَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا
لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُوا مِنَّا
“İşte o zaman kendilerine uyulup
arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzklaşırlar ve -her iki taraf da-
azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır. Başkasına
uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı
da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!”[10]
Dolayısıyla tarih boyunca ıslah
edenler salihlere, bozgunculuk çıkaranlar ise bozuk kimselere öncülük ederek
onların hayattaki gidiş istikametini belirlemişlerdir. Çünkü ıslah edenler
salih olanların, bozgunculuk çıkaranlar da bozuk olanların kanaat
önderleridirler.
Bir diğer gerçek ise ıslah edenler
kendileri gibi salih kimseleri üretirken bozgunculuk çıkaranlar rahat durmadığı
gibi, bozgunculuk çıkaranlar da kendileri gibi bozuk kişiler üretirken ıslah
edenler seyirci kalmamalıdırlar. Çünkü hak-batıl mücadelesi kıyamete kadar
devam edecektir.
ذَلِكَ بِأَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا
اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَأَنَّ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ
رَبِّهِمْ
“Bu, inkâr edenlerin batıla
uymaları ve iman edenlerin Rablerinden gelen hakka uymalarından dolayıdır.”[11]
Konu ile alakalı olarak işlenmesi
gereken tek bir kavram kaldı ki o da “Değişim” kavramıdır. İslam literatüründe
yer alan fakat mana olarak ıslah kelimesine yakın olan “Değişim”
kavramının günlük konuşmada her ikisi de eş anlamlı olarak kullanılmaktadırlar.
Fakat dünya toplumları nüfus ve yerleşim olarak büyüdükçe, oranla da toplumsal
ilişkiler genişledikçe her iki konu ile ilgili kullanılan bilgiler ve
kavramların manası da daha kapsamlı olarak genişlemiştir. Çünkü bilim ve ilim
uzmanları/âlimler ilgili hususu açıklarken belli kavramlar kullanırlar.
Kullanılan her kavrama belli bir mana kazandırılır, bu ilim alanı hakkındaki
bilgiler çoğaldıkça ve uzmanların ufku genişleyerek daha derin tecrübeler
kazandıkça kullanılan kavram ilkel manasında kalmayıp ona daha geniş ufuk ve
pencereler açılır. Misal olarak Abdullah bin Abbas’ın bize gelen Kur’an-ı Kerim
tefsiri ile Hicri olarak 7. yüzyılda ölen Kurtubi tefsiri arasında çok büyük
farklılıklar vardır. Aynı şekilde Arapça dil bilgisi hakkında Ebu-l Esved
Eddüeli (H.Ö 16- 69 H.) tarafından kaleme alınan ilk eser ile İbni Cinni’nin
(322 H.-392 H.) yazdığı eser bir değildir. Her âlim zamanın adamı olarak ilgili
ilmi ele alarak eser yazar ve kavramları açıklar. Bu perspektiften bakacak
olursak “Değişim” kavramını da bu çerçeve içinde oturtabiliriz. Genelde “Değişim”
kavramı günümüzde toplum ve insanların durumunu kötü bir düzeyden daha iyi bir
düzeye getirmek anlamında kullanılır. Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim’de “Değişim”
sözcüğü iki yerde geçmiştir; biri Ra’d Suresi 11, diğeri de Enfal Suresi 53’tedir:
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ
وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ لَا
يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا
أَرَادَ اللَّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ
مِنْ وَالٍ
“Onun önünde ve arkasında Allah’ın
emri ile onu koruyan takipçiler -melekler- vardır. Bir toplum kendilerindeki
özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah
bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey
yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.”[12]
ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ لَمْ يَكُ مُغَيِّرًا
نِعْمَةً أَنْعَمَهَا عَلَى قَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ
وَأَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Bu da, bir toplum kendilerinde
bulunanı değiştirinceye kadar Allah’ın onlara verdiği nimeti
değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.”[13]
Kurtubi’nin bu iki ayet hakkında
yazdığı tefsir belki iki sayfayı geçmez. Belki Kurtubi şimdiki yaşadığımız
derin acı ve uzun sancıları yaşasaydı çok farklı analiz ve tefsiri olacaktı ve
daha detaylı açıklamalar yapacaktı. Oysa günümüzde çok önem arz eden ve bu iki
ayetin içinde barındırdığı “Değişim” kavramı üzerinde uzun uzun
durulmalı, hakkında kamuoyu oluşturularak ciddi konferanslar ve faydalı
programlar düzenlenmeli, aydınlatıcı ve ışık tutucu araştırmalar yapılmalı ve
en önemlisi “Değişim” kavramına doğru mana kazandırılarak doğru “Değişim”i
arzulayan bir nesil yetiştirilmelidir. Çünkü “Değişim”in doğru olarak
anlaşılmasının ilk adımı toplumdaki kanaat önderlerinin öncülük yaparak samimi
ve doğru bir şekilde onu açıklamasıdır. Eğer içinde bulunduğumuz 21. yüzyılın
Müslümanları olarak bir takım kavramları doğru bir şekilde anlamazsak, onlar
bizi kavurup kesecektir. Yukarıda geçen her iki ayette bulunan “Değişim”
kelimesi; bir toplum halini değiştirmek için gerçek değişimi içinden samimi
olarak geçirip harekete geçmediği sürece Allah ona layık olduğu “Değişim”i
nasip etmez, başarılı kılmaz manasını taşımaktadır. Dolayısıyla fikri olarak “Değişim”
kavramı “ıslah” kavramı ile kesiştiği gibi daha kapsamlı ve temel bir kullanıma
sahiptir.
[1]
A’raf Suresi 56
[2]
Bakara Suresi 11-12
[3]
Bakara Suresi 204-205
[4]
Hud Suresi 88
[5]
Ankebut Suresi 9
[6]
A’raf Suresi 170
[7]
Hud Suresi 117
[8]
Yunus Suresi 79-81.
[9]
Şuara Suresi 151-152
[10]
Bakara Suresi 166-167
[11]
Muhammed Suresi 3
[12]
Ra’d Suresi 11
[13]
Enfal Suresi 53


Yorumlar